Dolunay'dan...
Nasıl olur bu ben kanser miyim? Beynimde tümör var öyle mi? 3. Evre ?
Nasıl ya hızlı hızlı atan kalbim kafamda bir ses daha oluşturmuştu. Ellerim titriyordu. Korkuyordum ölmekten değil Turkaz'ı yalnız bırakmaktan korkuyordum. Ne yapacaktım ben? Belki de bir günlük tutmalıyım tıpkı çocukken yaptığım gibi. Bir defter bulmalıyım ve Turkaz'ın her adımı not ederim. Ya hastalığım daha kötü giderse? Ben ölecek miyim? Bu nasıl bir duygu böyle? Hayır, hayır hayır sus, sus, sus! Ellerimi kafama koydum ve tekrarladım şu sözleri;
"Sus, hayır!"
"Sus!"
"Hayır!"
Bağırmak, haykırmak istedim ama olmadı. Turkaz duymasın canımın yandığını onun hastalığı da ilerlemesin! Korkuyorum hem de çok ben ölecek miyim? Hayır bu olamaz! Şu an uyudu ama ya rüyasında kötü bir şey görürse? Ya ben bu gece uyurken ölürsem? Ya ben bu sabah uyanmazsam?
Yazar'dan...
Dolunay yorganın altında bu düşünceleri kafasında dolaştırdı. Turkaz uymamıştı. Dolunay'ın nefesini dinliyordu. Hep dinleyecekti bir an olsun bırakmayacaktı. Onun yaşadığına emin olacaktı. Tek çaresi buydu. Sabahı ilk defa huzurla beklemiyordu. Kafasındaki seslerle uyukuya daldı. Uykusunda sayıklıyordu her zaman ki gibi. Normalde sayıkladığında yarı uyanık olurdu ve bir kaç dakika sonra uyanırdı. Bu kez olmadı.
"Dolunay..."
"Dolunay..."
"Dolunay..."
"Dolunay, uyan, uyan hadi!"
"Uyan!"
Bir kaç kere daha tekrar etti bu cümleyi uyanıktı sevdiği kadın. Dolunay Turkaz'a baktı. Ter içindeydi ve titriyordu. Sesi titriyordu. Bir kaç kere omuzuna dokundu.
"Turkaz uyan!"
"Turkaz buradayım uyan!"
"Lütfen, uyan Dolunay!"
Korku tüm ruhunu sarmıştı, rüyasında ölüyordu sevdiği kadın ve o yalnızdı. En çok korktuğu duygunun dibindeydi. Birden uyandı.
"Aaaa!"
Bir çığlık sonrası etrafına baktı sırtındaki eli hissetti arkasına döndü Dolunay'a baktı.
"Uyandırdım mı?"
"Sayıklıyordun Turkaz ne gördün rüyanda?"
"Boş ver!"
Boş veremezdi anlamıştı rüyasını bu kabus gerçekti. Dolunay kaçışı olmadığını biliyordu. Bile bile ölümü bekleyecekti?
Yastığa başını koydu gözlerini kapatıp her şeyin yoluna girdiğini hayal ederek uyukuya daldı. Hiç sabah olmayacaktı...
Alarm sesi ile uyandı, sabah olmuştu. Yataktan kalktı elini yüzünü yıkadı. Dolunay henüz uyuyordu. Ona kahvaltı hazırlamaya başladı. Bir umut onu mutlu edebilmek için. Peynir, zeytin incir reçeli Dolunay'ın en sevdiğinden. Hepsini masaya yerleştirdi. Bir yumurta yaptı. Dolunay'ı uyandırmak için odaya girdi. Onu bir kaç kere omuzuna dokundu. Uykusu hafifti.
"Günaydın."
Dedi uykulu sesi ile.
"Günaydın, sana kahvaltı hazırladım, elini yüzünü yıka gel hadi."
"Tamam."
Dedi ve elini yüzünü yıkadı ve kahvaltıya başladılar.
Turkaz'ın okulu vardı ama gitmek istemiyordu Dolunay'ı yalnız bırakamazdı. Telefonu eline alıp Uğur'u aradı.
"Uğur?"
"Efendim?"
"Bize gelip Dolunay'ın yanında durur musun?"
"Tabi."
"Teşekkür ederim, benim okula gitmem gerek bir iki saate dönerim ben."
"Tamam."
Telefonu kapattı. Üstünü giyindi ve çantasını alıp evden çıktı.
Uğur zili çaldı. Dolunay kapıyı açtı. Uğur Dolunay'ı uzunca süzdü mavi gözlerin altı şişmiş siyah saçları dağınık bir biçimdeydi. Soluk sesi ile şöyle dedi "İçeri gelsene, neyi bekliyorsun ki?"
"Sen zamandır uyumuyorsun?"
Dedi ve içeri girdi. Dolunay kapıyı örttü.
"Uyudum asılında 2-3 saat en fazla."
