İçeriğe geç

Masumiyet Yakası

Bölüm 7 · 13 dk okuma

Masumiyet Yakası

Bölüm 7

MY-7

Yedinci bölüm: Düşler ve düşüşler "Mucizeyi beklemek, gerçeği yaşamaktan daha kolaydı." Sınırları biz çizmiyorduk. Sınırlar kaderimizde belirli bir noktada zaten hep çiziliydi. Sınıra ulaşana kadar bir şeyleri değiştirebilmek de bizim elimizdeydi. Biz bir sınırın varlığından bile habersiz yaşıyorduk. Hayatımızda sınırlara, kurallara asla önem vermemiş, her şeyi keyfine göre yaşamıştık. Başımıza gelen her şeyin bu yüzden olduğunu düşünüyorum. Yolun sonunda duran ışığı beklerken aslında bizim ona gitmemiz gerektiğini çok geç öğrenmiştik. Biz her şeyin elimize gelmesini beklerken çok şeyi kaybetmiştik. İşte tam da bu yüzden elimizde duran şeyleri bile kaybetmiştik. Hayat herkese bir ışık sunar mıydı bilmiyorum ama bize sunulan ışığı beklemeyi bırakalı çok olmuştu. Kan akar, ilahi bir melodi kanın akışına eşlik eder. Onu etrafa savurur, savurduğu yerde biz bekleriz. Bir melodi duyar, varlığını umursamayız. O melodi aslında hayatımızın işaretleridir, sonradan öğreniriz. Bir hafta sonra bir cuma gecesi, Yıldızların altında, gök yüzünün eşsiz güzelliğini saklayan geceye küfrediyorduk. Geceyi sevmediğimizden değil, aydınlığı bize hiç göstermediği için. Dört tane insan, o yıldızların altında uzanmış, kayan bir yıldızın bize bir şans getirmesini, bizi bu sancılı olayın içinden kurtarmasını bekliyorduk. Hiç çabalamadan bu kadar beklentiye girmek ancak bize yakışan bir durumdu. "Çok sıkıcısınız." dediğinde hepimiz kafalarımızı Mete'ye doğru çevirdik. "Ne yapalım kardeşim? Bir tavsiyen var mı?" dedi Asil somurtarak. "Yani şu an yapılabilecek çok da bir şey yok ama ne bileyim, böyle değildik ya. Her tarafımızdan enerji akıyordu bizim hatırlasanıza." dedi yan bir gülüş atarak. Dudağı kıvrıldığında yanağındaki gamze yüzüne yayılıyordu. "Ee tabii öyleydik de, şu an olamıyoruz. Daha ne kadar süre eskiye dönebiliriz derseniz, emin olun size yakın bir tarih söyleyemem." dediğinde Ada derin bir of çekti. "Hatırlıyor musunuz? 2018 de nisan ayının beşi." dedi ve sıkılarak gülümsedi. "Evet. Boku yemiştik." dedi Mete gülerek. Ben pek hatırlamak istemesem de... 5 Nisan 2018 İzmir "Evet çocuklar, biliyorsunuz ki biz buraya tatile geldik, gezip güzel tarihi yerlerimizi görmeye geldik. Bu üç gün içinde beni ve iki öğretmeninizi üzecek, sinir edecek, yanlış ve kötü örnek gösterecek davranışlar sergilerseniz işiniz biter. Bu arada bileklerinize takılan bilekliklerle alkol alamıyorsunuz haberiniz olsun." diye uyardığında onu dinlemiyordum bile. Sıkıcı konuşmaları bitse de odamıza gidip otelin keyfini çıkarsak diye düşünüyordum. Bizimkilerle kısa şeytani bir bakışın ardından sonunda öğretmenin rahat bırakmasıyla hemen diğerlerinden uzaklaşıp birleştik. Otel o kadar büyüktü ki bütün hayatımı burada geçirsem sıkılmazdım. Kocaman bir bahçesi vardı, bahçe de garip ne anlama geldiğini bilmediğim heykeller, aqua park ve cennet gibi yemyeşil şekilli ağaçlar kaplıydı. Buraya alışmam kesin birkaç dakikayı alıcaktı. "Ee odalar nasıl ayarlandı şimdi? Nerede kalıyorsunuz kızlar?" dedi Asil. "K-103 