İçeriğe geç

Maxıa Akademisi

Bölüm 7 · 9 dk okuma

Maxıa Akademisi

Bölüm 7

Maxia Akademisi Bölüm:7

Güneş, buz gibi sisin arasından kızıl bir leke gibi doğdu. Tavan arasındaki tahta aralıklarından giren rüzgâr, samanların üzerindeki öğrencileri titreterek uyandırdı.

Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte hancının ve köylülerin bağrışmaları duyulmaya başladı. Sokakta bir hareketlilik vardı. Arthur pencereden dışarı baktığında, elinde meşaleler ve tırpanlar olan bir grup köylünün meydanda toplandığını gördü.

"Buraya geliyorlar hazırlanın!" dedi Arthur, kınındaki ağır kılıcı kavrayarak. "Gidin Gizzy’yi ve kızları uyandırın."

Tavan arasının tahta kapısı gürültüyle açıldı. Hancı, arkasında elinde mızrak tutan iki yerel muhafızla içeri girdi. Yüzünde nefret ve korku karışımı bir ifade vardı.

"Dışarı çıkın! Çabuk sahtekarlar!" diye bağırdı hancı. "Köyün papazı ve muhafız kaptanı sizi sorgulamak istiyor. Dün gece kulübesinde ölen yaşlı adamın ölümünden sizin gibi uğursuz gezginler sorumlu tutuluyor!"

"Biz kimseyi öldürmedik doğru konuşun!" dedi Gideon öne atılarak. Devasa cüssesiyle muhafızların yolunu kesti. Büyüsü olmasa da kas gücü muhafızları bir adım geri atmaya yetti.

Gizzy sakince ayağa kalktı, cübbesindeki samanları temizledi. "Sakin olun. Kimseye zarar vermedik. Papazınızla konuşacağız."

Aşağı indiklerinde köy meydanı hıncahınç doluydu. İnsanlar çamurlu caddede toplanmış, yabancılara lanetler yağdırıyordu. Meydanın ortasında, yüksekçe bir taşın üzerinde duran, siyah cübbeli, boynunda demir bir haç taşıyan Papaz Anselm duruyordu.

"İşte geldiler!" diye bağırdı Papaz Anselm, parmağıyla öğrencileri göstererek. "Kutsal topraklara ayak basan bu yabancılar beraberlerinde vebayı ve ölümü getirdi! Kıyafetlerindeki garip işaretler, yabancı dildeki fısıltıları... Bunlar Şeytan’ın hizmetkarları!"

Halk galeyana gelmişti. "Yakın onları! Cadıları yakalım onları istemiyoruz!" sesleri yükselmeye başladı.

Quel'in gözleri öfkeyle parladı. Avucunda bir alev topu oluşturmak için tüm iradesini zorladı ama parmaklarının ucundan sadece küçük bir duman çıktı. "Lanet olsun cahiller ordusu!" diye fısıldadı dişlerinin arasından. "Tüm gücümle saldıramamak beni çıldırtıyor!"

"Quel, sakın durumu kontrol altına almamız lazım!" dedi Morrigan alçak sesle. "Büyü yapmaya çalışırsan bizi hemen burada diri diri yakarlar."Gideon ve Arthur ön safa geçip kızları arkalarına aldılar. Kai ve Darcy yerdeki taşları kavradı. Durum son derece gergindi; her an linç başlayabilirdi.

Tam o sırada, kalabalığın arkasından gelen güçlü ve alaycı bir ses meydanda yankılandı:

"Durun, ey salaklar sürüsü cehaletten beyniniz sulanmış!"

Kalabalık ikiyarıldı. Siyah, yırtık pırtık ama asil görünen kürklerle kaplı pelerini, elindeki eğri asa ve gözlerindeki mor ışıkla yaşlı ama dik duruşlu bir kadın ortaya çıktı. Yüzündeki derin çizgiler onlarca yaşın hikayesini anlatıyordu. Köylüler kadını görünce korkuyla geriledi.

"Efsunlu Orman’ın Cadısı... Morgana seni iblis!" diye fısıldadı papaz, elindeki haçı kadına doğru sallayarak. "Buraya ne cüretle gelirsin cüzzamlı karı?!"

Cadı Morgana alayla güldü. Gözleri doğrudan Gizzy’ye ve arkasındaki 12 öğrenciye kilitlendi. Kadının gözlerinde normal bir köylünün anlamayacağı bir farkındalık vardı.

"Papaz," dedi Cadı Morgana, sesi buz gibi soğuktu. "O gariban köylüyü öldüren şey veba değil, senin kiliseye tıkıştırdığın zehirli küflü buğdaylardı. Bu yabancılara gelince... Onların kanı senin sığ beyninin anlayamayacağı kadar kadim."

