17.Bölüm
Turkaz'dan...
Hayır diye başlamak istemezdim, bu güne hayal ettim kendi kendime oysa aşıktım ona ama o korkuyordu, ayrılık getir mi bu? Neden başka erkekle ki? Bu sorular beni yordu. Bunları unut korku falan değil bu o beni unuttu ben de unutmayı denedim bir rakı şişesi ile belki de tekrar denemeliyim.
Yazardan...
Eylül akşamında bir daha kimse baş başa yürümedi. Eylül akşamı onlara aitti. Aşk biter mi? silinir mi rakı şişesi ile? Turkaz kapattı defterin kapağını tekrar oyandı aynı senaryoyu arabasına bindi. Tekel bayiye gitti. Bu kez rakı değil de Chartreuse Elixir
Vegetal likör (yeşil şartröz) yüzde 68 oranında olan bir içkiydi. Yeşilin elli tonunu benimsemiş bu içkiyi alıp çıktı. Arabasına bindi ve içkinin kapağını açtı. Bir yudum aldı, içki oldukça soğuktu. Baharatlı, otumsu tadına rağmen tatlı bir tadı vardı. arabasını sürerken içkiyi sek olarak içmeye başladı. Boğaz içi köprüsüne doğru yol aldı. İçki her yudum da daha sarhoş etti. Bu içki yanı zaman da 1605 yılında Fransız kralı Henri'nin generallerinden biri olan François Annibal d'Estrées Paris'teki Vauvert Manastırı'nda yaşayan Şartröz keşişlerin içinde "ölümsüzlük iksiri" hazırlanmıştı. 1764 yılında popüler olmuştur. Başının hafif döndüğü esnada telefonu çaldı arayan Dolunay'dı.
"Alo?"
"Efendim?"
Dedi soluk sesi ile...
"İyi misin?"
"Harikayım!"
"Bir şey mi oldu?"
İçkisinden bir yudum daha aldı.
"Hayır!"
"Peki!"
"Bağırma, ne diyeceksen söyle!"
Dedi ve içkisinden bir yudum daha aldı.
"Aşırı sinirlisin, kendi de değilsin ne içiyorsun sen?"
"Hm güzel soru."
Dedi dalga geçerek, Dolunay sinirlendi.
"Cevap ver!"
"Kral Henri'nin ölümsüzlük iksirini içiyorum."
Dedi ve güldü.
"Ne?"
"Ne si falan yok işte içki neyini anlamıyorsun?!"
Bir sinirli bir gevşekti.
"Neredesin sen?"
"Boğaz içi köprüsündeyim kapat telefonu arabayı sürmem gerek!"
"Arabada mısın?"
"Evet siliyorum seni!"
"Turkaz saçmalama!"
"Hoşça kal..."
Dedi ve telefonu kapattı. Göz yaşlarını sildi. İçkisinden bir yudum aldı ve arabayı sürmeye devam etti. Bir ölümsüzlük iksiri öldürür mü aşkı?
Dolunay korkmasına rağmen çok sinirlenmişti. Uğur'u aradı.
"Turkaz'ın yanına git Boğaz içi köprüsünde alkollü araba kullanıyor!"
Dedi ve telefonu yüzüne karşı kapattı.
Turkaz'ın arabası bir sağa bir sola savrulurdu. Gökyüzü karardı, telefon çaldı.
"Ne var Uğur?"
"İn arabadan!"
Gözlerini kapattı ve açtı.
"Dolunay?"
Dedi ve telefonu arabada bırakıp arabadan indi. Arabanın önüne geçti, sarıldı. Hayali kıza, Hayali aşkına.
Bir duman gibi yok oldu, ellerin arasından, yere çöktü, göz yaşlarını tutmadı.
"Yeter, artık!"
Derin bir nefes aldı, kelimeler birine düğümlendi.
"Bitsin artık!"
Arabasına geri dönüp telefonu aldı.
Uğur hala hattaydı.
"Uğur, beni almaya gelir misin?"
"Geldim zaten neredesin?"
"Köprünün sonunda."
"Tamam."
Telefonu kapatıp yerden kalktı. Arabanın içinden içkiyi alıp kafasına dikti. Artık normal yürüyemiyor ve duygularını kontrol edemiyordu.
