Kapıyı açıp sınıfın kapısının önünden içeridekilere seslendim. "Şey, Zeynep ve Toprak'ı arıyorum. Burada değillerse sonraki teneffüs C sınıfına gelebilirler mi diye sorar mısınız?" dedim. İki kişi birbirine baktı ve sınıftan çıkıp kapıyı kapattılar. Biri kolumdan tutup beni yanlarına çekti ve bana dik dik baktı. "Bizden ne istiyorsun?" dedi sorduğu soruya bakılırsa adı Toprak olan çocuk. "Ben Sunay Yelseren. C sınıfından. Kütüphaneci Alaz hanım sizinle iyi anlaşabileceğimizi söyledi. Sınıftakiler inek olduğumu düşünüyorlar. Sizinle arkadaş olabilir miyiz bilmiyorum ama Alaz hanıma güveniyorum." dedim ve yumuşak bir gülümsemeyle Toprak ve Zeynep'e baktım. Alaz hanım'a güveniyorum. Ama şu Toprak denen çocuk benim aksime çok soğuk birine benziyor. Onunla nasıl anlaşabilirim ki? diye iç geçirdim ve Zeynep'e de bir baktım. Şirin ve başarılı. Utangaç ama sıcakkanlı sanırım. Hiç konuşmaması biraz utangaç gösteriyor onu. Ama okul sıralamalarında hep yüksek not alıyor. Derslerine kafa vermiş utangaç ve sevimli. Bu düşüncelerimde haklı olduğumu düşünüyordum çünkü Zeynep biraz kızarmış, Toprak ise hâlâ ilk yüz ifadesini koruyor ve bana şüpheci gözlerle bakıyordu. "Pekala, ama zamana ihtiyaç var." dedi Toprak. Haklıydı da. Kendisi hakkındaki düşüncelerimi yanlış çıkarsın istiyordum çünkü soğuk insanlarla muhatap olmak sinirlerimi geriyor. Çok çabuk sinirlenen biri olarak bu benim için biraz sıkıntılı bir konu. Umarım o şekilde bir insan değildir kendisi diye düşünürken Zeynep bir şey söyledi. "Bizde sınıfta aynı muameleyi görüyoruz. Ne kadar iyi anlaşırız bilmiyorum ama iyi birine benziyorsun. Seninle arkadaş olmaktan mutluluk duyarım." dedi. Toprak hâlâ beni süzüyordu. " Peki, peki. Ama yine de gözüm üstünde olacak.". "Tanıştığımıza memnun oldum." dedim ve Zeynep'in elini sıktım. Toprak pek oralı olmasa bile istemeye istemeye benimle el sıkıştı. Bu yüzündeki ifade de ne? Bende sana bayılmıyorum. Zilin çalmak üzere olduğunu farkettim ve sınıfa gitmemiz gerektiğini söyledim. Üçümüz de sınıflara dağıldık ve sırama geçtim. Ders fizik mi? Ufff, nefret ederim. Çok sıkıcı. Dersten zaten normal zamanlarda da en ufak bir şey anlamam ve ders notlarını tekrar ederek anlardım ama bu ders ayrı bir sıkıcı. Hooke yasası ne işime yarayacak mesela? Yan sıralarda kıkırdama sesleri duyuyordum. Acaba kimler? Tabiki Eylül ve diğer zorba arkadaşları. Neye gülüyor bunlar? İçimde benim hakkımda konuştuklarıyla ilgili kötü bir his var. Bir ses duyuyorum. Yeyy, kurtarıcım teneffüs zili. Kitapları bırakmak için dolaba doğru ilerlerken Eylül yanımda bitti. " Ne oldu inek? Bir mutlu görünüyorum seni? Yoksa hayali arkadaş mı yaptın kendine?" dedi ve tam bir kötü kız kahkahası attı. Elimdekileri yere düşürdü ve beni arkaya doğru sert bir şekilde itti. Tam düşerken birinin kolunu hissettim. Düşerken Toprak belimden tuttu ve düşmemi engelledi. Zeynep ise Eylül'e öyle kötü bakıyordu ki ben bile biraz korktum. "Arkadaşıma bir daha dokunursan o yapan ellerinin ikisini de kendi ellerimle kırarım. Saçının teline bile zarar vermeyeceksin." dedi Toprak ve uzaklaştık. "Neden bu kadar kötü zorbalık gördüğünü söylemedin? Neden müdüre şikayet etmiyorsun?" diyerek ikisi de beni sorguya çekti. " İlk olarak, neden bilmiyorum. Kendimi tanıtırken 'zorbalık görüyorum.' demek tuhaf olur diye düşündüm. İkincisi ise babası okulun sahibi. Söyleyince bile müdür okuldan atamıyor." diyerek sorulara basit ve hızlı cevaplar verdim. Daha bir ders önce bu kadar soğuk olan Toprak'ın birden bu kadar ilgili davranması ise tuhaftı. Allah'ıma şükür. Düşündüğüm gibi biri değilmiş. Sanırım sadece yeni tanıdıklarına karşı biraz şüpheci. "Her neyse, ne yapalım?" dedim ve az önce sırtımı neredeyse kırmak üzere olmamışım gibi gülümsedim. Eminim şu an biraz tuhaf görünüyorum. Hangi insan zorbalık gördükten birkaç dakika sonra unutmuş gibi güler ki? Zeynep'in konuşmasını bekliyordum aslında ama Toprak cevap verdi. "Kütüphaneye gidebiliriz. Hem düzgünce bir tanışalım." dedi soğuk bir sesle. Hak veriyordum buna çünkü gerçekten doğru dürüst tanışamamıştık. Kütüphaneye girdik ve puflardan birine oturduk. "Kim başlayacak?" dedim. İkisi de konuşmayınca ben başladım. "Ben Sunay Defne Yelseren. 