Konağın giriş kapısı sertçe açıldığında salondaki herkes bir anda sustu.
İçeri giren Asil nefes nefese, alnı terli, elleri titriyordu. Gözleri doğrudan Mehmet’i aradı.
“Mehmet Bey…”
Mehmet ayağa kalktı. Yüzündeki gülümseme silinmişti.
“Ne oldu?”
Asil derin bir nefes aldı, sesi kısık çıktı:
“…Irmak’tan haber var.”
Salonda bir an için zaman durmuş gibiydi. Am Siwan’ın kaşları çatıldı. Sümeyye telefonunu indirdi. Aras ise hiç kıpırdamadan Asil’e bakıyordu.
Mehmet’in sesi boğuktu.
“Konuş.”
Asil yutkundu.
“Irmak… Eymen’le birlikte Diyarbakır dışına çıkmış. Ama dün gece bir yerde görülmüşler. Sağlarmışlar. Sadece… geri dönmek istemiyorlarmış.”
Aras’ın yüzü bir anda soldu. Parmakları dizlerinde sıkıca kenetlendi. Sesini alçaltarak sordu:
“Sağlam olduğundan emin misin?”
Asil başını salladı.
“Evet… Şimdilik bir şeyleri yok.”
Aras derin bir nefes aldı. Omuzları hafifçe düşmüştü. Kardeşinin kaçtığını, geri dönmek istemediğini duymak… içini tuhaf bir şekilde sıkıyordu. Kızgın değildi. Sadece yorgundu.
Mehmet hiçbir şey söylemedi. Sadece yavaşça oturdu. Elleri dizlerinin üzerinde sıkıca kenetlenmişti. Yüzü ifadesizdi. Ne öfke, ne üzüntü… sadece boş bir sakinlik.
Jun sessizce yaklaştı.
“Mehmet…”
Mehmet başını kaldırmadı.
“İyiyim.”
Ama sesi hiç iyi değildi.
Dilara salona girdiğinde herkesin yüzüne baktı. Durumu anlaması uzun sürmedi.
“Yeter,” dedi kısaca. “Herkes dağılın. Bu gece daha fazla konuşulmayacak.”
Kimse itiraz etmedi.
Yavaş yavaş salon boşaldı. Am Siwan Melisa’nın elinden tutup yukarı çıktı. Jun ve Ela birbirine bakıp sessizce ayrıldılar. Sümeyye de peşlerinden gitti.
Salonda sadece Mehmet ve Aras kaldı.
Uzun bir sessizlik oldu.
Aras yavaşça ayağa kalktı. Mehmet’in yanına kadar geldi.
“Mehmet…”
Mehmet başını çevirmeden cevap verdi.
“Gitme.”
Aras durdu.
Mehmet yavaşça başını kaldırdı. Gözleri yorgundu ama bakışları netti.
“Burada kal. Bir süre… burada kal.”
Aras birkaç saniye hiçbir şey demedi. Sonra yavaşça onun yanına oturdu. Omuzları neredeyse birbirine değiyordu.
İkisi de konuşmadı.
Dışarıda Diyarbakır gecesi ağır ve sıcaktı. Avludaki dut ağacının yaprakları rüzgârla hafifçe hışırdıyordu.
Mehmet’in sesi çok alçak çıktı:
“Hiç sevmedim onu.”
Aras ona baktı.
“Irmak’ı mı?”
Mehmet başını salladı.
“Evet. Hiçbir zaman. Sadece… annemin ve ailenin istediği için yaptım. Yalandan gülümsedim, yalandan ilgilendim. Gerçekten üzülmem gerekiyor gibi hissediyorum ama… içimde hiçbir şey yok. Sadece boşluk.”
Aras parmaklarını dizlerinde gezdirdi. Sesini alçaltarak konuştu:
“Ben de… onun için üzülmüyorum aslında. Sadece… kardeşim diye. Sağlam olduğunu bilmek yetiyor şimdilik.”
Mehmet yavaşça ona döndü.
“Sen de mi boşluk hissediyorsun?”
Aras bir süre cevap vermedi. Sonra yavaşça konuştu:
“Eskiden… biz daha çocukken, sen, ben, Sümmeye, Irmak, Ela, Azize, Jun… hep birlikte oynardık. Hatırlıyor musun? Avludaki o eski dut ağacının altına otururduk. Sen hep en serin yeri kapardın.”
Mehmet’in dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme belirdi.
“Sen de hep en kenarda otururdun. Konuşmazdın. Sadece dinlerdin.”
“Konuşacak bir şey bulamazdım,” dedi Aras. “Herkes çok gürültülüydü. Sen de… sessizdin ama başka türlü sessizdin. Sanki her şeyi görüyordun da söylemiyordun.”
Mehmet başını hafifçe salladı.
“Belki de öyleydi. O zamanlar her şey daha basitti. Kimse bize ‘büyüyünce evleneceksiniz’ demiyordu. Kimse ‘aşiret oğlusun’ diye omzumuza yük bindirmiyordu.”
Aras yavaşça başını çevirdi, Mehmet’e baktı.
“Sen hiç… o sözü gerçekten istediğin için kabul ettin mi?”
Mehmet uzun uzun düşündü. Sonra başını iki yana salladı.
“Hayır. Hiçbir zaman. Sadece… karşı çıkmak istemedim. Annem o kadar emin konuşuyordu ki, ‘bu iş olur’ diyordu ki… ben de ‘olur’ dedim. Yıllarca öyle yaşadım. Yalandan.”
Aras sessizce dinledi. Sonra alçak sesle sordu:
“Peki şimdi… ne hissediyorsun?”
Mehmet gözlerini avludaki karanlığa çevirdi.
“Bilmiyorum. Sadece… ilk defa yalan söylemediğimi hissediyorum. Ve bu, garip bir şekilde… rahatlatıyor.”
Aras birkaç saniye sustu. Sonra çok alçak bir sesle mırıldandı:
“Ben de… ilk defa birine bu kadar yakın otururken rahatsız hissetmiyorum.”
Mehmet yavaşça ona döndü. Bakışları yumuşaktı.
“İyi.”
İkisi de bir süre daha konuşmadı.
Salonun loş ışığında, iki gölge yan yana oturuyordu.
Ne birbirlerine bakıyorlardı,
ne de konuşuyorlardı.
Ama o gece, ilk kez,
ikisinin de kalbi aynı ritimde atıyordu.