Uğur geldiğinde sadece gülüyordu. Uğur, Turkaz'ın omuzuna kolunu atıp yürümesine yardımcı oldu arabaya gidip Melis'e mesaj attı; "Turkaz'ın arabasını buradan alır mısın?"
Telefonu bir kenara koydu ve eve doğru yol aldı.
"Bitti."
"Ne bitti?"
"Eylül akşamı, ben ayrılacağım o kızdan bitti mavi gözlü kızın hikayesi!"
"Emin misin?"
"Evet, başka birisi ile bir az düşünse şuan o olurdu sen değil!"
Deyip gözleri kapattı. Uyumak istedi.
"Odamı pembeye boyayacağım!"
Dedi gözleri kapalıyken,
"Ne?"
"Duydun işte Eylül akşamı orada yaşayacak artık!"
"Saçmalama!"
"Sadece pembe duvarlarda..."
Deyip sızdı.
Bir kaç dakika sonra eve geldiler. Kapıyı anahtarla açıp Turkaz'ı içeri soktu. Turkaz'ı salona yatırıp mutfaktan bir bardak su aldı. Hemen arkasından Melis geldi.
"Uğur neredesin?"
Uğur Melis'in yanına gidip ona sarılırdı. Göz yaşlarına engel olamadı.
"Biliyorum saçma olacak ama artık söylemeliyim."
"Neyi?"
"Seni seviyorum!"
"Ne?"
"Aşığım sana ve korkuyorum beni terk edip gitmenden Dolunay gitti terk etti Turkaz'ı ya sende gidersen?"
"Uğur, sakin ol!"
"Peki."
Misafir odasına geçtiler.
"Unut dediklerini ben seni terk etmem!"
Uğur koltuğa uzandı, üstünü örtü.
"İyi geceler!"
"İyi geceler?"
"Uyumak istiyorum gider misin?"
"Peki!"
Deyip odadan çıktı. Salona gidip diğer koltuğa yattı.
Pembe duvardan...
Gece sessizliğe büründü. Dağıldı, yazarın kaleminde. Tutundu bir aşkın ruhuna adaletin arafında tutsak kaldı. Pembe duvar bir aşk hikayesini siliyordu. Yazar adaletsiz oynadı bu kez çok farklı bir yazarı benimsemişti; Paulo Coelho ve "Veronika ölmek istiyor" adılı kitabı örnek almıştı. Saçmalama yazar ne alaka bu kitapla...
okurların hak etti mi onca göz yaşını?
Daha mantıklı açıklayabilirdin hikayemi!
Maalesef ki yine bana kaldı. Turkaz'ın hayal dünyasında bir hastane seçtim. Kendisi için level hazırlandım tıpkı bir oyun gibi bu oyunun level sayısı sonsuz onun anıları bana ait. Kendisi şuan dördüncü levelle geçti. Yazar sağ olsun uzun zamandır üçüncü levelde kalmıştı. Yine yazar sağ olsun, yeşil şartröz sayesinde her şey bana ait olacak!
Yazar'dan
sabahın ilk saatleri...
Koltuktan kalkıp arabanın anahtarını aldı. Rüyasında gördü sanki derler ya işte öyle denilmeli Turkaz için. Evden atar topar çıkıp pembe boya almaya gitti. Bir sokak ötedeki boyacıya gidip arabadan indi. İçeri girdiğinde orta yaşlı bir adam şöyle dedi;
"Buyurun nasıl yardımcı olabilirim?"
"Pembe boya var mı?"
"Tabi, kızınız için mi?"
"Keşke!"
"Size gösteriyim, benimle gelin!
Bir az yürüdüler.
"İşte bu rafı pembe boyalar için ayırdım. Ne tür bir pembe istersiniz?"
"Doktor?"
"Pardon?"
Yine görmüştü o doktoru yıllar sonra tekrar görmüştü.
"Doktor, gitmiştin sen geri gelemezsin!"
Diye bağırdı.
Adam garipsedi.
"İyi misiniz?"
Cevapladı hayali ses
"Beni sen terk etmedin!"
Turkaz elleri titrerken devam etti
"Denedim ama Dolunay beni terk etti!"
Hayali ses devam etti
"Sen artık Pembe duvara aitsin hoşça kal!"
Turkaz'ın gözleri doldu.
