Sanki birini içini kemiriyormuşçasına bulanıyordu midesi. Lavabonun başında nefes nefese veriyor. Soluklanmadan kusuyordu. O kadar Parol ve kafeden sonra normaldi bu. Bir süre sonra lavabodan çıkıp odasına girdi. Yatağına uzandı. Dolunay'ın uyumadığını fark etti. Yatakta doldurdu yastığını düzeltip uzunca esnedi.
"Evde mide ilacı falan var mı?"
"Maalesef!"
"Anladım."
Deyip midesini umursamadan gözlerini kapattı. 1-2 saat uyuduktan sonra nefes nefese uyandı. Etrafa bakındı, karanlık odada sıfır ses vardı, hepsi rüyaydı. Gözlerini yavaşça kapatıp tekrar uyumak istedi fakat midesi buna engel oldu. Yatağından kalıp banyoya gitti. Kapıyı açtığında bir eli kapın kolundayken bir karanlık çöktü sanki gözlerin önünde bir perde inmişti, olabildiğince siyahtı, diğer yandan başına bıçak saplıyormuşçasına bir ağrı girdi. Kapıyı örtüp lavaboya tutundu,
Kustu. Odasına tekrar girip yatağına yattı. Bir sağa bir sola döndü. Bu bütün gece sürdü.
Tepelerinde paralayan güneş ile gözünü açtı. Dolunay uyanmıştı bile yataktan yavaşça kalktı etrafa bakındı, yavaşça kapıyı açtı. Mutfaktan sesler geliyordu. Pek net değildi ama anlaşılıyordu. Tatlı bir kahvaltı telaşı vardı. Mutfağa girdi. Dolunay'a gülümseyip "Bana bir kahve yapın ya dün gece hiç uyuyamadım, midem sağ olsun!"
Uğur balkondan çıkıp eline bir bardak aldı. Turkaz'ın kahve içtiği büyük ve geniş kırmızı bardağa uzandı. İçine kahve koyup Turkaz'a uzattı.
"Hazır bile kardeşim bilirsin kahve olmadan güne başlayamam."
Ağızından kalan kuru acı tat hoşuna giderdi ki zihin açık olmasına da bunun sebep olduğuna inanırdı.
"Turkaz dünden beri kahve içiyorsun sence neden kusuyordun?"
"Parol yüzünden 7 tane içtim hane ama hala başım ağrıyor."
Elini başına koyup yavaş hareketlerle masaj yapamaya başladı.
"Kahvaltı hazır hadi!"
"Ya Melis yanlış anlama ben kahvaltı yapmam sevmem ben kahvemle mutluyum."
Melis yüzünü buruşturdu.
"Sen nasıl yaşıyorsun ya?"
Diyerek güldü. Turkaz elindeki bardağı masanın üzerine bıraktı ve Uğur'un kolundan tuttu. "Hadi kırmayalım hanımları bir iki lokma yersin." "Of!" Uğur bir günde oflamadan geçiremezdi sanki. Sandalyeyi çekip oturdu. Kahvaltıya başladılar. Normalde kahvaltı yapmamasına rağmen baya iştahla yiyordu. İlk kez birinin yaptığı böreği beğenmişti. Eline bir peçete alıp ağızını sildi. "Benden bu kadar börek mükemmel elinize sağlık." Cümlesini olabildiğince hızlı bitirip masadan kalktı. Arkasından Turkaz kalıp televizyonun yanında ki dosyayı aldı. Oturma odasına geçip koltuğa uzandı. Dosyayı açıp incelemeye başladı. Bir kâğıt alıp olayı yazdı. Uğur yanına oturdu. "Yanı olay mı?" "Evet ya her şey tamamda o banka nasıl patladı?"
"Demek ki biri bomba yerleştirdi ama bomba bulunmadı üstüne gitme bu kadar."
Dedi istediği biraz olsun Turkaz'ın bir az olsun boş dosyaya bakmayı kesin. Biraz olsun kafasında ki kurguya inanmayı bıraksın bunu istiyordu.
