Dursun zaman bu tımarhanenin içinde bir sonsuzluk bulsun... sözlerim pembe duvarların arasında esirken öylece kayboldum, kendi yazdığım senaryo da. Galiba bir kaçış yolu yok.
"Bir yalan buldum ben artık gerçeğe doydum" demişti o şarkı, işte benim ruhumda bir yalan buldu. Saklandı, en derinlerde.
Bu yazıya burada son veriyorum. Çünkü birazdan Dolunay'ın konuştuğu psikologla konuşmaya gideceğim. Bu kaçıncı psikolog bilmiyorum artık sayısız... umarım, pembe eşyası yoktur.
Kalemi elinden bıraktı ve sandalyeden kalkıp siyah polo yaka tişörtünü giydi, altına kot pantolonu giyip evden çıktı. Arabasına binip psikoloğun yanına gitti.
Asansörden indiğinde onu cam duvarlarla çevirili bir oda karşıladı. Kapı çalıp içeri girdi. Karşısında saklı esmer bir adam oturuyordu. Aşırı yorgun görünen gözleri ile Turkaz'a baktı ve garip bir gülüş sergiledi; "Hahayahayhayyyyt"
Elini uzatıp "Ben Burak!" Dedi. Turkaz elin tutup gözlerini devirdi " Ben de Turkaz."
Doktor gülümsedi.
"Evet beyefendi oturun lütfen!"
"Peki."
Doktor derin bir nefes aldı. Bu sabahtan beri kaçıncı seanstı bu? Diye geçirdi içinden Turkaz'a az da olsa sinir olmuştu.
"Eşiniz bana bassetti daha doğrusu bana bu günlüğü verdi bende okudum baya garip sıkıntıların varmış pembe duvarlar, boş dosyalar, yalan kurgular."
Dedi. Elinde siyah deftere bakıp tekrar güldü. "Hahahahayt"
Devam etti doktor "Geçmişinle yüzleşeceksin."
"Tamam size yıllar önce yaşadığım olayı anlatıyım."
"Ha yok öyle değil bir az bekleyin."
Yanındaki hemşireye seslenip "Yan oda da boş pembe bir tablo var getir misin?"
"Peki." Dedi hemşire odaya gidip pembe tabloyu alıp getirdi.
Turkaz kafasın kaldırıp boş tabloya baktı. Devam etti doktor , konuşmaya
"Doldurun bu tabloyu o hayali doktorla!"
Tek kaşını kaldırdı Turkaz "Nasıl?"
"Sizi baş başa bırakabiliriz yüzleşin geçmişle!"
Anlamadı, Turkaz kim anlardı ki.
"Ben anlamadım bu beni daha kötü yapmaz mı?"
Doktor gözlerini devirdi. "Ne yapalım sana ilaç mı yazalım, gör şu doktoru yorma beni hadi."
Turkaz gözlerini kapattı susturdu sesleri yoktu doktor ve bu yeni psikolog onu daha kötü yapacaktı.
"Asıl kaçmak seni kötü yapar."
Sesler kafasın içinde dolaşıyor bir göz yaşına yol gösteriyordu. Ellerini kafasına koyup derin bir nefes aldı, kafasın kaldırdı, pembe duvara baktı. Sessizlik karıştı tablonun tozuna bir patlamanın ardında gözüktü doktor.
"Doktor!"
Dedi, Turkaz.
"Efendim?"
Dedi, Burak.
"Sessiz ol Doktorla konuşuyorum."
Dedi. Hayali ses başladı, konuşmaya;
"Merhaba, Turkaz."
Turkaz gülümsedi.
"O çeteyi yakaladın mı?"
"Maalesef hayır ama yakalayacağım."
Burak güldü.
Devam etti hayali ses "Ayırma o mavi dosyayı yanından her şey ortaya çıkacak."
"Asla ayırmayacağım bu dosyayı yanımdan."
Burak gülerek " Evet ayırma bu boş dosyayı yanından." Dedi.
Turkaz Burak'a baktı. Ayağa kalktı.
"Pardon ama amaç ne?"
"Seni iyileştiriyorum."
