Hava yavaş yavaş kararırken ben hâla oturduğum yerde şarkıya eşlik ediyordum.
-İstediğimi ver istedigimi bana yolla, istediğim de benim ol istemediğimi anla..
O an ne oldu bilmiyorum ama kulaklığı bir anda çıkarıp yere fırlattım ve "Başım şişti! Diye bağırdım. Saatlerce müzik dinlemek kulaklarımı tırmalamıştı ve başım ağrımaya başlamıştı. Aklıma Miraç'ın yarım saat sonra burda olacağı gelince sabır çektim. Dışarı çıkmak bu hayatta en nefret ettiğim şeydi ve bunu fazlasıyla sevip yerine getiren insanları da asla anlamamıştım. Kendi evinde kendine ait olan alanla kendinle olmak neden tercih edilmezdi ki? Ayağa kalktığım Esna da beyaz kedinin koltukta beni izlediğini gördüm ve umursamadan yatak odasına ilerledim. Hızlıca üzerimdekileri çıkardım ve iç çamaşırı ile kaldığım da dolabıma yöneldim. Ama telefonumdan gelen bildirim ile duraksadım. Yüksek ihtimal Miraç olmalıydı çünkü rehberim de sadece o kayıtlıydı. Üzerim de ki iç çamaşırları ile yataktan telefonu aldım ve okumaya başladım.
-Bu akşam gidiceğimiz yer hakkında bilgilendirmek için yazdım içeride ki insanlarla hatta garsonla bile göz teması 2 saniyeyi geçmeyecek ağzına içki sürmüyorsun ve elbise tarzı bişey de giymiyorsun. 15 dakika içerisinde oradayım hazır ol.
Telefonu bıraktım ve tekrardan giysi dolabıma yöneldim. İçinden dar siyah bir kot pantolon ve beyaz gömlek çıkardım. Hızlıca üstüme geçirdim ve makyaj masamdan bordo bir ruj aldım dudaklarıma, bitmek üzere olan maskara ile de kirpiklerime şekil verdikten sonra saçlarımı karıştırıp aynadan kendime bile bakmadan topuklu botları geçirdim. Telefonumu da aldıktan sonra evden çıktım. Apartman kapısının önünde ki Miraçı gördüm. Bişey demeden yanında durdum. O da bir şey demedi ve ilerlemeye başladık. Yaklaşık on dakika yürüdükten sonra kırmızı bir apartmandan içeri girdik ve Billie Elish posteri bizi karşıladı. Merdivenlerden yukarı çıktıktan sonra kırmızı ışıklı dar bir koridora yönelince bıkkın bir nefes verdim. Allah aşkına beni neden buraya getirdi? Miraç tam koridor sonunda ki odanın kapısını açacaktı ki kolunu tutup durdurdum. " İçeri de kac erkek kaç kadın var?"
-Sayısını bilmem ama kadın var içlerinde. Dedi ve kapıyı açıp içeri girdi. Kızıl bir kadın bir adamın kucağın da oturmuş sigara içiyordu. Odanın sağında ki masa da ise bir oyun oynanıyordu. Kilolu ve keçi sakallı bir adam "Hoşgeldin Miraç. Buyursanıza masaya?" dedi ve eliyle sandalyeleri işaret etti. Yerime oturunca Hoşgeldin diyen adamın bakışlarının üzerimde oldugunu gördüm. Karşılık olarak bende gözlerimi diktiğim Esna da miracın hafifçe öksürerek bana bişeyi hatırlattığını anlayarak önüme geri döndüm. Az önce adamın kucağın da oturan kızıl da oturdu. "Bahsi geçen kızımız bu mu yani?" Bahis mi?
Kızılın kucağında oturduğu adam "Siktir,korkutucu bakıyor. Bir sikime yaramaz." diyince kaşlarımı çattım.
-Yarayamayacağım şey ne faşistlik mi? Hadi ama, o kızıl yarayacak gibi duruyor. En azından senin için? Dedim ve gülümsedim. Karşılık olarak "Burayı genel ev mi sandın?" dedi. "Genel ev gibi tasarlanmış bir bina da az önce kucağında bir kız vardı ama." dedim ve Miraç öksürünce sustum. Bir anda yukarıdan önümüze kağıtlar düştü ve kucağıma düşen kağıtlardan birini alıp okudum. Bunlar da nesiydi?
-Salih Ak.
Bir isim yazılıydı. Kağıdı buruşturdum ve yere attığım da masa da sıska bir adam " Fazla iddialı." diyip güldü. Kahretsin hiç bişey anlamadım!
Boğazımı temizledim ve Masa'nın üzerine düşen kağıtlardan bir tane daha aldım. Bu kağıtta bir isim yazmıyordu.
