İçeriğe geç

Matriarkha Genesis (Türkçe)

Bölüm 8 · 2 dk okuma

Matriarkha Genesis (Türkçe)

Bölüm 8

SÛRE 6: İSTİLÂ-İ VAHŞET (İLK GÖLGE VE SIZMA)

“Kozmosu rahminde büyütücü olan İlahia’nın adıyla…”

1. Zulmet’in hoyrat ordusu yeryüzüne indiğinde, nehirlerin berraklığı ve vadilerin zümrüt yeşiliyle ilk kez yüz yüze geldi. Onlar, dişil nizamın o korumasız, kilitsiz ve sınırsız dünyasını uzaktan izlediler; zira kadınların mülkiyet bilmeyen dünyasında ne surlar vardı ne de kapılarda nöbetçiler.

2. Erkekler, o ulu ormanların kuytuluklarına, sarp kayalıkların gölgelerine sinsice yerleştiler. Kadınların dolunay gecelerindeki o neşeli şölenlerini, meydanlarda yankılanan yüksek sanat korolarını ve hayvanlarla olan asil dostluklarını hasetle, karanlık bir hayranlıkla gözlediler.

3. Yeryüzü, o güne dek hiç tanımadığı tekinsiz bir sessizlikle tanıştı. Vadilerin kuytularından yükselen yabancı çıtırtılar, ulu ağaçların arkasında beliren hoyrat karaltılar, kadınların o pürüzsüz dünyasına ilk kez "şüphe" ve "korku" adı verilen o bilinmez hisleri fısıldadı.

4. O güne dek kadınlar için gece; dolunayın ışığı altında sofraların kurulduğu, felsefi sohbetlerin derinleştiği ve gökyüzünün dingin bir örtü gibi ruhları dinlendirdiği şefkatli bir zamandı. Karanlık, saklanacak bir tenhalık değil, dişil nizamın estetiğini tamamlayan berrak bir dinlenme vaktiydi.

5. Ne zaman ki Zulmet’in hoyrat gölgeleri ormanların kuytularına yerleşti, gecenin o tanıdık kokusu ve sessizliği değişti. Ulu ağaçların arkasından gelen ağır ve ritimsiz ayak sesleri, çalılıkların arasından yükselen hoyrat çıtırtılar, kadınların o güne dek hiç duymadığı, anlam veremediği yabancı bir dil gibi vadilerde yankılandı.

6. Kadınlar, uykuya çekildikleri o kilitsiz ve açık evlerinde, karanlığın içinden kendilerine dikilen o tekinsiz, haset dolu gözlerin ağırlığını ilk kez hissettiler. Ormanın derinliklerinden gelen her dal kırılması, rüzgarın taşımadığı o yabancı ve hırıltılı nefesler, kadınların zihnine o güne kadar hiç bilmedikleri bir hissi; karanlığın içinde saklanan bir tehlikeyi fısıldadı.

7. Geceler artık sadece dolunayın şöleni değil, bilinmezin ürpertisiyle bölünen huzursuz vakitlere dönüştü. Erkekler, içlerindeki o durdurulamaz mülkiyet hırsıyla, kadınların özgürce dolaştığı topraklara sinsi çizgiler çekmeye, bastıkları yerleri kendilerine ait kılmaya başladılar. Doğanın kendi halindeki dengesi, bu hoyrat gücün ayak basmasıyla irkildi; hayvanlar vadilerin derinliklerine doğru çekilmeye başladı.

8. Kadınlar, havaya yayılan bu yeni ve ağır kokuyu, elementlerin ritmindeki o tuhaf bozulmayı sezdiler. Birbirlerinin yüzüne bakarken sormaya çekindikleri o dilsiz soruyu yüreklerinde taşıyorlardı; çünkü o güne kadar sadece felsefeyle, şifayla ve yüksek sanatla yoğrulmuş olan zihinleri, sınırların ötesinde bekleyen bu kaba gücün ne anlama geldiğini kavramaya çalışıyordu.

9. Büyük çatışma henüz patlak vermemişti; fakat dişil nizamın o hür gökyüzünün kenarında, sinsi bir fırtına toplanmaktaydı. Zulmet’in var ettiği o yabancı gözler, nehir kenarında şarkı söyleyen, hürriyet içinde yaşayan kadınların üzerine kilitlenmiş, ilk vahşi hamleyi yapacağı o anı bekliyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.