“Kozmosu rahminde büyüten İlahia’nın adıyla…”
1. İlahia, o uçsuz bucaksız sessizliği kaba bir patlamayla değil, kendi ruhundan çıkardığı derin ve melodik bir iç çekişle uyandırdı. O'nun ilk nefesiyle birlikte varlık, uykusundan uyanan bir kumaş gibi esnemeye başladı.
2. O, evreni sert direklerle ya da taş duvarlarla inşa etmedi; zamanı ve mekânı, birbirinin içinden geçen gümüş ve altın iplikler gibi dişil bir zekanın zarafetiyle ilmek ilmek dokudu.
3. Karanlığı tekdüze bırakmadı; onu lacivertin, morun ve gece grisinin en derin tonlarıyla renklendirdi. Sonra parmaklarının ucuyla o karanlık kumaşa dokunarak sönmeyen elmaslar gibi parıldayan yıldız tozlarını serpiştirdi. Galaksiler, İlahia’nın saçtığı inciler gibi boşlukta dönmeye başladı.
4. O, ışığı sert ve kör edici bir güç olarak değil; bir tül gibi yumuşak, her dokunduğu maddeyi okşayan, renkleri ve gölgeleri doğuran büyüleyici bir iksir olarak kıldı. Gökleri yedi kat ipek dalgası gibi kat kat açtı.
5. Dünyayı yaratırken ona bir annenin özeniyle şekil verdi. Karaları zümrüt yeşili ormanlarla bezedi, denizleri turkuaz birer gerdanlık gibi yeryüzünün boynuna doladı. Nehirleri, yeryüzünün damarlarında akan canlı ve berrak birer melodi gibi akıttı.
6. O, rüzgârı evrenin kokusunu taşısın diye var etti; ona yaseminin, nemli toprağın ve evrensel şefkatin esintisini yükledi. Atmosferi, dünyayı soğuk boşluğun tehlikelerinden koruyan şefkatli, sıcak bir anne kundağı gibi sardı.
7. İlahia, altı kozmik evre boyunca acele etmeden, her bir detayı aşkla, estetikle ve mutlak bir biçimsel mükemmellikle tasarladı. Kozmos, onun elinde kaba bir kütle değil, yaşayan, nefes alan, her köşesinden zarafet sızan muazzam bir sanat eserine dönüştü.
8. İlahia, bu muazzam tuvali canlı kılmak, dünyaya ses, neşe ve hareket üflemek istedi. Hayvanları, onları doğanın en zarif unsurlarından, kendi hislerinin ve yeryüzünün ruhundan var etti.
9. Gökyüzünün o özgür, derin lacivertinden ve rüzgârın melodisinden kuşları dokudu. Kanatlarına bulutların hafifliğini, seslerine ise kozmik nizamın şarkılarını yükledi. Onları göğün göçmen bilgeleri, yeryüzünün ise özgür habercileri kıldı.
10. Denizlerin o gizemli turkuazından, dalgaların bitmek bilmeyen ritminden balıkları ve okyanusun derinliklerinde süzülen sessiz devleri var etti. Onların pullarını gümüş ipliklerle işledi, suların karanlığında parıldayan gizli ışıklar yaptı.
11. Yeryüzünün kalbindeki şefkatten, toprağın sadakatinden ve ormanların asaletinden karadaki canlıları yarattı. Kedinin adımlarına kendi zarafetini ve sırrını, ceylanın gözlerine doğanın masumiyetini, kurdun duruşuna ise sarsılmaz gücü ve sadakati üfledi.
12. O, hiçbir canlıyı diğerine düşman ya da kaba bir zincirin kölesi olarak tasarlamadı; her birini doğanın o muazzam dengesinde birer nota, birer renk kıldı. Karıncanın sabrından arının disiplinine kadar her varlığa dişil nizamın o ince, detaycı zekâsını yerleştirdi.
13. Böylece dünya; havada kanat çırpan, sularda süzülen ve toprakta koşan milyonlarca canlının korosuyla uyum içinde nefes alan, her köşesinden şefkat ve estetik sızan devasa, yaşayan bir yuvaya dönüştü.