"Sana konu dışında bir soru soracağım."
"Evet?"
"Psikoloğa gitmeyi neden bıraktın?"
Turkaz derin bir nefes aldı.
"Bayadır o doktoru görmüyorum bence iyileştim."
"Çünkü evinizde pembe duvar yok. İyileştin, öyle mi?"
Bu cümleyi söylerken kendinde değildi Turkaz'ın bu hali onu deliye döndürmüştü. Ona gerçeği göstermek istiyordu. Bağırmaya devam etti.
"Bak, Turkaz!"
Turkaz halıya bakıyor, hiçbir şekilde kafasını kaldırmıyordu. Gözleri dolmuştu. Uğur önündeki dosyayı alıp şöyle devam etti; "Bu dosya boş baksana ne çetesi oğlum üniversiteye yeni başladın daha birinci sınıftasın kendine gel!" Gözlerinden yaşlar geliyordu, dayanacak gücü yoktu sanki kendini artık kontrol edemiyordu. Turkaz ayağa kalktı. "Boş öyle mi? Bana babamı hatırlatıyorsun belki de haklısınız ben hastayım ve asla iyileşmeyeceğim. Deyip hafif bir gülümseme ile Uğur'a baktı. Bu kez kulaklığın alıp evden çıkmak yerine şunu yaptı oturma odasından çıkıp salona gitti telefonu eline alıp psikoloğu aradı.
"Alo?"
Bir kaç dakika bekledi ses vermedi.
"Alo?"
Derin nefes aldı titreyen sesi ile cümlesine başladı.
"Pembe olan her şey tehlikeli!"
"Anlamadım?"
"Her şeyiniz pembe ve hepsi tehlikeli.
Psikolog tehlike bir eşyası olduğu sandı. Pembe tehlikeli bir eşyası mı vardı, hastası bu yüzden mi gelmeyi bırakmıştı? Kafasındaki soruları Turkaz'a yönel etti.
"Turkaz odamda tehlikeli bir eşya yok."
Turkaz güldü.
"Her şey pembe bu yeterli!"
Deyip telefonu kapattı. Daha fazlasını duymasına gerek yoktu. Bu renkten uzak durmayı seçtiği günden beri her şey yolundaydı. Telefonu masaya bıraktı kafasını kaldırıp etrafına baktı kapıda Uğur duruyordu.
"Duvarları pembe demi?"
"Keşke sadece duvarlar olsa odasındaki her şey pembe benim bu renkle ne kadar travmam varsa psikoloğun da o kadar takıntısı var."
Uğur yanına gidip elini omuzuna koydu. Pişmanlığını hissettirmek istedi. Özür dilemeye yüzü yoktu onu anlamalıydı en azından anlamaya çalışmalıydı.
"Sana kırgın değilim."
Kafasını evet anlamında sallayıp etrafa bakındı. Dolunay ve Melis'in evde olmadığını anladı.
"Turkaz, senin eşin bu kadar bağrışmaya sessiz mi kaldı?"
"Yok kalmaz o da nereye gittiler ki?"
"Arasana!"
Turkaz Dolunay'ı aradı. Sesinde bir titreme vardı anlamıştı.
"Alo, neredesiniz?"
"Hiç!"
Saklıyordu, bunu ona daha anlatacaktı.
"Anlamadım?"
"Turkaz geleceğiz birazdan!"
"Neden gerginsin?"
"Değilim."
"Peki!"
Telefonu yüzüne kapattı. Trip atmıyordu, korkuyordu sadece. Dolunay'a bir şey olmasından bunu bilmemekten. Hastalığın ilerlemesinden korkuyordu.
Uğur mutfağa gidip Dolunay'ı aradı. Çünkü ona söylerdi nerede olduğunu ya da Uğur söylemesini sağlardı.
"Alo neredesiniz?"
"Hiç!"
"Hiç?"
Sinirlenmişti neredeydiler ki bu kadar?
"Boş ver Uğur."
Saklamaya devam etti.
