Müzik sesleri gelen dar sokakta ki yanımdan geçen cıvıl cıvıl insanların değişik bakışları eşliğinde yürüyordum. Çünkü yapabileceğim hiçbir şey yoktu. Bu geceyi unutmak istemiyordum. Peki ya şimdi ne yapmalıydım? Doktoruma mı gitseydim? Ya da bir bar da sarhoş mu olsaydım? Bu geceyi unutmamak için ne yapabilirim? Sıkıntı ile derin bir iç çektim ve çöp tenekesinin yanında uyuyan beyaz kedinin yanına dizlerimi çökerek oturdum. Bacaklarımı yere uzatırken kediyi korkutmuştum. Başımı geriye yasladım ve işaret parmağım ile yanımı gösterdim beni bir kaç metre öteden izleyen kediye. "Yanıma gelmek ister misin Beyaz?" Diye mırıldandım. Kedi gözlerini kıstı ve sonrasında beni anladığından mı yoksa benden korkmadığından mı bilmiyorum ama yanıma geldi gözlerini bana dikti. Yorgun gözlerimi ona sabitleyerek "Bana aç aç bakma Beyaz yanımda yemek bişey yok." Diye gülümsedim. Kedi bir anda kucağıma çıkınca sıçrasam da kaçmasın diye belli etmeden yutkundum. Baş parmağım ağır ağır kedinin yumuşacık ve temiz tüylerin de gezindi. Bir sokak kedisine göre fazla temizdi. Cebinden çıkardığım sigara paketimden bir tane sigara alıp dudaklarıma yerleştirdim ve ucunu ateşe verdim. Parmaklarımın arasına koyup zehirli dumanı bedenimden atarken kafamı yana çevirmeyle bir grup serserinin bana yaklaştığını gördüm. Hepsi gülerek önümde durduğun da içlerinden birisi "Teyzeciğim bu soğukta bu elbiseyle napıyorsun sen burda? Bastonun mu kayboldu yoksa.." dedi dalga geçer bir ses tınısıyla. Bir şey demeden gözlerimi ona diktim ve sigaramı içime çektim. "Anladım dilsiz bu." Dedi yine aynı çocuk. İçlerinden hafif Sarı ve kıvırcık olan "Bu gece ki eğlenceye ortak olmak ister misin? Partiye gidiyoruz." Başımı olumsuz anlamda salladım. Artık gitmeleri lazımdı çünkü korku yavaş yavaş bedenimi sarmaya başlamıştı. Bir şey demek yerine hala bana baktıklarını görünce ayağa kalktım. Üstümü sirkeledikten sonra olanları izleyen beyaz kediye baktım. "Bu kadarı yeterli Beyaz, gidiyoruz." Dedikten sonra kediyi kucağıma alıp hiç birine bakmadan yanlarından geçtim. Arkamdan güldüklerini duyuyordum ama umursamadan sokağın sonuna doğru ilerledim. Kucağım da ki kedinin yumuşacık tüylerini parmaklarımın arasına alıyor, okşuyordum. Kedi ise halinden memnununmuş gibi küçük mırıltılar çıkarıyordu. Kucağımda kedi ile sokağın sonuna ilerlerken gördüğüm yüz karşısında duraksadım. Gözlerim karanlıkta gördüğüm tanıdık yüzü tam ayırt edemediği için gözlerimi kısarak bir kaç adım daha gittim. Nihayet yüzü ayırt edebildiğim de kaşlarımı çatarak "Miraç?" Diye fısıldadım. Kollarını birleştirmiş bıkkın bir ifade ile beni izliyordu. Ona daha fazla yaklaşarak "Senin burda ne işin var? Yoksa... Beni mi takip ettin!" Diye hesap sorduğum da burun kemerini sıktı. "Sorduğun ilk soruyu benim sormam gerekirdi, ikincisi ise evet takip ettim çünkü bu gece konuşulanları unutmak istemediğini biliyordum Meris." Dedi. Başımı sallayarak "İyi ne güzel beni takip etmişsin aferin sana. Şimdi izninle gidiyorum kucağımda ki kedinin güzel bir mamaya, ve güzel bir uykuya ihtiyacı var." Diyip yanından geçip gidecektim ki "Bende bu gece sana geliyorum." Diyen sesini işitince duraksadım. Yavaşca arkama dönüp tam bir şey diyecekken vazgeçip umursamazca omuz silktim. "İyi gel." Dedikten sonra yoluma devam ettim. Arkamda ki adım seslerini çok rahat duyuyordum. Yaklaşık on dakika boyunca böyle ilerledik. Ne o konuştu ne ben. Nihayet eski püskü, taşları dökülmüş ve yıkılacak damgası vurulan apartmanın önünde durduğumuz da hiç beklemeden kapıyı itekleyip giriş katta ki evime doğru ilerledim. Apartman o kadar eskiydi ki girişin bir kilidi bile yoktu. Arkamdan gelen adım sesleri eşliğinde kediyi tek elime alarak diğer elimle anahtarı yuvasına sokup kapıyı açtım ve topuklarımı rastgele fırlatıp içeri daldım. Miraç hemen arkamdan girip kapıyı kapattı. Çantamı yere fırlattıktan sonra kediyi yavaşça yere koydum ve mutfağa koşar adımlarla gittim. Buz dolabını açıp Miraç'ın bana günler önce aldığı ancak ağzımı sürmediğim pakette ki köfteleri bir tabağa koyup elimle dilimledim. Tabağı alıp giriş kapısının önünde beni bekleyen kedinin önüne koyduğum da hemen yemeye başladı. Ona gülümsedikten sonra içerde koltukta yastıkları düzenleyen Miraç'a "Bırak dokunma, dağınık kalsın." Diye mırıldandım. Elinde yastıkla duraksadı ve bana döndü "Bu kadar sefil yaşamanın amacı ne?" Dedi yastığı fırlatıp. Ona kulak asmadan koltuğa oturdum. Beyaz elbisemi dizlerime iyice indirdikten sonra "Ben yaşam tarzımdan şikayetçi değilim." Dedim ama buna ben bile inanmamıştım. Karşımda ki yere devrilmiş masayı düzeltti ve üstüne oturdu. "Buna kendin bile inanmıyorken ben nasıl inanayım Meris?" Dediğin de her ne kadar haklı olsa da umursamazca omuz silktim. "İnanma o zaman." Dedim. Beni iyice süzerken gözlerinin içine baktım. Bana üzülüyordu.
