İçeriğe geç

Masumiyet Yakası

Bölüm 8 · 6 dk okuma

Masumiyet Yakası

Bölüm 8

MY-8

Sekizinci bölüm: Gizli ve Saklı "Bir kuşun sessiz çığlığı, bir yankıda gizliydi." Yalnızlık, yalnız olduğumuzu ne zaman hissederiz? Bazen kulaklıkla müzik dinlerken kulaklığın iki ucununda hep kendi kulaklarında olduğunu farkettiğinde. Bazen de kahve içmek için çıkıp kahveyi tek başına içmek zorunda olduğunuzu farkettiğinizde, bazen de gece uykudan kan ter içinde uyandığınızda babanızın başınızda sizi sakinleştirmediğini, tek başınıza çaresiz bir şekilde uyanıp nefes nefese odadan çıktığınızda anlarsınız. Babam beni yalnız bırakalı kaç sene olmuştu bilmiyordum. Onun bana vermediği şeyleri ben hep başkasından gördüğümde kıskanırdım. O bana çocukluğumu dolu dolu yaşatmamıştı. O benden çocukluğumu çalmıştı, hem de sadece bir mektup bırakarak. O mektubu yastığımın üzerinde bulduğumda daha okumayı yeni öğrenmiştim. O kadar küçüktüm ki benimle oyun oynuyor sanıyordum. Sevinerek mektubu açtığımda bunun bir veda mektubu olduğunu çok geç anlamıştım. Babam benim içimde kinlerin sardığı bir sarmaşıktı. O bir hırsızdı, çocukluğumun hırsızı. Gözlerimi perdenin arasından giren güneşin rahatsız edici kızıllığıyla açtım. Sağa sola dönsem de beni bırakmamaya and içmiş gibi gözümü yakıyordu. Biraz daha direnip uyumaya çalışsam da artık çok geçti. Uykusuz geçirdiğim geceler yüzünden göz altımda koyu mor renginde halkalar oluşmuştu. Bunun tek sebebi Ahsendi. Her uyuduğumda, gecelerimi ızdıraba çeviren insanın Ahsen olacağını söyleseler inanmazdım. Su içerken, yemek yerken hep boğazıma takılırdı. Uyandığımda ise güne mutsuz başlamama sebep oluyordu. Onu suçlayamazdım, bu hikayenin en masumu oydu. O sadece kendi geleceği için çabalayan sıradan bir kızdı. Ben de tam tersine aptal bir sınav için ikimizin geleceğini de hiç etmiştim. Zorla yerimden doğrulup telefonumu elime aldığımda gelen birkaç mesajı görmemezlikten geldim. Bizimkilerden gelmediği sürece mesajlara çok aldırmıyordum. Tam yerimden kalkacağım sırada Adadan bildirim gelince hızla mesaja baktım. "Evdeysen on dakikaya oradayım." yazdığını görünce hızla tuşlara bastım. "Evdeyim, gel." gönder tuşuna bastıktan sonra telefonumu şarja takmayı unuttuğum için hızla şarj aletini prize taktım ve telefonumu şarj etmesi için masaya bıraktım. Odamdan çıkıp lavaboya geçtim ve hızlı hareketlerle rutin işlerimi hallettim. Lavabodan çıkıp çantama doğru ilerledim ve içinden bir paket sigarayı açıp bir tane aldım ve çantama geri tıkıştırdım. Ocağın altını yakıp sigarayı aceleyle yaktım ve koşarak balkona çıktım. Saat neredeyse öğleden sonra bir buçuğu gösteriyordu ve ben sürekli uyanıp uyandığım için uyku düzenim beter bir hale gelmişti. Sigarayı tek hamlede yakıp balkon demirlerine yaslandım ve yavaş yavaş içime çekmeye başladım. Sokak sakindi, ara tatil herkesin bir yerlere kaçması için mükemmel bir fırsattı. Herkes de öyle yapmıştı. Sigarayı yarısına geldiğinde söndürüp attım. Çok içmediğim için bir tane içtiğimde başım dönüyordu. İçeri girip kendimi koltuğa attığım an zil çalınca homurdanarak yerimden kalktım ve kapıya doğru gittim. Kapıyı açtığımda Ada'yı