Morgana asasını yere vurdu. Asanın ucundan yayılan hafif yeşil bir sis dalgası köylülerin ayaklarına yayıldı. Köylüler panik içinde geri kaçışırken, Morgana Gizzy’ye döndü.

"Peşimden gelin. Eğer o cahillerin odun yığınında can vermek istemiyorsanız... çabuk olun!"

Gizzy bir an tereddüt etti ama başka çaresi yoktu. "Gidiyoruz hadi!" dedi öğrencilere.

Grup, köylülerin nefret dolu bakışları ve papazın lanetleri arasında Morgana’nın peşine takılarak köyden hızla uzaklaştı.Saatler süren yürüyüşün ardından, sisle kaplı, devasa kara meşe ağaçlarının bulunduğu derin bir ormana girdiler. Buradaki hava bile farklıydı; hafif bir büyü kokusu vardı. Ormanın kalbinde, dev bir ağacın kovuğuna inşa edilmiş, etrafı kurutulmuş otlar ve hayvan kafataslarıyla sarılı bir kulübeye ulaştılar.

Kulübeye girdiklerinde kapı kendiliğinden kapandı. İçeride devasa bir kazan kaynıyor, rafta cam şişeler içinde iksirler duruyordu.

Cadı Morgana arkasını döndü, gözlerini tek tek Maxia öğrencilerinin üzerinde gezdirdi.

"Demek zamandan düşen uzay-zaman mültecileri sizlersiniz," dedi Morgana, yüzünde karanlık bir tebessüm belirerek.Widzy şaşkınlıkla öne atıldı. "Sen... bizim bu zamana ait olmadığımızı nereden biliyorsunuz?"

"Ben bu ormanda yüz yıldır büyü damarlarını dinliyorum," dedi Morgana, masasındaki bir iksir şişesini kurcalayarak. "Dün gece gökyüzü yarıldı. Zamanın dokusu çatırladı. Ve ardından dünyadaki o zayıf büyü akışına devasa, yabancı bir enerji düştü... Yani siz. Ama bakıyorum da... güçleriniz nerede çocuk adamlar? Büyünüz buradaki atmosferde boğuluyor, değil mi?"

Gizzy öne adımladı. "Ben Maxia Akademisi Müdürü Gizzy Salvador. Bunlar da öğrencilerim. Haklısın Morgana. Geldiğimiz çağda büyü bir nehir gibi akarken, burada çölün ortasındaki bir damla su gibi. Güçlerimiz kilitlendi. Ve eve dönmemiz gerekiyor."

"Geri dönmek mi ahh?" Morgana kahkahalarla gülmeye başladı. Sesi kulübenin duvarlarında yankılandı. "Zamanı kırmak çocuk oyuncağı değildir müdire! Geri dönmek için bir 'Zaman Çapası'na ve tüm bir krallığın büyü enerjisine ihtiyacınız var. Ve ne yazık ki bu çağda büyü yok denecek kadar az."

"Hiç mi yol yok yani?" diye sordu Luna, sesi titreyerek. "Gökbüyü hesaplamalarıma göre bir çatlak kalmış olmalı buna eminim her zaman bir yol olmalı!"

Morgana’nın gülüşü bıçak gibi kesildi. Gözlerini Luna’ya dikti. "Bir yol var... Ama ölümcül ve bi o kadar da riskli."

Herkes nefesini tuttu.

"Söyle!" dedi Arthur kılıcının kabzasını sıkarak. "Ne olursa olsun yaparız."

Morgana masanın altından deri kaplı, tozlu ve zincirle bağlanmış antik bir harita çıkardı. Zinciri küçük bir büyüyle çözdü ve haritayı masaya yaydı.

"Bu krallığın kuzeyinde, Ejderha Kayalıkları’nın altında 'Kadim Akasya Tapınağı' var," dedi Morgana, haritadaki siyah bir noktayı göstererek. "O tapınak, bu çağda dünyanın çekirdeğinden gelen saf büyü damarının yüzeye çıktığı tek yer. Orada 'Zamanın Kalbi' denilen kadim bir kristal durur. Eğer o kristale ulaşırsanız ve kendi aranızdan bir büyü köprüsü kurabilirseniz, zaman çatlağını yeniden açabilirsiniz."

"O zaman hemen oraya gidiyoruz burada daha fazla kalmaya tahammül edemiyorum!" dedi Quel heyecanla.

