Dokuzuncu bölüm: Dağ evi "Biz kaçarak kurtulduğumuzu düşünürken yangının tam ortasına düşmüştük." Ağzımı tutan eli ittiğimde karşımda Kerem'i görünce korkarak geri çekilip duvara çarptım. Kerem elleriyle "sus." diye işaret edince korkudan ağzımı bile açamamıştım. "Ne istiyorsun benden? Buraya nasıl girdin?" dediğimde keyifle sonuna kadar açık olan camı gösterdi. "Sakın ağzını açıp ses çıkarayım deme. O Asil sesini duyarsa gebertirim seni." dediğinde irkilerek kafamı salladım. "Ne istiyorsun?" dediğimde bir elini duvara yerleştirip yüzüme doğru yaklaştı. Nefesi yüzüme sertçe çarparken bir an önce ağzını açmasını ve konuşmasını bekliyordum. "Sana bir soru soracağım, sadece bir soru. Sende bana hemen cevap vereceksin. Yalan söylemeye kalkma." dediğinde kafamı salladım. "Tamam sor. Ne soracaksın?" dedim hızla. "Ahseni benim kaçırdığımı polislere sen mi söyledin?" dediğinde kaşlarımı çatıp ona baktım. "Hayır, neden öyle bir şey yapayım ki?" dediğimde yüzünü aramızda bir parmak mesafe kalacak kadar yaklaştırdı. "Sizden biri mi söyledi?" dediğinde yine kafamı salladım. "Hayır ya ne alakası var? Senin Ahsenle ne işin olabilir ki biz neden böyle bir şey söyleyelim?" dediğimde sert bir ifadeyle yüzüme bakmaya devam etti. "Bak Vera, benimle oyun oynama. O gün beni Ahsenle konuşurken gördünüz, biliyorum. Oradan şüphelenip gidip polise söylediniz yalan mı?" dediğinde küçümsercesine güldüm. "Sen mi kaçırdın?" dediğimde elini duvardan kaldırıp sertçe duvara vurdu. "Tabii ki hayır. Benim Ahsenle ne işim olabilir ki? Ama siz öyle konuştuğumuzu görünce gidip söylemiş olabilirsiniz." dediğinde onu ittim. Bizle ilgili bir şey söyleyecek diye ödüm kopmuştu. "Bak sana bizimle hiçbir alakası yok diyorum. Seni gördüğümüzü aklımızda tutacağız da polise gidip seni mi şikayet edeceğiz? Bize ne Ahsenden?" dediğimde küçümseyici bir bakış attı. "Okulda sorguya çekmişler hepinizi ben bilmiyor muyum sanıyorsun?" dediğinde gözlerimi sinirle devirdim. "Bizi sorguya falan çekmediler. Sadece Ahsen'in sınıfındakileri sorguya çekmişler anladın mı canım?" dediğimde güldü. "Bir şey söylediyseniz sizi tek tek öldürürüm. Eğer ucuz kurtulmak istiyorsan şimdiden bana söyle ki hiçbiriniz zarar görmeyin. Sana bir daha asla böyle bir fırsat vermem." dediğinde güldüm. "Ciddiyim Kerem, biz hiç kimseyle konuşmadık. Boş tehditlerini de git düşmanlarına savur. Tamam mı?" dediğim anda Asil'in yaklaşan sesini duyunca Kerem'i hızla ittim. "Çabuk git buradan, Asil seni görürse öldürür. Çabuk. Biz bir şey söylemedik tamam mı?" dedim ve onu itekledim. Bana uyup hızla camdan çıktığında aynı anda Asil içeri daldı. Bana garip bir şekilde bakarken kendimi toparlayıp gülümsedim. "Bir şey mi oldu?" dediğimde bana tek kaşını havaya kaldırmış bakıyordu. "Ne yapıyorsun sen burada?" dediğinde masadan hızla kağıt ve kalem alıp ona doğru salladım. "Gördüğün gibi kağıt almaya geldim. Sanki bilmiyorsun." dediğimde bir şeyler sezer gibi yüzüme bakmaya devam ediyordu. "Seninde gördüğün gibi kağıt almak iki saniye sürüyor. Sen yaklaşık on beş dakikadır ortalarda yoksun." dediğinde