İçeriğe geç

Mavizade

Bölüm 12 · 2 dk okuma

Mavizade

Bölüm 12

Bölüm 12 ~ Yan Yana

Aras, Ela’nın peşinden konağın içine girdi.

Mehmet ise birkaç saniye daha bahçede kaldı.

“Demek gerçekten Ela için gelmiş…”

İçini kaplayan o garip hayal kırıklığını anlamlandıramıyordu.

Neden böyle hissettiğini kendisi de bilmiyordu.

Derin bir nefes aldı.

“Boş ver.”

Sonra o da içeri geçti.

Salondan kahkahalar yükseliyordu.

Jun yine heyecanla bir şey anlatıyordu.

“Sonra adam bana dönüp diyor ki, ‘Sen bunu gerçekten yaptın mı?’ Ben de dedim ki, ‘Yok, dublörüm yaptı.’”

Ela gülmeye başladı.

“Bir de utanmadan söylüyor.”

Jun omuz silkti.

“Özgüven diye bir şey duydun mu?”

“Seninkine özgüven değil, yüzsüzlük deniyor.”

“Bak yine kıskandı.”

“Neyi kıskanacağım ben?”

“Bu kadar karizmatik olmamı.”

Ela kahkaha atıp başını iki yana salladı.

“Rüyanda görürsün.”

Jun elini kalbine götürdü.

“Çok kırıldım.”

“Bir şey olmaz, beş dakikaya unutursun.”

“Doğru… Unuttum bile.”

Salondakiler gülmeye başlarken Aras da istemsizce gülümsedi.

Tam o sırada Mehmet içeri girdi.

Gözleri istemsizce Aras’ı buldu.

Ve gidip onun yanındaki boş koltuğa oturdu.

Aras başını çevirip ona baktı.

“Gelmişsin.”

Mehmet omuz silkti.

“Burası benim evim.”

Aras utangaçça gülümsedi.

“Doğru.”

Kısa bir sessizlik oldu.

Jun bunu fark edince ayağa kalktı.

“Ben mutfaktan bir şeyler alıp geliyorum.”

Ela da ayağa kalktı.

“Ben de geleyim.”

Sümeyye de onların peşinden gidince salonda yalnızca Mehmet ile Aras kaldı.

Kısa bir sessizlik oldu.

Mehmet ilk kez konuşmayı kendisi başlattı.

“İki gündür ne yaptın?”

Aras omuz silkti.

“Pek bir şey… Evdeydim.”

“Sıkılmışsındır.”

“Biraz.”

Mehmet başını kapıya doğru çevirdi.

“Gel.”

Aras şaşkın baktı.

“Nereye?”

“Bahçeye. İçerisi çok kalabalık.”

Aras sessizce ayağa kalktı.

“Tamam.”

İkisi yan yana yürüyerek avluya çıktılar.

Sabah güneşi taş duvarların üzerine vuruyor, avludaki dut ağacı hafif rüzgârla sallanıyordu.

Kimse konuşmuyordu.

Ama bu sessizlik ikisini de rahatsız etmiyordu.

Mehmet ellerini cebine soktu.

“Burası ilk geldiğinde sana çok büyük gelmişti.”

Aras hafifçe gülümsedi.

“Hâlâ büyük geliyor.”

Tam o sırada avludaki eski taş zeminde Aras’ın ayağı hafifçe kaydı.

“Ah—”

Düşmesine fırsat kalmadan Mehmet refleksle kolundan tuttu.

Aras’ın dengesi yerine gelmişti.

Ama Mehmet’in eli hâlâ onun bileğindeydi.

İkisi de bir an durdu.

Aras yavaşça Mehmet’e baktı.

“Teşekkür ederim…”

Mehmet fark edince hemen elini çekti.

“Bir şey olmadı.”

Aras bileğini hafifçe ovuşturdu.

“Yine de… sağ ol.”

Birkaç adım daha yürüdüler.

Bu kez aralarındaki mesafe eskisinden daha azdı.

Mehmet sessizliği bozdu.

“Sen çok dalıyorsun.”

Aras başını çevirdi.

“Fark ettin mi?”

“Evet.”

“Rahatsız ediyor mu?”

Mehmet kısa bir an düşündü.

“Hayır.”

Aras’ın yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu.

“İlk kez biri bunu söyledi.”

Mehmet istemeden gülümsedi.

“Ben yalan söylemem.”

Tam o sırada mutfaktan Jun’un sesi duyuldu.

“MEHMET! ARAS! ÇAY HAZIR!”

İkisi de aynı anda sesin geldiği tarafa baktı.

Aras hafifçe gülümseyince Mehmet de istemeden güldü.

“Gel.”

Aras başını salladı.

“Tamam.”

Ve ilk kez…

Yan yana konağa geri dönerlerken aralarındaki sessizlik yabancı değil, huzurlu hissettiriyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.