İçeriğe geç

Meczup (kitap oldu)

Bölüm 18 · 7 dk okuma

Meczup (kitap oldu)

Bölüm 18

17. Bölüm

18. Bölüm

Turkaz'dan...

Yalnızlık doğru seçenek mi? Dolunay'a aşığım ama başkasın yanında kafamda tek düşünce ayrılsam mı? Boşansak mı? Arayıp konuşsam şuan desem ki bitti. Çok mu zorlanırım? Bir melodiyi sonlandıracağım, o şarkının yolu bitecek o kadar yani? Bir daha kimse baş başa "Teoman -Bülent ortaçgil Eylül akşamı" dinlemeyecek o kadar. Bu adam asala aşık olmayacak o kadar. Yalnızlık iyi gelir belki. Hatırladım da bana seni olduğun gibi kabul ediyorum demiştin, neredesin o zaman evi ben delirdim diye terk ettin başka açıklaması yok. Geçmişe gidip gelsem bende yok not tutuyorum öyle defterlere yazıyorum seni unutmayım diye. Fotoğraflar boş geliyor, nasıl desem yabancı geliyor. Yabancı iki yabancı insan fotoğraf çekinmiş o kadar, Efsun! Ben sana karşı koyamadım sen beni kalabalıkta terk ettin! Tozlu piyanoyu yalnız çaldım bir süre senin melodini çaldım. Kendim yazdım kendim oynadım. Dinledim seni dokunmadım bize, ne olacak şimdi?

Yazardan...

Siyah defteri kapatıp masaya bıraktı. Uğur evinde olmaktan pek memnum değildi. Tuhaf bir sessizlik, bayat bir aşk kokusu seziyordu başka bir şey değil. Odadan çıkıp salona gitti. Uğur televizyon izliyordu. Yanına oturdu.

"Melis!"

"Efendim?"

"Tokan var mı?"

"Neyim?"

"Gel buraya!"

"Tamam."

Melis salona geldi

"Tokan var mı?"

"Evet, ne oldu?"

"Saçımı toplasam gözümün önüne geliyor da."

"Tamam."

Tokayı almak için misafir odasına gidip 2 dakika içinde tekrar geldi.

"alabilirsin."

"Teşekkür ederim baby!"

Melis gülümsedi. Utanmasını gizlemeye çalışarak misafir odasına gitti.

Turkaz sessizce etrafa bakınıyordu. Televizyonda "Aşkı memnu" açıktı.

"Bihter?"

"Behlül favorim ya onsuz güne başlamam bilirsin!"

"Bilirim!"

Bir süre Aşkı Memnu izlediler. Dizi reklamlara girdiğinde sessizliği şöyle bozdu; Ayrılacağım Dolunay'dan çok sıkıldım başkası ile olmasından!"

"Emin misin?"

"Lütfen sorma artık her an arayıp bitti diye bilirim şu halime bir bak!"

Mavi gözleri bu kez dolmuştu. Ağlayamıyordu günlerdir. Bu kez gözünden yaş geldi. Haykırmak isterdi aşkını dünyaya tertemiz delirdi Turkaz, tertemiz...

Sanki her gün aynı şarkıyı dinledi. Aynı cümleyi defalarca tekrarladı. Eli telefona gitti, geri geldi.

"Haberi var mı benden sordu mu beni?"

"Beni hiç aramadı belki Melis'i aramıştır."

Dedi yalandan bir tebessümle.

"Melis!"

Melis salona geldi.

"Efendim?"

"Dolunay beni hiç sordu mu?"

"Turkaz şey..."

"Ney?"

"Turkaz şey Dolunay..."

"Söyler misin?"

"Dolunay'a o çocuk evlenme teklifi etmiş."

Dedi. Turkaz'ın gözleri doldu.

"Ne demiş kabul mu etmiş?"

"Hayır ama evli olmasaydınız evet dermiş!"

"Evet, dermiş?"

Göz yaşını silip telefonu eline aldı.

"Engel olmayalım hanımefendin aşkına!"

"Saçmalama oğlum!"

Dolunay'ı aradı.

"Efendim?"

"Nasıl gidiyor yeni sevgilinle?"

"Sevgilim?"

"Dolandırma lafı sıktı harbi bitti!"

"Anlamadım."

"Anlatamam bitti ayrıldık boşanma davası açacağım avukat falan karıştırma anlaşmalı olsun davadan davaya uğraşmayalım ikimizde anlaştık mı?"

"Turkaz ben sana aşığım yapma!"

"Sus Dolunay!"

Dedi, telefonu kapattı.

"Ben odama gidiyorum!"