"Uykumu tutmadı demi?"
"Yani normal olarak."
"Turkaz'da uykusuz demi?"
"Hayır o uyumuştu."
"Onunda sesi soluktu. Geçmiş olsun bu arada."
Dolunay bunu unutmayı diledi. Gerçekleşmeyeceğini bilse de.
"Sağ ol."
"Sen uyu istersen bir şeye ihtiyacın olursa buradayım."
"Tamam."
Uğur salonda kalıp Dolunay uyurken nefesini dinleyecekti. Bunu Turkaz istemesem de yapardı. Dolunay onun için değerliydi.
Bu sırada Turkaz derste anlatılan bir çeteyi araştırıyordu. Kara kılıç çetesi. 4 kişiden oluş bir mafya çetesiydi, 7 kişinin ölümüne sebep olmuşlardı yanı günün içinde biraz tuhaf bir olaydı. Olayı özetlemek gerekirse çete üyelerin biri kızdı ve hacker konusunda ustaydı bir bankayı hacklemişti ve o gece bankada bir patlama olmuştu yani niye bankayı önce soyup sonra niye patlasınlar ki? Bu patlama bankadaki 7 kişin ölümüne sebep olmuştu. Turkaz bu olayın üzerine baya düşüp ayrıntıya inmek istedi mavi dosya alıp kâğıtları içine koydu.
Uğur şarkı dinlerken Dolunay'ı izliyordu. Yaşanalar onu da etkilemişti. Duygularını nasıl kontrol etmesi gerektiğini bilirdi, bu yüzden ona sorun değildi mutluymuş gibi yapmak ama bundan hiç hoşlanmazdı. Kendi kendine uzun bir iç çekti. Gözünden yaş geliyordu. Dolunay duymasın ağladığını diye banyoya gitti. Elleri titriyordu. Musluğu açtı elini, yüzünü yıkadı. Faydasız engel olmadı göz yaşlarına yere yavaşça çöktü. Kulaklığını çıkardı. Derin bir nefes aldı sakin olmak zorundaydı. "Uğur, sakin oğlum 5 dakika önce hiç bir şey olmadı." Kendini hep bu cümleye inandırırdı böyle ayakta dururdu. Her yalnız kaldığında yıkılırdı. "Topla kendini haydi!" Bu kez olmadı. "5 dakika önce çok ağır bir olay yaşandı!" Kendi içinde bu tartışmayı sürdürürken zil çaldı. Banyodan göz yaşlarını silip "5 dakika önce hiç bir şey olmadı!" Deyip çıktı. Kapıyı açtı. Gelen Turkaz'dı. Dağınık kahverengi saçları bu kez dağınık değildi. Göz altları mor veya şişmiş değildi. İçeri girip elindeki mavi dosyayı Uğur'a verdi. Kapıyı örttü. Uğur elindeki dosya uzunca baktı. Biraz karıştırdı.
"İlgini çekti demi?"
Uğur anlamayan ifade ile Turkaz'a baktı
Kekeleyerek cümlesine devam etti.
"E-v-et"
"Tuhaf olay."
Uğur ne olduğunu anlamamıştı ve korkmaya başlamıştı.
"Evet ya!"
Dedi Turkaz'ın heyecanına uyum sağlayarak.
"Bak şimdi olayın derinlerine ineceğim. Şimdi mafya çetesi bankayı hackleyip soyuyorlar. Sonra aynı gece bankada patlama oluyor ve 7 kişi ölüyor."
"Bombayı da mı bu mafya çetesi yerleştirmiş?"
"Banka da bombaya veya her hangi bir patlayıcıya rastlanmamış.
"O zaman patlamanın başka sebebi var."
"Ya da bu konuda baya ustalar."
Uğur'un kafasında bazı sesler dönüyordu. "Ne çetesi ya?" "Bankası ne soygunu ne patlaması?" Onları susturmayı diledi. Cümlesine başladı ve yine istemeden kekeledi.
"B-ben mutfağa gidip b-bir su ala-cağım."
"Tamam da sen iyi misin?"
"Olayın şokuna girdim."
Dedi biraz olsun inanmasını isteyerek mutfağa gidip dolaptan bir bardak alıp bardağa su doldurdu suyu yavaşça içti. Kafasındaki sesler susmuyordu. Bu rolü nereye kadar yapacaktı? Korkuyordu hiç olmadığı kadar. Gözünden bir damla yaş geldi "Hayır bir şey olmadı." Deyip göz yaşını sildi. Derin bir nefes aldı, kafasın içinde sanki bir çocuk çığlık atıyordu. Bu başına inanılmaz ağır saplamıştı. Bir yalan bulup Turkaz'a seslendi. "Turkaz ben bir az uykusuz kaldım dün gece başıma ağrı girdi sizde ağrı kesici var mı?"
"Kapın yanındaki dolapta bu sabah aldığım Parol vardı."
"Tamam."
