Altıncı bölüm: Karmaşık bir gün "Güneşi görmen için önce yanman gerekir." Çok soğuktu, karanlıktı. O gece sadece bedenimiz değil ruhlarımız bile üşümüştü. Hayatın film şeridi gibi gözümüzden önünden geçtiği tabiri yaşamıştık. Yaşattığımızı, yaşamaya cesaretimiz kalmamıştı. Bazen korktuğumda ellerimi yumruk yapıp sıkarım. Ellerimi sakladığımda korkumun azaldığını hissederim, nedenini bende bilmiyorum. O gece benim ellerim hep sıkı sıkı kalmıştı. Bize zarar veren şey sadece korku da değildi, üzüntü de vardı. Genç bir kız, bizim açtığımız yolda kaybolmuş, sürüklenmiş ve bitmişti. Hayatın yokuşlarını çıkamadan bizim yüzümüzden veda etmişti. ~ Gözlerimi ormanın içinde açmamla yerimden sıçramam bir oldu. Yerde duran çalılıklar elime battığında acıyla inledim. Buz gibi bir hava bedenimi keserken hiçbir şeye anlam veremeden etrafıma bakmaya başladım. Karanlığın en zifiri olduğu an, sessizliğin en hakim olduğu zamandı. Çevremde hiç kimse yoktu. Tektim. Yalnızdım. Sessizlikten kalp atışlarımın yavaş yavaş yükseldiğini duyabiliyordum. Bir yumruk yüreğime saplanmış ileri gidip vuruyor, sonra geri geliyordu. Yavaşça yürümeye başladığımda daha da hızlandı. Nereye yürüdüğümü bile bilmiyordum. O kadar karanlıktı ki o karanlıkta kendimi kaybetmiştim. Cebimdeki telefonuma elimi attıktan sonra ışığıyla yol bulma umudu içindeydim. Telefonun kilit tuşuna bastım ama açılmadı... bir daha bastım, yine açılmadı. Telefonumun şarjı bitmişti, kahretsin. Çocuklar nereye gitmişti aklım almıyordu. Beni burada yalnız bırakıp nereye gitmiş olabilirlerdi. Böyle bir şey yaptıklarına inanmak bile istemiyordum. Biraz daha ağaçların birbirine çarpıştığı soğuk ormanın içinde yürüdükten sonra bir ses duymamla irkildim. Garip bir sesti, bir hayvan sesini andırıyordu. Uluma gibiydi. Korkudan olduğum yere çöküp ağlamaya başladım. Gözlerimdeki yaşlar buz kesmiş yanaklarıma süzülürken yüzüm garip bir şekilde ısındı. Kendimi hiç bu kadar çaresiz hissetmemiştim. Belki buradaydılar, belki de gitmemişlerdi sadece yolu bulmaya çalışıyorlardı. Seslensem başka bir şey çıkar mı diye düşünmeden edemiyordum ama yapmak zorundaydım. Yoksa burada yalnız başıma ölecektim. Gözlerim iyice kararmaya başladığında dayanamayıp avazım çıkana kadar bağırdım. "Asil! Asil! Neredesin?" ses yoktu. "Ada! Mete! Ada!" hiçbir ses duymuyordum. Boşlukta yankılanan sesim beni bile korkutmuştu. Yankısı sessizce içime işlerken kendimi kollarımla iyice sardım. Bir şeyler kafamın üstünde uçuyordu hissedebiliyordum. Ne olduğunu düşünmek bile istemiyorum. Yerde ki toprağın nemi içime kadar işlemişti, üşüyordum. Tek istediğim uyumaktı ama uyuyabileceğim bir yerde değildim. Burada ancak ölüm uykusuna yatabilirdim o da tercih ettiğim plan değildi. Gözlerimi açmaya bile korkuyordum. Sanki açsam biri gelip üstüme saldırıcak gibi korku dolu hislerle kendimi kapatmıştım. Burada