Yine sabah uyandım. Dağınık ve kısa saçlarım görmemi engelliyordu. Yataktan kalkıp banyoya girdim. Saçlarımı taradım ve kulaklarımın arkasına aldım. Banyodan çıktıktan sonra yatağımın karşısındaki çalışma masamdan yuvarlak gözlüklerimi alıp mutfağa girdim. Gözlükleri taktıktan sonra anneme yardım etmek için yanına geldim. "Günaydın Sunay'ım." dedi ve tavaya bir yumurta kırdı annem. Bende ona aynı şekilde günaydın dedim ve gülümseyerek annemin başladığı yumurtanın başında durup onu omlet yapmak için biraz çırptım. Annem birkaç biber ve domates keserken bende masayı hazırladım. Annem yaptığı kahvaltılık salatayı masaya koyarken sordu:"Okulun ilk günü için hazır mısın canım?". Bugün okul mu vardı!?.Bugünün okulun ilk günü olduğunu tamamen unutmuştum. Hemen odama koşup çalışma masasının köşesine koyduğum çantamı kaptım. İçini zaten bu senenin kitaplarını aldığım gün hazırlamıştım. Okul üniformamı giydim ve yemek masasına geri döndüm. Annem yeni başlamıştı. Karşısına oturdum ve yemeği neredeyse 3,5 dakikada bitirdim. Üstüme bir ceket giydim, gözlüğümü düzelttim ve çantamı aldım. Annem yanıma geldi ve elime bir kutu süt verdi. "Süt içmeden gitmene hala izin vermiyorum Sunay." dedi ve çantamı düzeltti. Saate baktım ve yarım saatimin kaldığını gördüm. Hemen botlarımı giydim ve okula doğru koştum. Kapısından girdiğim an okulun atmosferinde bir değişiklik hissettim. İlk gün olmasından dolayıdır diye düşünerek sınıfa girdim. Birkaç yeni kız gelmişti ve yaz tatilinden önce kavga edip küstüğüm ve yaz boyu benimle konuşmamış olan Eylül'ün etrafındakı sıralara oturmuş sohbet ediyorlardı. Ben girince Eylül eliyle durmalarını istedi ve bana bakıp biraz süzdükten sonra kıkırdamaya başladılar. Ben her sene oturduğum yere gittim ve çantamdan bir kağıt çıkardım. Her sene ilk gün küçük bir kağıda karalama yapmayı bir huy haline getirmiştim ilkokuldan beri. Ders başlayınca kağıdı biraz katladım ve suluğumun yanına koydum. Dersler benim için çok hızlı geçerdi her zaman. Derslerde soru sorulduğunda genelde ilk cevap veren ben olurdum, yine benim. İlk tenefüste kütüphaneye gitmeyi düşündüm. Okulda en çok kütüphaneyi severim çünkü orası yığın yığın kitap ve raftan ibaret değildir benim için. Orası ayrı bir ülke, ayrı bir evrendi benim için. "Kütüphaneler okyanuslara benzer, özellikle etrafları derin sularla çevrili ise.". Sonradan vazgeçtim çünkü okuduğum bölümün teneffüs ziliyle bölünmesinden nefret ediyorum. Öğle teneffüsünde gelmek en iyisi olur. Biraz dalgındım ki aniden çalan teneffüs zilinin sesiyle irkildim. Konuşacak kimsem olmadığından sonraki dersin kitaplarını almaya gittim. Dolabın önüne gelince henüz kitapları yerleştirmediğimi farkettim. Yine sınıfa girdim ve çantamı kucağıma alıp dolaba doğru yürüdüm. Kitapları yerleştirdim ve ders zili çaldı. Öğle teneffüsünde kütüphane girişine geldim ve içeri başımı uzattım. Kütüphaneci Alaz hanım birkaç kitaba bakıyordu. Hemen içeri gittim ve Alaz hanıma heyecanla selam verdim. Alaz hanım beni görünce gözleri ışıldadı. "Ah, Sunay! Sen miydin? Yaz tatilin nasıl geçti canım?" dedi ve bir sandalye çekti Alaz hanım. Bende sakin ama mutlu bir sesle "Güzel geçti. Ama şuan okulda konuştuğum pek fazla kişi olduğunu söyleyemem. Sizce Eylül'le barışmalı mıyım?"dedim ve bir cevap bekledim. Alaz hanım bana sanki çıldırmışım gibi baktı. "Tabiki hayır Sunay! O senin üstüne iftiralar attı. Sen zeki bir kızsın o seni hak etmiyor." dedi ve ses tonunda bana karşı olmadığını düşündüğüm bir sinir vardı.Aslında haklı, diye düşündüm. Sonra Alaz hanımla vedalaşıp sınıfa gittim. Dersler yine bitti ve eve gitme zamanı geldi.Bende normal bir şekilde eşyalarımı toplayıp sınıftan çıkıyordum ki, Eylül beni durdurdu. "Sunay! Sunay, sana birşey söylemek istiyorum!" diyerek yanıma geldi. Pek hayırlı birşey olacağını sanmıyordum ama yinede ne diyeceğini merak