İçeriğe geç

Maxıa Akademisi

Bölüm 3 · 8 dk okuma

Maxıa Akademisi

Bölüm 3

Maxia Akademisi Bölüm:3

Veyron’un bıraktığı yıkımın üzerinden sadece birkaç saat geçmiş ama yıkımın etkisi akademinin içinde soğuk bir rüzgar gibi esiyordu, karanlık fırtına dinmişti. Ancak akademiyi bekleyen asıl tehlike henüz yeni başlıyordu.

Güneş doğarken Büyük Mühür Salonu’nda hummalı bir sessizlik vardı. Müdür Gizzy Salvador, asasına tutunarak ayakta durmaya çalışıyordu sanki eski neşesini ve ışığını kabetmiş gibiydi. Fakat birden yüzü kireç gibi beyazlaştı, dizlerinin bağı çözüldü ve gürültüyle yere yığıldı.

"Gizzy ne oluyor iyi misin!" Widzy feryat ederek kuzeninin yanına koştu. Öğrenciler panik içinde etrafını sardı.

Channel ve Luna hızla Gizzy’nin başucuna diz çöktü. Channel ellerini Gizzy’nin göğsüne koyup şifa büyüsünü uyandırmaya onu iyileştirmeye çalıştı ama parmaklarının ucundaki su büyüsü adeta donup yok oldu.

"Olmuyor..." dedi Channel, gözlerinden yaşlar süzülürken. "Vücudunda şifa büyümesini kabul edecek tek bir damla bile Element Özü kalmamış. Veyron’un karanlığını püskürtmek için kendi ruhundaki tüm kaynakları son damlasına kadar harcamak zorunda kalmış..."

Gizzy zorlukla gözlerini araladı. Sesi bir fısıltıdan farksızdı ama bakışlarındaki o güçlü lider ışığı hâlâ sönmemişti. "Ağlamayın..." dedi hafifçe gülümseyerek. Kuzeni Widzy’nin elini sıktı. "Bu... inanın ki sadece geçici bir tükeniş. Ama bedenimin şifa büyüsünü kabul edebilmesi için kadim element özlerine ihtiyacım var. Büyülü doğanın kalbinde yaşayan üç kadim ağacın meyvelerine..."

Morrigan kucağındaki devasa kitabı hızla açtı ve Gizzy’nin bahsettiği sayfayı buldu. "Ayışığı Söğüdü, Eldorya Ağacı ve Kızıl Öz Meşesi bunları bulmamız gerekiyor ama sanırım bu o kadar da kolay olmayacak..." dedi. "Bu ağaçların meyveleri, bir büyücünün tükenmiş Öz’ünü sıfırdan yeniden yaratabilecek tek şeymiş."

Gizzy hafifçe başıyla onayladı ve gücünü toplayarak öğrencilerine baktı: "Zamanımız az... Bedenim birkaç gün içinde tamamen solabilir. Bu yüzden sizi üç gruba ayıracağım. Her bir ağaç, sadece en güçlüleri değil; ruhunda doğru dengeyi taşıyanları sınar."

Gizzy, görevleri dağıttı:

1.Grup:Gümüş Fısıltılar Vadisi (Ayışığı Söğüdü): Diana, Arthur, Channel ve Luna.

2.Grup: Unutulmuş Ruhlar Ormanı (Eldorya Ağacı): Kai, Lyra, Morrigan, Darcy.

3.Grup: Kızıl Kanyon ve Alev Kayalıkları (Kızıl Öz Meşesi): Widzy, Quel, Celestie, Gideon.

1. GRUP

(Diana, Arthur, Channel, Luna)

Sislerle kaplı vadide ilerlerken gece çoktan çökmüştü. Gökyüzünde yükselen dolunayın altında, yaprakları gümüş bir şelale gibi parıldayan devasa Ayışığı Söğüdü tüm ihtişamıyla duruyordu. Ağacın dallarında, gümüş rengi cam kadar parlak tek bir meyve süzülüyordu.

"İşte orada onu bulduk!" dedi Diana neşeyle, rüzgârı ayaklarının altına alarak havalanmaya çalıştı."Dur Diana dikkatli olmamız lazım!" diye bağırdı Luna. "Suda ve havada garip bir çalkalanma var... Ağaç yalnız değil!"