nasıl yalnız kalabildiğimi hatırlamaya çalışıyordum ama sanki biri zihnimin içine girip orada olan her şeyi silmiş, yok etmişti. Bir kız sesi duymamla irkilip aniden kafamı kaldırdım. "Nasılsın Vera?" diye ürkünç bir sesle konuşan Ahsen'i karşımda görünce istemsizce ayağa kalkıp geri geri gitmeye başladım. Gözlerim o kadar büyük açılmıştı ki korkudan dişlerim birbirine çarpıyor canımı acıtıyordu. "S-sen, s-senin ne işin var burada?" dedim titreyen sesimle. Ben uzaklaştıkça o bana daha çok yaklaşıyordu. "Beni zaten burada bırakmamış mıydınız Vera? Neden şaşırıyorsun bu kadar?" dediğine nutkum tutulmuştu. Ruhların gerçekten gün yüzüne çıkabileceğine inanırdım ama böyle karşımda dikilmesi beni delirtiyordu. Kalbim yerinden çıkmak için kendini zorlasa da elimle üstüne bastırıyor, sakinleşmeye çalışıyordum. "Bak Ahsen." dediğim anda lafımı kesti. "Sen susucaksın, ben konuşacağım." dediğinde geri geri ilerlemeye devam ettim. Sırtım sert bir şeye çarptığında acıyla inleyip olduğum yere sabitlendim. "Yaptıklarınızın hiçbir bedeli olmayacak sanıyordunuz değil mi? Hayatlarınıza kaldığınız yerden devam edeceksiniz ve canlarını yaktığınız insanlar bunları unutup gidecek sanıyorsunuz değil mi?" dediğinde içime kaçan göz yaşlarım birer birer dökülmeye başladı. Hayatımda kendimi hiç bu kadar suçlu hissettiğimi hatırlamıyordum. "Özür dilerim. Gerçekten özür dilerim. Hiçbirimiz böyle olabileceğini düşünmedik, yemin ederim nolur bağışla." dediğimde bir ölüyle konuştuğumun farkında mıydım bilmiyorum. Korkudan nasıl ayakta kalabildiğime hayret ediyordum. Ahsen gittikçe üstüme geldiğinde aramızda bir adım mesafe kaldı. Artık kaçacak bir yerim yoktu. Oraya tıkanmıştım. Son adımı atacağı sırada büyük bir cesaretle yan tarafa atılıp karanlık ormanı ellerimle aşarak koşmaya çalışıyordum. Nefes alamıyor, göğsüme ağır bir sancı girdiği için ölecek gibi hissediyordum. Bir an duracak gibi oldum ama kendimi toparlayıp var gücümle koşmaya devam ettim. Arkama bile bakamamıştım. Karanlıkta yolumu bulmaya çalışırken arkaya bakıp geliyor mu diye test etmek istedim. Neyse ki arkamda karanlıktan başka hiçbir şey yoktu. Orada olsaydı belli olurdu. Tam önüme döndüğüm sırada Ahsen'i burnumun dibinde görünce tam çığlık atacaktım ki soğuk eliyle ağzımı örttü. "Bedelini ödeyeceksiniz." dediği an bütün nefesimi vererek kocaman bir çığlık attım ki bir an başka bir dünyaya geçiş yapıyor gibi annemi ve Asil'i karşımda buldum. Asil ellerimi tutuyor, annemde hayret dolu bakışlarıyla beni sarsıyordu. Ne olduğunu idrak edemiyordum. Bir an öldüm sandım ve geri geldim. Öyle nefes nefese kalmıştım ve öyle üşümüştüm ki bunun gerçek olduğuna tüm kalbimle emindim. Yüreğim resmen ağzımda atıyordu. "Kızım, Vera kabus gördün. Korkma anneciğim. Gel bakayım." dediğinde anneme öyle sıkı sarıldım ki bu gördüğüm kabussa eğer bunu ömrümün sonuna kadar