İçeriğe geç

Meczup (kitap oldu)

Bölüm 13 · 7 dk okuma

Meczup (kitap oldu)

Bölüm 13

13.bölüm

Evrenin dışındayım, evimde kiracıyım. Sabah 8 akşam 5 arası uykudayım. Kendime yabancıyım, kimlikte Sivaslıyım. Ben hiç aşık olmadım. Toplumla savaştayım. "

Sabah olmuştu ama gökyüzü karanlıktı. Elinde Dolunay'ın onun için tutuğu defter, gözlerinde yaş ve şişlik. Ayağa kalkıp yüzünü yıkadı. Göz altları mosmor, hiç uyumamıştı. Banyodan çıkıp kendine bir kahve yaptı. Kulaklığını takıp kafasın içinde ki çocuğu susturdu. Tüm çığlıklara rağmen o çocuğu duymadı. Uğur uyuyordu, Melis ise erkenden işe gitmişti. Psikolog randevusu vardı, ne kadar istemese de gitti.

Son yaşananlar yalan bir kurguya dönüşüyordu, yavaş yavaş sanki hafızasını gri saydam bir örtü ile kapatıyorlardı. "Amirim beni bir hapis edin bu kalabalık boş dünya da galiba tertemiz delirdim." Şarkının bu sözleri yankılanıyordu kafasında.

Psikoloğun odasına girip oturdu. Burak oldukça sessizdi. Pek soru sormadı.

"Merhaba."

Dedi, yumuşak bir ton ile.

"Merhaba."

"Son görüşmemizden bu yana ne yaşandı?"

"Doğrusu pek hatırlamıyorum sadece eşimin evi terk ettiğini hatırlıyorum günlerdir doğru düz uyumuyorum yemiyorum sadece içiyorum."

Burak düşünceli bakışlarla fazla daralamadan devam etmeye çalıştı.

"Kavga ettiniz galiba ve senden kavga ettiğiniz sahneyi sildin kendince. İçki mi içiyorsun? Yanlış anlamadım demi?"

"Evet içki içiyorum."

Dedi çok normal bir şeymiş gibi.

"Fazla abratmayın size yalan senaryolar verip hastalığınızı riske sokar. Risk hiç olmaz bizim için."

Diyerek kendince uyarısını yaptı.

"Peki."

Diye geçiştirip odadan çıktı. Arabaya binip bir tekel bayisine uğradı. İçeri girip buz dolabına baktı pahalı içki, rakı şarap fiyatlarına biraz söylendi ama buna rağmen dolabı açıp bir rakı aldı fiyatını ödeyip çıktı.

Arabaya binip rakı şişesin kapağını açtı. Normalde asla sarhoş araba kullanmazdı ya da arabada içmezdi. Bu kez umursamadı hiç bir şeyi şişeden bir uydum aldı. Bir az acımsı bir az tatlımsı bir tadı vardı. İlk uydumu genzini yaktı. Hafif mide bulantısı hiç umursamadı bir yandan arabayı kullandı bir yandan rakısını yudumladı. Her uydum da bir daha karardı senaryosu. Bu hastalığı için fırsattı o hiç fark etmeden kafasın içindeki o sahte senaryo hapis oluyordu, tıpkı yavaş bir ritme sahip olan melodi gibi. Yavaşça sarhoş olmaya başladı evin yolunu baya uzattı. Elinden hiç düşürmedi rakısını her uydumu ile gözün önüne gri saydam bir örtü serilirdi. Bir süre sonra bütün şişeyi bitirdi. Arabayı pek kontrol edemiyordu. Bir sağ bir sola savuruluyordu

. Bir kırmızı ışıkta kaydı tekerler sonsuz bir gıcırdı ile sağ taraf da ki otobüsün üstüne doğru ilerledi. Otobüsten bir korna sesi duyuldu, bütün trafik kazaların izinde yankılandı. Tekerler kayarken sağ tarafa doğru iler araba kendi başına Turkaz'ın kontrolünden çıkmıştı. Bir karaltı sonrası otobüse tosladı araba, ön sağ kapıya çarpmıştı otobüs. Turkaz o sarsıntı ile kafasını direksiyona çarpmış, elindeki rakı şişesinin dibindeki rakıyı üstüne dökmüş şişeyi yere düşürüp üstüne kırılmasına sebep olmuştu. Karşıdaki polis karakolunda ki polis olay yerine doğru koştu. Yardım çağırıp otobüs de yolcu olup olmadığını kontrol etti. Neyse ki otobüste yolcu yoktu şoför de iyi görünüyordu. Diğer polisler Turkaz'a bakıyorlardı. Kafasını direksiyona çarptığı için kafasın kanıyordu. Sağ tarafın camı kırılmış etrafa dağılmıştı. Bir cam parçasını elinde tutmuş ,camın elini kesmesine izin vermişti. Polis ambulansı arayıp olayı anlattı hemen sonrasında Turkaz'ın telefonu alıp Uğur'u aradı;

"Alo Uğur beyle mi görüşüyorum sanırım Turkaz bey en son sizinle görüşmüş."

