İçeriğe geç

Meczup (kitap oldu)

Bölüm 19 · 9 dk okuma

Meczup (kitap oldu)

Bölüm 19

18 . Bölüm

19.Bölüm

Melodi çalmayı bıraktı ama bu son değildi. Bilmiyordu ne olacak yalnızlık ona göre değildi. Yalnızlığı tercih etti. Aynı evde iki yabancı olamazlardı. Bunu istemezdi.

Karanlık da, yatağında oturuyordu. Sessizlikle bütünleşti. Hayal etti başka bir romantizm kitabını, filmini, anlamadılar. Anlamayacaklar. Yalnızlık edebiydi, sonsuzdu. Evet biliyorum her şeyin bir sonu vardır. Kurallara haykırı ama yalnızlık sonsuz. Yalnız doğduk hepimiz ve hep birini aradık hangimiz gerçek aşkı buldu? Kimimiz en yakın arkadaşı ile yakıştırıldı ara sıra hoşlandığını düşündü ama gerçek değildi. Kimimiz ilişkiyi tek yaşadı. Kimimiz aldatıldı. Sevdik mi gerçekten? Yoksa aşkı harcamanın 80 yolunu mu denedik. Mesela şey derler abi denedim sadece. Neyi denedin? Bir ilişki denenir mi? Yaşamalı aşklar. Anlatılmıyor insanlara karanlık ağlamak değil sessizlikle bütünleşmek. Sizi bilmem ama Turkaz Dolunay'a çok aşıktı ve artık bitmesini istiyordu. Çünkü Turkaz aldatılıyor gibi hissediyordu.

Sessizliği bir zil sesi bozdu. Ofladı, pufladı. İsyanlarla kapıya doğru yöneldi. Kapıyı açtığında Dolunay karşısındaydı. Bıkmıştı aşktan.

"Neden geldin?"

Dedi bir daha gelme der gibi.

"Mektup göndermişsin veda etmişsin bize bir cevap yazdım."

Gülümsedi.

"Postacı diye bir şey var!"

"Getirdim işte, içeri girebilir miyim?"

"Of! Geç hadi."

Dolunay içeri girdi. Salona geçtiler koltuğa oturdu. Elindeki zarfı Turkaz'a uzattı. Zarfı alıp kolutuğun kenarına fırlattı. Saygısızdı aşka.

"Okusana!"

"Sonra okurum."

"Turkaz seni seviyorum."

Turkaz tepkisiz kaldı. Dolunay yalan söylemedi. Evet Turkaz'ı seviyordu ama aşık değildi bu başka bir şeydi.

"Neden bana inanmıyorsun?"

Gülümsedi.

"Başka bir erkekle buluştun!"

"Tanıyorsun!"

"Ne değiştir?"

"Çok şey aramızda bir şey yok!"

"Güldürme beni o adamı tanımıyorum ve sürekli buluşuyorsunuz, her şeyi geçtim Melis’e o adamı anlatıyorsun."

"Turkaz..."

"Sus, konuşma!"

Salondan çıktı, odasına gidip kapıyı kilitledi. Duvara yaslandı.

"Bitti!"

Diye bağırdı. Sözler satır aralarında kaldı. Müzisyen piyonanın başından kalktı ve beyaz bir örtü aradı. Aşkımızın üstü tozlanmış örtsek bir çarşafla misali. Piyonun üstüne beyaz bir çarşaf örtü. Bu aşk yarım kaldı, diğer tüm aşklar gibi.

Kapıyı açıp odadan çıkıtı. Salona girip bütün öfkesini kusmaya hazırladı.

"Çık git evimden!"

"Anlamadım?"

"Güldürme beni aşkımıza üçüncü birini aldın aşk iki kişiliktir demiştin yalan söyledin!"

Gözleri doldu.

"Turkaz, ben..."

Sözünü kesti.

"Sen beni sevmiyorsun deniyorsun amacını anlamak bile istemiyorum düşündüğün erkek değilim çık git hayatımdan!"

"Unutun her şeyi sadece beni hatırlayan birini istedim!"

"Neyi unuttum bizi mi , sen sildin ben bir şey dedim mi?"

"Neyi unutun güzel soru aptalsın sen, sen seni istemiyorum her zaman anlamsız davranıyorsun böyle bil!"

"Bitti!"

"Kim var hayatında hangi kadın?"

Sinirlendi. Normalde hiç olmadığı kadar. Dolunay üstte çıkmaya çalışıyordu.

Kolundan tuttu ve salondan çıkartıp dış kapıyı açtı.

