İçeriğe geç

Meczup (kitap oldu)

Bölüm 16 · 7 dk okuma

Meczup (kitap oldu)

Bölüm 16

15. Bölüm

16. Bölüm

Turkaz'dan...

unuttum ya da öyle olmasını istedim ama bir defter vardı ki o defter eylül akşamını hapis etmiş içine. Anımsadım bazı anları derinlerde izi kalmıştı. Geçmişte ne yaşamıştık net hatırlamam ama bir şarkının etkisinde kalmıştı aşkımız ve sen bir şiir de saklıydın her ahenk ile mühürlendin kalbime. Sanki ben değil de sen sildin eylül akşamını bir rakı şişesi ile... Zihinim seni boşuna yalanlamadı biliyorum ki bir anlamı vardı.

Bir haziran gecesiydi sanki gözlerim eylül akşamını aradı. Senin sesin yankılanandı o asansörde bize özeldi o tesadüf bizim tanışmamız içindi. Ben her şeyi unuttum da seni unutmadım efsun, kayboldum her zerrende. Seninle kilitlendim, her hücrene. Sen nedense duymadın beni bir süre sonra. Ben hayal ederek yaşattım eylül akşamını. Dedim ya bir şiir de saklıydın diye o şiiri sanki sana okumuştum, daha önce...

Yazardan...

6 yıl önce bir haziran ayı öğlen saatleri...

Güneşin bizi yakıp kavurduğu saatler de ...

Dersin başından yeni kalkmıştı. Belli belirsiz bir hayalin içinde kaybolmuştu. Telefonu eline alıp Dolunay'ı aradı.

"Alo?"

"Efendim?"

"Nasılsın?"

"İyi sen?"

"Ben de iyiyim direk konuya girsem buluşsak mı senle?"

Heyecanından karmaşık cümleler kuruyordu. Fazla duygusaldı.

"Olur, buluşalım."

"Tamam ben ararım seni hazır olunca."

"Tamam, Turkaz!"

Sanki isteksizdi ama mecbur gelecekti. Öyle konuşuyordu. İç çekiyordu, ofluyordu. Neden bıkmıştı ki?

"Hadi görüşürüz!"

Dedi ve telefonu kapattı.

Turkaz kendi kendine devam etti "Nereden geliyor ki bu isteksizlik bulantım mı onu acaba? Artık sevmiyor mu beni ya da..."

Cümlesini tamamlaya korkmuştu.

Yavaş yavaş hazırlanmaya başladı. Mavi renkte basic bir tişört tercih etti altına ise bir kot pantolon giydi. Telefonu eline alıp Dolunay'ı aradı.

"Alo, hazır mısın?"

"Evet."

"Tamam çıkalım mı o zaman?"

"Asansör de buluşuruz."

Turkaz asansöre bindi 12. katta bastı. Bir süre sonra asansöre Dolunay bindi.

"Ne yapalım istersin?"

"Ne biliyim kafeye gideriz, parka falan geçeriz."

"Tamam sen nasıl istersen."

Asansörden indiler yolda bir süre sessiz yürüdüler. Dolunay sanki iletişim kurmak istemiyordu. Bıkmıştı bir şeylerden belliydi.

"Dolunay iyi misin?"

"İyi Turkaz!"

Dedi gözlerini devirerek hava hafif rüzgarlıydı. Yakınlarda bir kafeye geçip oturdular.

Garson menüyü getirdi. Dolunay menüyü alıp incelemeye başladı.

"Haziran!"

Dedi mırıldanarak...

"Efendim bir şey mi dedin?"

"Hayır, yok bir şey."

Demişti ama ona bir şiiri fısıldamak istemişti. Bir melodinin ruhuna işlemek istiyordu. Çünkü aşk ona göre bir piyanoya benziyordu. Başında ki müzisyen oydu bu kez. Aşık olan herkes piyona çalmayı bir az olsun bilirdi. O piyona zaman zaman tozlanabilir üstüne örtü örtülebilir bunu engellemek için bazen müzisyen piyanoyu çalmayı bırakır bu çoğu zaman ayrılıktır. Bir aşk başlamadan nasıl tozlanabiliyor? Yeni alınan bir piyona ne kadar tozlanabilir? Bir şiir temizler mi bu piyanoyu? Derin bir nefes alıp içinden üç kez tekrar etti; "Denemeye değer!"

"Dolunay sana bir şiir okumak istiyorum."

"Peki!"