"Acele etme çocuk," dedi Morgana soğuk bir sesle. "O tapınak korumasız değil. Tapınak, Engizisyon Kaptanı Lord Vane ve onun zırhlı ordusu tarafından kuşatılmış durumda. Vane, o kristalin gücünü kullanarak tüm 'cadıları' ve büyücüleri yeryüzünden silmek istiyor. Üstelik... tapınağın içinde büyülü yaratıklar uykuda."

Darcy çantasındaki iksir şişelerini masaya koydu. "Biz sadece büyücü değiliz. Biz bir ekibiz. Darcy, çantasındaki iki şifa iksirini ve ışık özütünü Morgana’ya gösterdi. "Bizim elimizde de bunlar var."

Morgana iksir şişelerini görünce gözleri büyüdü. "Bu... bu kadar saf bir bitki özünü bu çağda yapabilecek kimse yok! Bu iksirler bir ölüyü bile diriltebilir!"

"Onlar şuan senin olsun," dedi Gizzy kararlılıkla. "Bize rehberlik et. Ejderha Kayalıkları’na giden yolu göster ve gücümüzü geçici olarak da olsa nasıl uyandıracağımızı öğret."

Morgana iksirleri kaparcasına aldı, kokladı ve derin bir nefes aldı. "Anlaştık Müdire... Ama unutmayın. Gücünüz bu çağda çok kısıtlı. Büyüye değil, bilek gücünüze, taktiklerinize ve birbirinize olan güveninize dayanmak zorundasınız. Tek bir hata... ve hepiniz Engizisyon’un zindanlarında can verirsiniz."

Diana, Diana rüzgârın hafifçe kulübe kapısını ittiğini hissetti. "Engizisyon mu, yaratıklar mı bilmem... Ama Maxia öğrencileri asla pes etmez buna emin olabilirsiniz."

"Hazırlanın gidiyoruz," dedi Gizzy, kılıçlarını ve asalarını kontrol eden öğrencilerine bakarak. "Zamanın Kalbi’ni almaya ve evimize dönmeye gidiyoruz!"

Morgana önlerine düşerken, 12 öğrenci ve Gizzy, Ortaçağ’ın en tehlikeli, en kanlı macerasına doğru karanlık ormanın derinliklerine adım attılar.

Morgana’nın puslu kulübesinden çıktıklarında ormanın kasvetli havası gırtlaklarını sıkıyor gibiydi. Cadı önden yürürken, 12 öğrenci ve Müdür Gizzy aralarındaki mesafeyi koruyarak fısıltıyla konuşmaya başladılar.

Arthur, kılıcının beze sarılı kınını sıkarak hırsla öne doğru eğildi. "Bu kadına hiç güvenmiyorum. Bizi doğrudan Engizisyon Kaptanı Lord Vane’in kucağına ve yaratıkların önüne sürüklüyor. 'Zamanın Kalbi'ymiş... Bana tamamen uydurma bir tuzak gibi geldi."

Morrigan, siyah kukuletasının altından kadını izlerken başını salladı. "Arthur haklı. Kütüphanedeki en kadim zaman parşömenlerini ve antik diller haritasını defalarca inceledim. Bu coğrafyada, bu çağda 'Kadim Akasya Tapınağı' diye bir yer hiçbir kayıtta geçmiyor. Cadı, elindeki o paha biçilmez şifa iksirlerini almak için bizi kendi düşmanlarının üzerine yem olarak sürüyor bunun bir tuzak olduğuna eminim."

"O zaman neden onun peşinden gidiyoruz?" dedi Quel dişlerinin arasından, öfkeyle dumanı tüten parmaklarını yumruk yaparak. "Dönüp o kadını zorla konuşturmamız gerekmez mi bizi bu şekilde körü körüne kandırmasına göz mü yumacağız?"

"Sakin ol Quel," dedi Gizzy, adımlarını bozmadan alçak ve otoriter bir sesle. "Morgana’nın bizi kandırdığının ben de farkındayım. Ancak şu an onun rehberliğine ihtiyacımız var çünkü bu ormandan tek başımıza çıkamayız. Ama asıl çözüm Ejderha Kayalıkları’nda değil."

Gizzy’nin bu sözleri üzerine öğrenciler duraksadı. Widzy gözlerini büyülterek kuzenine baktı. "Gizzy... Sen başka bir şey biliyorsun, değil mi?kurtulmanın yolunu biliyorsun!"

Gizzy hafifçe gülümsedi ama gözlerindeki yorgunluk ve ciddiyet sabitti. "Akademi arşivindeki kozmik takvimleri hatırlıyor musunuz? Bu karanlık çağın başlangıcında, büyünün yeryüzüne ilk kez kitlesel olarak döküldüğü kadim bir doğa olayı gerçekleşmişti: Büyük Element Tutulması."

