Eymen’in arabadan inmesiyle birlikte müzik bile yavaşladı.
Davul sesi kesik kesik devam etti, sonra tamamen sustu. Zurna bile susmuştu. Bütün avludaki yüzlerce kişi aynı anda konağın girişine döndü. Çünkü Eymen’in burada, bugün, bu saatte olması hiç normal değildi.
Eymen ağır adımlarla avluya girdi. Üzerinde sade siyah bir gömlek vardı. Yüzü gergin, bakışları karanlıktı. Adımları kararlıydı.
Jun kaşlarını çattı, sesi alçak çıktı:
“Bu çocuk niye geldi bugün? Aklından ne geçiyor?”
Am Siwan da ciddileşti, kollarını göğsünde kavuşturdu.
“Kesin bir şey olacak. Bu havada boşuna gelmez.”
Ben gözümü Eymen’den ayırmıyordum. Çünkü direkt bize, daha doğrusu Irmak’a doğru yürüyordu.
Irmak’ın yüzündeki o zoraki gülümseme bir anda silindi. Sümeyye bile yanında gerilmiş, nefesini tutmuştu. Zinnet Teyze sandalyesinden kalktı, sesi sertti:
“Eymen.”
Eymen kısa ve saygılı bir şekilde başını eğdi.
“Zinnet Hanım.”
Annem hemen araya girdi, sesi buz gibiydi:
“Bugün seni davet etmedik. Ne işin var burada?”
Eymen gözünü bile kırpmadı.
“Biliyorum. Yine de geldim.”
Avludaki fısıltılar yeniden yükseldi. İnsanlar birbirine bakıyor, merak ve tedirginlik yüzlerine yansıyordu.
“Akçaylardan biri düğünde ne arıyor?”
“Kavga mı çıkacak?”
“Bu iş hiç hayra alamet değil…”
Ben kaşlarımı çatarak bir adım öne çıktım.
“Ne istiyorsun Eymen?”
Eymen ilk kez gözlerini bana çevirdi. Bakışı soğuktu.
“Seninle işim yok Mehmet.”
Sonra tekrar Irmak’a baktı. O anda Irmak’ın nefesi hızlandı, göğsü inip kalkıyordu. Paniklediği çok belliydi.
Aras da birkaç metre ötede durmuş, onları dikkatle izliyordu. Siyah gözleri kısılmıştı.
Eymen yavaşça, ama kararlı bir sesle konuştu:
“Ben Damla’yla konuşmaya geldim.”
Avlu bir anda derin bir sessizliğe gömüldü.
Jun kaşını kaldırdı, şaşkınlıkla sordu:
“Damla kim? Irmak mı?”
Sümeyye ağzını eliyle kapattı. Ben ise Irmak’a baktım. Yüzü bembeyaz olmuştu.
Zinnet’in sesi sertleşti:
“Burada öyle bir isim yok. Irmak’tır adı.”
Eymen ilk kez sinirlendiğini belli etti, sesi yükseldi:
“Var. Hem de çok iyi biliyorsunuz.”
Irmak hemen araya girdi, sesi titriyordu:
“Eymen… yeter artık.”
O an bütün avluyu bir şok dalgası kapladı. Çünkü Irmak’ın sesi korkmuş gibi çıkmıştı. Hem de herkesin içinde.
Ben sertçe konuştum:
“Bu neyin kafası Eymen? Ne yapmaya çalışıyorsun?”
Eymen bana döndü, gözlerinde hem öfke hem de acıma vardı:
“Sen gerçekten hiçbir şey bilmiyorsun, değil mi?”
Sinirim daha da arttı.
“Neyi bilmiyorum? Konuşsana!”
Irmak tekrar araya girdi, sesi neredeyse yalvarır gibiydi:
“Eymen, sus lütfen… Burada olmaz.”
Ama Eymen geri adım atmadı. Bakışlarını sadece Irmak’a kilitlemişti. Sesi bu sefer daha yumuşak, ama bir o kadar da kararlı çıktı:
“Gerçekten onunla evlenecek miydin Damla? Bu kadar mı susacaksın? Bu kadar mı boyun eğeceksin?”
Irmak cevap veremedi. Gözleri dolmuştu.
Avludaki herkes şok içinde onları izliyordu. Jun bile gülmüyordu artık. Am Siwan kaşlarını çatmış, durumu anlamaya çalışıyordu.
Ben ise sadece sinirleniyordum. Çünkü herkes benden bir şeyler saklıyor gibiydi.
Tam o sırada Eymen bir anda Irmak’a doğru yürüdü.
Zinnet sertçe bağırdı:
“Yerinde dur Eymen!”
Ama Eymen durmadı. Irmak’ın tam önünde durdu ve elini ona uzattı. Sesi artık daha yumuşak, neredeyse yalvarır gibiydi:
“Hadi…”
Irmak gözlerini büyüttü. “Eymen…”
“Hadi Damla. Bir kere de kendin için seçim yap. Bu sefer başkaları için değil.”
Irmak’ın gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.
Ben istemsizce bir adım daha attım.
“Ne oluyor burada? Irmak!”
Ama Irmak bana baktığında… ilk kez gerçekten mutsuz ve çaresiz görünüyordu.
Ve sonra…
Hiç beklemediğim şeyi yaptı.
Eymen’in elini tuttu.
Avluda büyük bir uğultu koptu. Bağırışlar, şok sesleri yükseldi.
Sümeyye ayağa fırladı:
“IRMAK?! Sen ne yapıyorsun?!”
Zinnet resmen titriyordu:
“SAKIN BIRAKMA ELİNİ! IRMAK!”
Ama çok geçti.
Eymen Irmak’ın elini sıkıca tutup hızla konağın çıkışına yöneldi. Irmak da onunla birlikte gidiyordu.
Ben birkaç saniye donup kaldım. Beynim olanları algılamakta zorlanıyordu.
Jun birden bağırdı:
“LAN KAÇIYORLAR!”
Ortalık bir anda karıştı. Çalışanlar bağırmaya başladı, adamlar ayağa kalktı, bazıları peşlerinden koşmaya yeltendi. Annem sert emirler veriyordu ama kimse onu dinlemiyordu.
Eymen arabasının kapısını açtı. Irmak son kez arkasına baktı.
Ve o an göz göze geldik.
Bakışlarında derin bir özür, büyük bir suçluluk ve aynı zamanda tuhaf bir özgürlük vardı. Ama pişmanlık yoktu.
Sonra arabaya bindi.
Eymen de sürücü koltuğuna geçti. Motor gürültüsü yükseldi.
Ben kendime geldiğimde ileri doğru koştum ama çok geçti.
Siyah araba konağın önünden hızla uzaklaştı, toz bulutu bırakarak.
Ve düğün…
Herkesin gözü önünde, resmen yarım kaldı.