İçeriğe geç

Maxıa Akademisi

Bölüm 4 · 7 dk okuma

Maxıa Akademisi

Bölüm 4

Maxia Akademisi Bölüm:4

Şifa ritüelinin üzerinden geçen üç haftanın ardından, Maxia Sihir Akademisi yavaş yavaş eski ritmine dönmeye çalışıyordu. Kızıl gökyüzü hâlâ tamamen berraklaşmamış olsa da, şatonun yüksek taş duvarları arasında hayatın kendi akışı yeniden başlamıştı. Dışarıdaki tehlike belirsizliğini korurken, akademinin içindeki her bir genç büyücü, hem kendi sınırlarını keşfediyor hem de gündelik hayatın getirdiği o küçük, insani anlara sığınıyordu.

Sabahın ilk ışıkları sisli vadinin üzerine düşerken, Büyük Mühür Salonu’nda herkes toplanıp kahvaltı tepsilerinin tıkırtısı yükseliyordu. Taş masalarda her element bölümün öğrencileri yan yana oturmuş, hem uykularını açmaya çalışıyor hem de ders programlarını inceliyorlardı.

Diana, tabağındaki kurabiyelerden birini rüzgârın minik bir esintisiyle havada havalandırıp tam Arthur’un çay bardağının yanına düşürdü. "Uyan artık Arthur," dedi kıkırdayarak. "Güneş doğdu, senin o meşhur rüzgâr kılıcı tekniğini geliştireceğimiz pratik dersine sadece yirmi dakika kaldı hatırlatırım."

Arthur esneyerek çayından bir yudum aldı, kılıcının deri kınını elinde çevirirken gülümsedi. "Ne geldik mi?,ben zaten uyandım Diana, sadece zihnimi eğitiyorum. Ayrıca kılıç pratiğinden önce yapmam gereken daha önemli bir iş var. Kütüphanedeki gizli ahşap atölyesinden topladığım yeni meşe parçalarını işlemekle uğraşacağım. Rüzgârı bükerek küçük ahşap heykelcikler yontmak bana inanılmaz bir odaklanma sağlıyor. Dün gece Kai için topraktan yaptığı o küçük kuşun ahşaptan bir modelini oydum, bitirmek üzereyim."

Masanın diğer ucunda oturan Kai, bunu duyunca başını botanik çayından kaldırdı. "Harika bir fikir Arthur. Ben de o ahşap heykelciğin üzerine canlı yosun parçaları ekleyebilirim. Bilirsin, canlı bitkilerle minyatür ekosistemler ve bonsai tarzı büyülü teraryumlar oluşturmak benim en büyük hobim. Kendi odamda neredeyse otuz farklı türde büyülü minyatür ağaç var. Hepsinin toprağını her sabah farklı bir ritimle nemlendiriyorum."

Kai’nin yanındaki Lyra, elindeki koca not defterine renkli mürekkeplerle şemalar çiziyordu. "O teraryumların sırrı toprağın kalitesinde değil Kai, senin onlara kattığın sevgide," dedi Lyra nazikçe. Sonra kendi defterini gösterdi. "Bakın, ben de akademi bahçesindeki kurutulmuş büyülü bitkileri presleyip renkli illüstrasyonlarla bir doğa günlüğü oluşturuyorum. Şimdiden yüz elli farklı bitki türünün mistik özelliklerini ve koku profillerini kaydettim. Profesör Gizzy haftaya bu günlüğü botanik dersinde kaynak olarak kullanabileceğimizi söyledi."

"Ben o kadar sabırlı olamazdım herhalde," diye araya girdi Quel, deri ceketinin yakasını düzelterek. Ateş Bölümü’nün kasıntı ismi, elindeki gümüş bir madalyonu parmaklarının arasında şov yaparcasına döndürüyordu. "Benim hobim biraz daha ritmik ve hareketli. Her akşam derslerden sonra kanyonun yankı yapan derin mağaralarına gidip rüzgârın ve ateşin sesini ritimli birer müzik parçasına dönüştürüyorum. Büyülü lav taşlarını birbirine vurarak çıkardığım seslerle beste yapıyorum. Yakında hepinize bir konser vereceğim, hazırlıklı olun."

Celestie hemen lafa atıldı, gözleri parıldıyordu: "Konser fikri harika Quel! Ben de senin müziğine uygun kostümler tasarlayabilirim! Ateş ve ışık büyüleriyle renklendirilebilen, hareket ettikçe ton değiştiren büyülü kumaşlar üzerinde çalışıyorum. Dün gece odamda dikiş iğnelerini havada süzerek harika bir pelerin tasarladım. Widzy bile kütük gibi duran zırhının üzerine o işlemeli kumaşı koyduğumda hayran kaldı."