"Ben Bir Eylül Sen Haziran

Bir eylüldü başlayan içimde Ağaçlar dökmüştü yapraklarını Çimenler sararmıştı Rengi solmuştu tüm çiçeklerin Gökyüzünü kara bulutlar sarmıştı Katar katar gidiyordu kuşlar uzaklara Deli deli esiyordu rüzgar Dağılmıştı yazdan kalan ne varsa Yaşanmamış bir mevsim gibiydi bahar Neydi o bir zamanlar Sevmişliğim, sevilmişliğim O heyheyler, o delişmenlikler neydi Ne bu kadere boyun eğmişliğim Ne bu acıdan korlaşan yürek Ne bu kurumuş nehir; gözyaşım Önümdeki diz boyu karanlıklar da ne Ne bu ardımdaki kül yığını; elli yaşım Beni kötü yakaladın haziran Gamlı, yıkık eylül sonuma Bir ilkyaz tazeliği getirdin Masmavi göğünle Cana can katan güneşinle Pırıl pırıl engin denizinle girdin içime Çiçekler açtı dokunduğun Çimler büyüdü yürüdüğün Ve güller katmer katmer oldu güldüğün yerde Başımda senin kuşların kanat çırpıyor şimdi Oldurduğun yemişlerin ağırlığından Dallarım yere değiyor Güneşi batmadan saçlarının Bir dolunay doğuyor bakışlarından Gün boyu senden bir meltem esiyor yanan alnıma Uykusuz gecelerim seninle apaydınlık Başım dönüyor, of başım dönüyor yaşamaktan Ölebilirim artık Ölme diyorsan; gitme kal öyleyse Sarıl sımsıkı, tenim ol, beni bırakma Baksana; parmak uçlarım ateş Lavlar fışkırıyor gözbebeklerimden Hadi gel, tut ellerimi, benimle yan Benimle meydan oku her çaresizliğe Benimle uyu, benimle uyan Birlikte varalım on üçüncü aylara Ben bir eylül, sen haziran."

(Ümit Yaşar Oğuzcan)

"Güzelmiş, teşekkür ederim."

Beğenmişti ama hep korkuyordu ve bu korkusun üstünü örtmüyordu.

"Rica ederim."

Aşk yalan değildi bu kez üçüncü kişi yoktu. Dolunay Turkaz'ın hastalığın hiç kabullenmek istemedi. Yeni bir ilişki arayışına hiç girmedi ama en yakın dostu sandığı kişinin ondan hoşlandığını duymuştu. Turkaz'dan saklamak istiyordu. Ne olabilirdi ki?

Bir saattir kafede oturuyorlardı. Dolunay sıkılmıştı. Belli etmek istemedi. Sessizliğin arasına telefonun zil sesi karıştı. Arayan en yakın dostuydu.

"Efendim?"

"Neredesin?"

"Arkadaşımın yanında."

"Tamam ne zaman gelirsin?"

"Bir iki saate neden sordun?"

Sanki arkadaşı bir şeyden şüphelenmişti. Neydi ki bu sorgulayıcı tavır? Dolunay fazla kafaya takmadı.

"Arkadaşım, arkadaşın seni merak etti sanırım."

Dedi, üstüne bastırarak neden sevgilimin yanındayım demedi ki diye düşünüyordu.

"Yok, Turkaz önemli değil!"

"Önemli arkadaşım!"

"Arkadaşım?"

Bu neydi şimdi trip mi atıyordu çok saçma her şeyi büyütüyor. Diye geçirdi içinden

"Sen dedin ya az önce!"

"Dedim ama arkadaşıma dedim."

"Sevgilim diyebilirdin ama öyle görmüyorsun belli!"

Dedi, kırılmıştı.

"Gerçekten mi Turkaz bunu mu büyüyeceksin?"

Gereksiz bulmuştu.

"Neyse boş ver ben seni eve bırakayım."

"Gerek yok senle uğraşamam!"

Deyip masadan kalkıp gitti. Yoktan bir öfke kaplanmıştı içini kafasın içinde sesler dönüyordu. Kaçmak istiyordu. Uzaklaşmak her şeyden. Telefonu eline alıp en yakın arkadaşını aradı.

"Alo?"

"Kaçalım!"

"Ne?"

"Uzaklaşmak istiyorum her şeyden kaçmak istiyorum her şeyden!"

"Benle mi?"

"Evet!"

"Turkaz?"

"O dan kaçmak istiyorum zaten!"

"Neden kötü bir şey mi yaptı?"

"Hayır ben korkuyorum sadece kaçmak istiyorum!"

Dedi kalbi hızlı atıyorken. Nefes nefese kalmıştı. Titriyordu; sesi, elleri, dizleri.

Bir ağacın arkasından her şeyi duymuştu. Neden bunu yapmıştı ki? Yanına gidip ona korkma benden psikolojimden demek istemişti. Ona sarılmak istemişti. Sessizce ağlamak istemişti ama o başka birini istemişti. Yalandı her şey Turkaz için.

Bir süre sonra Dolunay'ın yanına arkadaşı geldi. Ona sarılıp sakinleştirdi. Bir az ilerleyip bir parka oturdular.

"Olmaz!"

"Neden?"