diyor bizimkinde, sizin?" dedim hızla elimdeki kartı şortumun cebine sıkıştırıp. "Bizim de 105. İyi bari yakınız." dediğinde ellerimi bir oyun kazanmış edasıyla havaya savurdum. "Bugün dinlenme günü olduğu için çok rahatız. Keyfimize bakalım." dediğinde hepimiz bir ağızdan Mete'yi onayladık. Odamızın önüne geldiğimizde Ada'yla çocuklara veda edip hızla odaya girdik. Oda tahmin ettiğimden daha da güzeldi. Yataklar ayrı ayrı kocamandı ve odanın içinde ayrı bir oda daha vardı. Bahçeye bakan orta büyüklükte bir balkon işime gelirdi. "Oda çok güzel değil mi? Çıldırmak üzereyim. İyi ki gelmişiz, sana kalsa gelmeyecektik." dedi ve karların içine atlar gibi iki elini açıp kendini yatağa bıraktı. "Ne bileyim kızım ben. Huysuzluğum üstümdeydi o gün. İyi ki zorlamışsınız ama bende bayıldım." dedim hoşnut bir şekilde. "Vera, biz aldığımız şeyleri nereye koyacağız? Bavulda leş gibi olmuştur şimdi onlar." dediğinde unuttuğumu fark ettim. "Tüh, doğru söylüyorsun. Mini dolap falan olması lazım burada." dedim ve büyük odayı keşfetmeye başladım. "Oha kızım, banyoya bakar mısın?" dediğimde Ada hızla yerinden kalkıp yanıma geldi. Siyah ve gri fayanslarla döşenmiş banyo eşsiz güzellikteydi. İkimizde birbirimize bakıp bir çığlık daha attık. "Aa, gel şu odada dolap var." diye seslendiğinde bavulumu elime alıp hızla diğer odaya sürükledim. Ada dolabı açınca aldığımız birkaç şişe alkolü dolaba koyduktan sonra kapağını kapattım. "İşlem tamamdır. Umarım bir şey olmamıştır." dediğimde kaşını kaldırdı. "Yok ya, bir şey olmamıştır. Hadi hazırlanalım birazdan akşam yemeği saati gelir, gidip yemek yeriz." dediğinde onu kafamı sallayarak onayladım. Aynanın karşısında birkaç saat süslendikten sonra birbirimize bakıp gülmeye başladık. "Makyajın çok güzel oldu Vera. Dumanlı göz makyajı sana çok yakışıyor. Sence benimki sade mi kaldı?" dediğinde gözlerimi kocaman açtım. "Saçmalama fazla bile. Çok güzel olduk. Ben birkaç şey getirdim akşam giyeriz diye ama karar veremedim bir bakalım. Beğenmediğimizi eleriz." dedim ve Ada onaylayınca bavulumdan siyah payetli tek omuz bluzumu ve siyah mini eteğimi çıkardım. Ardından ip askılı kırmızı saten bir bluz çıkardım ve yine siyah sırtı dekolteli bir bluz çıkardım ve yatağa fırlattım. "Ne diyorsun?" dediğimde güldü. "Üçü de harika da şu siyah sırt dekolteliyi giy bence, çok iyi durur." dediğinde göz kırptım. "Bende tam öyle düşünmüştüm." dedim ve bluzumu elime alıp ona baktım. "Kırmızı giy Ada, sana çok yakışıyor." dediğimde güldü. "Benim de gözüm onda ama benim getirdiklerim nasıldı diye düşünüyorum. Ama boşver ya bu daha güzel." dedi ve kırmızı bluzu aldı. "Ben altıma siyah eteğimi giyiyorum. Sen ne giyeceksin?" "Beyaz eteğimi giyeceğim bende. Hadi giyinip inelim." dediğinde hızla bluzumu ve eteğimi üstüme geçirdim. Masanın üzerine bıraktığım vanilya ve çikolatalı parfümümü boynumdan başlayıp üstüme de biraz sıktıktan sonra çantamı ve telefonumu aldım. "Hazır mısın Ada?" dedim. "Hazırım kanka ben. Vayy müthiş görünüyorsun." "Şımartma beni. Sen daha güzelsin." dedim ve güldüm. Tam o sırada kapı çalınca hemen hızlanıp kapıyı açtım. Asil ve Mete