biraz düşündüm. "Tamam biraz işlerim vardı odada o yüzden geciktim. Ne olabilir ki?" "Cam niye açık bu soğuk havada?" dediğinde hızla gidip camı çektim ve dağılmış perdeyi üstüne örttüm. "Havalansın diye açmıştım. Hadi gidelim mi artık?" dediğimde şüpheci bakışları hiç değişmemişti ama yine de benimle beraber odadan çıkmıştı. Salona geldiğimizde koltuğa yerleştim ve kalemi elime aldım. "Hadi bakalım. Bir plan yapma vakti geldi." dediğimde Ada hemen atıldı. "Birincisi ve en önemlisi şu, Ahsen bulunamadığında bizi sorguya çekecekler ve biz ne söyleyeceğiz?" "Hiçbir şey bilmediğimizi söyleyip geçeceğiz işte. Eğer detaylı bir cümle kurarsak şüphelenirler asıl. Ahseni tanımadığımızı bile söyleyebiliriz." dedi Mete. "Olmaz aynı okuldayız sonuçta sima olarak tanıyorsunuzdur elbet derler." dedi Asil. "Tamam, yine aynı sonuca geliyoruz. Hiç görmedik. Onunla muhabbetimiz bile yok." dedi Ada. "Tamam o zaman hiç kimse polisler geldiğinde pot kırmayacak. Gelelim diğer konuya, sizce ceseti bulabilme ihtimalleri var mı?" dedi Asil. "Bence yok, ormanın en derin yerine gidip oraya gömdük kızı sonuçta. Ama bulurlarsa parmak izinden bizi şak diye yakalarlar." dediğinde gözlerim kocaman açıldı. "Olamaz. Ne parmak izi ya? Kızı biz mi öldürdük?" dediğimde hepsi bir süre sessiz kalıp düşündü. "Bilmiyorum ya. Tabii ki biz öldürmedik ama kızı çuvala sarıp gömdük farkındaysanız, orman yolundaki kameralar o saatte oraya girdiğimizi görünce kötü olacak." dedi Ada başını ellerinin arasına alarak. "Ya orman yoluna niye baksınlar Ada sen salak mısın?" dedi Mete gergin bir tavırla. "Her ihtimali göz önünde bulundurmamız gerekiyor. Biliyorsunuz." dedi Asil. "Evet işler ilerlerse ki umarım hiçbir zaman öyle bir şey olmaz. O ihtimali de düşünmek zorunda kalacağız." dedim. "Yalnız bir şeyi unuttuk. En önemli şeyi farkında mısınız?" dediğinde hepimiz Asil'e anlamsız bir şekilde baktık. "Neyi?" dediğimde hayretle yüzüme baktı. "Ahsen'i bizim mekanımızda kimin öldürdüğünü." dediğinde hepimize bir şey dank etti. O saniyeye kadar böyle bir şeyin varlığını bile unutmuştuk resmen. "Kızı biz öldürmüşüz gibi planlar yapıyoruz bir de, doğru ya. İlk bulmamız gereken şey Ahsen'i kimin öldürdüğü." dedim endişeyle çenemi kaşıyarak. "Bence hiç onun peşine düşmeyelim." dedi Ada. "Neden? En önemli konu o." dedi Asil. "Ya bizi de öldürürse, hiç bunları düşünmüyorsunuz ama." dediğinde Asil'e korkuyla bakıp kafamı salladım. "Doğru söylüyor. Adam öğrendiğimizde bizi de öldürebilir. Katilin teki zaten." dediğimde Asil suçlu bir çocuk gibi durmuş halıyı inceliyordu. "Ne bok yiyeceğiz biz ya. Bizim o katili bizi öldürmesi için fırsat vermeden yakalamamız lazım. Mecburuz buna çünkü Ahseni öldürmek isteyen kimse suçu üstümüze yıkmak istediği için orada öldürdü." dedi Asil. "Yani biz daha bir şey yapamadan gidip bizi şikayet edebilir." dediğinde Mete'ye korku dolu bakışlarımı attım. "O zaman bunu yapan kişi Ahsen'in değil, bizim düşmanımız." dediğimde herkes dört gözle bana bakıyordu. Biraz düşündüğümüzde sarmaşığın yavaş yavaş çözüldüğünü hissedebiliyordum. "Umarım