"Bak Dolunay bize hiçbir şey söylemeden evden çıkıp gidiyorsunuz neredesiniz deyince de hiç diyorsun aklıma türlü türlü şeyler geliyor. Neredesiniz siz?"
"Şey Uğur biz..."
Sözünü kesmişti ,çok sinirlenmişti.
"Siz ne?"
"Biz Turkaz'ın psikoloğu ile konuşmaya gittik."
Dedi.
"Eee?"
"Her şey pembeydi odasında koltuk, duvar, masa hepsi pembeydi."
"Turkaz onu arayıp pembe olan her şey tehlikeli dedi."
Telefonu kapattı. Dolunay yeni bir psikolog ile konuşmaya gitmişti 1-2 saat sonra eve geldi. Aşırı sessizdi sanki evde kimse yoktu.
"Turkaz?"
Ses gelmedi, korktu, nereye gitti? Tekrar seslendi.
"Turkaz?"
Hala ses yoktu, bilerek mi yapıyordu?
"Turkaz!"
Bağırdı ne ondan ne Uğur'dan bir ses vardı. Melis onu sakinleştirmeye çalışıyordu. Dolunay'ın gözleri dolmuştu. Artık çok yorulmuştu kimseye sesini duyuramıyordu. Sanki karanlık bir oda da tekti. Isısız bir adaydı.
Duvara yasalandı. Sırtını duvara sürterek yere çöktü kolları ile yüzünü kapatıp ağlamaya başladı. Ayak sesleri geliyordu. Melis arkasını döndü, karşında kulağında hoparlörlü siyah bir kulaklı olan Uğur'u gördü. Onu baştan aşağı süzdü. Dolu Mavi gözleri, dağınık sarı saçları yine gözünün önündeydi, bundan hiç rahatsız olmazdı, tam tersi çok hoşuna giderdi. Üstünde eski yeşil bir tişört vardı. Aşırı uyumsuz giyinmişti altında fosfor sarısı bir şort vardı. Kendi kendine bu kılık ne dedi.
"Turkaz nerede?"
"Efendim?"
Kulaktan dolayı duymuyordu sesler müziğe karışıp yok oluyordu. Bunu sevmişti, 10 yaşından beri...
Kulaklığı kafasından yavaşça boyuna indirdi "Duymadım tekrarlar mısın?"
Dedi.
Yumuşak ince bir ses tonu vardı, Melis sesini sempatik bulmaya başlamıştı.
"Turkaz nerede dedim?"
Diye tekrarladı, Uğur bir kaşını havaya kaldırıp gülümsedi.
"Size ne!"
Deyip güldü, arkasına dönüp misafir odasına gitti. Dolunay arkasından gitti. Melis de Dolunay'ın arkasından, bütün öfkesini Uğur'un üstüne kustu.
"Bize çocuk gibi davranmayı bırak Turkaz nerede? Söylemeyeceksin biliyoruz. Bencilsin ve sadece kendini düşünüyorsun bütün gün ne hissettim umurunda bile değil Turkaz niye seninle yakın arkadaş ki bir işe yaradığın yok!"
"Pardon ne dedin sen?"
"Hiçbir şey demedi."
Dedi Melis sorun çıkmasın diye ama nafile bunun için baya geçti. Uğur Turkaz'ın aksine öfkesini kontrol etmek için çabalamazdı.
"Ne demek istiyorsun düzgünce söylesene ?"
"Uğur öyle demedi sen yanlış anladın."
Turkaz’ın psikolojik hastalığını ilerlememesi için hiçbir şey yapmıyorsun demek istemişti, Dolunay oysa Uğur Turkazla empati kurabilmek için çok uğraşıyordu. Dolunay’ın böyle düşünmesine sinirlenmişti. Anlamsızca bu konu üzerine tartışmaya başladılar.
Diyerek olayı yatıştırmak istedi. Uğur elindeki telefonu koltuğa koydu, kulağı boyundan çıkarıp yanına fırlattı. Ayağa kalkıp Dolunay'ın önüne geçti.