Odasına gidip kapıyı kilitledi. Karanlıkta tek oturdu. Ne şarkı dinledi ne de ağladı. Karanlıkta yalnız oturdu sadece. Yalnızlığı seçti, sinek valesi.

Pembe duvardan...

Yalnızdı. Çünkü bu bir romantizm kitabı değildi. Üzgünüm bu kitap ne Beyza Alkoç'un elinden ne de Halit Ziya Uşaklıgil'in elinden çıktı. Bu kitap bir kaç hüzünle doldu. Bir aşk üçgenini değil bir bu kitap bir psikolojiyi anlattı. Çünkü yazar bu konuya merak salmıştı. Ne kadar doğru yazıyor bilinmez aslında korkuyor saçmalamaktan önce bunu aşmalı. Gerekiyorsa saçmalısın ne olacak ki? Ben yazabiliyorsam onu eleştirebiliyorsam o da saçmalasın derim. yazar iyi anlattı ama ben daha fazlasıyım. Neyse yazar anlatmaya devam etsin bakalım.

Yazardan...

Dolunay iç çekerek bir kenarda ağlıyordu. Yalnızlıktan korkuyordu. Hep kaçmıştı yalnızlıktan belki bu yüzden her seferinde yalnız kalacaktı.

"Olmaz!"

"Neden?"

"İstemiyorum!"

Kelimeleri bir kaç defa tekrarladı. Eski bir melodinin sesiydi bu.

Sanki pembe duvar yazmaya başlamıştı.

Nasıl bir karışıklığın içindeyiz?

Diye düşündü.

"Saçımı mı kestirsem?"

"Boyatsam?"

Bir değişiklik ne kadar iyi gelebilirdi ki? Bir ritimin sesine takılıp kalamaz öyle değil mi?

Üstünü giyindi ve çantasını alıp evden çıktı. Yakınlarda bir kuaföre uğradı.

Kıvırcık saçlarını küt kestirecekti.

Elini cebine attı. Bir kaç sokak yürüdü ve kuaförün önünde elini cebinden çıkardı. Bu sırada cebinden 20tl düştü. Hiç farkına bile varmadan kuaföre girdi.

Bu sırada Turkaz yerden kalkıp ışığı yaktı. Çantasından mavi bir gömlek ve kot pantolon alıp. Üzerine giydi. Odadan çıktı.

"Biraz yürürüm diyorum."

"Tamam bebek!"

"Görüşürüz bebek!"

Evden çıktı. Kulaklığını taktı. Teoman'ı dinlemeyi seçti. Sanki onları anlatıyordu bir çoğu şarkıda gerçi ondan siliniyordu, her şey... Mesela unutmuş şarkılarını, nasıl tanıştıklarını Dolunay'ın en sevdiği yazarı unutmuştu. Araf burada boğuldu, Bu kez Teoman duymadı. Yalnız Turkaz dinledi. Onu ne bir sevişmenin özleminde ne de bir rakının tadında. Bir kaç arabanın birine karışan korona sesi ile dinledi. Tozlu yollar ,karışık İstanbul trafiği, müziği son sese alıp hiçbir şeyi duymak istemeyen Turkaz. Eksik değildi hiçbir şey. Bir kehanet vardı aralarında hiç görmediler.

"Az ilerde Avukatın bürosu var gidip konuşsam mı?"

Diye geçirdi akılından. Hemen de akılına yattı bu fikir. Bu aşk onun için yalandan ibaretti.

"Üzgünüm sevgilim benden bu kadar!"

Diye bağırdı. Etrafında ki insanların tepkisini hiç takmadı. Yalanlarda kayboldu.

Esila kuaförün önden geçerken yerde bir 20tlye denk geldi. Eğilip parayı aldı.

"Sahibi kim acaba?"

Diye düşündü. Parayı cebine koyup avukatın bürosuna doğru ilerledi. Bir sokak sonra orda oldu.

"Merhaba!"

"Merhaba, Turkaz bey."

"Çok uzatmayalım olur mu?"

"Olur."

"O zaman siz sormadan söyleyeyim eminim!"

"Neden emin misin?"

"Dolunay'dan boşanmak istiyorum davalar ve benzer şeyler olmadan hal edelim istiyorum."

"Tabi o da istiyorsa, sizin çocuğunuz yok bu yüzden sıktı değil kolay hal ederiz."

Göz yaşlarını sildi.

Böylesi daha iyi Turkaz!

"Güzel!"

Deyip bir kağıt ve kalem istedi.

Hızlı söylenmiş bir İngilizce şarkı, sana aşık bir adam, tozlu bir piyona, eski bir şarkı ama bize ait değil sadece şarkın yazarına ait.