"Defol git bir daha gelme bunu söylemek istemedim ama artık çok geç Eylül akşamını sen kirlettin!"

Deyip kapıyı örttü.

Attila ilhan en sevdiği şairdi. Dolunay bunu unutmasını hiç istemedi. Hatta mektuba nakış nakış işlendi.

Pembe duvardan...

Hızlı ve bir şeyler karışık geldi demi? Abi ne oluyoruz yani dediniz. Bir aşk hem ilaç hem zehir olabilir mi? Hiç öpüştüğünüz mü? Aşkın hissidir ne kadar saçma gelse de hissileri yoğunlaştırır. Ya nefreti ya aşkı yazar. Hiç öpüşme anlatmadı yazar ben okur olsam sorgularım. Bu Turkaz aldatılıyor, aşık olduğu kadın tarafından bu cepte ama Dolunay ve o adamın arasında ne oldu. Bir şeyler sezdim ama neyse. Bir rock şarkı dinliyorsunuz bu şarkı İngilizce elektronik gitar sesi bütün sözleri siliyor ve melodi ilk yarım saat yalnız çalıyor işte o rock gitarın yerine Turkaz'ı koyun. Şarkı Dolunay. Aslında güzel şarkı ama bozuk bir kulaklıkla dinleniyor. Ben buraya bir şarkı bırak istiyorum;

Bölünür sancıyla uykular

Sığınak değil en kuytular

Gökte ay ön dört ben dolunay

Son hatıramı sinene sar

Bu kadarına razıyım yar

Atlıyorum nakaratı çünkü ait değil bu kitaba bir söz hariç dedi ki Sezen Aksu; Bu yorgun kırık dökük hikayenin de

Adı bende saklı.

Her şey son satırlarda saklıydı;

Dalda muhabbette kumrular

Bana ayrılığı sordular

Dedim afet, yangın, dedim kar

Dedim adet aşkı vururlar

Dedim adet aşkı vururlar

(Sezen aksu - Adı bende saklı)

Şarkı bitti tıpkı Eylül akşamı gibi. Pembe duvar için Eylül akşamı son buldu.

Yazardan...

Salona girip mektubu aldı ve açıp okumaya başladı;

Ayrılacağım demişsin bu kadar kolay mı? Unuttun mu her şeyi? İnanmak istemiyorum. Sözlerim eski kusura bakma bir yerde bana Gönül çelen diyeceksin biliyorum. Seni aldattım. Yalan değil seni seviyorum ama nasıl denir bilmiyorum başkasını öptüm. Bunu biz sevgiliyken yaptım. Beni çok kez unuttun ama o her şeyi hatırladı. Bana ilk öpüşmemizi anlattı geçen gece gözleri doluydu. Özür diledi, sen evlisin dedi. İki yabancıyız dedim. Beni unuttuğunu söyledim. Bir şey değiştirmez dedi. Eve gidip seni düşündüm. Ayrılık sevdadır. Der, sana mecburum bilemezsin der, bizi anlatır mı Attila ilhan? Bir şiir de biz var mıyız? Bizim için şarkılar yazılmadı öyle değil mi kimdi acaba Teoman demiştin ya Eylül akşamı şarkısı bizim aşkımıza ait. Cümlelerin boş, kelimelerim yetersiz. Boşlukta aynı şarkıyı yüz kez dinledim. Teoman'ı hatırlıyor musun? Bizim hikayemizi hatırlıyor musun? Paylaşacak bir şey artık yok! Gözlerim dolu bir özlem var içimde bilmediğim bir şey adına buraya bir şiir bıraksam bizi tamamlasa ;