Aniden söğüdün gölgesinden devasa, yarı saydam, ay ışığından ve sıvı gümüşten oluşmuş bir yaratık fırladı: Gümüş Muhafız Selene. Muhafızın yüzü yoktu ama elindeki devasa gümüş mızrak, havadaki nemi bile donduracak bir soğukluk saçıyordu. Ayrıca ağacın dallarından dökülen fısıltılar, öğrencilerin zihinlerine girmeye başladı.

“Hatalısınız... Gizzy’yi koruyamadınız... Hepiniz başarısız oldunuz...” diye fısıldıyordu ağaç.

Arthur başını tutarak dizlerinin üzerine düştü. "Ben... ben birinci sınıf bir savaşçı olmalıydım. Veyron akademiye girdiğinde hiçbir şey yapamadım..." Arthur’un zihnini kaplayan pişmanlık ve suçluluk duygusu onu felç etmişti.

Channel da diz çöktü. "Şifa büyüm yetmedi ben ilk defa başarısız oldum hemde en iyi yaptığım konuda... Gizzy gözlerimizin önünde soluyor ve ben hiçbir şeyi iyileştiremiyorum..."

Selene mızrağını Arthur’a doğru savurdu. Mızrak tam Arthur’un göğsüne saplanacakken Diana rüzgâr hızıyla araya girdi ve kılıcıyla darbeyi karşıladı. Darbenin şiddetiyle Diana geriye fırladı ama pes etmedi.

"Arthur! Kendine gel vazgeçemessin burada pes etmeye zamanımız yok!" diye bağırdı Diana. "Pişmanlık geçmişi değiştirmez ama şu anki cesaretimiz Gizzy’nin geleceğini kurtarabilir! Birbirimize güvenmek zorundayız!"

Luna, gözlerini kapatıp içindeki suyun sesini dinledi. Ağacın illüzyon fısıltılarını zihninden itti. "Zihninizi ağacın fısıltılarına değil, birbirimizin sesine verin! Su durağanlaştığında çamur olur, aktığında yolunu bulur!"

Luna, ellerini havaya kaldırıp vadi boyunca akan gümüş dereyi havaya kaldırdı ve Muhafız Selene’in etrafında dondurucu bir su küresi oluşturdu. Arthur, Diana’nın sözleriyle gözlerindeki pişmanlığı silip ayağa kalktı. Derin bir nefes aldı ve odaklanarak, rüzgârı kılıcına sardı.

"Bu sefer başarısız olmayacağım!" diye kükredi Arthur.Arthur havaya fırladı, Diana’nın arkasından oluşturduğu kasırga desteğiyle hızı iki katına çıktı. Arthur’un rüzgâr kaplı kılıcı, Luna’nın dondurduğu Muhafız Selene’in kalbindeki ışık çekirdeğine tam isabet etti. Muhafız, binlerce gümüş ışık huzresine bölünerek yok oldu.

Diana narin bir şekilde söğüdün en üst dalına süzüldü ve gümüş rengi Ayışığı Meyvesi’ni nazikçe koparıp sihirli çantasına koydu.

2.Grup

(Kai, Lyra, Morrigan, Darcy)

Devasa, gökyüzünü kapatan kara sarmaşıkların ve yüzyıllık ağaçların arasında ilerleyen ikinci grup, zamanın durduğu Unutulmuş Ruhlar Ormanı’na ulaşmıştı. Ormanın tam merkezinde, kökleri şatonun altındaki kadim damarlara kadar uzanan, üzeri parıldayan mühürlerle kaplı Eldorya Ağacı duruyordu. Altın rengi meyvesi, dalların arasında bir güneş gibi parıldıyordu.

Ancak ağacın önünde, toprağın altından çıkan devasa bir yaratık belirdi: Gölge Köklerin Efendisi, Kadim Behemoth. Bedeninde unutulmuş sırların ve pişmanlıkların ağırlığını taşıyan bu devasa taş ve ağaç yaratık, Kai ve Lyra’nın üzerine devasa yumruğunu indirdi.