-Bunun bedelini ödeyeceksin. Yazıyordu büyük harflerle. Kağıdı buruşturup masaya fırlattım ve fazla iddialı diyen sıskaya döndüm. "Neden eğlendiren taraf olmuyorsun?" dedim ve sırıttım. Oda karşılık verdi "Tarafımı diğer yönden seçiyoruz diyelim." dedi ve arkada ki adama bir işaret yaptı. Yaklaşık yarım dakika sonra ışıklar mavi rengine döndü. Olduğum yerde kaskatı kesildim ve Miraç'a döndüm.
Miraç bana bakmıyordu. Masayı inceliyordu. Kahretsin, nefes alamıyordum bu ışığı kapatmalılardı! Derin nefesler alırken o çocuk ayağa kalktı ve "Hadi ama Meris, Mavi ışık seni korkutuyor mu? Seni mahvediyor mu? Bir zamanlar senin beni mahvettiğin gibi." dediği an ayağa kalktım. "Ben kimsenin hayatını mahvetmedim ama siz el birliğiyle bana bunu yaptınız! Kapayın şu ışığı!"
O ise hâla sırıtıyordu. Mavi ışıkta sırıtması daha korkunç bir hal alıyordu. "Eğer o gün Kemal'e oda gelsin deseydin benim hayatım bar köşelerinde bir ayyaş olarak değil de işinde gücünde ailesin de geçecekti."
Yüzüne baktım ve ne dediğini anlamaya çalıştım. Ancak zihnim şuan sadece mavi ışığı düşlüyordu. Artık taştığımı hissederekten "Kapatın şu siktiğimin ışığını!" Diye delicesine bağırıp çırpınmaya başladım. Miraç ise hâla buralı değildi. Masadan odağını ayırmıyordu. Görmüyor muydu halimi? Sıska kollarımdan tuttu ve yine üzerime eğildi ve gözlerime bakarken "Hafızan olmadığı için çok masum sanıyosun kendini değil mi Meris?"
Nefesimin daraldığını hissettim. Oda da başka insanlar da vardı, peki onlar neden kapatmıyordu ışığı? Ona cevap vermeden gözlerimi odada gezdirirken oda da sadece biz üçümüzün olduğunu gördüm. Ve tekrardan gözlerimi ona diktim. O ise hâla sırıtıyordu.
"Neyin hesaplaşmasını yapıyoruz aptal herif!" diye bir kez daha bağırdım. Işık bir an da kırmızı olunca rahatladım. Nihayet o iğrenç renk gitmişti. "Miraç'ın eve ilk gelişini hatırlıyor musun?" Diye sorunca cevap vermeden sadece ona baktım. Evet hatırlıyordum. Masa da ki bardağı alıp bir anda duvara fırlattı. Bardak parçalara ayrılırken "Miraç senin tercihin üzerine geldi, aynısı benim için de sunuldu ama bunu istemedin! O gün Kemal'e diyeceğin, dudakların arasından çıkacak tek bir kelime belirleyecekti kaderimi, ama sen beni boka sürükledin!" Dedi ve kafayı yemiş gibi bir oraya bir buraya yürüdü. Oysa ben hâla tepkisizdim. Ellerimi birleştirmiş tepkisizce ona bakıyordum. Dediği hiç bir şeyi hatırlamıyordum. Ve bu yüzden de kendimi suçlayamıyordum. Sahi hafızam fazla olmadığı için kendimi masum olarak mı konumlandırıyordum?
"Boş boş bakma bana cevap ver!" dediğin de ben yine tepkisiz kaldım. Derin bir nefes vererek "Hatırlamıyorum." dediğim de sinirli bir şekilde nefes verdi. Sonra aklına ne geldi bilmiyorum ama güldü. "Sen hatırlamazsın ben unutmam." Bu şarkı... Miraç masayı izlemeyi bıraktı ve
-Hayatını siktin. Hemen atağa geçtim.
-Ben nerden bilebilir-
-Meris benim gelişim hakkında da bir sik bilmiyordun tahminlere göre yürüme! Diyince korkarak sustum.
Oda tekrardan mavi ışık olunca çığlık atarak kapıya koştum. "Çıkarın beni burdan! Mavi ışık istemiyorum! Anne?" delicesine kapıya vururken hemen yanımda bir silüet belirdi. Yüzü boya ile kaplı ve elinde bir bıçak olan annem. "Anne?" dedim ürkerek. "Anne çıkar beni çok korkuyorum." bedenim titriyordu. Anneme uzandım ama elin de ki bıçağı bana doğrulttu. "Anne çok korkuyorum çıkalım buradan!" diyerek hüngür hüngür ağlıyordum.