Widzy, Celestie’nin bu sözüne hafifçe kıkırdayarak karşılık verdi. "Abartma Celestie, sadece dikiş detayları fenalardı demedim. Ayrıca benim zırhım kütük değil, savaş sanatının bir simgesi. Ama hakkını vermeliyim, kumaşa kattığın hafif ateş büyüsü harikaydı." Widzy önündeki meyve tabağından bir elma alıp ısırırken devam etti: "Benim boş zamanlarımda ne yaptığımı merak ediyorsanız; akademi arşivlerindeki kadim savaş stratejilerini ve antlaşmaları analiz ediyorum. Hangi krallık hangi büyüyle nasıl savunma yapmış, haritalar üzerinde kendi taktik senaryolarımı çiziyorum. Kuzenim Gizzy ile sık sık bu stratejiler üzerine satranç benzeri kadim bir zekâ oyunu oynarız. Genelde ben kazanırım elbette aksinden hiç şüpheniz olmasın."

"Hadi oradan Widzy" dedi arkalarından yürüyerek masaya yaklaşan Müdür Gizzy Salvador. Sesi salonda ılık bir güven duygusu yaydı. Gizzy, omuzlarına attığı işlemeli pelerini ve elindeki şık asasıyla son derece sağlıklı ve enerjik görünüyordu. "Son oynadığımız üç maçın ikisinde senin şahını ateş elementinin mat hamlesiyle sıkıştıran bendim, hatırlatırım."

Bütün masadaki öğrenciler saygıyla ayağa kalktı ama Gizzy elini kaldırarak oturmalarını işaret etti. "Rahat olun gençler. Bugün çok yoğun bir ders programımız var. Sabah ilk dersimiz Element Mimarisi ve Denge Teorisi. Herkesin pratik sahasında hazır olmasını istiyorum."

Gizzy masadan ayrılıp kütüphaneye doğru ilerlerken, Ateş Bölümü’nden Gideon arkasından bakıp gülümsedi. "Müdürümüzün tamamen iyileşmiş olması ne büyük şans. Ben ders aralarında yine dökümhaneye inip zırh tamiri ve demircilik yapmayı planlıyorum. Metalin ısıyla şekil alması, çekicin örse vurduğunda çıkardığı o ses bana huzur veriyor. Akademi arşivleri kütüphanesindeki kadim silah tasarımlarını inceleyip kendi kalkanımı yeniden döküyorum."

"Demircilik harika bir hobi Gideon ama çok gürültülü yani pek benlik sayılmaz," dedi Channel, çayını sakince yudumlarken. "Benim ruhen dinlenmek için gürültüye değil, tam aksine derin bir sessizliğe ihtiyacım var. Bu yüzden her gece akademi göletine gidip suyun üzerinde süzülen mumlar eşliğinde kaligrafi çalışıyorum. Su büyüsüyle mürekkebi kağıdın üzerinde leke bırakmadan akıtmak, duygularımı şiirlerle ifade etmek bana çok iyi geliyor. Hatta geçen gün aranızdan birkaç kişiye şiir yazdım hatta Luna için bir şiir yazdım."

Luna mahcup bir şekilde gülümsedi. Saçlarının arasına taktığı küçük mavi kristal ışıkta parıldıyordu. "Evet, Channel’ın kaligrafisi bir sanat eseri gibi. Ben ise boş zamanlarımda gökyüzünü ve yıldız haritalarını inceliyorum. Şatonun en yüksek kulesine çıkıp astrolog teleskopumla yıldızların element dalgalanmalarını çiziyorum. Hangi takımyıldızının hangi büyüyü güçlendirdiğini hesaplamak benim için bir tutku. Bazen bütün geceyi orada gökyüzünü izleyerek geçirebilirim."

"Hepinizin hobileri ne kadar renkli," dedi Darcy, elindeki minik cam şişeleri düzenlerken. "Benim hobim biraz daha kokuya ve tatlara dayalı. Büyülü çiçeklerden, meyve özlerinden ve aromatik otlardan özel iksir çayları ve parfüm özleri üretiyorum. Mesela şu an hazırladığım çay, zihni açan limon otu ile rahatlatıcı lavanta büyüsünün bir birleşimi. Zihin dersinden önce hepinize birer fincan ikram edeceğim."

Morrigan, masanın en karanlık köşesinde oturduğu yerden kafasını kaldırdı. Siyah saçlarının arasından görünen derin gözleriyle Darcy’ye baktı. "O çayın içine biraz da kurutulmuş gece gölgesi otu eklersen, zihin büyülerine karşı direnci iki katına çıkarırsın Darcy."

