İçeriğe geç

Meczup (kitap oldu)

Bölüm 10 · 6 dk okuma

Meczup (kitap oldu)

Bölüm 10

10. Bölüm

Sevgili günlük...

Sana Turkaz'ın her adımını not edeceğim. Nasıl başlamam gerek bilmiyorum. Bu gün Turkaz içinde boş a-4'lere sahip olan mavi bir dosyayı inceledi. Sözde kağıtlarda kara kılıç çetesin suçu yazıyormuş. Olay şöyleymiş. Bir bankayı soymuşlar ve banka esrarengiz bir şekilde patlamış 7 kişi ölmüş falan. Belki bir umut böyle çete vardır. Araştırma yapacağım. En azından etkilenip uydurmuş olabilir.

Günlüğün kapağını kapattı derin bir nefes alıp masadaki suyu alıp içti. Bu sırada telefonu çaldı. Arayan Melis'ti.

"Alo"

"Efendim?"

"Ne haber?"

"İyi senden?"

"Bende iyiyim şey diyeceğim ben İstanbul'a geliyorum bir kaç gün sizde kalabilir miyim acaba?"

"Tabi!"

Dedi ve telefonu kapattı. Melis çocukluktan kalma arkadaşıydı. Odasından çıkıp Turkaz'a seslendi.

"Turkaz bir bakar mısın?"

"Efendim canım?"

"Melis İstanbul'a geliyormuş hazırlık yapmam gerek."

"Tamam bebeğim benim yardım edebileceğim ne var?"

"Alınması gerekenler var Uğur'la gidip alın ben evi düzenleyeceğim."

"Tamam bebeğim."

Dedi ve yanında oturan Uğur'a "kalk hadi!" Uğur saçını gözünün önünden çekti. Oflayarak ayağa kalktı. Uğur görebileceğiz en üşengeç insanlardan biridir. Biri onu zorla yürütüyormuş gibi yürüyerek misafir odasına girdi. Çantasından rastgele bir tişört çıkarıp giydi. Çıkarmaya üşendiği tişörtünü ise koltuğun üzerine bıraktı. Turkazla birlikte evden çıkıp marketin yolunu tuttular.

"Oğlum Melis kim ya?"

"Dolunay'ın en yakın arkadaşı İzmir'den buraya geliyor."

"Anladım."

Uzun bir süre ofladı. Market'e geldiler. İçeri girdiler eline bir market arabası aldı ve cebinden alışveriş listesini çıkardı.

"Bakalım ne almamız gerek."

"Hiçbir şey!"

"Uğur!"

"Ne?"

"Ölü gibi yürümek yerine şu market arabasını tut!"

"Of ver!"

Listenin ilk sırasında sebzeler vardı manav tarafına gidip eline bir poşet aldı. Birer kilo Dometes ve patlıcan aldı. Üçer kilo patates ve soğan. Son olarak ise 2 kilo biber aldı. Sebzeden sonra temizlik malzemeleri vardı. Biraz ilerdiler ve temizlik ürünlerin satıldığı vitrine geldiler.

"Bulaşık deterjanı , Domestos ? Aynı değiller mi?"

"Öyle mi?"

"Bende sana sordum ya değilse?"

"Aynı olsalar yazar mıydı?"

"Ha yok yazmaz."

"Eee o zaman değiller."

Turkaz gülümsedi. Arkasını dönüp beyaz vitrindeki bulaşık deterjanına uzandı. "Domestos nerede ya?" Bir alta rafa baktı ve yeşil bir şişeye sahip olan Domestos'a uzandı. Deterjanı ve Domestos'u market arabasına koydu. "Bitti mi?" "Hayır, Uğur!" Deyip sıradaki ürüne baktı. Çekirdek, cips ve kola "Tamam." Dedi ve biraz daha ilerlediler çekirdek ve cipsiyi alıp market arabasına koydu buz dolabına doğru ileryip kolayı aldı ve onu da market arabasına koydu. David Bowie'ye ait olan Golden Years adlı şarkı diline dolanmıştı. David Bowie en sevdiği şarkıcıydı çocukluğundan beri onu dilerdi.