Öfkesine yenik düştü. Burak'ın yakasından tutup oturduğu sandalyeden kaldırdı. Suratın tam ortasın bir yumruk indirdi. Burak yere düştü. "Kal lan!" Deyip onu yerden kaldırdı. Ağızını burunu dagıttı. Kavga telefon çalması ile sonlandı.
Arayan Dolunay'dı.
"Turkaz hemen eve gel sana çok güzel bir haberim var."
Dedi heyecanla.
"Tamam."
Diyip telefonu kapattı. Arkasına dönüp masanın üstünde duran pembe tabloyu alıp Burak'ın suratına geçirdi. "Al tablonu da bir yerinde geçmişinle yüzleştir." Deyip odadan öylece çıkıp gitti. Arabasına binip evin yolunu tutu. Eve geldiğinde Dolunay ona sarıldı. Çok mutluydu.
"Ben iyileştim!"
Turkaz donup kaldı. "Nasıl?"
"Tümör küçüldü, ben iyileştim."
"Gerçekten mi bu güzel bir haber bunu kutlasak?"
Deyip Dolunay'a sarıldı. "Tamam ama sadece pasta keselim."
"Peki."
Deyip Dolunay'ı kucağına alıp döndürdü. Onu yere indirip Uğur'u aradı. "Alo Uğur neredesin?" "Misafir odasında yatıyorum sen neredesin?"
"Ha solanda Dolunayla konuşuyorum."
"Oğlum aynı evdeyiz gelsene yanıma ne arıyorsun!"
Dedi, telefonu kapattı. Misafir odasına gidip kapıyı açtı. İçeride Uğur yatıyordu. Melis televizyonda kanaları geziyordu.
"Uğur kalk, kalk Uğur, kalk Uğur ve benimle pasta al!"
"Ali ata bak, bak ali bak, ne diyorsun oğlum çocuğa okuma öğretir gibi?"
Dedi gülerek
" kalk oğlum pasta alacağız."
Koltuktan kalıp Turkaz'ın yanına gidip Melis'e baktı.
"Pişt, güzellik sen ne li pasta seviyordun?"
"Çikolatalı."
Dedi ve gülümsedi. Turkaz Uğur'u kolundan tutup odadan çıkardı. "Yürü ya!" Evden çıkıp bir kaç sokak ötedeki pastaneye gittiler. İçeride yeşil bir dolabın içinde ki pastalar onları karışladı. "Buyurun?"
"Biz bir tane çikolatalı pasta alabilir miyiz?" Dedi. "Tabi."
Bir kaç dakika sonra pastayı alıp eve doğru yürüdü.
Zili çaldı, Dolunay kapıyı açtı. İçeri girip mutfağa geçti elindeki pastayı masaya koydu. Eline bir bıçak alıp pastayı kesti. Tabaklara koyup servis etti. Bir müzik açtı. Kahkahalarına eşlik etti, müziğin ruhu.
"Uğur!"
Dalmıştı. Öylece Melis'i izliyordu. Pastasına hiç dokunmamıştı bile.
"Uğur Neredesin!"
"Evde."
Dedi. Çaltı ile pastadan almaya çalışarak.
Turkaz Uğur'un kolundan tutup sandalyeden kaldırdı misafir odasına gidip kapıyı örttü ve Uğur'a bir tane geçirdi.
"Ne vuruyorsun lan!" Diye bağırdı Uğur.
"Sonun da kendine geldin. Oğlum neredesin sen ?"
Uğur koltuğa oturup "Oğlum ben aşık oldum galiba!"
"Hı tam sırası tam oldu valla!"
Dedi ve Uğur'un yanına oturdu.
"Ah Aşık oldum, Melis gör beni gör!"
Turkaz kafasını bir sağa bir sola salladı.
"Oğlum kendine gel!"
"Melis ,Melis!"
Diye bağırdı.
"Oğlum bağırma kız buraya gelecek!"
"Gelsin o da gelsin!"
"Haa gelsin de senin malını görsün demi?
"Lan hayır!"
Diye bağırdı. Heyecanlı mı sarhoş beli değildi.
"Nasıl oldu bu?"
Dedi iç çekerek
"Abi işte bir yanda nehir bir yanda onun gülüşü hiç anladım bende karıştı hepsi."
"Ne nehri?"