Arthur şaşkınlıkla Morrigan’a baktı. "Morrigan, sen sürekli o karanlık kitapların başındasın, senin hiç neşeli ya da sıradan bir hobin yok mu gerçekten?"

Morrigan hafifçe gülümsedi, bu onun yüzünde nadir görülen bir ifadeydi. "Var Arthur. Siz benim sadece tozlu kitapları okuduğumu sanıyorsunuz ama ben akademinin altındaki eski mahzenlerde unutulmuş antik dilleri ve sembolleri çözümlüyorum. Kadim yazıtları günümüz alfabesine çevirip kendi el yazımla devasa bir diller sözlüğü oluşturuyorum. Bir dilin yapısını çözmek, bir insanın ruhunu çözmek gibidir. Ayrıca... geceleri kütüphanedeki o eski piyanonun başına geçip sadece kendim için klasik parçalar çalarım."

"Piyano mu?" diye bağırdı Celestie neşeyle. "Morrigan! Bu harika bir şey! Neden bize daha önce söylemedin? Quel ile birlikte bir beste yapabilirsiniz!"

"Bu benim kişisel alanım Celestie," dedi Morrigan sakince ama sesinde bir yumuşama vardı. "Belki bir gün, doğru zaman geldiğinde dinlemenize izin veririm."

Tam o sırada akademinin devasa çanları çalmaya başladı. Yankılanan ses, ders saatinin geldiğini haber veriyordu. Bütün öğrenciler hızla tabağındakileri bitirip ayağa kalktılar.Ders pratik sahasında başladı. Müdür Gizzy Salvador, sahanın ortasında duruyordu. Dört farklı bölümün öğrencileri büyük bir halka oluşturmuştu.

"Bugün," dedi Gizzy, sesini tüm sahaya duyurarak, "Elementlerinizi sadece savaşmak için değil, bir yapı oluşturmak, yaratmak ve aranızdaki bağı güçlendirmek için nasıl kullanacağınızı öğreneceksiniz. Şimdi 4’erli karma gruplar oluşturun. Biriniz yapının temelini atsın, diğeriniz şekillendirsin, üçüncünüz güçlendirsin, dördüncünüz ise ona hayat versin."

Kai, Diana, Quel ve Channel aynı gruba geçti. Kai hemen öne atılıp toprağı yükselterek zarif, kubbeli bir taş yapı oluşturdu. Quel, taş yapının içini tatlı bir sıcaklıkla ısıtıp duvarlardaki kristalleri aydınlattı. Diana, yapının içindeki havayı devirdaim ettirerek taze bir esinti yarattı. Channel ise yapının etrafında küçük, şifalı bir su havuzu oluşturarak kubbenin üzerine süzülen minik şelaleler ekledi.

Gizzy ortaya çıkan eseri izlerken gururla gülümsedi. "İşte mükemmel uyum budur," dedi öğrencilerine bakarak. "Bireysel yetenekleriniz, hobileriniz, hayata bakış açınız ne kadar farklı olursa olsun; bir araya geldiğinizde ortaya koyduğunuz bu ruh, Veyron’un ya da herhangi bir karanlığın asla yıkamayacağı tek şeydir."

Gün boyu süren zorlu derslerin, pratiklerin ve teorik sınavların ardından akşam çöktü. Öğrenciler akademi avlusundaki devasa çınarın altında toplandılar. Arthur ahşaptan oyduğu heykelciği Kai’ye verdi, Kai üzerine hemen canlı bir yosun dokusu ekledi. Celestie, tasarladığı renkli pelerin kumaşını kızlara gösteriyordu. Gideon ve Widzy köşede bir strateji haritası üzerinde tartışırken, Channel ve Darcy taze çayları dağıtıyordu.

Her birinin karakteri, ilgisi ve hobisi farklıydı; ama Maxia Sihir Akademisi’nin bu büyülü çatısı altında, hepsi aynı büyük hikâyenin ve sarsılmaz bir dostluğun parçası haline gelmişlerdi. Akşam rüzgârı şatonun kuleleri arasında ıslık çalarken, genç büyücüler kahkahalarıyla geleceğin karanlığını aydınlatmaya devam ediyorlardı...

Bölüm sonu

2 yorum

  • Arthur Morrigan'ı sal. Bu arada içime Arthur hakkında bir şüphe düştü. Acaba dedirtiyor kendisi.

  • İlllllkkkkkk😍😍😍😍 Çok güzel olmuşşşş