"Toprak Duvarı!" Kai ellerini yere vurdu ama Behemoth’un darbesi Kai’nin savunmasını tek hamlede tuzla buz etti. Kai kan tükürerek geriye savruldu.

"Kai!" Lyra çığlık atarak onun yanına koştu.Behemoth bir kez daha kükredi. Bu kükreme sadece sesi değil, öğrencilerin geçmişte sakladığı en derin sırları ve hüzünleri dışarı vurdu. Darcy, ablasıyla yaşadığı ve hiç çözemediği o eski kavgayı hatırlayarak gözyaşlarına boğuldu hayatındaki telefi edemediği pişmanlıkların yükünü taşıyordu. Kai ise güçsüz kalıp sevdiklerini koruyamama korkusuyla eziliyordu.

Morrigan öne çıktı. Siyah saçları rüzgârda savrulurken kucağındaki kadim kitabı açtı son derece kendinden emin bir ifadeyle. "Bu yaratık fiziksel darbelerle yıkılamaz!" dedi soğukkanlılıkla. "O, ormanın ve bizim unuttuğumuz hüzünlerden besleniyor. Onunla savaşmak için geçmişimizden kaçmayı bırakmalıyız bu sayede kazanabiliriz!"

Kai topraktan destek alarak ayağa kalktı. Yüzündeki acıya rağmen gözlerinde sarsılmaz bir kararlılık belirdi. "Ben... güçsüz olmaktan korkuyordum. Ama bugün burada dostlarımı korumaktan vazgeçmeyeceğim. Toprak sadece sert bir taş değildir, o hayatı bağrında taşır!"

Kai ve Lyra el ele tutuştular. Toprak Bölümü’nün iki yetenekli öğrencisi, güçlerini birleştirdi. Yerin altındaki canlı bitki köklerini uyandırdılar. Behemoth’un etrafını sararak onu hapsettiler.

Darcy, içindeki hüznü şifalı bir kabullenişe dönüştürdü. Asasını kaldırarak Behemoth’un üzerine saf bir ışık dalgası gönderdi. Yaratık saldırganlığını kaybetti, gözlerindeki kırmızı ışık yerini dingin bir maviye bıraktı. Yaratık aslında bir düşman değil, ağacın hüzünlü koruyucusuydu.

Morrigan sakince Eldorya Ağacı’na yürüdü. Ağacın gövdesindeki mühürlere dokundu. Kadim dilde bir fısıltı okudu ve dalların arasındaki altın renkli Eldorya Meyvesi’ni alıp çantasına yerleştirdi. Behemoth, genç büyücülere başıyla saygıyla selam verip toprağa geri gömüldü.

3.Grup

(Widzy, Quel, Celestie, Gideon)

Ateş ve hırsın hüküm sürdüğü kanyon tamamen kızıl kayalıklarla kaplıydı. Kanyonun ortasındaki devasa bir volkanik kraterin içinde, gövdesinden kan kırmızısı, parıl parıl yanan bir öz akan Kızıl Öz Meşesi yükseliyordu. Ağacın tepesinde, kor gibi yanan yakut kırmızısı bir meyve asılıydı.

Ancak kraterin sıcaklığı dayanılmaz boyuttaydı. Ve ağacın tepesinde, kanatları alevden, gözleri erimiş lavdan oluşan devasa bir canavar tünemişti: Kızıl Ankalar’ın Efendisi, Ignis.

Widzy öne atıldı. Yüzündeki öfke ve kuzenini kaybetme korkusu alevlerini kontrolden çıkarıyordu. "Çekil yolumdan yaratık şu anda kimseden nutuk dinleyecek halde değilim!" diyerek devasa bir ateş topu fırlattı ama Ignis bu ateşi yuttu ve daha da büyüyerek geri püskürttü.

Gideon zırhıyla öne atılıp alev dalgasını kalkanıyla karşıladı ama sıcaklık zırhını eritmeye başlamıştı. "Widzy! Öfkeyle saldırma!" diye bağırdı Gideon. "Ateş öfkeyle kontrolden çıkar, bizi de yakar o yüzden tedbirli davranmalıyız!"

