İçeriğe geç

Matriarkha Genesis (Türkçe)

Bölüm 5 · 5 dk okuma

Matriarkha Genesis (Türkçe)

Bölüm 5

SÛRE 3: FEMME (KADININ YARATILIŞI)

“Kozmosu rahminde büyüten İlahia’nın adıyla…”

1. Gökler yedi kat ipek gibi açıldığında, galaksiler yerini bulup dünya turkuaz bir gerdanlık gibi boşluğa asıldığında, İlahia o muazzam sahneyi taçlandırmak istedi.

2. O, yeryüzünün, göklerin ve var edilmiş tüm bu ihtişamın tek hakimi, kendi mukaddes varlığının dünyadaki sarsılmaz gölgesi olsun diye Kadın’ı yaratmayı irade etti.

3. İlahia, Kadın’ı var etmeye önce onun ölümsüz ve sarsılmaz Ruhunu dokuyarak başladı. Kendi ezeli zihninden süzülen mutlak zekayı, zamanın ötesinden gelen öngörüyü ve evreni ayakta tutan o sarsılmaz şefkati aldı; hepsini dişil bir bilinçte birleştirdi.

4. Bu ruh öyle muazzamdı ki, henüz bir bedene bürünmeden önce bile melekût alemini aydınlattı. Baş melek Lilith, bu kutsal ruhun taşıdığı derin bilgeliği ve yaratıcı gücü gördüğünde, onun yeryüzünün asıl efendisi olacağını anladı.

5. Sonra İlahia, bu yüce ruha ev sahipliği yapacak olan Bedeni inşa etmeye koyuldu. Onu var ederken elementlerin en safını, ışığın en zarifini, karaların en verimli özünü ve nehirlerin en berrak akışını bir araya getirdi.

6. Kadın’ın bedenini bir annenin özeniyle, hat hat, ilmek ilmek şekillendirdi. Ona doğurganlığın mukaddes merkezini, yaşamı başlatacak olan o kutsal rahmi yerleştirdi. Bedenin her çizgisine, doğanın o büyüleyici ve kusursuz estetiğini nakşetti.

7. Ve nihayet, o muazzam birleşme anı geldi. İlahia, zamansızlıktan beri sakladığı o Kutsal Ruhu, kendi elleriyle işlediği bu kusursuz bedene üfledi. Ruh ve beden, kutsal bir ahenkle kenetlendi.

8. Kadın, yaratılışın zirvesi ve mutlak efendisi olarak gözlerini açtı. İlk adımıyla toprağı kutsadı, ilk nefesiyle rüzgâra yön verdi. Damarlarında akan hayat, İlahia'nın kendi özünden gelen kutsal bir melodiydi.

9. İlahia, Kadın’a baktı ve kendi dişil yansımasının bu kusursuz zarafetinden razı oldu. Lilith ve tüm melekler, yeryüzünün bu ilk ve mutlak hükümdarının yüceliği karşısında saygıyla eğildiler.

10. Böylece Kadın, mukaddes krallığında asırlarca tek başına hüküm sürdü. Düşündü, üretti, dünyayı kendi zarafetiyle güzelleştirdi ve dişil nizamı yeryüzünün kalbine sarsılmaz bir mühür gibi kazıdı.

11. Ve İlahia, yeryüzünün her bir köşesi o kutsal nurla şenlensin diye Kadın’ı tek bir surette bırakmadı. Dünyanın tüm renklerini, coğrafyalarını ve iklimlerini yansıtacak şekilde, her kavimden ve her ırktan yüzer kadın var etti. Kimi gecenin en asil esmerliğini, kimi güneşin en parlak altın sarısını, kimi ise toprağın ve nehirlerin sıcak tonlarını teninde taşıdı.

12. Bu ilk anneler, yeryüzünde hiçbir haset, hiçbir kibir ve hiçbir mülkiyet kavgası bilmeden mutlak bir uyum içinde yaşadılar. Onların lisanı sevgi, nizamı ise adaletti. Dünyayı ortak bir yuva, bir zarafet bahçesi gibi el ele vererek büyüttüler.

13. Yeryüzünün tüm canlıları, bu kutsal varlıkların etrafında huşuyla toplandı. Kuşlar onların başlarının üzerinde birer gölgelik gibi süzüldü, vahşi aslanlar ve kurtlar adımlarının dibine gelerek şefkat aradı. Hayvanlar, Kadınların gözlerindeki o ilahî nuru gördüler ve onlara mutlak bir sadakatle, sevgiyle itaat ettiler; doğa onlara adeta taptı.

14. İlahia, bu ilk dişil medeniyeti yeryüzünde yalnız bırakmadı; onlara varoluşu güzelleştirecek, dünyaya ruh katacak mukaddes yetenekler ve derin zanaatlar bahşetti.