Geçenlerde okuduğu Piç adındaki kitapta Hakan adında bir karakter hiç yazılmamış kitapları okuduğunu sanıp arkadaşlarına anlatıyordu. Başta bu durum ona baya tuhaf gelmişti asılında çokta yakındı, bu hastalık onun hastalığına, hiç farkında olmadan kendi kurguların içinde kaybolacaktı. Hakan'da David Bowie dilerdi. Bu tek ortak yönleri sanıyordu ama değildi.

"Alacaklarımız bu kadar."

"Sonunda."

Kasaya doğru ilerlediler. Sıraya girdiler önlerinde 3 kişi vardı. Kitapta olanları uzun zamandır düşünüyordu. Asılında Hakan'ın kendine benzediğin farkındaydı ama hastalığın değil. Bir yerlerden bir ses duyuyordu. "Bu ses ne?" Uğur Turkaz'a bakıp şaşkın bir şekilde "Hangi ses?"

Arkasına döndü yaşlı bir adam ona bakıyordu. O ise sesin nereden geldiğini anlamaya çalıştı. Bir silah sesi duyuyordu. "Duydun mu? Biri silah ile ateş ediyor." Uğur duymamıştı lütfen başkası duymuş olsun diye diledi. "Hayır!" Arkasındaki yaşlı adama sordu "Siz bayım duydunuz mu silah sesini?" Adam biraz sağırdı, Turkaz'a bir kaç dakika boş boş baktı. "Hey silah sesini duyan yok mu?" Yaşlı adamın yanındaki kumral saçlı yirmili yaşlarındaki kız şöyle dedi; "Ne silahı ne sesi ne ateş etmesi beyefendi? Buradaki insanları boşuna endişelendirmeyi kesin bu şaka hiç komik değil!" Fazla sertti belki normal bir insan bunu önemsemeden marketten çıkardı ama Turkaz hastaydı. Şöyle karşıladı; Sözleri duyduğunda "Şaka yapmıyorum!" Diyerek bağırdı. Titreyen elleri hastalığını önüne çıkarıyordu ama herkes fark edemezdi yaşlı adam dışında.

Adam Turkaz'ın elini tuttu ve şöyle dedi; "Ben sağırım çoğu sesi duymam en son ne zaman karımın sesi duydum hatırlamıyorum bile. Sen silah sesi duyuyorsun öyle mi, emin misin?"

"Evet!"

Bunu söylerken kalbi hızlı hızlı atıyordu. Bir sessizlik oluştu Turkaz dudağını ısırıyordu, Uğur ona bakıp "Turkaz gidelim mi yanlış duymuşsundur."

"Bir saniye" dedi ve marketteki küçük kitaplıktan Piç adılı kitabı aldı kasiyere verdi ve fiyatını ödedi. "Tekrar okumalıyım!" Dedi kafasında bir ses sen hastasın diyordu. İçinden tekrarladı "Ben hasta değilim." Elleri titrediği için arabayı Uğur kullanıyordu. Ne kadar saklasa da ergindi, Turkaz'ı böyle görmeye dayanamıyordu. Saatlerce birine sarılarak ağlamak istiyordu. "Ben hasta değilim!" Titreyen sesini hızlı nefesi karıştı "Başkası da duydu eminim!" Derken gözünden bir damla yaş geldi.

"Uğur sesi duydun demi?"

Uğur ilk kez ona yalan söyledi.

"Evet. Sadece insanları endişelendirmek istemedim."

Dedi eve gelmişlerdi arabayı park etti. Arabadan inip bagaj açtı aldıklarını çıkarıp bagajın kapağını örttü. Turkaz'ı kolundan tutup asansöre bindirdi.

Uğur'un yalanı onu rahatlatsa da dünya durmuş gibi hissediyordu. Asansörden inip Zili çaldı. Dolunay kapıyı açtı. Yanında orta boylarda uzun sarı saçlara sahip olan mavi gözlü bir kız vardı. İçeri girdi henüz adını bilediği kıza "Turkaz'ın yanında dur salona geçin Dolunay benle Mutfağa gelen!" Dedi. Mutfağa girdi kapıyı örttü. Derin nefes aldı.

"Dolunay Turkaz markete silah sesi duyduğunu söylüyor ama silah sesini duyan tek kişi!"

"Normalde ses falan yok demi?"

"Maalesef!"