öyle değildir." dedi Asil ve kafasını küfredercesine salladı. Yaklaşık bir saat daha oturup tartıştık ama bir sonuca varamadık. Biz tehlikeyi etrafımızda ararken aslında içinde olan bizlerdik. "Gelin benim dağ evine gidelim." dediğinde hepimiz Asil'e şaşkınlıkla baktık. "Neden?" dediğimde öylesine baktı. "Kafa dinlemeye ihtiyacım var. Burada durdukça boğuluyorum zaten. Defolup gitmek ve bu yaşananlardan biraz da olsa uzaklaşmak istiyorum." dediğinde Ada hemen atıldı. "Ben varım, bu olayı birkaç gün de olsa unutmak için her şeyi yaparım." dediğinde Mete bana baktı. "Olur, bende gelirim. Hepimiz için iyi olur." dediğimde Mete de onayladı. "Ne zaman gideceğiz?" dedi Mete. "Yarın, ya da bu gece çok uzak değil zaten. Bir, bir buçuk saate oradayız." dediğinde hepimiz onayladık. "Ben bizimkilere sorayım akşam." dedi Ada. "Sıkıntı yapmazlar değil mi?" dedi Asil. "Yok sanmıyorum ya. Sizleyken karışmıyorlar biliyorsunuz." dediğinde Asil bana baktı. "Seninde anneni ikna ederiz. Bir şey der mi?" dediğinde kafamı sağa sola salladım. "Yok, sanmıyorum. Bu aralar çok üstüme düşüyor ama karışmaz herhalde." dediğimde göz kırptı. "İyi hadi eve kaçalım o zaman. Sizde ailenizle konuşun. Ona göre ya bu gece ya yarın çıkarız. Mesajlaşırız akşam." dedi ve yerinden kalktı. Ada ve Mete de ayaklandığında onları geçirmek için peşlerinden gittim. Ada ceketini giyip en son çıktığında ellerini tuttum. "Her şey yoluna girecek, bir tanem. Canını sıkma tamam mı?" dediğimde beni yanağımdan öptü. "Sende sıkma, annenden de izin al mutlaka. Eğer alamazsan beni ara ben yalvar yakar bir şekilde alırım." dediğinde güldüm ve onları geçirip içeri girdim. Doğru düzgün bir şeyler yemediğim için mutfağa girip makarna yapmak için suyu tencereye koydum ve masaya oturdum. Çok geçmeden anahtar sesi geldi ve kiliy çevirildi. "Anne, sen mi geldin?" diye seslendim. "Ben geldim kızım. Bir şey mi oldu?" "Yok sordum. Makarna yapıyorum ben." "Tamam canım, geliyorum bi ellerimi yıkayayım." dedi ve kapıdan bana öpücük atıp gitti. Annemden ne zaman bu kadar çekinir olduğumu bilmiyordum ama dağ evi muhabbetine izin vermeyecek diye geriliyordum. "Geldim kızım. Napıyorsun bakalım? Neler yaptın bugün?" dedi ve kollarını sıvayıp kaynayan suya bir paket makarna açıp boşalttı. "İyi bizim çocuklar geldi. Sohbet muhabbet oturduk işte ya." dediğimde gülümsedi. "Gerçekten kardeş gibisiniz. Bir dakika olsun ayrılmıyorsunuz. Sizi böyle görünce çok seviniyorum. İyi ki böyle arkadaşların var." dediğinde gaza gelip hızla sordum. "Değil mi? Ben onları çok seviyorum. Bu arada Asil bizi dağ evine biraz kafa dinlemeye davet etti. Sadece dördümüz. Gidebilir miyim?" dediğimde gayet sakin bir sesle cevap verdi. "Ne zaman?" "Bu gece ya da yarın." dediğimde gülümsedi. "Dikkat edeceğine söz verirsen eğer gidebilirsin." dediğinde koşarak boynuna atladım. "Söz veriyorum." dediğimde gerçek bir anne kız gibi sarıldık. Bu sarılmalar çok nadir olduğu için garip gelmişti. Mutluydum işte, tam da şu an. Böyle davranması hoşuma gitmişti.
Bölüm 9
KO-9
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.