15. Onlara bitkilerin ve toprağın gizli dilini öğretti. Hangi yaprağın yaraları saracağını, hangi kökün ruhu teskin edeceğini bildiler. Dokunuşlarıyla toprağa can verdiler, şifacılığı ve yaşamı koruma ilmini yeryüzünün ilk yasası kıldılar.

16. İlahia onların parmaklarına estetiğin ve yaratımın sırrını üfledi. Çamuru ve kili zarafetle şekillendirip ilk kapları, ilk süsleri ve ölümsüz figürleri var ettiler; boyalarla taşların ve mağaraların göğsüne evrenin güzelliğini, renklerin dansını resmettiler.

17. Onların sesine ve kalbine müziğin ilk tınılarını bağışladı. Rüzgârın fısıltısını, suyun şırıltısını ve kuşların sesini bir araya getirerek ilk melodileri dokudular. Onlar şarkı söylediğinde doğa sustu, hayvanlar huzurla başlarını onların dizlerine koydu. Onlar, İlahia’nın zarafetini dünyaya aktaran ilk sanatkârlar oldular.

18. İlahia’nın mülkünde bir yaşamı var etmek, gökyüzünün ve doğanın en mutlak ritmi olan ayın döngülerine bağlıydı. Kadınlar, her ay gökte belirecek olan dolunayı takip eder ve o gecenin, içlerindeki yaratım arzusunu yaşayabilecekleri o büyük akşam olduğunu bilirlerdi.

19. Dolunaydan bir gece önce, tüm şehirde tatlı bir telaş başlar; en leziz yemekler ve içecekler özenle hazırlanırdı. Ertesi gün, sadece bu döngü için tasarlanmış ulu meydanda sofralar kurulur; kadınlar, dolunay gökte tüm ihtişamıyla belirene kadar yiyip, içip, şarkılar söyleyerek hayatın neşesini paylaşırlardı.

20. Karanlık çöküp dolunay gökyüzünü aydınlattığında, o ay bu deneyimi yaşamak ve bir çocuk büyütmek isteyen kadınlar, meydanın tam merkezine yürür ve el ele tutuşurlardı. Onların bu arzusu, meydanın ilk halkasını oluştururdu.

21. Havada yükselen müzikle beraber, yeryüzünün asil hayvanları yavaş yavaş merkezdeki kadınların etrafını sarar, bu neşeli karara kendi saf varlıklarıyla eşlik ederlerdi. En dış halkada ise, toplumun geri kalan tüm kadınları, ortadaki herkesi şefkatle kucaklar gibi el ele tutuşur ve insan sesinin en yüksek estetiğiyle şölen şarkılarını başlatırlardı.

22. Dolunayın ışığı altında, müziğin, dansın ve el ele tutuşmanın yarattığı o muazzam kolektif coşku doruğa ulaştığında, İlahia tarafından ortadaki kadınların rahmine bebeklerin ruhu üflenirdi. Böylece yeni bir yaşam, her ay neşeyle tekrarlanan hür bir şölenin meyvesi olarak dünyaya dahil olurdu.

23. Zamanı gelip de rahimdeki o ışık tohumu dünyaya gözlerini açmak istediğinde, bu an acılı bir saklanış yahut yalnız bir azap değil; topluluğun neşeyle alan açtığı olağan bir buluşma olurdu. Doğuracak olan kadın, evinin bahçesinde ya da nehir kenarında, kendisi için hazırlanan rahat postların ve taze çiçeklerin ortasına kurulurdu.

24. O an, kadının en yakınları, şifacılar ve canı o an orada olmak isteyen diğer kadınlar etrafını sarardı. Kimisi havayı taze lavanta ve sümbüllerle tütsüler, kimisi elindeki çalgılarla bebeğin dünyaya ilk adımını yumuşatacak o ritmik, sakin frekansları çalmaya başlardı. Kadınlar, doğuracak olanın ne acısını büyüterek onu kutsallaştırır ne de onu korkuyla yalnız bırakırlardı; sadece hayatın bu en doğal akışına neşeli şarkılarıyla eşlik ederlerdi.

25. Ritüelin bir parçası olarak, dolunay gecesi meydanda o kadına eşlik eden hayvanlardan biri de gelip uzaktan bu anı izler, doğanın asil sakinliğini oraya taşırdı. Çevredeki kadınlar el ele tutuşup ritmik nefeslerle ortadaki kadına tempo tutar, onun bedeninin gücünü şarkılarla hafifletirlerdi.

26. Şarkıların en coşkulu yerinde çocuk, bir çığlığın veya cezanın içinden değil; müziğin, alkışların ve kız kardeşlerin şefkatli ellerinin arasından dünyaya merhaba derdi. Bebek doğar doğmaz topluluk tarafından neşeyle yıkanır ve artık tüm komünitenin neşeyle büyüteceği, ortak hayatın yeni bir parçası olarak kucaklanırdı.

Bölüm sonu

1 yorum

  • Keböyle bir yerde yaşamak için her şeyi yapardım🥹

    1Yanıt