çok şık bir şekilde karşımızda duruyorlardı. Bu akşam hepimiz de müthiş bir hava estiriyorduk. "Kızlar harikasınız, ciddiyim." dedi Mete komik bir hareket yaparak. "Teşekkür ederiz canım siz de öylesiniz." dedi Ada. Asil'in hiç sesi çıkmamıştı. "Asil? Sen beğenmedin mi?" derken kapıyı çekip kartı çantama attım ve asansöre doğru yürümeye başladık. "Güzelsiniz işte." dediğinde sinirle ona baktım. "Öküzsün öküz." "Hayır başımıza bela açacaksınız illa ben ona kuruluyorum." dediğinde Ada ile aynı anda gözlerimizi devirdik. "Hiçbir şey olmaz." Yemekhaneye geldiğimizde en az yüz tane stand ve aşçı olduğuna yemin edebilirdim. Her yerden ateşler çıkıyor muazzam bir görüntü oluşturuyordu. "Evett, çocuklar indiniz mi? Biz başlıyoruz hepinize afiyet olsun." dedi öğretmen ve yavaşça bizden uzaklaştı. Neredeyse bizi takip ediyor sanacağım. Yemeklerimizi yedikten sonra biraz etrafı gezdik. Otelin bahçesinden biraz ilerlediğimizde bir sahil bile olduğunu yeni görüyorduk. "Off gece buraya geliriz." dedi Mete. "Bence kulübe de gidelim." dedi Ada. "Gideceğiz zaten. Söylenir mi bu?" dedim gülerek. Öğretmenle yine bahçe de karşılaşmamız normal miydi bilmiyordum ama adam yine karşımıza dikilmişti. "Napıyorsunuz gençler?" dedi keyifli ama altında bir şey yattığına emin olduğum ses tonuyla. "İyiyiz, dolaşıyoruz öyle hocam siz napıyorsunuz?" dedi Asil. "İyi iyi gezin bakalım. Bende terastaki kafeye gidiyorum diğer hocaların yanına. Dikkat edin." dediğinde sahte bir şekilde gülümseyip el salladık. "Kızlar siz içkileri ne yaptınız?" dediğinde Asil'e göz kırptım. "Dolaba koyduk. Güvendeler merak etme." dediğimde güldü. "İyi o zaman. Gece başlasın değil mi?" dediğinde herkes bir ağızdan "Evet!" diye bağırdı ve kahkahalara boğulduk. Bizim odaya geldiğimizde Mete benim yatağıma sıçrayarak kendini bırakınca gülmeye başladık. "Yavaş ol ayı, yatağı kıracaksın." dedi Asil komik bir ifadeyle. "Amaan sanki benim malım." dediğinde Mete'ye boş boş baktı. "Hadi çıkarın şunları, sıkıldım buradan." dedi Asil. Hızla dolaptan birkaç şişe bira ve iki şişe viskiyi çıkardık ve kenarda duran ahşap küçük masayı ortamıza çektik. "Ayy, iyi ki buradayız ya ben çok mutluyum." dediğinde Asil, Ada'nın yanağını sıkıp gülmeye başladı. Onun böyle zorla gülmesi benim sinirimi bozuyordu. "Hadi bugün surat asmak yok. Doldurun bakalım." dediğimde Asil'in suçlayıcı bakışlarıyla göz göze geldim. "Ne?" dediğimde bana aynı şekilde bakmaya devam ediyordu. "Bana mı diyorsun suratsız diye sen?" dedi ciddi bir ifadeyle. Cevap vermeye bile çekinmiştim. "Yoo, genel." dedim ve viskileri bardaklara doldurdum. "İyi öyle olsun bakalım." dedi ve elindeki bardağı tek hamlede kafasına dikti. "Oha, kardeşim yavaş. Bir yere gitmiyoruz daha." dedi Ada gülerek. "Sıkıcı mı olmaya başladınız siz? Yoksa suratsız mı?" dedi bana göz kırparak. Onun bu hareketiyle gaza gelip bende bardağı kafama diktikten sonra diğerleri de aynı şekilde yaptı. Bünyem alkolü pek kaldıramadığı için ikinci bardakta başım dönmeye başladı. Saat on bire kadar durmadan içip eğlenmiştik. Mete yine bizi hareketleriyle güldürmeyi başarmıştı. Herkes başka