İçeriğe geç

Masumiyetin mezarı /tamamlandı

Bölüm 5 · 3 dk okuma

Masumiyetin mezarı /tamamlandı

Bölüm 5

5. Bölüm kırılma noktası

Müzik dinliyordum. Kapı çaldı. Nedenini bilmiyorum ama her kapı çaldığında içim daralır, kalbim boğazıma sıkışırdı. Müziği kapattım. Kalbim kulaklarımda atıyordu. Kapıyı açtığımda üç polis memuru karşımdaydı. “Luna Noriet’le mi görüşüyoruz?” “Evet, benim. Ne için gelmiştiniz?” İçimde bir şeyin çöktüğünü hissettim. Bir şey olmuştu. Ya da biri… Polislerden biri hafifçe başını eğdi. “Üzgünüz…” Kaşlarımı çattım. “Anlamadım… neden?” Diğeri gözlerime bakmadan konuştu: “Sevgiliniz Adrian… çocuğa yönelik cinsel istismar ve kasten öldürme suçlarından dolayı tutuklandı.” O an dünya dondu. Adrian. Sevgilim. Arkadaşım. Her şeyim. Hatta olmayan ailem… Bu… imkânsızdı. Ama… Geceleri yok oluyordu. Sessizce çıkıp gidiyordu. Ah Tanrım… Ne düşünüyordum ben? Başımın üstünden aşağıya buz gibi sular döküldü sanki. Gülümsedim. Psikopatça bir gülümseme. Kendime acıyan, inanmayan, inanmaya çalışan bir gülümseme. Belki de… Belki de ben baştan beri ona güvenmemiştim. Ya da… Hayır, ben deli değilim. “Hayır, sen delisin Noriet.” Kalbim yeniden çarpmaya başladı. O ses… Kendi kendime mi konuşuyordum? Bir anda polisler yoktu. Ev yoktu. Işınlanmıştım. Siyah bir ormandaydım. Ama… Orman siyah olmazdı ki. Karşımda Anna vardı. Hayır! Hayır hayır hayır… “Sen şizofrensin, Noriet.” “Hayır! Sen gerçek değilsin!” Anna… psikoloğumdu. Öldürdüğüm… psikoloğum. “Sen hastasın. Beni sen öldürdün. Kendine sahte bir sevgili yarattın çünkü—” “SUS!!!” Tüm gücümle bağırdım. Ve sonra… Sessizlik. Karşımda kimse yoktu. Gözlerimi açtım. Yatağımdaydım. Bir anda kalktım, pencereleri kapıları kitledim. Ama yalnız değildim. Ensemde bir nefes hissettim. Döndüm. Kimse yoktu. Anna yoktu. Adrian da yoktu. Kimse yoktu. Sadece ben. Ve… sesler. Deliriyor muydum? “İlaçlarım…” Evet, ilaçlarım! Ayaklarım beni banyoya doğru taşıdı. Nefes nefeseydim. Kapakları zorlayarak açtım dolabı. İlaçlar… bir avuç, belki iki. Susuz yuttum hepsini. O an fark ettim. Üstümde sadece uzun, beyaz bir tişört vardı. Ben bunu giymedim. Beni kim giydirdi? Odamda yalnızdım… değil miydim? Ayaklarımın bağı çözüldü. Sırtımı soğuk mermer zemine yasladım. Soğuk… beni boğmuyordu. Tam tersine, sanki beni sarıyordu. Sanki buzdan bir ana gibi suskun, ağır ve gerçekti. Sonunda sustu. Her şey… sustu. Aklıma bir kitapta okuduğum o cümle geldi: “Kitaplar insana özgürlük vermezdi. Kitaplar, insana bir hapishane ve bir suçluya verilecek koşulları sunardı. Seni yavaş yavaş besler, büyütür, seni sevdiğine inandırırdı. Ama sonra fark edersin ki, sen aslında burada bir suçlusundur. Ve sen, hayatından kaçmak için buradasındır. Kitaplar seni her zaman koruyamaz. Kitaplar özgürlük değildir.” Ve ben… Ben kitap bile okumuyordum. Ama yine de tutsaktım. Bilmediğim bir şeye. Adını koyamadığım, dokunamadığım bir şeye. Belki de en kötüsü buydu. Bilinmezlik. Beni zincirleyen… görünmeyen, ama her yere sinmiş bir karanlık. Birkaç gün sonra. Yine Adrian’ın kollarındaydım. Beraber yatıyorduk. Ama… ikimiz de uyumuyorduk. Gözlerim kapalıydı. Onun parmakları saçlarımda geziniyordu. Soğuk elleri… ama tanıdık. Özlediğim kadar korktuğum bir dokunuş. Kalbim atıyordu. Onun kalbi? Bilmiyorum. Dinlemeye cesaretim yoktu. Bana masallar anlatır gibi fısıldıyordu. Sesini hatırlamakla uydurmak arasındaki çizgideydim. Belki hiç susmadı, belki de hiç konuşmadı. “Beni özledin mi?” diye sorduğunda başımı salladım. Ama o baş sallamayı gerçekten yaptım mı, yoksa sadece zihnim mi oynadı, bilmiyorum. Gözlerimi açmadım. Çünkü bakarsam kaybolur diye korktum. Yine gider. Yine yok olur. Yine hiç olmamış gibi. Ve ben yeniden yalnız kalırım. Bazen en iyi kaçış, gözlerini açık tutmamaktır. “Çook,” dedim mırıltılı bir sesle. Sanki sesim boğazıma takıldı da oradan süzülüp Adrian’a ulaşmış gibi. Yarı uykuda gibiydim… Ya da uyanıklık sandığım bir düşte. “Hem en büyük aşkım… hem de en büyük korkum olmayı nasıl başarıyorsun?” Bunu gerçekten sordum mu bilmiyorum. Belki sadece içimden geçti. Belki de dudaklarım kıpırdadı ama sesim çıkmadı. O ise gülümsedi. Ya da ben öyle hayal ettim. Parmakları saçlarımda dolaştı. Sanki yanımda yatan bir adam değil de rüyama sızan bir gölgeydi. Bir insan nasıl aynı anda hem cennet hem cehennem olabilir? Ben hâlâ çözemedim. Ama onun yanında… her şey mümkün gibiydi. Delirmek bile. “Çook,” dedim mırıltılı bir sesle. Sanki sesim boğazıma takıldı da oradan süzülüp Adrian’a ulaşmış gibi. Yarı uykuda gibiydim… Ya da uyanıklık sandığım bir düşte. “Hem en büyük aşkım… hem de en büyük korkum olmayı nasıl başarıyorsun?” Bunu gerçekten sordum mu bilmiyorum. Belki sadece içimden geçti. Belki de dudaklarım kıpırdadı ama sesim çıkmadı. O ise gülümsedi. Ya da ben öyle hayal ettim. Parmakları saçlarımda dolaştı. Sanki yanımda yatan bir adam değil de rüyama sızan bir gölgeydi. Bir insan nasıl aynı anda hem cennet hem cehennem olabilir? Ben hâlâ çözemedim. Ama onun yanında… her şey mümkün gibiydi. Delirmek bile.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.