İçeriğe geç

Mavizade

Bölüm 16 · 2 dk okuma

Mavizade

Bölüm 16

Bölüm 16 ~ Gölgedeki Yakınlık

Dut ağacının altındaki o sessizlik, ikisi için de beklenmedik kadar uzun sürdü.

Mehmet hâlâ yerinden kıpırdamıyordu. Aras da birkaç adım ötede duruyor, ama artık aralarındaki mesafe eskisi kadar belirgin değildi. Rüzgâr yaprakları hafifçe savuruyor, sabah güneşi yavaş yavaş avluyu ısıtmaya başlıyordu. İkisi de birbirine bakıyor, kimse ilk adımı atmıyordu.

Tam o sırada içeriden Jun’un sesi duyuldu:

“Mehmet! Annem seni çağırıyor gel!”

Mehmet gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. Sonra Aras’a baktı.

“Gelmem lazım.”

Aras başını salladı.

“Tabii…”

Ama ikisi de hemen hareket etmedi. Birkaç saniye daha öyle kaldılar. Sanki o anı uzatmak istiyorlardı.

Sonunda Mehmet yavaşça içeri doğru yürümeye başladı. Aras da arkasından geldi.

Salona girdiklerinde Dilara, Am Siwan ve Jun onları bekliyordu. Dilara’nın yüzü her zamankinden daha ciddiydi.

“Oturun,” dedi.

Mehmet ve Aras sandalyelere oturdular. Jun arka tarafta duruyordu, kollarını bağlamıştı.

Dilara konuşmaya başladı:

“Zinnet’le uzun uzun konuştuk. Irmak’ı zorla geri getirmeyecekler. En azından şimdilik. Ama bu işin aileler arasında bir kırgınlık yaratmaması lazım. Bu yüzden… önümüzdeki günlerde Güneşdöner’lerle bir araya geleceğiz. Yüz yüze konuşacağız.”

Mehmet kaşlarını çattı.

“Ne için?”

“Barış için,” dedi Dilara. “Bu kaçış hem bizi hem onları zor durumda bıraktı. Eğer işler daha fazla gerilirse… iki aile de zarar görür.”

Am Siwan ekledi:

“Ayrıca… bazı iş anlaşmaları da var. Ortak projeler. Bunların sekmeye uğramasını istemiyorlar.”

Mehmet yavaşça başını salladı. Hiçbir şey demedi.

Dilara oğluna baktı.

“Sen de geleceksin. Aras da.”

Aras hafifçe şaşırdı ama itiraz etmedi.

Toplantı kısa sürdü. Dilara birkaç talimat daha verip yukarı çıktı. Am Siwan da peşinden gitti. Jun ise Mehmet’in omzuna hafifçe vurdu.

“Yüzün hâlâ kötü. Biraz dinlen.”

Mehmet başını salladı. Jun da ayrıldı.

Salonda yine sadece Mehmet ve Aras kaldı.

Bir süre sessizlik oldu.

Sonra Aras yavaşça konuştu:

“Sen… gerçekten bu toplantıya gitmek istiyor musun?”

Mehmet omuz silkti.

“İstemekle ilgili değil. Gitmem gerekiyor.”

Aras parmaklarını dizlerinde gezdirdi.

“Ben de geleceğim. Annem… muhtemelen ister.”

Mehmet ona baktı.

“İyi. En azından… yalnız olmam.”

Aras’ın dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme belirdi.

“Evet. Yalnız olmazsın.”

İkisi de ayağa kalktı.

Mehmet merdivenlere yöneldi ama durdu. Aras’a döndü.

“Öğleden sonra… avludayım. İstersen…”

Aras başını salladı.

“Olur.”

Mehmet’in dudaklarında istemeden hafif bir sırıtış belirdi. Çok kısa sürdü ama gözlerinden kaçmadı. Aras’ın hiç tereddüt etmeden, direkt “olur” demesi… içini garip bir şekilde ısıtmıştı. Yıllardır tanıdığı, her zaman temkinli konuşan Aras’ın bu kadar net cevap vermesi, Mehmet’in hiç beklemediği kadar hoşuna gitmişti.

Bir an daha baktı ona. Sonra sesini alçaltarak mırıldandı:

“Tamam… O zaman orada olurum.”

Aras da onun sırıttığını fark etmişti. Yüzü hafifçe kızardı ama bakışlarını kaçırmadı.

Mehmet yavaşça yukarı çıktı.

Aras ise bir süre salonda kaldı. Gözleri merdivenlerin olduğu tarafa takılı kalmıştı. İçinde tuhaf, sıcak bir his vardı. Hem huzursuz hem de… garip bir şekilde sakin.

Dışarıda rüzgâr hâlâ esiyordu.

Ve o gün,

ikisinin de aklında aynı şey dönüyordu:

Bu yakınlık…

artık inkâr edilemeyecek kadar belirginleşiyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.