beklerken karşımda Kerem'i görmem afallamama sebep olmuştu. Ne bok yiyordu burada? "Kerem?" dedim şaşkın bir ifadeyle. Bakışları ve tavırları gayet rahattı. "Naber fıstık?" dedi ve içeri doğru bir adım atmaya çalıştı. "Dur bir dakika, ne yapıyorsun sen?" dedim ve elimle onu geri ittim. "Seni özledim." dedi dudağını itici bir şekilde büzerek. "Ne saçmalıyorsun sen ya? Git buradan, seninle kaybedecek vaktim yok benim." dediğimde iğrenç bir şekilde güldü. "Hadi ama, beni özlediğini hissettim ve kalkıp ta buraya kadar geldim. Bir kahve yapmayacak mısın bana?" dediğinde öfkeyle derin bir nefes soludum. O sırada arkadan Ada'nın geldiğini görünce daha da gerildim. "Git buradan." dedim telaşla. O sırada Ada kaşlarını çatarak kapının önüne geldi. "Vera? Ne oluyor burada?" dediğinde Kerem, Ada'ya dönüp itici bir şekilde baktı. "Kız günü mü yapacaktınız, bilmiyordum. Demek ondan beni kovaladın." dedi ve küstah bir şekilde gülümsedi. Ada hala ne olduğunu anlamaya çalışır bir ifadeyle bana ve Kereme bakıyordu. "Girsene Ada, ne duruyorsun?" dedim sesimi yükseltip. Ada içeri girince Kereme öfkeli bir bakış attım. "Bir daha buraya gelme." dedim ve o daha kıpırdamadan kapıyı yüzüne kapattım. Ada ceketini çıkarıp portmantoya astı ve düşünceli bir şekilde salona geçti. "Buradan mı çıkıyordu o?" dedi tek kaşını kaldırıp. "Hayır, saçmalama." dediğimde bakışları bir şey öğrenmek için hala can atıyordu. "Ne işi var Kerem'in burada?" dediğinde cevap vermek için birkaç saniye durakladım. "H- hiç öyle okulla ilgili bir şey sormaya gelmiş." dediğimde güldü. "Sen çocuk mu kandırıyorsun Vera? Önemli bir şey vardır diye soruyorum. Söylemek istemiyorsan sen bilirsin." dediğinde kafamı salladım. "Hayır canım." dediğim an zil sesi beni bu durumdan kurtarmıştı. "Kim geldi acaba? Ben bir kapıya bakayım." dedim ve konuşmadan kaçar gibi koşarak kapıya gittim. Kapıyı açtığımda yine Kerem gelmiştir diye korktum ama gelen Asil ve Mete'ydi. Onları görünce istemeden de olsa rahatladım. "Hayırdır prenses ne gülüyorsun?" dedi Mete. Güldüğümün farkında bile değildim. Nasıl rahatladıysam gülmüşüm de aynı zamanda. "Hiç, sizi görünce sevindim işte." dedim aptalca sırıtarak. "İyi bakalım." dedi ve içeri girdi. Asil de arkasından girip yanağımdan öptü ve ceketini asıp içeri girdi. "Neler yapıyorsunuz bakalım kızlar." dedi Asil tekli koltuğa yayılarak. "İyiyiz, siz beraber mi geldiniz?" dedi Ada. "Evet ben Mete beyi evden aldım öyle geldik." dedi Asil. "Kahve ister misiniz?" dediğimde üçü de başıyla onaylayınca hızlı adımlarla mutfağa gittim. Dolaptan kahve dolu kavanozu ve cezveyi çıkardıktan sonra bir ayak sesi duydum ve arkama döndüm. Ada peşimden gelmişti. Şüpheci hareketleri beni rahatsız ediyordu. "Yardım edeyim mi canım?" dedi imalı bir bakışla. "Gerek yok. Yapıyorum ben." dediğimde elleriyle tezgahın üzerine tutundu. "Benden bir şey gizlemiyorsun değil mi Vera?" dediğinde ona tedirgin bir şekilde baktım. Elimde değildi. "Hayır canım ne gizleyeceğim?" dediğimde bakışları ciddileşti. "Vera, ayağını yere vuruyorsun. Gergin olduğun belli." dediğinde beni yakalamıştı. Beni bu kadar iyi tanıması bir yandan