İçeriğe geç

Masumiyetin mezarı /tamamlandı

Bölüm 4 · 2 dk okuma

Masumiyetin mezarı /tamamlandı

Bölüm 4

4.bölğm yazar olmak

Luna yine yazıyordu. Ama bu seferki hikâye, onu bile ürkütüyordu. Yazdığı her satırda, Adrian biraz daha ete kemiğe bürünüyor, bir adım daha yaklaşıyordu. Kitapta bir çocuk katiliydi Adrian. Luna içinse hem cezbedici bir gölge, hem de nefesini kesecek kadar karanlık bir korkuydu. Gerçek ile hayal arasındaki perde yırtılmıştı artık. Ve Luna o yırtığın içinden bakarken, kendi zihninde kaybolduğunu fark etmiyordu. Sanrılar görüyordu. Ve kalem artık onun değil, Adrian’ındı. Yatakta iki büklüm oturuyordum. Dizlerim karnıma yapışmıştı, kollarım başımın etrafında bir kafes gibi. Yine yazıyordum. Yine Adrian’dan bahsediyordum. Yine bir çocuk ölmüştü. Ama bu kez… bu kez yazdığım şey sadece bir hikâye gibi gelmiyordu. Sanki Adrian gerçekten yapmıştı. Sanki o çocuk gerçekten vardı. Ve sanki… ben her şeyi görmüştüm. “Adrian, kız çocuğunu duvarın kenarına ittiriyor. Gözleri kupkuru. Ağlamıyor. Ne çocuk ne Adrian. Ama Luna ağlıyor.” Kalem hâlâ elimdeydi. Ama artık yazmıyordu. Yazmak da yazılmak gibiydi bazı gecelerde. Zoraki. Kan gibi. Akmasa da acıtırdı. Başımı kaldırmaya cesaret edemedim. Çünkü karşımdaki aynadan Adrian’ın beni izlediğine emindim. Omzunda hâlâ o kızın kanı vardı. Ben yazmamış mıydım zaten bunu? Yazdım. Yazdım işte. Ama o orada neden duruyor? —“Sen yazdın, ben yaptım,” dedi. Ses? Sesim miydi o? Hayır. O, Adrian’dı. Adrian konuşuyordu. Kitabımın içinden çıkıp konuşuyordu. Ayağa kalkmadım. Kalkamazdım. Çünkü ayaklarım yoktu. Çünkü kalem parmaklarımın arasına saplanmıştı. Çünkü yatak odası… yatak odası artık bir yazıhaneydi, ya da morgdu, ya da belki bir mahkeme salonu. Ve Luna, ben… ben yargılanıyordum. —“Sen yazdın. Demek ki sen istedin.” —“Hayır.” —“Tatmin oldun. Demek ki sen de suçlusun.” —“Ben sadece… yazdım.” Aynadan çıkan duman gibi Adrian bana doğru süzülüyordu. Onun yüzü yoktu, ama benim gözlerim doluydu. Ben yazdım. Ben yarattım. Ama şimdi beni yok ediyordu. Adrian bir çocuk katiliydi. Ve Luna da yazarıydı. Artık ne kalem bendim, ne karakter Adrian’dı. Gerçeklik kırılmıştı. Ve içinden kan sızıyordu. Niye hep masumlar ölüyordu? Belki de, hikayenin masumu aslında masum değildir. Belki de, hikayenin suçludur masum İlahi bakış açısı Adrian yine aynı odadaydı, ama bu sefer karşısında bir değil, üç çocuk vardı. Çocuklar ağlıyor yalvarıyordu. Adrian’ın gözlerinde tek bir duygu yoktu. soğuk, mezar belki morg gibi bakıyordu “frère* lütfen yapma” dedi en büyük çocuk. Adrian diliyle damağına birkaç vuruş yaptı, “hayır yapıcam.” Adrian yavaşça masanın üstünden bir bardak su ve bir şişe zehir çıkardı. suyun içine dört damla zehiri boşalttı, Bu zehirden bir damlası insanı bayıltır, iki damlası insanı öldürmeye yeterdi. ama iki damladan daha fazlası insanı canlı canlı çürütürdü. Adrian yaklaşık 10 yaşında olan çocuğa verdi suyu. Kız susamıştı kana kana içti yaklaşık 15 dakika sonra elleri çürümeye başladı, Adrian diğer kıza geçti, yaklaştı, yaklaştı, bir tutam saçını aldı kulağının arkasına tutturdu. Ve Diğer elindeki gizlediği keskin ekmek bıçağını kızın şah damarına geçirdi. Kızın boynundan kanlar fışkırdı, Adrian gülümsedi, yüzü kan olmuştu. kısa süre sonra elindeki bıçağı silerek korkmuş, ağlayan en küçük kıza geçti kız 7 yaşındaydı. 1 saatin sonunda her yer kan olmuştu Adrian eline paspası alıp güzel romantik bir şarkı olarak her yeri temizledi ve cesetleri diğer cesetlerin yanına bıraktı. *fıransızca abi demek

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.