Bende memnun değildim böyle yaşamaya ama bir şeyler beni buna mecbur bırakmıştı. Bu evin hatırladığım hatıraları ve acıları bedenimi içeri itiyordu. Ne zaman adımımı bu hayatın dışına atmaya çalışsam bedenim kilitleniyordu. Çaresizdim. Ayağa kalktı ve koridora doğru ilerledi. Koridorda ki poşetleri karıştırdığını çıkan hışırtı sayesin de duyabiliyordum. Elinde içki şişesiyle salaona girdi ve aynı yere oturdu. İçkinin kapağını açıp kafasına dikerken dudaklarımı ıslattım. Gözlerini yavaşça bana çevirdi ve ellerinin arasında ki içki sitesine baktığımı gördü. "Zaten hatırlamayacaksın, içmek ister misin?" Dediğin de çocuk gibi usulca başımı salladım ve şişeyi ondan aldım. Şişeyi dudaklarıma yaslayıp su gibi kana kana içerken boğazımı yakan o acının bütün bedenimde buz gibi dolaştığını hissettim. Çok soğuktu ama bedenimi yakıp sarmalıyordu. Elimin tersiyle ağzımı silerken "Daha önce de içmiş miydim?" Diye sordum. Başını 'maalesef' dercesine salladı şişeyi elimden alırken. "Engel olmaya çalışmıştım ama beni dinlemedin Meris. Zaten küçükken de yaramaz bir çocuktun hep kendi bildiğini okurdun." Diyince kıkırdadım. Ayağa kalkıp bir şey demeden koridor da ki poşetlerden bir tane şişe de ben aldım ve geri salona girerek yerime oturdum. Kapağını açıp kafama diktikten sonra
"Kendi bildiğimi okuyorsam niye bazı şeyleri engelleyemedim?" Dedim kendimi suçlayan bir tınıyla. Ne demek istediğimi anlamış gibi bıkkınlıkla burun kemerini sıktı. "Çünkü küçücük bir çocuktun Meris, küçücük bir beden. Bir şeyi engellemek istesen neyi engelleyebilirdin ki? Neye karşı koyabilirdin?" Diye sordu içkisini yudumlarken. Ona ayak uydurmak için ben de içkimi kafama diktim.
"Belki ben engelleyemezdim ama engellemesi için birilerini çağırmaya yeterdi küçük bedenim." Dediğim de boğazım yandı. Boğazımı yakan içki değildi yeni fark ettiğim hatamdı. Dehşete kapılmış gibi halı desenlerini incelerken "Meris yine başlama lütfen!" Diyen uyarıcı sesini duyduğum da gözlerimi ona diktim ve buz gibi bir su çarpmış gibi bedenim titreyerek kendine geldi. Hiç bir şey demeden içkimi yudumladım. Dudaklarımdan şişeyi çekerken hıçkırdım. Miraç telefon ile uğraşırken onu umursmayarak yavaş yavaş başımı döndürmeye başlayan şişeyi hâlâ içiyordum. Bir anda kulaklarım da bir melodi yükseldi. Ritmi çok dengesizceydi sanki kulaklarım da yer değiştirir gibi zihnim de bir o tarafa bir bu tarafa yayıldı melodi. Geriye yaslandığım da başımın döndüğünü ve cigerlerimin yandığını hissettim. Melodiyi işiten kulaklarım nefesimi kesiyordu. Gözlerimi kapattım ve dudaklarımda ki mırıltiyla hiç duymadığım ama tanıdık olan bu Melodiye karmaşık bir tınıyla eşlik ettim. Bilincim yavaş yavaş kapanıyordu, uyku ve yorgunluk bedenimi sarıp sarmalıyordu. Ve bende direnmeyip karşılık verdim..