"Lan oğlum geçen gün gittik ya pikniğe bu senin yanında her şeyi unutuyorum dedi. Ben de silmek istediğin geçmişine beni sakın karıştırma dedim. Sonra bir nehir sesi sonra bir baktım ben de gereksiz sırıtmalar, durup Melis'i düşünmeler, dalgınlıklar başladı."
Turkaz güldü ve şöyle dedi " Valla tam olmuş aferin Oğluma!"
"Niye be kötü bir şey mi yaptım?"
"Yok ta senin aşık halin çekilmez!"
Uğur arkasına yaslandı. Derin bir nefes alıp "O da beni seviyor mu acaba?" Deyip bir iç geçekti. "Git açıl!" Dedi Turkaz gülerek Uğur ayağa kalıp solana gitti. "Lan oğlum dur öyle demedim!" Diye arkasında bağırdı. Aynı anda solan girdiler.
"Melis!"
"Efendim?"
"Melis!"
"Melis!"
"Melis ben..."
Bir telefon sesi ile kesildi heyecanı Dolunay'ın telefonu çalıyordu arayan Burak beydi.
"Alo?"
"Eşinizi dava edeceğim?"
"Neden anlamadım?"
"Kafama tablo fırlattı ve dedi ki al bu tabloyu bir tarafında geçmişinle yüzleştir dedi."
"Ne?"
Burak telefonu kapattı. Dolunay sinirle Turkaz'a baktı.
"Açıkla ne tablosu?"
"Of bu doktor bir tuhaf bir tablo getirdi tablo pembe gelmiş bana geçmişinle yüzleş dedi. Tamam dedim Doktoru gördüm konuştum. Güldü dalga geçti. Bende geçirdim."
"Ne kadar rahatsın ya adam seni dava edecek farkında mısın?"
Diye bağırdı.
"Ya bir şey yapamaz sakin ol."
"Ya Turkaz ben sana dakika başı doktor bulamam adamın tedavi yöntemi bu ise kabul et gitsin. Ne olacak sanki boş pembe tabloya bakıp o psikoloğu görüp geçmişinle yüzleşsen?"
Turkaz kafasını eğdi "Dolunay..."
Sözü kesip devam etti.
"Boş bir dosya bakıp yalan senaryo yazıp inanıyorsun ya bir pembe tabloya bakıp geçmişinle yüzleş demesi mi zoruna gitti? Bana bak git doktor ne diyorsa onu yap uğraştırma beni!"
Turkaz Dolunay'ın dediklerine oldukça kırılmıştı. Bir az da öfkesi sardı onu.
"Bak Turkaz bu iş böyle olmaz anla artık!"
Bir gök gürültüsün ardından bir aşkın melodisi tozlandı.
"Anlamıyorsun demi?"
"Anlıyor...."
Sözünü kesip devam etti
"Sus! Sakın bana anlıyorum deme seni için neyim bilmiyorum, kafamda bir ton ses ben hepsini susturup seni dinliyorum, anlıyorum. Sense bana bakıp o doktorun dediğin yap diyorsun ya adam gelmiş hastalığımla dalga geçiyor sen de niye onu yaptın bunu yaptın diyorsun öyle mi?"
Diye bağırdı.
"Öyle Turkaz ben artık yorulurdum git o doktorun dediğini yap!"
"Dolunay çık git!"
"Turkaz tamam abi sakin."
Diye araya girdi Uğur.
"Dolunay çık ve git bu evden!"
Diye bağırdı.
"Gidiyorum!"
"Defol!"
Diye bağırdı. Dolunay yatak odasına gidip valizini topladı. Annesin evine dönecekti. Melis onu durdurmaya çalıştı ama nafile valizini alıp odadan çıktı. Son bir kez Turkaz'a baktı ve çıkıp gitti.
"Dolunay!"
Dedi Melis son bir umut ile...
Uğur ona bakıp "Gel, sen buraya."
Dedi. Turkaz baya kırılmıştı, Dolunay'a uzun bir süre onunla konuşmak istemiyordu. Uğur Turkaz'ı kolundan tutup yavaşça koltuğa oturturdu.
Bir sessizlik çöktü etrafa, pembe duvarların arasında mahsur kaldı aşk. Öfke ile büyülendi. Yeni bir kurguya malzeme oldu. Bir gece yağmurun melodisinde silinecekti, Eylül akşamı…