"Anlamadım siz kimsiniz?"

Kafasın bin bir türlü soru işareti oluşmaya başladı.

"Turkaz bey bir kaza geçirdi hemen buraya gelmeniz gerek."

Başından aşağı kaynar sular döküldü telefon yavaşça elinden kaydı.

"Ta-mam"

Dedi titreyen sesi ile...

Dolaptan ayakkabısını alıp acile evden çıktı. Korku ile koştu bir kaç sokak ötedeki karakolun öne doğru kalbi boğazında atıyordu koştu için değildi maalesef... Olay yerine geldiğinde ambulans gelmişti. Otobüs şoförünü sedyeye almışlardı. Polisin yanına gidip kelimeleri arka arkaya sıkıştırdı.

"Komiserim Turkaz nerede onu görmek istiyorum nerede o?"

"Arabanın içinde fazla bir şeyi biraz eli kanıyor elindeki cam parçasını bırakmıyor ve başını direksiyona çarpmış o kadar. Bir az kafası kanmış o kadar."

Diyerek Uğur'u sakinleştirmeye çalıştı. Bu sırada Turkaz'ı sedye aldılar ambulansa bindirip hastaneye doğru yol aldılar. Yol sırasından ilk müdahaleleri yaptılar. Hastaneye geldiklerinde Turkaz'ı acele ile tekerlekli bir sedye alıp ameliyat odasına doğru götürdüler. Uğur ameliyat odasına kadar peşinde gitti. Sonra bir sandalye oturdu. Elini başına koydu ve ağlamaya başladı. Bunun bir rüya olmasını istedi ama değildi. Telefonu çaldı, arayan Melis'ti. O korku ona haber vermeyi unutmuştu.

"Alo?"

"Ne oldu acele çıkıp gittin arkandan seslendim duymadın bile?"

Dedi, endişeli tonu ile, devam Uğur titreyen sesi ile...

"Turkaz k -aza geçir-di."

Dedi yarım yamalak kekeleyerek...

Melis telefonu kapatıp hızla Hastaneye doğru gitti.

Geldiğinde Karşısında perişan olan Uğur'u gördü. Gidip ona sarılıp onu sakinleştirmeye çalıştı. Bir süre sonra en başta sorması gereken şeyi sordu;

"Dolunay'ın haberi var mı bu durumdan?"

"Hayır, yok onu da aramayı unuttum."

"Tamam, ben ararım sen kafanı topla."

Dedi ve telefonu eline alıp derin bir nefes aldı.

"Alo?"

"Alo, Dolunay?"

"Evet, Melis?

Titreyen sesini kontrol etmeye çalışırken devam etti.

"Turkaz..."

Derin bir nefes daha aldı.

"Kaza geçirdi."

"Ne?"

Korku bütün ruhunu kapladı.

"O iyi mi?"

"İyi, şuan ameliyatta."

Dedi, bütün bunların rüya olmasını dileyerek.

"Ne olmuş ki?"

Önemli bir şey değil, arabanın ön sağ cam kırılmış o da cam parçaların biri tutumuş ve avcunun içi derin kesilmiş. Bir başını direksiyona çarpmış hafif bir kanma olmuş o kadar."

Endişeli sesi devam etti.

"Hemen oraya geliyorum!"

Deyip telefonu kapattı. Bir süre sonra hastaneye geldi karşısında perişan olan Uğur'u ve onu sakinleştirmeye çalışan Uğur'u gördü. Gidip yanlarına oturdu ve öylece saniyeleri bir birini kovaladı. Dakikalar arasında hemşireler ameliyat odasından çıkıp tekrar girdiler.

1 saat sonra...

Turkaz uyanmıştı.

Doktor gidip yakınlarına haber verdi.

"Hasta uyandı."

"Onu görebilir miyiz?"

"Elbette ama bir sıkıntı var hasta kafasına darbe almış ve sanırım bir psikolojik hastalığı varmış. Aşarı alkol tüketimi ve başına aldığı darbe sucunda hasta beyinde bazı silinmeler oluşmuş olabilir."