Ayrılık Sevdaya Dahil

Açılmış sarmaşık gülleri kokularıyla baygın

En görkemli saatinde yıldız alacasının

Gizli bir yılan gibi yuvarlanmış içimde kader

Uzak bir telefonda ağlayan yağmurlu genç kadın

Rüzgar uzak karanlıklara sürmüş yıldızları

Mor kıvılcımlar geçiyor dağınık yalnızlığımdan

Onu çok arıyorum onu çok arıyorum

Her yerimde vücudumun ağır yanık sızıları

Bir yerlere yıldırım düşüyorum

Ayrılığımızı hissettiğim an demirler eriyor hırsımdan

Ay ışığına batmış karabiber ağaçları gümüş tozu

Gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar yaseminler unutulmuş

Tedirgin gülümser

Çünkü ayrılık da sevdaya dahil çünkü ayrılanlar hala sevgili

Hiç bir anı tek başına yaşayamazlar

Her an ötekisiyle birlikte her şey onunla ilgili

Telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar

Gittikçe genişliyen yakılmış ot kokusu

Yıldızlar inanılmayacak bir irilikte

Yansımalar tutmuş bütün sahili

Çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var

Öyle vahşi bir tat ki dayanılır gibi değil

Çünkü ayrılıklar da sevdaya dahil

Çünkü ayrılanlar hala sevgili

Yalnızlık hızla alçalan bulutlar karanlık bir ağırlık

Hava ağır toprak ağır yaprak ağır

Su tozları yağıyor üstümüze

Özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır

Eflatuna çalar puslu lacivert bir sis kuşattı ormanı

Karanlık çöktü denize

Yalnızlık çakmak taşı gibi sert elmas gibi keskin

Ne yanına dönsen bir yerin kesilir fena kan kaybedersin

Kapını bir çalan olmadı mı hele elini bir tutan

Bilekleri bembeyaz kuğu boynu parmakları uzun ve ince

Sımsıcak bakışları suç ortağı kaçamak gülüşleri gizlice

Yalnızların en büyük sorunu tek başına özgürlük ne işe yarayacak

Bir türlü çözemedikleri bu ölü bir gezegenin soğuk tenhalığına

Benzemesin diye özgürlük mutlaka paylaşılacak suç ortağı bir sevgiliyle

Sanmıştık ki ikimiz yeryüzünde ancak birbirimiz için varız

İkimiz sanmıştık ki tek kişilik bir yalnızlığa bile rahatça sığarız

Hiç yanılmamışız her an düşüp düşüp kristal bir bardak gibi

Tuz parça kırılsak da hala içimizde o yanardağ ağzı

Hala kıpkızıl gülümseyen sanki ateşten bir tebessüm zehir zemberek AŞKIMIZ.

-Attila ilhan-

Bütünleşelim bu şiirle son bir defa sesini duymak isterim nefret kusan bile. Bizi kim anlatır bilem belki pembe duvarlar anlatır sana bizi o doktor söyler beni. O duvarlar boş demi? En çok bundan kaçtım. Ne çok bundan korktum erkek arkadaşım pembe bir duvarda bir doktor görüyor. Komik değil mi? Kime demişsem güldü geçti. Kimse anlamadı. Sen anlatıyordun ben anlamak istiyordum. Bir şey eksik ben de dalgınım biraz örnek vermem gerekirse 20tl kaybettim geçen gün kuaföre eksik para verdim sonra tekrar kalanı ödedim. Trafikte akmayan bir aşkız artık. Elveda demişsin hoşça kal diyorum.

Kağıdı koltuğa bıraktı. Misafir odasına girdi. Uğur yoktu. Telefonu eline alıp aradı.

"Neredesin?"

"Kapıda bebek açsana!"

"Hemen!"

Gidip kapıyı açtı. Melis ve Uğur içeri girdi.

"Salona geçelim mi? Bir şey anlatmam gerek."

"Tamam."

Solana geçtiler.

Melis'in telefonu çaldı, arayan Dolunaydı.

"Alo?"

"Turkazla ayrıldık her şeyi anlattığım bir mektup yazdım. Sanırım benden nefret ediyor."

"Neden?"

"Bilmiyorum aşırı dalgınım."

"Ne gibi?"

"Paramı kaybettim. Benlik değil 20 tl kaybettim."

"Hm"

"Şey Turkazla konuşuyoruz seni sonra arıyım mı?"

"Olur!"

Telefonu kapattı.

Turkaz göz yaşlarını sildi.

"Gönül çelenmiş .öyle diyor beni yıllar önce aldatmış."

"Ne?"

"Unutmuşum her şeyi bir de dalgınmış 20tl kaybetmiş."

"Ne yapalım, bağış?"

Melis güldü.

"Tuhaf olan şu o parayı ben buldum. Kuaföre giderken düşürmüş, bende kuaförün önünde 20tl buldum."

"Emin misin?"

Diye sorguladı Melis.

"Belki benim kâğıt param bir şekilde döne dolaşa senin cebine girmiştir."

Diye devam etti Turkaz.

"Aldım demiyor da bir şekilde girmiştir, diyor."

Turkaz gülmeye başladı.

"Abi şey ya şarkı sözü Teoman'ın Eylül akşamı şarkısında geçen bir söz."

"Biliyoruz canım."

"Bence romantik."

Diye ekledi Melis...

"Ben sana şarkı bulurum bebek sıkıntı değil!"

Melis gülerek devam etti.

"Ne diyorsun ya?"