Luna’nın gözleri parladı, zihnindeki gökbilim haritaları bir anda yerine oturdu. "Tabii ya! Dört gezegenin ve iki ayın tek bir hizada toplandığı o nadir tutulma! Gökbüyü dersinde işlemiştik. Dünyadaki pasif büyü damarları sadece o tutulma sırasında saf bir patlamayla uyanır!"

"Kesinlikle," dedi Gizzy. "Gezegenin çekirdeğindeki kadim 4 element özü ancak bu tutulmanın yarattığı kozmik baskıyla yüzeye çıkar. Eğer o tutulma anında hepsi bir arada olup özümüzü gökyüzüne yönlendirirsek, tıkalı olan büyü damarlarımızı açabilir ve patlayan o devasa enerjiyle zaman çatlağını yeniden yırtıp evimize dönebiliriz."

"Peki bu tutulma ne zaman?" diye sordu Kai heyecanla.

"Hesaplamalarıma göre sanırım..." dedi Luna, parmaklarıyla havada hayali yıldız haritaları çizerek. "...üç gün sonra. Kanlı Ay’ın doğduğu gece."

"Üç gün mü cidden?" dedi Celestie dehşetle etrafındaki çamurlu ağaçlara bakarak. "Üç gün boyunca bu buz gibi ormanda, peşimizde Engizisyon varken ve bu yalancı cadıyla nasıl hayatta kalacağız?"

Gideon kalkanını düzeltti. "Büyümüz olmasa da 13 kişiyiz Celestie. Birbirimizi koruyacağız. Morgana bizi tuzağa çekmeden önce tutulma sahasına ulaşmamız gerek."

Grup bir süre daha ilerledikten sonra, kayalık bir geçide geldiklerinde Morgana durdu ve kötülük dolu bir sırıtışla arkasına döndü. "İşte... Ejderha Kayalıkları’nın girişi. Tapınak bu vadinin sonunda. Ama görünüşe göre yalnız değiliz..."

Geçidin üstündeki kayalıklardan aniden onlarca meşale yakıldı! Zırh şakırtıları ve at kişnemeleri vadide yankılandı. Çelik zırhlar kuşanmış, ellerinde taretler ve engizisyon mızrakları tutan yüzlerce asker onları kuşatmıştı.

En öndeki siyah atın üzerinde, yüzü dikiş izleriyle kaplı, elinde devasa bir demir gürz tutan Engizisyon Kaptanı Lord Vane duruyordu.

"Sonunda geldin palavracı cadı Morgana," dedi Lord Vane, buz gibi alaycı bir sesle. "Bana getireceğin o 'yabancı büyücülerin' bunlar olduğunu mu söylüyorsun? Onları bana teslim et, sana vadettiğim altınları al bunu hak ettin."

Öğrenciler şok içinde Morgana’da döndü. Cadı Morgana kahkahalarla gülerek geri çekildi. "Bana kızmayın cadı taslakları! Bu çağda sadakat karın doyurmaz, altın doldurur! O iksirleri aldım, şimdi de kellenize biçilen ödülü alacağım zavallılar!"

"Seni gidi aşağılık gudubet suratlı büyücü!" diye kükredi Quel ve ileri atılmak istedi ama Gideon onu geride tuttu.

"Etrafımız sarıldı hemen savunma pozisyonlarına geçin," dedi Arthur, kılıcını kınından çekerek. "Büyümüz yok, 13 kişiyiz ve yüzlerce askerle karşı karşıyayız."

"Büyümüz yoksa bile tekniğimiz var!" dedi Widzy, dövüş pozisyonu alarak. "Gideon, Arthur, benimle ön hattı tutun! Diana, rüzgârın olmasa da reflexlerin yerinde, sol kanadı koru! Kai ve Lyra, taşları ve sopaları silah olarak kullanacağız!"

Lord Vane kılıcını havaya kaldırdı. "Geçit kapansın! Hepsini canlı yakalayın, Engizisyon meydanında kazıkta yakacağız!"

Askerler çığlıklarla aşağı doğru süzülmeye başladı. Büyüleri kilitlenmiş, dondurucu soğukta ve çamurun ortasında kalan Maxia Akademisi öğrencileri ve Müdür Gizzy için, Element Tutulması'na giden 3 günlük ölümcül hayatta kalma savaşı tam şu an, bu dar kayalık geçitte başlıyordu!

Bölüm sonu

1 yorum