Gri saydam bir örtün altına saklanmıştı geçmiş. Etrafına korku vidalarını sabitlemiş, bir tel örmüştü gerçeğin etrafına kimse ulaşmayacaktı ona...

"Nasıl yani?"

"Bundan emin değiliz."

Uğur, Dolunay ve Melis yavaş adımlarla Turkaz'ın odasına girdiler.

Doktor arkalarından girdi.

"Turkaz oda ki herkesi tanıyor musun?"

"Evet yakın arkadaşım ve eski sevgilimin arkadaşı."

Dedi Melis ve Uğur'a bakarak sonra dönüp Dolunay baktı. İçinde bir fırtına başladı. Bir gök gürültüsü ile yağmur başladı.

"Dolunay sen burada ne arıyorsun?"

"Anlamadım?"

"Neyi anlamadın düğünümüz de olanlardan sonra burada ne arıyorsun ne işin var yaptıkların yeterli gelmedi mi?"

Diye bağırdı. Artık kafasın içindeki kurguya tamamen hapis olmuştu.

"Bizim düğünümüz bir şey olmadı ki?"

Dedi dolu gözleri ile bağırarak devam etti, Turkaz

"Nasıl olmadı bana hiçbir şey olmadı diyemezsin ben unutmadım ne arıyorsun defol git seni görmek istemiyorum!"

"İyi de...."

"Defol Dolunay!"

Diye bağırdı. Bu konuşmanın kelime tozu ile tozlandı, aşk.

"Hanımefendi lütfen çıkalım."

Dedi doktor ve Dolunayı odadan çıkardı.

Tek kelime ile karşıtı renkler. Düğünde bir şey olmamıştı ama Turkaz için bu öyle değildi. Dolunay'ın kalbi hızlı atıyordu. Elleri titriyordu. Nefesi iki metre uzaklıktan bile duyuluyordu. Aşk silindi, yalan tozu ile kaplandı. Bu ilkti Dolunay ve Turkaz için. Bir melodin eski bir yaz dizisi ile eskimesiydi bu. Bağımlısı olan izleyiciler ile dolmuştu reytingler.

Yollar toz, dumana girmişti. Melis kahve alıp geldi. Bu kez kırık yıl hatırı yoktu, asılında hiç olmamıştı. Kahve açken içildiğin ağızda kuru, acı bir tat bırakırdı, sohbet arasında sırf zamanı silsin diye içilirdi. Zamana mutluk katsın diye içilirdi ama kahve silemedi zamanı ağızda acı tat bıraktı çünkü mutluğu verirken kendi acısını ağızlarda bırakıyordu. O da insanlar kadar bedel ödedi bu söz için, tek bir söz için.

Doktor Turkaz'ın odasından çıktı. Dolunay'ı odasına çağırdı. Dolunay Doktorun arkasından doktorun odasına girdi. Siyah sandalye oturdu. Kalbi boğazında atıyordu.

"Korktuğumdan daha kötüsü oldu."

Dedi, doktor satır aralarında Dolunay'ın kalbinin ritim duyuldu.

"Nasıl yani?"

"Turkaz beyin psikolojik hastalığı oldukça ilerlemiş ben pek bilmem ama hafıza kaybı değil de kafasında kurduğu kurgun içine hapis olmuş."

Dolunay sessizliğe teslim olmuştu.

"Psikoloğu ile konuşmanız gerek ben durumu anlatım kendisi size durumu açıklayacak."

Dedi ve Dolunay'a Burak'ın odasına kadar eşlik etti. İçeri girip mavi koltuğa oturdular. Burak anlatmaya başladı; "Bu doğal değil onu alkol konusunda uyarmıştım ama o dinledi ve şimdi hastalığı daha kötüleşti. Bakın artık gerçeği sildi, kazanın etkisi ile düğünüzü, evlendiniz günü silip o gün çok kötü bir şey yapmışsınız gibi düşünmeye başladı. Biliyorum bu çok tuhaf ama size karşı yoktan bir nefret oluşmuş içinde bunu tedavi edebilir miyim bilmiyorum. Bana kalırsa bu süreç için de ondan uzak durun çünkü artık gerçeğe hiç dönmeyecek farkında olmadan kafasında kurduğu kurguya hapis oldu."

Dedi, hızlı kelimeleri ile. Eski bir aşk şarkısın ritminde esirdi her şey ve tozlu bir piyona ile çalmıştı onu müzisyen gözlerinde yaşlar ruhunda korku bir bilmezlik adına tekrar çaldı aşkın çığlıklarını...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.