ettiğimden bekledim ve ona döndüm. "Ne istiyorsun" dedim soğuk bir tavır ve sesle. "Şey..ben.." dedi ve kafama bir yumurta attı. "Ne yaptığını sanıyorsun sen!" dedim ve bir hışımla sınıftan çıktım. Biliyordum! Böyle birşey olacağını biliyordum! Neden durdum ki? Tuvalete gittim ve saçımdaki yumurtayı temizledim. Öyle sinirlenmiştim ki... Onu üstüne süslü kolyeler geçirdiği lacivert üniformasının yakalarından tutup sürüklemeyi öyle istiyordum ki... Birkaç gün daha böyle geçti ve asla Eylül'e yaklaşmadım. Ona yakın durduğum zamanlardaysa ona ateşler saçarak bakıyordum. Bir gün dolabımda üzerinde 'inek' yazan bir kağıt bulmam benim için bardağa taşınan son damlaydı. Hemen onun yanına gittim. Arkadaşlarıyla gülüyor,kıkırdıyordu. "Bu ne!" diye bağırdım ve gözlerinin içine nefretle baktım. O sanki bunu kendisi yazıp koymamış gibi,"Ne var?" dedi alayla. Sinirden burnumun ucu kızarmıştı. "Bence sen ne olduğunu gayet iyi biliyorsun Eylül!" dedim aceleyle. Çok hızlı konuşuyordum ve o kendisini savunmak için birşey söylesede o an bunu kesinlikle duymazdım."Ayy,sen buna mı sinirlendin. Burnu da kızarmış."dedi ve kendisiyle gurur duyarmışçasına güldü.Sakin ol Sunay. Sakin. Kendine hakim ol.Onu üniformasının yakalarından tutup sürüklemeyi istemiyorum. Ama istiyordum. O beni okulun önünde küçümsemeyi biliyorsa bende onu küçümsemeyi biliyordum ama okul birincisi bir öğrenci olarak öğretmenlerin gözünden düşmek benim geleceğim için tehlikeli olurdu. "Peki, öğrencilerle alaydan disiple gidince bende güleceğim!" dedim ve kütüphaneye gittim. Alaz hanım hep olduğu gibi yine kütüphanedeki dağlar kadar dağınık kitap yığınlarını düzenliyordu. Onun bu sabrını hep takdir etmişimdir. Her gün bu kitapları düzenliyor ve topluyor. Sonraki gün aynı hale geleceğini bilmesine rağmen buna devam ediyor ve yorulsa da işini bitirmeden asla dinlenmiyor. Onun işi olmadığı günü çok az gördüm. O günlerde de kütüphaneden çıktığını gördüğümü hatırlamıyorum."Alaz hanım, ben geldim." dedim ve Alaz hanımın yanına gittim. "Sunay iki senedir beni tanıyorsun. Bana Alaz abla diyebilirsin." dedi tatlı tatlı. Sanırım yine kitap okumaya geldiğimi düşünmüştü çünkü elini kitaplarla dolu rafa daldırıp en sevdiğim hukuk kitabını çıkardı. "En sevdiğin, değil mi?" diyerek bir yere gitti. Geldiğinde elinde küçük bir çaydanlık vardı. Elime orta boyutta camdan bir bardak verdi ve içine biraz çay koydu. Konuya başlamadan önce çaydan birkaç yudum almak iyi olur diye düşündüm ve yavaşça bir yudum içtim. Biraz sessizlik konuyu anlatmak için düşünmeme fırsat tanımış oldu. Nasıl başlayacağıma karar verdim ve çay bardağını ufak sehpanın üzerine koydum. "Alaz abla, sana anlatmak istediğim bir konu var." diyerek girdim konuya. "Evet dinliyorum canım." diyerek bana baktı Alaz abla. "Şey, biliyorsun şu son zamanlarda konuştuğum bir arkadaşım olduğunu pek söyleyemem. Biraz önce de... Neyse kısaca söylemek gerekirse, Eylül de zaten o süslü ve kaba arkadaşlarıyla bana zorbalık yapıyor. Sen öğrencileri genel olarak bilirsin. Arkadaş olabileceğimi düşündüğün birileri var mı?" dedim ve düşünmesi için onu bekledim. 1 ila 2 dakikalık kısa bir sessizlikten sonra Alaz hanım gözleri kocaman açılıp parıldayarak ve kesinlikle birini bulduğunu işaret eden sıcak ama heyecanlı bir gülümsemeyle bana baktı. "Evet var. 10/A'da senin gibi çalışkan ve nazik iki öğrenci tanıyorum. İsimleri Zeynep ve Toprak. Hem üniversitede aynı bölümü istiyorsunuz. Eminim çok iyi arkadaş olursunuz." dedi Alaz abla. O sözünü bitirdiğinde zil çaldı ve Alaz abla bana veda edip kitap yığınlarının başına geri döndü. Sınıfa gittim ve derse girdim. Ders kimyaydı. En iyi olduğum derslerden biri olduğu için ben fark etmeden ders bitti. Ders biter bitmez ve teneffüs zili çalar çalmaz biraz merakla, biraz heyecanla A sınıfına gittim ve kapıyı çaldım.
Bölüm 1
Okul günleri