-Senin yüzünden Meris, senin yüzünden kızım. Dedi ve bir anda kaybolunca "Anne beni de al!" Diye göz yaşları içinde bağırdım. Uzaklardan birinin "Zavallı." dediğini duydum ama hiç oralı değildim. Yavaşça yere çöktüm gözyaşları içinde çaresizlikle. Gözlerim artık maviyi görmek istemiyordu. Mavi ne renk varsa yıkıp atmak istiyordu. Yavaşça başımı kaldırdım ve onunla göz göze geldim. Bana acıyormuş gibi baktığında daha fazla ağlamaya başladım ve yanıma eğildi. Tam gözlerimin içine baktı. Çok korkutucu olduğu için ağlıyordum. "Kes sesini! " diye sertçe uyardı. Ama benim ağlamam durmuyordu. Elimin tersiyle gözyaşlarımı sildim ve "Ağlamayı kesersem sende bana bunu yapmayı bırakır mısın? " dedim ve işaret parmağımı az önce annemi gördüğüm yere doğrulttum. "Annemin yüzüne boya bulaştı da, " dedim ve ayağa kalktım. Şuan bir çocuktan farkım yoktu. Başını iki yana salladı ve "La havle. " dedi. Hızlıca miracın yanına masaya koştum ve "Masayı incelemeyi bırakıp yardım etsene! " diye bağırdığımda sesimin kısıldığını fark ettim. Miraca uyup buraya gelmeyi neden kabul etmiştim ki? Ve o neden susuyordu? Geçmişimden bazı anılar dışında bir şey hatırlamıyordum. Bunu onlardan çok ben istiyordum ama belleğimde istemediğim anılar beni aşarken merak ettiklerim fazlasıyla eksikti. Ve silikti. Miraç benim hayatımda tanıdığım tek insandı. Bana çok bağlıydı, ya da bağlıymış gibi davrandı, bilmiyordum. Benim tek bir gözyaşım veya tek bir çağrım beni kollarına alması için yeterliyken beni neden bu denli görmezden geliyordu? Bu adam kimdi ve neyin hesabını soruyordu bana? Mavi ışık hala yanıyordu ve o ışık varken vücudum yaralı bir kuş gibi titriyordu. Başımı adama çevirdiğimde az önce ki halinin aksine daha sakin bir şekilde oturuyordu. Parmaklarıyla masa da daireler çiziyordu ve masa da çıkardığı sesler beni ürkütüyordu. Dayanamayıp alayla güldüm. "Bu kadar mı? " diye sordum. Güçsüz görünmek istemiyordum. "Yok mu başka sorun veya yok mu başka kıracak bardak? " dedim ve yine güldüm. "Yarım hafızalı bir kızdan çocukluğunun hatasını hesap soruyorsun. Çok ayıp. " dudaklarımı büktüm "Devam edelim yoksa burda uyuya kalacağım. " şuan korkudan ellerim titriyordu ama zayıf olmamaya çalışıyordum. Tamam bunu az önce umursamamıştım ama kurtuluşum için dayanmam lazımdı. Gerçi bu anı unutacağım da bir gerçekti. Ama miraç ile konuşmamam gerektiğini zihnimden silmemem gerekliydi.
"Şuan korkudan her an altına işeyebilecek bir kızken fazla cesursun." Ah ne yazık ki haklıydı. Odağımı mavi ışıktan uzaklaştırmaya çalışıyordu. O An cevap vermek yerine masaya çıktım ve bacalarımı aşağı sarkıtacak şekilde uzandım masanın üstüne ve gözlerimi kapattım. Şuan değil meris.
"Uyku, " dedim. "Sadece uykum var benim. " diye fısıldadım. Bir anda doğruldum ve ona dönerek yüzüne eğildim. "Bende çocuktum anlıyor musun? " dedim. "Birilerinin hayatına karar verdiğim de bende çocuktum, bunu istemeden yaptım anlıyor musun?" sesim daha da yükseldi. "Bana bu fikir sunulduğunda bende çocuktum! Kemal'in işkencelerine, tacizlerine uğrarken bende çocuktum! Annemi içi mavi boya dolu olan bir kova da boğdular ve yine bu siktiğimin ışığı vardı! Bende çocuktum, beni kimse anlamadı. Çocukken ben neyi anlayabilirdim? O anı hatırlamıyorum bile kahretsin! " dedim ve ellerimi saçlarıma geçirdim. Miracın gözleri geldiğimizden beri ilk defa bana baktı. İlk defa beni gördü. Sabahında istese canımı bağışlayacağım insanla şuan gözgöze gelmek bile benim için cezaydı. Sonrasında o adama döndüm. Masa da ritim tutmayı bırakmış bana bakıyordu. Bir anda ayağa kalktı ve hiç bir şey söylemeden çıkıp gitti. Mavi ışıklı oda da ben ve miraç kaldık. Masanın üzerinden atladım ve sadece telefonumu alarak çıktım ordan. Çantamı bile almamıştım. Yine kırmızı ışıklı dar koridordan geçtim ve merdivenlerden indim. Masa da oturup oyun oynayan yaşlı dayılar, adamlar. Ah kısaca insanlar! Hepsi bana bakıyordu. Ağladığım icin gözlerim kıpkırmızıydı.