Dolabı açıp ilacı eline aldı. İlacı kutusundan çıkardı ve 7 tane hapın içilmiş olduğunu gördü. Kim içti bunu ya. "Turkaz sen bunu bu sabah aldığına emin misin?"
"Evet, neden?"
"Biri bunun 7 tanesi içmiş ya da sakarlığınız tuttu yere falan düşürdünüz?"
"Yok ya ben 6 tane içtim."
"Ne?"
"Birini de Dolunay içti herhalde!"
Uğur hapı içip salona gitti.
"Oğlum sen salak mısın?"
Turkaz uzun bir esneme sonrası cümlesine başladı.
"Dün gece hiç uymadım ki sabah 2 bardak kahve içtim. Gerçi okuldayken de 5 tane daha içtim. Başımda çok ağrıyordu. Belki geçer dedim faydası oldu enerjim yerinde!"
"Yani gözlerin falan normal onlara ne çözüm buldun?"
"Sen normal sanmaya devam et Dolunay'ın kapatıcısını sürdüm baya iyi kapatıcı , tavsiye ederim."
Uğur az önce yaşadığı olayı buna bağlayıp kendini sakinleştirdi.
"Deneriz."
Dedi ve kumandaya uzanıp televizyonu açtı. Kanalları gezmeye başladı. Bir kaç kanal sonrası "Sürekli dizi" adılı çizgi filme denk geldi. Kumandayı yanına bırakıp çizgi filmi izlemeye başladı. En azından bu kafasın dağılmasına sebep olacaktı. Bu sırada Dolunay uyanmıştı. Etrafa bakındı karşısında Sarı saçlarını oynayarak televizyon izleyen Uğur vardı. Yavaşça doğurulup ayağa kalktı. Arkasına döndüğünde dudağını ısıran Turkaz'ı gördü. İkisi de bunları stresliyken yapardı. "Niye bu kadar streslisiniz ne oldu?"
Aynı anda Dolunay'a bakıp "Uyandırdık mı?" Dediler. Dolunay bir iç çekip banyoya gitti. Yüzünü yıkayıp solana döndü. Bu kez karşılaştığı manzara ise şöyleydi; Turkaz koltuğa uzanmış bir elini kahverengi uzun saçına dolaştırmış Uğur ise sarı saçlarının bir kısmını ile mavi gözlerinin önüne getirmiş, sağ gözünü olabildiğince açık bırakmıştı bir yandan dudağını ısırıyor bir yandan kahkahalar atıyordu.
"Sizin neyiniz var?"
"Çok iyi çizgi film, ya."
"Onu mu diyorum siz streslisiniz!"
Turkaz ayağa kalkıp aynaya baktı.
"Uuu bu saçları kim dağıttı ya bende diyorum niye gözümün önüne geliyor kestireceğim bu gidişle."
"Bebek zaten saçın kısa sen benimkine bak resmen önümü sarı görüyorum."
Turkaz uzun bir kahkaha attı.
"Oğlum biz ve kısa saç tuhafmış ya!"
Dolunay sinir bir şekilde konuya girdi.
"Size bir şey sordum!"
"Tatlım sen niye bu kadar sinirlisin?"
"Sen ne içtin ya?"
Turkaz kısa bir esne sonrası "Bir şey değil ya 6 tane Parol, 7 bardakta kahve içtim 8. bardağı içmeyi düşünüyorum, isteyen var mı?"
"Turkaz!"
Dedi ve Turkaz'ı kolundan tutup koltuğun yanına çekti. "Otur! Kahve falan içmeyeceksin!" Uğur saçını gözünü önünden çekip Dolunay baktı. "Ben iyiyim bende sıkıntı yok."
"Emin misin?"
"Evet!"
Turkaz mavi dosya eline almıştı ve sayfalarını incelemeye devam ediyordu.
"Turkaz sen ne inceliyorsun?"
"Şu kara kılıç çetesi bir suç işlemiş bankayı soymuşlar sonrada bankada esrarengiz bir şekilde patlama olmuş 7 kişi ölmüş olayı incelmeye benim almamı istediler."
Dolunay derin bir nefes alıp şöyle devam etti "İyi de sen henüz birinci sınıfsın, polis akademisine yeni başladın sana bu görevi vermeleri sence de tuhaf değil mi?"
Turkaz biraz sinirlendi " 2 yıl oldu Dolunay!"
Bu sırada Uğur banyo gitmişti. "Uyursam geçer mi? Bunların hepsi biter mi? Turkaz kağıtlar boş be oğlum boş kendine gel bomboş kağıtlara bakıp duruyorsun!" Bu cümle göz yaşlarına karışıyordu.
her sayfasına işlemiş. Satırların altı çizilmişti. Çizgiler sarıydı, parlıyordu, herkes görebiliyordu çizgileri. Defterin üzerinde bir kaç göz yaşı ıslanmış bu kez yazı. Hafif silinmiş sanki birin eline izi çıkmış.