"Koyu pembe olsun lütfen!"
"Peki beyefendi."
Adam Turkaz'ı dükkandan kovmak ister gibiydi. Boyasın fiyatına hızlıca bakıp ödemeyi istedi. Turkaz boyayı alıp eve doğru yol aldı.
Kapıyı anahtarla açtı. Yatak odasına geçip. Odayı boya için hazırlamaya başladı. Yere naylon bir poşet serdi. Yatığın üstünü de kapattı. Kıyafetleri çıkarıp eski kıyafetlerini giydi. kapıyı kilitledi. Son olarak kulaklığımı taktı son ses müzik açıp duvarı boyamaya başladı. Boyayı gördüğü andan beri kafasın içinde bir ses saçmalıyordu sanki "anıların artık bana ait!" Diyordu. Bu da neydi şimdi?
Elleri titriyordu. Gözleri dolmuştu. Karşısında beş yaşında ki halini gördü, doktorun elinden tutuyordu. Ufak bir tebessüm etti. Hava soğumaya başladı, öğle saatleri geliyordu. Bütün evi boya kokusu sardı. uğur uyanıp yatak odasına doğru gitti.
"Oğlum ne yapıyorsun içerde?"
"Avukatı ara!"
"Ne alaka lan?"
"Ara dedim!"
"Peki."
Avukatı aradı.
"Alo?"
"Bir saniye...Turkaz kapıyı aç Avukatı aradım."
Turkaz kapıyı açtı, Uğur içeri girdi.
"hay ben böyle işin!"
Dedi ve telefonu elinden düşürdü. Turkaz eğilip telefonu aldı.
"Ben Dolunay'dan ayrılmak istiyorum!"
"Tamam Turkaz bey bunu daha uygun bir zamanda konuşuruz!"
"Zaman uygun ayrılmak istiyorum!"
"Sessiniz titriyor bence şuan konuşmamız uygun değil hoşça kalın..."
Dedi ve telefonu kapattı. Uğur Turkaz'ın omuzuna dokundu.
"Oğlum ne yaptın sen?"
"Ne yapmışım duvarı pembe yapıyorum!"
"Saçmalama ver şu boyayı!"
Dedi ve Turkaz'ın elinden boya fırçasını alamaya çalıştı. Fırçayı verememe konusunda baya ısrarcıydı. Zor bela bile olsa boya ve fırçayı aldı.
"Bana bak bu odayı tekrar boyatacağım, bu süreç içerisinde ben de kalacağız itiraz istemiyorum!"
"Hayır!"
"Turkaz!"
Diye bağırdıktan sonra Turkaz için bir kaç kıyafet aldı, çantasına koydu. Melis'i uyandırdı. "Hazırlan bana gidiyoruz anlatırım sonra!" Deyip Turkaz'ı alıp çıktı.
"Aşağıdayım bekliyoruz seni!"
Yaklaşık 10 dakika sonra yola çıktılar. Uğur Pendik’te yaşıyordu. Evi Turkaz'ın evine oldukça uzaktı. Bir saat sonra eve geldiler.
"Ben bu İstanbul trafiğini var ya!"
Deyip kapıyı açtı. İçeri girdiler.
"Melis misafir odasını Turkaz'a ayırılalım sen salona geç bende odamda yatarım olur mu?"
"Olur öyle yapalım."
"Size iyi eğlenceler ben uyumaya gidiyorum."
"Tamam Turkaz!"
Dedi ve Turkaz misafir odasına gidip yattı.
Melis devam etti
"Ne oldu?"
"Çok saçma şeyler oldu."
"Ne gibi?"
"Bu gitmiş pembe boya almış odanın duvarlarını boyayacakmış hatta ben odaya girdiğimde yatağın karşısındaki duvarın yarısını boyamıştı bile!"
"Ne?"
"Avukatı aramı istedi ve Dolunay'dan ayrılmak istiyorum dedi."
"Ne?"
"Sonra Avukat müsait olunca söylersin deyip telefonu kapattı."
"Oha!"
Pembe duvardan...
Yazar melodiyi sonlandırdı. Sessizlikle yazdı son satırları. Yalnızlığa adadı Turkaz'ı, o şarkıyı pembe duvarlara yazdı. Artık bana tutsaktı, Eylül akşamı...