"Tekrar söyle!"
Dedi. Melis kolunu tuttu. kolunu sallayarak Melis'in elini çekmesini sağlamaya çalıştı. Ona sapıkça bir şey yapmazdı ve Melis bundan korkmuştu. Uğur 'da bunu anlayıp daha çok sinirlenmişti.
"Melis çık gitti buradan!"
"Uğur?"
Dedi, korka sesi ile
"Melis gitti dedim!"
“Evet Turkaz’ın hastalığının ilerlemesine sebep oluyorsun!”
Uğur şöyle yanıtladı;
“Sen dikkatsiz davranıyorsun psikoloğun pembeye takıntısı olduğunu nasıl bilmiyordun?”
Dolunay bu konu da kendini sorumlu görmüyordu. Uğur’un üstüne gitmeye devam etti
"Evet hiçbir işe yaramıyorsun öylece yaşadığımız durum ile alay edip Turkaz'ı bu yalana, bu saçma kurguya inanması sağlıyorsun onu asla anlamıyorsun!"
Uğur sakinleşmeye çalışarak
“ Bak Dolunay empati kurmaya çalışıyorum.”
Dolunay sinirli bir şekilde devam etti
“ Bu senin empati kurma şeklin mi?”
Uğur derin bir nefes aldı ve şöyle dedi;
“Evet mesela Turkaz’ın psikoloğun pembeye takıntısı var mı diye bakardım.”
“Bu benim sorumluğum altında değildi.”
. “Ya nasıl değildi Turkaz az önce kriz geçirdi. Daha sonra çıkıp gitti bunun sorumlu sensin!”
Melis tartışmayı durdurmak amacı ile araya girdi.
“Acaba bir biriniz üstüne gitmek yerine Turkazla mı konuşsanız?”
Bu sıra da Turkaz kapıyı anahtarla açtı. Konuşmaların çoğunu duymuştu. İçeri girdi ve kapıyı örttü.
“Niçin bu konuyu bu kadar büyütüyorsunuz ki?”
Dolunay cevapladı.
“Çünkü Uğur bencil davranıyor.”
Uğur’un olaya bakış açısı farlıydı. Sanki Dolunay Turkaz’ı yargılıyordu. Bu kadar dikkatsiz olmasını buna bağlıyordu.
“Dolunay seni yargılıyor farkında mısın?”
Dolunay öfke ile konuşmaya başladı
“ Ben mi yargılıyorum Turkaz’ı sen buna nasıl varabiliyorsun ya?”
“Melis Dolunay’ı misafir odasına götürür müsün?”
Melis Dolunay’ı misafir odasına götürdü. Turkaz Uğur’a dönüp
“Geçmişte ki olaylara bakılırsa dediğin de haklı olabilirsin.”
Dedi ve mavi koltuğa oturdu. Uğur yanına oturup elini sırtına koydu.
“Her şey düzelecek.”
Dedi. Dolunay’ın kanser olması Turkaz’ı duygusal olarak çok etkiliyordu. Psikolojisi onun isyankar davranmasını sağlıyordu ara sıra bunalımlara girip çıkıyordu.
“Olayı büyütmeyin yine de.”
“Peki Turkaz gidip Dolunayla konuşsam iyi olur.”
Turkaz masadan eline bir kağıt kalem alıp içini döktü. Kelimelerin ruhuna işlenmesine izin verdi belki de ilacı buydu. Hiç olamadığı kadar iyi hissederdi yazdığında.
Sessizliğin içine işleniyorum ve o pembe duvar kadar parlaklığı yanlış yaşıyorum. Öfkeyle karalanmış kağıtlar gibi dolup taşıyorum, sonunu bilmesem de bu senaryonun artık izinden siliyorum. Adını unuttuğum fakat sözlerini hatırladığım bir şarkı gibi aniden aklıma dolanıyor anılar, biliyorum sisli gökyüzü kadar bulanık sanki silmek isterken silinmemiş, derinlerde izleri...