16 yaşındayım. Boyum biraz kısa biliyorum ileride dalga geçmeniz için söyleyeyim,167. Annemle yaşıyorum. Babamın nerede olduğu veya yaşayıp yaşamadığını bilmiyorum. Çok ta umurumda değil zaten. Hukuk okumak ve savcı olmak çocukluğumdan beri hayalim. Çok sosyal biri değilim, aksine tek arkadaşım sizsiniz. Kendi sınıfımdaki herkes tarafından zorbalık görüyorum." diyerek basitçe kendimi tanıttım. İkinci olarak Zeynep söze girdi. "Ben Zeynep Almina Yalınay. 16 yaşındayım. Boyum normale göre uzun, 175. Ailemle yaşıyorum. Hukuk okumak istiyorum. Kendimi bildim bileli hakim olmak istemişimdir. Bende sosyal biri değilim. Sizin dışınızda arkadaşım yok." dedi. Aslında oldukça fazla ortak noktamız olduğunu fark ettim. "Ben Toprak Ayaz, ikinci adım Onur. 17 yaşındayım, ilkokula geç başlamışım. Boyum normal olarak uzun, 187. Oda arkadaşımla birlikte okula yakın bir öğrenci yurdunda yaşıyorum. Hukuk okuyup avukat olmayı ortaokuldan beri çok isterdim. Bunun için çok çalışıyorum. Siz ve oda arkadaşım dışında arkadaşım yok." Biraz da olsa ortak noktamız vardı. " Pekala, şimdi birbirimize soru soralım. Belki anlatmayı unuttuğumuz şeyler vardır." Zeynep'in fikrini doğru buldum ve kimden başlasak diye karar verdik. " Sunay, bana soruyor."dedi Toprak. " Neden ilk kendimi tanıttığımda bana soğuk davrandın?" dedim çünkü daha nasıl biri olduğumu anlamadan soğuk davranması saçma gelmişti. " Ben kimseye tam olarak güvenmem. Özelikle yeni tanıştığım kişilere. Bu yüzden seni biraz tanımak istedim." dedi. Benim için yeterli bir cevaptı bu." Zeynep bana soruyor." dedim ve başımı Zeynep'e döndüm. '' Aslında çok önemli değil ama merak ettim. Ehe, şey. Burcun ne?" Bu soruyla beni de Toprak'ı da güldürmüştü "Ya niye gülüyorsunuz?" dedi Zeynep güldüğümüz için sinirlendiğinden burnu kızarmış şekilde. " Ne bileyim bir anda sorunca komiğime gitti. Az önce Eylül'e attığın bakıştan sonra bunu sorunca -" karşılaştırınca ağzımı kapatıp elimle bastırarak gülmeye devam ettim. Toprak ise duyduğu anki kısa ve hafif kıkırdamadan sonra yine soğuk haline bürünmüştü. "Neyse tamam hadi, ikizler burcuyum mayısta doğdum. İkizlerin ilk günü. Devam edelim." dedim. Konuşma bir süre daha devam etti ve birbirimizi iyice tanımaya çalıştık. İyi anlaşacağımızı düşünüyorum ama Eylül'ün asla rahat etmemize izin vermeyeceğini biliyordum,o mutluluğumuzu cehennem edene kadar rahat bırakmayacaktır ama başımızın çaresine bakacağız. Öğle tenefüsünün tamamında kütüphanedeydik ve birkaç kraker yedik öğle yemeği olarak. Az yemek benim için hiçbir zaman bir sorun olmamıştır çünkü asla çok yiyen biri olmadım. Her zaman çok az yemek yerdim ve ne kilo verirdim, ne kilo alırdım. O yüzden yemek yemek hayatımda çok veya az olmasını fazla umursamadığım bir şeydi. Zaman hızlı geçti ve teneffüs bitti. Hepimiz sınıflara dağıldık ve bende sınıfa yöneldim. Sırama oturdum ve konuştuklarımızı düşündüm. "Hepimiz mi hukukta aynı bölümü istiyormuşuz? E iyi oldu. Aynı üniversiteye de gidebiliriz yeterli puanı alırsak ne güzel olur." Birlikte aynı okula ve aynı bölüme gitmeyi planladığınız arkadaşlarının olması güzel hismiş. Ve tam rüya gibi gelen bu güzel düşüncenin ortasında tam da bekleneceği gibi Eylül buraya geliyor. Harika. Yine o aptal kötü kız kıkırdamasını duyunca edici her türlü alay sözcüğüne hazırlandım. "Ayy, o iki inek arkadaşını mı düşünüyordun sen?" dedi. "Sen nereden biliyorsun? Hem onlar inek değil, çalışkan. Anlatabildim mi?" Ondan korkmuyorum,istediğini söylesin umrumda değil,ama onlara hakaret ederse kesinlikle karşılık olarak sakin kalıp iyi bir cevap vermem gerektiğini hissediyorum. "Sen arkadaşlarını mı savunuyorsun ayy. Çok korktum." dedi küçümser bir tonla. "Beni sinirlendirmeye çalışıyorsan başaramayacaksın Eylül,git başımdan" dedim ve o anda öğretmen sınıfa girdi ve ders başladı. Gün yine bitti ve eve dönerken yeni arkadaşlarımı düşündüm. Artık birlikte mi kalacaktık?
Bölüm 2
Üç Farklı Renk
Bölüm sonu
2 yorum
Ezel bence hukuk ekibi kurmuşsun adaleti ele geçircez 😌
1YanıtMükemmel ekipp