Yüksek ihtimal maskaram akmıştı ve gözlerim kapkaraydı. Böyle birini görsem benim dikkatimi çekmezdi ama insanlar bunu umursuyordu işte. Kendimi caddeye attığım da fazla gürültü vardı, asla katlanamayacağım türden. Arabalar, adım sesleri, konuşma sesleri, seyyar satıcılar, korna sesleri. Burnumu çektim ve yürümeye devam ettim. Hava çok soğuktu. Kışın tam ortasındaydık ve gökyüzü her an kar tanelerini dökecekmiş gibi duruyordu. Bir anda yürümeyi kestim. Çünkü gideceğim yeri bilmiyordum. Sahi, benim evim neredeydi?
Bu normalde hafızamdan silinen birşey değildi ama ben neden hatırlamıyordum? Hızlıca telefonumu cebimden çıkardım. Belki notlara kaydetmiş olabilirdim. Bütün notları inceledim,hepsi market listesiydi. Kahretsin, Evimin adresi yoktu! Hızlı adımlarla yürümeye başladım ve on dakika sonra gördüğüm ilk ara sokağa girdim. Fazla ıssızdı ama caddede ki o gürültüye ve kalabalığa tercih edilirdi. O kadar hızlı yürüyordum ki koşuyor gibi gözüküyordum. Durmadan koşar adımlarla ilerlerken sokağın tabelasını görmek için başımı çevirmiştim ki sert bir şeye başımı çarpınca inledim.
-Önüne bakmıyor musun sen? Dedi karşımda ki adam. Boyu çok uzundu en az iki metre vardı. Çene kasları o kadar belirgindi ki kemiği her an fırlayacak gibi duruyordu. Gözleri Elaya kaçıyordu ama daha koyuydu. Saçlarını ise üzerinde kapüşonlu olduğu için görememiştim.
-Ha evet genelde arkama bakarak yürümeyi tercih eden bir gerizekalı olduğumdan göremedim. Dedim sakin bir sesle. Kaşları çatılırken omuz silktim ve yanından geçip gitmeye yeltendim ama kolumdan tutup beni önüne öyle bir çekti ki gidemedim. Şuan sorguladığım hangi cüretle koluma dokunmasıydı.
-Sana asla sevmediğim iki şey söyliyeyim mi? Birincisi vişne reçelleri ikincisi ise alaya alınmak. Sana önüne bakmıyor musun diye sorduysam ve bunu alay etmeden yaptıysam soru tarzıma karşılık bir cevap vereceksin.
Harika! Bi bu eksikti. Zaten mükemmel bir gün geçirmiştim ya. Kolumu elinden kurtardım ve "Ben vişne reçellerini seviyorum. Hangi markadan yedirdiler sana? Soruşturmak lazım." elimi çeneme koydum ve "Ya da hiç gerek yok zıkkımın dibini ye, ben severim." Eee neden bana öldürcek gibi bakıyordu?
-Sizi bana sırayla mı gönderiyorlar? Dedi ve boynunu kütleterek sabır çekti. İşaret parmağını ileriye doğrulttu ve "Burası güvenli bir yer değil Kadın, aşağı parkta alkol içen bir grup var yanlarından geçmeni önermem çünkü sağ taraf çıkmaz sokak sol da ise o ekibin kalanları var. Senin için tehlike arz eder." Başımı salladım.
Beni bu konuda bilgilendirdiği için ona minnettardım ama elbette ki belli etmeyecektim. "Şey, ben evim neresi bilmiyorum." dedim ve derin nefes aldım. Fermuarını çekerek "Af buyur?" dedi. Bir adım ona ilerledim ve tam karşısında durdum. "Adres diyorum, aklımda değil." bence gayet açık.
-Niye sen gerizekalı mısın? Diyince bacağına sert bir tekme geçirdim ve "Konumuzla ne alakası var şimdi haydut herif! Yardım edicek misin etmeyecek misin sadede gel!" dedim. Allah aşkına neyi sorguluyordu? Dudaklarından hafif bir inilti çıktı ve ters ters bakarak "Birazdan arabam gelicek Allah'ın belası kadın. Bin, yardım ederim."
Bu mümkün olamazdı tanımadığım bir adamın arabasına binemezdim.