iyi bir yandan da kötüydü. Cezveyi ocağın üstüne koyup Ada'ya doğru yaklaştım. "Bak söyleyeceğim ama Asil ve Mete öğrenmeyecek tamam mı?" dediğimde güldü. "Çıkıyorsunuz değil mi?" dediğinde kafamı hızla sağa sola doğru salladım. "Hayır, değiliz. Geçen sene bir süre takılmıştık o kadar." dediğimde yüzünü ekşitti. "Bize neden söylemedin ki?" dediğinde öylece dudağımı büzdüm. "Gerek duymadım, buluşup kahve içmiyorduk. Sadece takılıyorduk." dediğimde anladığını belli edercesine kafasını öne doğru yavaşça eğdi. "Anladım. Bize neden söylemedin diyorum ama ben." "Ay Ada, önemli bir şey olsa söylerdim. Biliyorum sana bile söylememiş olmam sana garip geliyor ama çok kısa bir süre takıldık. Size söylemeye de çekindim. Asil'i biliyorsun, Keremden nefret eder." dediğimde kafasını salladı. "Tamam kuzum, sıkıntı yok da şimdi neden gelmiş?" dediğinde onu bende düşündüm. "İnan hiçbir fikrim yok. Sen geldiğinde bende tam onu soruyordum." dedim. "İyi rahatsız falan ederse söyle ama." dediğinde gülüp yanaklarını sıktım. "Söylerim anneciğim, merak etme." dedim ve güldüm. Bana salakmışım gibi bir bakış atıp beni itti. "İçeri geçiyorum ben, gelirsin." dediğinde cezveyi aldım ve taşmaya yakın duran kahveyi fincanlara doldurdum. "Git geliyorum bende." dediğimde Ada içeri gidince fincanları tepsiye koydum ve bende peşinden içeri gittim. "Buyrun efendim, kahveleriniz geldi." dedim komik bir üslupla. "Sonunda ya. Senden karı falan olmaz ha ben sana söyleyeyim." dediğinde Meteye gözlerimi kısarak baktım. "Çok adisin." dediğimde Asil de onun arkasında durdu. "Bende öyle düşünüyorum. Bir kahve istedik sanki çekirdeğini öğütüp de yaptın." dediğinde  gözlerimi devirdim ve Mete'nin yanına yerleştim. "Sinir etmeyin isterseniz beni. Komik bir durumda değiliz hani hatırlarsanız." dediğimde Mete eliyle koluma hafifçe vurdu. "Kardeşim, diyorum şurada birkaç saniye de olsa unutayım. Sağ ol yani gerçekten sağ ol yine hatırlattığın için." dediğinde gözlerimi büyüterek ona yaklaştım. "Gerçeklerden kaçamayız." dediğimde Asil araya girdi. "Biz de gelirken yolda Kerem'i gördük. Buralarda takılmaz o ne işi vardı acaba burada?" dedi Asil. Adayla aynı anda birbirimize baktığımızda Asil şeytani bir tavırla yakaladı. "Siz biliyorsunuz herhalde kızlar. Birbirinize öyle baktığınıza göre." dediğinde hızla cevap verdim. "Ne alakası var be?" dediğimde parmağını sallayarak beni uyardı ama cevap vermedim. "Şimdi gerçeklerle yüzleşme zamanı arkadaşlar. Okul başladığında Ahsen bulunamayacak biliyorsunuz. O zaman hepimizi beraber sorguya alacaklar. Bazı şeyleri önceden planlamamız gerekiyor ki sonra faka basmayalım." dediğinde Asil'e hak verdim. "Evet her şeyi konuşup halledelim. En ufak bir hatada hepimizi silerler." dediğimde Ada ve Mete de onayladı. "Şimdi ben gidip bir kağıt getireceğim, sonradan aklımıza gelmeyebilir. O yüzden iyice plan yapalım." dedim ve odama çıkıp masanın üzerinde duram defterden bir kağıt kopardım ve kalemi uzanmak için aldığımda bir el ağzıma yapışınca çığlık atmaya çalıştım ama sesim ve gücüm o elin ağırlığını bastıramayacak kadar hafifti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.