Üzgünüm sevgilim biz bir yalan bulduk

Ben senin için Romeo olmaya hazırdım da sen Juliet değildin.

Bizim için şiirler yazılmadı

Bizim için şarkılar yazılmadı

Sadece biz seçtik onlar bizim için çaldı, bir kaç kere o kadar!

Bu şiir eski bir kağıda yazılıyor

Yazar pek şiir yazamaz kusura bakma sevgilim!

Turkaz 'dan eski bir aşk hikayesine...

Elveda sevgilim!

Kağıdı katlayıp avukattan bir zarf istedi. Avukat çekmecesinden bir zarf çıkarıp verdi. Zarfın içine kağıdı soktu. Zarfı kapatıp üzerine adresi yazdı.

"Yakınlarda bir postacı vardı demi?"

"Evet var da ne yazdın?"

"Bir veda şiiri diyelim!"

"Anladım."

"Dolunay hanımla konuşup size geri dönerim!"

"Peki hoşça kalın o zaman!"

Deyip avukatın bürosundan ayırılırdı. Bir kaç sokak ilerledi. Bir postane aradı, sordu. Bir kaç sokak ötede olduğunu öğrenip postaneye doğru yürüdü. Bir kaç sokak sonrası sonunda postaneye geldi.

İçeri girdi. Kafasını kaldırması ile bir kadının ona çarpması tam oldu.

"Önüne baksana!"

"Sizin bakın bence!"

Güvenlik Turkaz'a bakıp irkildi.

"Kim önüne baksın beyefendi?"

"Hanımefendi!"

"Orada..."

"Birine benziyorsunuz!"

"Şey beyefendi iyi misiniz?"

"Evet neden?"

"Karışınızda kimse yok!"

Elleri titremeye başladı. Bir yalan bul Turkaz sen hasta değilsin insanlara sakız olma hadi ama bul bulsana! Diye geçirdi içinden.

"Pardon biraz gerginim ondan sanırım."

Deyip derin bir nefes aldı. Sıraya geçip beklemeye başladı. Şansına fazla kalabalık değildi. 5 kişinin sonunda sıra ona gelmişti. Zarfı verip oradan ayrılırdı.

Eve doğru yol aldı. mektup 3 gün içerisinde teslim edilecekti. O zaman kadar her şeyden uzaklaşacaktı.

Bir süre sonra eve geldi.

"Uğur?"

"Efendim aşkım?"

"Ben avukatla konuştum!"

Dedi elleri titrerken

"Çok güzel, eee Dolunay ne dedi?"

"Ona bir şiir yazdım pek anlamam ama veda amacı ile yazdım işte bizim aşkımıza böyle veda yakışır diye düşündüm."

"Doğru düşünmüşsün de neden titriyorsun?"

"Ben birini gördüm güvenlik görmedi!"

"Ne?"

"Evet!"

"İlaçlarını alıyor musun?"

"Evet alıyorum bundan Burak'a bahsetmem gerek biliyorum ama o kişi doktora çok benziyordu. "

Uğur Burak'ı aradı.

"Alo?"

"Burak Turkaz birini görmüş ve doktora benziyormuş!"

"Ne, biraz yavaş konuşalım."

"Tamam peki!"

Bir iç çekip devam etti

"Şimdi kimi görmüş halüsinasyon falan mı görmüş?"

"Evet halüsinasyon görmüş."

"Tamam peki doktora benziyormuş öyle mi?"

"Evet."

"Nerede görmüş?"

"Postanede!"

"Hm!"

"Haftaya bir buluşma ayrımıyım gelsin konuşalım!"

"Tamam görüşürüz!"

"Görüşürüz!"

Dedi ve telefonu kapattı.

Derin bir nefes aldı, kalbi hızlı atıyordu. Elleri titriyordu. Salondan çıkıp Misafir odasına gitti. Kapıyı kapattı. Yere oturup ağlamaya başladı.

Melis yanına oturup saçlarını koşmaya başladı. sadece teselli etti. Hiç sormazdı ne oldu diye. Uğur'da buna aşık olmuştu, işte sorgulamamdan sarılmasına aşık olmuştu.

Turkaz odasına gidip kapıyı kilitledi. Çekmecesinden lavanta kokulu bir tütsü çıkarıp yaktı. Kulaklığını takıp geceyi silmek istedi.

Eylül akşamı lavanta kokuyordu bu gece.

Lavanta kırık dökük bir çocukluğu silemezdi. Unuttururdu belki. Başka bir evrende saklardı, tütsün küllerinde her şeyi eski bir aşk hikayesin kehanetine bağlanırdı. Belki bu yüzden sonunda inanılmaz bir baş ağrısına sahip oluruz, unutmayı istediğimiz için...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.