bir alemde olduğunu gösterse de Asil yine soğuk kanlılığını koruyordu. Ama davranışlarından onun da kendinde olmadığı belliydi. "Kusucam galiba." dediğinde Ada'yı elimle itip hızla uzaklaştım. Güzel kıyafetimi kirletmesini istemiyordum. "Tamam tamam geçti. Hadi kulübe gidelim." dediğinde herkes onayladı. "Durun ya şunları toplamamız gerekiyor." "Nereye koyacağız?" dedi Ada. "Sizin odaya koysak saklar mısınız?" dediğimde Asil küstah bir şekilde güldü. "Oldu canım, neden bizim oda çöpe koyun gitsin işte." dediğinde göz devirdim ve elimdeki poşeti masanın altında duran çöp kutusuna fırlattım. Bahçeye çıktığımızda Mete, Ada'nın ve benim koluma girmişti. O kadar sallanıyorduk ki hocalar geçse kesinlikle anlayacaktı. "Yürüyüşümüze şu camdan bakın Allah aşkına." dedi ve kahkaha attı Ada. Yansımadan tiplerimize baktığımızda üçümüz aynı anda gülme krizine girmiştik. "Şş, kendinize gelin isterseniz. İlla yakalatacaksınız bizi." dedi Asil, suratsız ifadesini hala koruyordu. "Off Asil, gerçekten suratsız ve sıkıcısın." dediğimde nefesini sertçe bırakıp gülüyor gibi yaptı. "Şu sahile gidelim biraz, gece gece müthiş görünüyor." dediğinde hep beraber sahile doğru yürüdük. Gece kumlar ayaklarımızı yakmadığı için soğukluğundan haz almıştım. Dalgalar öyle sert çarpıyordu ki biraz yakınında dursak sırılsıklam olabilirdik. "Off efsane bir yerdeyiz." dedi Ada başını Mete'nin koluna yapıştırmış halde çok tatlı görünüyordu. "Gel öpücem." dediğimde Metenin göğsünden bana uzanıp komik bir şekilde yanağından öptüğümde yine saçma bir şekilde gülmeye başladık. "Bak bak bak. Burada kimler varmış?" dedi Asil tehlikeli bir sesle. Şezlonglara baktığımızda bizim okuldan iki çocuk ve iki tane kız oturmuş, içiyorlardı. "Ne bu cesaret ya? Cesaret iğnesi falan mı yediniz siz?" dedi Mete kahkaha atarak. "Hayır, kimse görmez diye düşündük. Kapkaranlık sonuçta." dedi çocuk saf bir şekilde. "Neleriniz var?" dedi Asil. "Bira içiyorduk. Bir de diğerinden var biraz." dediğinde Asil güldü. "Bize de verin o zaman." dediğinde çocuk çekindi. "Az var zaten ancak bize yeter." dediğinde Asil birden eğilip çocuğun boğazını sıktığında irkildim. "Ver dedim sana lan." dediğinde diğer çocuk sert çıkmaya çalışınca bir tane yumrukla çocuğu oturduğu yerden düşürdü. Çocuk korkudan elindeki şişeyi Asil'e uzatınca gamsızca gülmeye başladık. "Bitirmişsiniz zaten. Hiç paylaşımcı değilsiniz." dedi ve şişeyi kafasına dikip çocuğun kucağına fırlattı. "Hadi kulübe gidelim ya ben çok üşüdüm." dediğimde oturan çocuk bana anlamsız bir şekilde bakmaya başladı. "Maalesef içeri almıyorlar, biz denedik." dediğinde Mete güldü. "Biz gireriz. İstiyorsanız gelin." dediğinde çocuklar tereddüt etmeden ayağa kalkıp peşimizden gelmeye başladılar. Kulübün ismine bile bakmadan adamlar kapısının önünde durdurdular. Asil adamın kulağına bir şeyler fısıldadıktan sonra adam hiç tereddütsüz kapıyı sonuna kadar açtı ve sahildeki çocuklar heyecanla peşimizden içeri girdiler. Burası ayrı bir dünya gibiydi gözüme çarpan ışıklar dumanla karışınca başımı daha da döndürüyordu. Müziğin ritmi hiç düşmeden yükseliyor, kalabalığın içinde