"Niye bebek buluruz bir tane bizde bütünleşiriz!"

"Bu sohbet beni aşar abi Çıkıyım siz işinizi hal edin sonra drama bağlayalım."

Dedi Turkaz. O kadar da kötü değildi. Tuhaf hissediyordu sadece.

"Kes Uğur!"

"Aaa ne oldu ya?"

"Sus dedim saçmaladın, konu biz değiliz konu Turkaz ve Dolunay."

Uğur gülüp dalga geçmeye devam etti.

"Ne yapıyım parasını Turkaz bulmuşsa ağlayarak Teoman dinleyim ya da 20tl bağışı mı sağlayım gitsin versin ya da sen ver parayı. Biz aşkı bilmeyiz güzel kadın!"

Melis iç çekti.

"Evet bilmezsin deminden beri bana yürüyorsun, karşılık bekliyorsun ne biliyor musun daha bir teklif bile almadım."

"Almadın?"

"Evet!"

"Dolunay iki bu yemin ediyorum var ya!"

"Ne var ya abi ne dedin de anlamadı kız?"

"Bandana verdim bana aitti. Sende kalsın belki bir romanı anlatır sana, sen seç bizi anlatsın o roman. Dedim."

"Beyaz geceler"

Dedi Turkaz.

"Siz mi?"

"Yoo bizi."

"Haaa tamam aşkım olur."

Melis gülerek sohbeti dinliyordu.

"Melis hangi roman bizi anlatsın?"

"Hiç biri Çalı kuşunu severim ama Uğultulu tepelere daha yakın hissederim ama bir romana bağlanmaktansa biz yazalım romanımızı."

Uğur salondan çıkıp misafir odasına gitti çantasından siyah sayfaları olan kenarında beyaz bir kalem bulunan mor kapaklı bir defter alıp tekrar salona geldi. Defteri arkasına sakladı.

"Melis ayağa kalkar mısın?"

"Tamam."

Melis ayağa kalktı, Uğur önünde eğildi.

"Bu tür cümleler bana göre değil. Sana bir yüzük hiç bir zaman almam gereksiz tek taşlar biraz da sahte gerçek olan bir şey biliyorum ki o da yazı. Silinmez kalemin izi bu yüzden yazıldı gerçek aşklar, acılar dediğin gibi Çalı kuşu bu yüzden yazıldı. Silemedi yalanlar. Bir kaç şarkı seçersin belki bir şiir bulursun bizim için kim bilir ama ben derim ki bize ait olsun siyah sayfalar, beyaz kalemler."

Dedi ve Defteri arkasından alıp Melis'e uzattı.

"Bizi yazlım mı ne dersin?"

Gülümsedi. Defteri aldı ve şöyle dedi;

"Nasıl başlıyoruz?"

"Bir melodin izinde... oflayan bir adam tanıyorum. Misafirlerden nefret eder onlar için alışveriş yapmaktan daha çok nefret eder. Her şey onun adına böyle başladı. Arkadaşın zoru ile alışveriş yaptılar. O gün sarışın bir kadın misafirliğe geldi. Dürüst olacak o adam kadın güzeldi ama takmadı sonra kadın onun anlayan tek kişi olduğunu anlattı. Adam aşık oldu. O adam benim!"

Dedi ve ayağa kalktı.

"Diye yazıyor ilk sayfada."

Turkaz araya girdi; "Bak ya insan biraz centilmen olur. Hane öncelik kadınların falan ya."

"Abi çok saçma teklifi ben ediyorum normal olarak ilk sayfa benim sonra o yazar ne önemi var?"

"Tabi canım!"

"Ben de devam ederim sen okumazsın."

"Ne kadar süre boyunca?"

Dedi, kaşlarını kaldırarak

"Beş hafta."

"Birinci ayımız hayatım defteri okuyabilirsin aman tanırım falan derim herhalde."

Deyip güldü.

"Evet."

Diye ekledi.

"Bak tamam anlaşalım bir sen yaz bir yazıyım sonra satır arasında buluşuruz."

"Olur bana uyar."

Dedi ve misafir odasına geçti. Bir kaç melodi ekledi geceye...

Bir şarkıda kayboldu Eylül akşamı. Başta trafikte akmadı. Sonra İstanbul da kayboldu. Bir şarkı yazıldı bu şarkı bir kaç sokakta çaldı. Bir sokak çalgıcınsın dilde dolandı. Bu artık eski bir aşk hikayesi. Üstüne beyaz bir çarşaf örtelim tozlanmasın Eylül akşamı nasılsa adı Turkaz'da saklı...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.