İçeriğe geç

Mayıs Çiçeği

Bölüm 3 · 4 dk okuma

Mayıs Çiçeği

Bölüm 3

Şiirsel Tuhaflık

Kendimi bildim bileli sinirliyken, mutluyken, üzgünken, severken, nefret ederken, korkarken hep içime yazdığım şiirleri okurdum. Annem şu son zamanlarda işe çok sık gittiğinden benimle ilgilenemiyor. Ama o işini değiştirmeden önce beni çok iyi eğitti. Viktorya dönemi İngiltere'sindekine benziyordu halim. Sınıftaki diğer kızların anneleri onları dans kurslarına verirken ben dövüş, edebiyat, müzik(özellikle müzik aletlerini çalmayı çok seviyordum o zamanlar ama liseye başlayınca kursunu bıraktım) ilgi alanlarım arasındaydı. Diğer anneler bana 'vahşi' derdi. Ama şimdi meyvesini en çok ben yiyorum. Diğer kızlar Sindirella veya Uyuyan Güzel okurlarken ben Shakespeare eserleriyle büyümüştüm. Onlar acıyı sevmez, ben severim. Okulda sessiz, sakin bir kız olabilirim. Ama içimden çıkan Sherlock Holmes'la herkesi de şaşırtabilirim. Küçükken bile tuhafmışım. Diğerleri peri masalları gerçek olsun dileğini dilerken ben cinayet gizemleri nasıl çözülür bildiğim için 'Bir vaka bana verilse de çözsem. ' diye hayal kurardım. "Eh, bu saçma sapan zorbalıklara bir son verdirsek de gerçekten iyi zaman geçirsek." dedim biraz sıkıntıyla. "Nasıl yapacağız Sunay? Babası okulun sahibi. Ama aynı derecede eğitim veren çok okul var. Puanımız da yetiyor." dedi Zeynep kurtuluş yolu düşünürken. Mantıklıydı ama okul değiştirmek ciddi bir şeydi. Hem annemin zorbalıklardan haberi yoktu. "Ciddi bir şey olacağını biliyorum. Ama ben artık bıktım. Siz istemezseniz sorun değil her türlü iletişime geçeriz." dedim çünkü artık cidden sıkılmıştım. Ben bu zorbalıkları neden görüyorum? Eylül neden bir anda böyle değişti? Yeter. İstemiyorum. Dayanamayacağımdan değil, sadece herkesin benden nefret ettiği ve sebepsiz bir nefretten bahsediyorum, böyle bir yerde bulunmak istemiyorum. Yurt dışı olabilir veya başka şehir olabilir, yine burada olabilir bana fark etmez. Tek istediğim şu zorbalıklardan ve Eylül'den kurtulmak. "Bence de..." dedi Zeynep. Belli ki o da kendi sınıfında gördüğü zorbalıkta bıkmıştı. "Siz giderseniz kimsesiz kalırım. Bende sizinle geleceğim. Okul okuldur." dedi Toprak. Kimsesiz mi? Toprak ailesiyle ilgili hiçbir şey söylememişti. Ve anlık olarak söylediği bu şey bana fiziksel bir acı hissettirmişti adeta. Anlayışlı biriydim ve genelde derdi olan kişiler hep gelip bana anlatırlardı. Acaba Toprak'a da bir sorunu varsa ban anlatabileceğini mi söyleseydim? Ama nasıl hissedeceğini kestiremediğim için bundan hemen vazgeçtim. 'Eh...' dedim yine sıkıntıyla. 'Okul değişikliğini dönem sonu sömestr tatilinde halletsek çok daha iyi olur, alışma sürecinden dolayı sınavlarımızdan geri kalmamalıyız çünkü yapılabilecek en iyi sömestr harici değişiklik sınav haftasına denk geliyor.' dedim içten içe en kısa zamanda bu okuldan ayrılmak istesem bile. Zeynep'in yüzünde anlayışlı bir ifade vardı. Şu zamana kadar beni en iyi anlamış olan insan Zeynep'ti zaten. Şu son birkaç haftadır tüm dertlerimden sıyrılıyordum onunla konuşurken, Zeynep'in sesinde her zaman bir anlayışlılık ve tatlılık oluyordu çünkü.

Daha henüz birkaç haftadır arkadaş olmamıza rağmen üçümüz birbirimizi tamamlıyor olduğumuzu fark ettim. Toprak sessiz ama içten içe anlayışlı ve dışarıdan soğuk görünmesine rağmen aslında sadece kötü zamanlar geçirmiş ve bu arkadaş grubunun bir parçası olmayı seviyor. Merakım dedektiflik ve hukuk üzerine olmasına rağmen psikoloji de ilgi alanıma giren bölümlerden biridir. Toprak bir süre tanıdıktan sonra gözlerinde yaşadığı hissi görülen türden biri. Bana karşı Zeynep kadar yakın davranmasa bile onu da içten şekilde kabul ediyorum ve seviyorum. Zeynep ise Toprak'ın tam tersi bir kişiliğe sahip ama dün öylesine dertleştiğimiz sırada üvey annesinin kendisine çok kötü davrandığını söylemişti. Yani mutluluğu yaşadığı anne sorununu gizlenmek içindi. ''Aslında...'' dedi Toprak. Zeynep ve ben başımızı ona çevirdik ve ne diyeceğini dinlemek için ona dikkat kesildik. Toprak çok sık konuşmadığından her konuşmaya girişinde sanki konuşmayı öğrenen küçük bir çocuğun ilk kelimelerini dinleyecekmişiz gibi ona umutla bakıyordum. Gerçi Zeynep onu benden daha uzun zamandır tanıdığından pek benimki gibi bir tepki vermiyordu. ''Aslında şey... Ben biraz acıktım. Kantine gidelim mi? Hehe...'' dedi. Ciddi-misin-sen der gibi bir bakış attım Toprak'a. Ciddi anlamda o aşırı rastgele bir insandı. Sen değil misin hep soğuk takılan? 'Bana belirli bir karaktere sahip olarak gelin n' olursunuz!' diye ağlamak üzereydim çünkü ikisinin tamamen zıt kişilikleri anlaşılabilirdi, ama kafamda Toprak'ı 'soğuk takılan sessiz çocuk' diye kodlamışken onun bir anda her zamankinin tam zıttı bir tavır göstermesi onu tanımlamamı zorlaştırıyordu.

''Eh, hadi gidelim. Ama benim önce bir sınıfa uğramam lazım kantinden yemeyi pek sevmiyorum. Yanımda getirdiğim krakeri alacağım.'' dedim ve sınıfa doğru ilerledim. Çantamı açtım ve bir elma, bir kraker ve ufak sandviçe baktım. Öğle teneffüsü için yaptığım sandviçi yememiştim, o yüzden onu almaya karar verdim. Aldım ve kantine gittim. Gözüm Zeynep ve Toprak'ı aradı ilk. Ama ikisinin başına dikilmiş Eylül ve diğer zorba arkadaşlarını görünce içimde o bastıramadığım kin kabardı...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.