kaybolacak gibi hissediyordum. O kadar büyüktü ki doluluktan büyüklüğü bile belli olmuyordu. Asil beni çekiştirerek barın önüne getirdiğinde taburelere oturduk. Bir şeyler daha içmeye başladığımızda etrafımda Ada ve Mete'yi aradım ama onlar dans ediyordu. "Asil, hadi dans edelim." dediğimde bana cevap bile vermeden elindeki bardağı kafasına dikti. "Sana diyorum, gelmiyorsan ben gidiyorum." dediğimde bana ters ters baktı ama umursamadım. Yerimden zorla kalkıp tabureye tutuna tutuna ilerlemeye başladım. Gözünün üzerimde olduğunun farkındaydım. Başım o kadar çok dönüyordu ki insanları ikişerli görüyordum. Kalabalıkta yanımdaki insanlara tutuna tutuna ilerlemeye çalışırken bir çocuk sertçe bana çarptığında dengemi kaybettim ve çocuğun kollarına düştüm. Çocuk bana gülerek baktığında kendimi durduramayıp kahkaha atmaya başladım. Çocuk desteğiyle beni doğrultunca hızla kendi etrafımda döndürdü ve kulağıma yaklaştı. "Senin cennetten düşmüş olma ihtimalin var mı acaba?" diye sorduğunda nedense gülmemi durduramıyordum gittikçe katlanıyordu. Ayakta duramadığım için bu yabancının omuzlarına tutunup kalmıştım. O sırada bir el kolumu sertçe tutup çekince inledim. Asil beni çekip beni arkasında bıraktı. "Hayırdır lan sen?" dediğinde çocuk dalga geçer gibi gülmeye başladı. "Sana hayırdır lan, o kız benim." dediğinde Asil bana dönüp öyle bir baktı ki dizlerime ağrı girmişti. "Kolunu bırakacağım, düşme." diye uyardığında kafamı salladım ve dengede durmaya çalıştım. Asil çocuğa dönüp aniden öyle bir yumruk çarptı ki çocuğun suratının dağıldığına emindim. Müzikten yanımızda duran birkaç kişi dışında kimse farketmemişti. Çocuk parmağını sallayarak bizden uzaklaştığında Asil beni kolumdan tutup hızla kendine çekince alnım çenesine çarptı ve afalladım. "Ne yapıyorsun?" dediğimde öfkeli bakışları yüzümde geziniyordu. "Dans ediceksen benimle ediceksin. Öyle tanımadığın insanların kucağına düşmeyeceksin beni duydun mu?" dediğinde güldüm. "Sen çok suratsızsın." dediğimde birden gülmeye başladı. Bu hamleyi bende beklemediğim için ağzımı kocaman açmış gülmeye başlamıştım. Zaman geçtikçe görüşüm daha da bulanıyordu. Ben geriye gittikçe Asil belimi daha çok kavradı ve beni kendine yasladı. Dans etmeye çalışırken Asil'e tutunuyordum ama çok yakınımda olduğu için rahat hareket edemiyordum. Kafamı omuzlarından kaldırıp yüzüne odakladığımda sıcak nefesi yüzüme çarpıyordu. "Ne oldu?" dedi. "Böyle yakınımda durursan dans edemem." dediğimde yine güldü. Elimi elmacık kemiğinin üzerinde duran gamzeye götürdüm. "Gamzeni ilk defa görüyorum. Bu çukur yeni mi çıktı?" dediğimde başını sağa sola salladı. "O hep oradaydı." dediğinde iyice uğraşmaya başladım. "Acıtıyorsun ama." dediğinde ısrar ettim. "Gülsene bakacağım." dediğimde belimdeki elini hafifletip tekrar güldü. "Ya çok güzel. Neden gülmemek için direniyorsun ki? Suratsız." dediğimde belimi sıktı. "Sen iste diye şaklabanlık yapıyorum burada sen hala beğenmiyorsun." dedi ve suratını astı. "Hayır ya, gül. Asma suratını, böyle daha güzelsin." dediğimde gülümsedi. "Sen de çok güzelsin." dedi ve sustu. O an konuşan şey sadece