Derken hızlı hızlı atan kalbine engel olamadı. Arkasındaki bardağı alıp çeşmeden su doldurdu bu sırada eli titriyordu. Dolunay'ın gözünden yaş geliyordu.

"Dolunay bak güçlü olmak zorundayız ben durumu kontrol edebilmek adına bir kaç gün daha burada kalacağım!"

"Tamam."

Turkaz psikoloğa gitmeyi bırakmış, doktorun verdiği ilaçları asla kullanmamıştı. Belki buydu hastalığının ilerlemesin sebebi. Dolunay yavaş adımlarla solana gitti. Uğur kendi kendine "5 dakika önce hiçbir şey olmadı!" Dedi ve o da salona gitti. Mavi koltuğa oturup ayakları uzattı. Kumandayı alıp kanaları geziyordu. Bir yandan saçlarını oynamayı ihmal etmiyordu. Melis Turkaz'ın hastalığını bilmiyordu fakat bir şeyleri anlamıştı. Bu durumlarda ne yapması gerek bilirdi. L koltuktan kalkıp Uğur'un önüne geçti. Elini uzatıp "Ben Melis." Uğur elini tutup "Bende Uğur ricam etsem önümden geçilir misin kumanda algılamıyor. Sürekli diziyi izleyeceğim." Dedi Melis gülümseyip

"Birlikte misafir odasına gidip izleyelim mi?"

"Bak, buna üşenmiyorum."

Melis Uğur’un kolundan tutup oturduğu koltuktan kaldırdı. "Hey!" Kulağına uzuna bilmek için parmak ucuna geldi.

"Fazla gerginsin!"

Diyerek fısıldadı. Uğur derin nefes alıp misafir odasın kapısını açtı. Mor koltukta mavi tişörtü vardı, koltuğa oturup tişörtü eline aldı. Melis hemen yanına oturdu.

"Daha önce kuzenim Turkaz'ın hastalığına benzer bir hastalık geçirmişti. Başta senden daha ergin davranıyordum. Sonra Disney adında bir kanalda Doremon adında bir çizgi film buldum, ne zaman gergin olsam elime kumandayı alıp bu çizgi filmi izlerdim. Kuzenim bir süre sonra ağlamak üzere olduğumu fakat kendimi tuttuğumu fark etti. Bu hastalığın daha çok ilerlemesine sebep oldu."

Uğur elindeki tişörtü buruşturuyor, bir yandan göz yaşlarına izin veriyordu. Titreyen sesi ile cümlesine başladı.

"Sence anladı mı?"

"Bence hayır ona söylediğin yalan biraz olsun inandırıcı olmuş."

Uğur kafasını kaldırıp Melis'i süzdü; Uzun sarı saçlarını oynuyordu. Gözlerini hızlı hızlı kırpıyordu. Boş boş halıya bakıyordu. Ellini dizlerin üstüne koymuştu. Ellerine baktığında titrediğin fark etti.

"Sende en az benim kadar erginsin."

Dedi ve elindeki tişörtü koltuğun kenarındaki yeşil çantaya koydu. Göz yaşlarını sildi. Melis'e tekrar baktığında bu kez ağlıyordu. Yanına iyice yaklaşıp "Hey, sakin ol!" Dedi. Elini yavaşça yanağına koyup göz yaşlarını sildi.

"Kuzenim tımarhanede kalmaya başlamıştı. Dün gece intihar etmiş!"

Sözleri göz yaşlarına karıştı.

"Bazen birine sarılıp saatlerce ağlamak istiyorum!"

"O kişinin sana asla neden ağlıyorsun demesin istiyorsun."

Melis kafasın evet anlamında salladı.

"Bana sarılabilirsin."

Deyip Melis'e sarıldı. Göz yaşlarına izin verdi. Buruna kır çiçeklerin kokusu geliyordu. Gözlerini kapattı her şeyin düzeldiğini hayal etti. Elini Melis'in saçların arasında gezdirdi. Boyunda Melis'in nefesini hissetti.

Gecenin sessizliğinde yok oldu korkusu.

Tozlu piyonun melodisinde bir aşk hikayesin izi kalmıştı. Melodin notlarında sevgini ruhu dolaşıyordu. Bir müzisyen piyonu çalarken, aşk hikayesini izi sürüyordu. Hikaye tekrar başlıyordu bu notlarda...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.