Quel ve Celestie de devreye girdi. Quel, ellerindeki ateşi yönlendirerek Ignis’in dikkatini dağıtmaya çalıştı. Celestie ise etraftaki sıcak havayı bükerek dev bir ısı kalkanı yarattı.

"Widzy, dinle beni!" dedi Celestie, Widzy’nin omuzlarından tutarak. " Biliyorum Gizzy’yi kaybetme korkun seni kör ediyor! Ama sen onun kuzenisin, senin kanında da onun gibi bir denge var. Öfkeni değil, sevgini ve koruma arzunu ateşe dönüştür!"

Widzy durdu. Derin bir nefes aldı. Gözlerini kapattı ve Gizzy ile akademide geçirdikleri o güzel, huzurlu günleri, birbirlerine verdikleri sözleri düşündü. İçindeki öfke dindi, yerini saf, yakıcı ama kontrol altında bir tutkuya bıraktı.Widzy gözlerini açtığında, ellerindeki alevler kırmızıdan saf altın sarısına dönüştü.

"Gideon, Quel, Celestie! Bana yolu açın bu sefer hazırım!" dedi Widzy.

Gideon devasa kalkanıyla lavların içinden bir yol açtı. Quel ve Celestie alevleri ikiye yararak Ignis’in kanatlarını bağlayan bir ateş zinciri oluşturdu. Widzy, altın sarısı alevden kanatlarla havaya sıçradı. Ignis’in üzerinden süzülerek doğrudan ağacın tepesine ulaştı.

Ignis ona doğru hamle yaptı ama Widzy’nin gözlerindeki saf kararlılığı ve sevgi dolu gücü görünce duraksadı. Widzy, yakut kırmızısı Kızıl Öz Meyvesi’ni daldan kopardı. Meyvenin sıcaklığı elini yakmadı, aksine kalbine bir güven hissi verdi.

Aradan saatler geçmişti hepsinin üzerinde yorgunluk vardı ve gün batarken akamiye geri döndü. Yorgun, hırpalanmış ama ruhları olgunlaşmış ve güçlenmişlerdi.

Gizzy Salvador, revirdeki yatağında neredeyse şeffaflaşmış bir halde yatıyordu. Nefesi iyice yavaşlamıştı. Widzy, Diana ve Morrigan öne çıkarak getirdikleri üç meyveyi—Gümüş Ayışığı Meyvesi, Altın Eldorya Meyvesi ve Yakut Kızıl Öz Meyvesi’ni—Gizzy’nin göğsünün üzerine koydular.

Channel ve Luna ellerini birleştirdi. Kai ve Lyra toprağın enerjisini odaya akıttı. Arthur ve Diana havayı tazeledi. Widzy, Quel, Celestie ve Gideon ise odada ılık, koruyucu bir ateş aurası yarattı.Morrigan ve Darcy kadim şifa mantrasını okumaya başladılar. Üç meyve yavaşça havaya yükseldi, eriyerek saf birer ışık sıvısına dönüştü ve Gizzy’nin bedenine aktı.

Birkaç saniyelik derin bir sessizlik oldu. Ardından Gizzy’nin göğsü hızla yükseldi. Yüzüne yeniden renk geldi, gözleri yavaşça açıldı. İlk gördüğü şey, etrafında kenetlenmiş olan 12 öğrencisi ve kuzeni Widzy oldu.

Gizzy hafifçe gülümsedi, elini kaldırıp Widzy’nin yanağına koydu. "Başardınız..." dedi sesi gür ve canlı çıkarak. "Sadece meyveleri getirmediniz... Kendi içinizdeki en büyük korkuları ve sınırları aştınız."

Müdür Gizzy Salvador yataktan kalktı, asasını eline aldı ve pencereden dışarıya, hâlâ kızıl olan gökyüzüne baktı.

"Hepinize çok teşekkür ederim akademide sizin gibi öğrencilerimin olması beni çok onore ediyor" dedi Gizzy, gözlerinde geleceğin fırtınasını taşıyarak. "Ama artık karşısında sadece bir akademi değil... Elementlerin özüyle yıkanmış, sarsılmaz bir ordu var. Hazırlanın çocuklar, asıl savaş şimdi başlıyor."

Bölüm sonu

3 yorum