"Olmaz Dolunay Turkaz sana aşık ve sende ona aşıksın ve ben maalesef aranızı bozan üçüncü kişi değilim."

Turkaz her şeyi izliyordu bir ağacın arkasında.

"Ama ben yorulurdum."

"Aşk yorar, korkutur ama bunlara rağmen risk almak gerekir. Üzgünüm o kişi ben değilim. Bunu sende biliyorsun lütfen saçmalamayı kes beni boşuna umutlandırma!"

"Ama..."

Sözünü kesti.

"Dolunay yeter dedim."

Turkaz ağacın arkasından çıkıp Dolunay'ın karşısına geçti. Gözleri dolmuştu.

"Arkadaş kim tanıştırsana bizi!"

"Turkaz?"

Buraya kadar peşimizden mi geldi bu ne şimdi ya. Diye geçirdi içinden.

"kaçmak istiyorsun kaç sana ne zaman anlayış göstermedim?"

Cevap vermedi. Turkaz konuşurken göz yaşlarını tutamadı. Islandı eylül akşamı.

Bir melodi karştı araya. Yalan tozları serpiliyordu eylül akşamına.

"Söylesene!"

Sustu.

"Susma Dolunay söylesene neden?"

Sessizliği tercih etmişti. Susmak istiyordu. Çünkü kelimeleri yalandı.

"Peki sus, konuşma!"

"Ben bir şey söyleyeyim öyle ise bak Dolunay ben sana aşığım. O şiiri ben sana seni etkilemek için okumadım tozlanan piyanoyu temizlemek için okudum. Her şeye rağmen beraber kaybolalım diye okudum ama belli ki sen bunu istemiyorsun. Ne deyim sana mutluklar o zaman!"

Dedi arkasını dönüp gitti. Arkasından ağlama sesi geliyordu buna dayanamazdı ama bu kez kaçtı. Hızlıca eve gitti.

Karanlık bir oda da sessizce ağladı.

6 YIL SONRA (ŞİMDİ)…

Turkaz'dan...

Eylül akşamı tozlanmıştı, güneşten gelen yalan tozları ile, sanki bir eylül akşamın da haziranı yaşamıştı şehir. Sokaklarda bir ışıltı, gökyüzünde rüzgar vardı, bir şey anlattı o gün evren bana işte o sendin efsun...

Yıllar sonra evi terk ettin ve o çocukla konuşmaya tekrar başladın demek. Ben ne kadar kafamda kurgu kursam da sen kendine yeni yalanlar seçiyorsun. Benden bu kadar!

Yazardan...

"Uğur!"

"Efendim?"

"Kara kılıç çetesi doktordan para isteyen çete not almıştım zamanında altına bir süre sonra şöyle bir şey eklemişim; Bu çeteyi hiç bir zaman bulamayacağım ama buna rağmen elimde yalandan bir dosya ile araştırma yapıyorum hayallerimi, çocukluğum bulmak için kaybolmayı seçtim sanırım. Yazmışım."

Uğur hiç bir şey demeden Turkaza sarılırdı.

"Bunları Dolunaya anlatma unutuyorum ben kazadan beri defter tutuyorum her şeyi not alıyorum ve Dolunay yine aynı çocuğun yanında eskiden ayrılmamızın sebebi olan çocuğun yanında Melis'e ondan söz ediyordu. Bunu da not almıştım. "

Uğur sinirlenmişti bu kez bir şey yapamazdı. Sadece Turkaz'ın yanında olması gerekti. Bir kenara geçip derin nefes aldı. Melis’e seslendi.

"Melis!"

"Efendim?"

"Benimle gel!"

"Tamam!"

Dedi ve kapıyı açıp evden çıktılar. Sokakta bir az yürüdüler. Sessizliğe karşıtılar bir sokak lambasın altında durdular.

"Dolunay aşık mı o çocuğa?"

"Hayır!"

"Neden dönmüyor o zaman?"

"Bilmiyorum Turkaz bizi sildi diyor bizi unuttu diyor, başka bir şey demiyor bana, psikolojisi pek iyi değil bu aralar."

"Unuttu ama not alıyor her şeyi anlattı bana, eskiden alıyormuş ama yeni almaya başladığını sanıyor."

Dedi, gözleri dolmuştu. Dolunay'ı anlamıyordu o da yorulmuştu ama sonuna kadar Turkaz'ın yanında olacağına söz vermişti.

"Anladım ama Dolunay bu aralar o çocukla konuşuyor ve ondan bahsediyor."

"Ne diyor sana?"

"Korkusun onun yanındayken yok olduğunu söylüyor."

"Kendini kandırıyor."

"Kendi hislerinden kaçıyor."

Bir sokak lambasın altında konuşuldu gerçekler. Yalandı eylül akşamı, karanlığın içinde kaybolmuştu. Bir sokak lambası aydınlatır mıydı o geceyi?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.