nefeslerimizdi. Birbirine karıştığında inanılmaz bir bağ oluşuyordu aramızda. Burnunu burnuma sürttüğünde istemsizce daha da yakınlaştık. Dudakları bir anda dudaklarıma değdiğinde o çekime kendimi teslim ettim. Öperken belimi daha da sıkıyordu ve o an canım acısa da sesimi çıkarmıyordum. O an gerçekten mutluydum. Değişik bir his bedenime yayılırken Asil ani bir şiddetle geri çekilince afalladım. Az önce üstüne düştüğüm çocuk yanında üç kişiyle gelmiş Asilin karşısında duruyordu. O an ne olduysa bilincim yerine gelmişti ve Asil daha hazır değilken bir yumruk yiyince Mete nereden farkettiyse koşarak gelip adamlardan birine tekme attı ve diğerine de bir yumruk atıp yere devirdi. Asil yediği yumruğun hıncını iki kişiden çıkarmıştı resmen. Çocukları yere yatırmış öyle dövüyordu ki çocukların elini kaldıracak halleri kalmamıştı. Çok geçmeden korumalar gelip bizi sürüklediğinde kendimizi kapının önünde bulmuştuk. Kafamızı kaldırmamızla beraber bir şok daha yaşamıştık. Hocalar karşımızda duruyordu. O içeri soktuğumuz gerizekalılar kavgayı görünce hocalara haber vermişler, tabii onların ifadesini sonra aldık. Günümüz "Yalnız o çocukları sonra ne dövmüştük be." dedi Mete gülerek. Herkesin yüzüne garip bir tebessüm hakimdi. "Ya saçma olan o sırada ben neredeydim, inanın hiç hatırlamıyorum. Sadece birinin kolumdan tutup beni geri çektiğini hatırlıyorum." dediğinde hepimiz Ada'ya bakıp gülmeye başlamıştık. "Siz sonrasında hocalardan yediğimiz cezayı hatırlayın. Bizi bir daha geziye falan götürmemişlerdi. Sonraki iki gün de iğrenç derecede sıkıcı geçmişti." dedi Mete. "Bir gecede üç gecelik olay yaşadığımız için olabilir mi canım?" dedi Ada. "Gerçekten güzeldi." dedim ve uzandığım çimin üzerinden doğruldum. O sırada çocuklara döndüğümde Asil'in bana bakıyor olduğunu fark ettiğim anda gözlerini kaçırdı.  "Evet, eskiden eğleniyorduk." dedi ve geçiştirdi. Onunda o gece yaşananları unutmadığını biliyordum. Bu ikimizin arasında bir sırdı ve sonsuza kadar aramızda kalacaktı. "Neyse hadi eve gidelim benim uykum geldi." dedi Asil esneyerek. "Olur ya. Benim de çok uykum geldi. Biraz daha uzanırsam burada uyuyakalacağım." dedi Ada ve bizde onlara uyup ayağa kalktık. Ada ve Mete'nin evleri yakın olduğu için önce onları bıraktık ve sırada olan benim evime doğru yürümeye başladık. Asil de bende hiç konuşmuyorduk. Yol boyunca sadece gecenin sessizliğine eşlik ettik. Adım seslerimiz ve sokak lambasının altında bırakılan gölgemiz bizi sessizliğe davet etti. Evimin önüne geldiğimizde kapının önünde durduk. "Gidiyorum ben." dedim hafifçe tebessüm edip. "Git bakalım suratsız." dediğinde hafif bir şekilde şaşkınlığımı gizlemeye çalıştım. Unutmadığını çok iyi biliyordum. "Unutmamışsın." dediğimde güldü. "Sen unuttun mu?" dediğinde yanaklarıma yavaş yavaş sıcaklık yayıldığını hissettiğimde hemen gülerek konuyu kapattım. "İyi geceler o zaman." dediğimde gülümsedi. "İyi geceler." dedi ve içeri girmemi bekledi. İçeri girdiğimde camdan gidişini izledim. Bazı şeylerin anlamının var olduğunu hiçbir zaman anlamamıştık. Her şeye geç kalınmıştı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.