unutamayacaktım. "Vera, iyi misin?" dedi Asil. Tedirgin bakışlarını yüzüme sabitlemişti. "İyiyim." dedim sadece. Gerçekten bağırmışım gibi sesim çatallı çıkıyordu. "Annecim, korkma tamam mı? Bak hiçbir şey yok. İstersen anlatabilirsin bize." dediğinde gözlerim fal taşı gibi açıldı. "Yok yok. Hatırlamak istemiyorum daha fazla." dediğimde annem kafasını sallayarak onayladı ve ayağa kalktı. "Ben sizi yalnız bırakayım. Mutfakta biraz işlerim var birazdan yemek için sizi çağırırım." dedi. "Tamam anne görüşürüz." dedim ve annemin kapıyı kapattıktan sonra gittiğine emin olmak için biraz bekledim. Yaklaşık otuz kırk saniye sonra yayıldığım yerden hemen omuzlarımı dikleştirdim ve Asil'e korku dolu gözlerle baktım. "Çok korkunçtu, rüyamda ormandaydım gerçek sandım biliyor musun? Çünkü orada uyandım." diye heyecanla anlatırken Asil ellerimi tuttu. "Sakin ol ve yavaş yavaş anlat." dediğinde derin bir nefes aldım ve anlatmaya başladım. "Uyandım, size seslendim kapkaranlıktı. Yürüdüm yürüdüm ama hiçbir şey göremedim. En son karşıma o çıktı." dediğimde kaşlarını çattı. "O kim?" dedi. "Ahsen." dediğimde yüz hatları gerildi. "Oradaydı. Benimle konuşuyor, üstüme doğru geliyordu. En son kaçtım ama arkama döndüm geliyor mu diye bakmak için yoktu. Aniden önüme döndüğümde karşımdaydı, çığlık atmak istediğimde elleriyle ağzımı tuttu ve bana "Bedelini ödeyeceksiniz." dedi." Anlatırken başladığım ağlamam şiddetle yükseliyordu. Asil yatağımın kenarından kalkıp bana daha da yaklaştı ve beni kollarıyla sardı. "Dün gece yaşadıklarımız çok ağırdı Vera. Çok kötü bir gün geçirdik ve onun etkisinde kalmışsın. Lütfen kendini bırakma. Çünkü daha bitmeyen şeyler var ve daha da yıpranmanı kesinlikle istemiyorum." dediğinde boynundaki yüzümü girintisine daha da gömdüm. "Korkuyorum." "Ben yanındayken korkma demedim mi ben sana?" "Rüyamda yanımda değildin." dediğimde hafifçe tebessüm etti. "O senin bilinç altının bir oyunu. Bak uyandığında yanındaydım." dediğinde gülümsedim ve kollarından ayrıldım. "Çok kötü şeyler olacak değil mi?" dediğimde yumuşak bir şekilde bakan gözleri alacalı bir zehire döndü. Ama cevap vermedi, ne diyeceğini biliyordum ama o cevap vermemeyi tercih etti. ~ "Vera." diye seslenen annemi duyunca ayaklanıp kapıyı açtım. "Efendim anne?" dediğimde sesi daha da uzaktan geliyordu. "Ada ve Mete'yi de yemeğe çağır kızım." dediğini duyunca telefonumu elime aldım. "Tamam." dedim ve Asil'in yanına oturup telefonumdan Ada'yı aradım. Onun ne halde olabileceğini düşünemiyordum bile. Çok geçmeden telefon açılınca hemen sesini duymak istiyordum. "Ada?" dediğimde sesi yorgun geliyordu. "Efendim?" "Annem yemeğe çağırıyor." dediğimde heyecanlandı. "Bir şey mi oldu?" dediğinde hemen onu düzelttim. "Hayır hayır. Hiçbir sıkıntı yok. Asil burada hep beraber yemek yiyelim diyor." dediğimde verdiği nefesten rahatladığını duyabiliyordum. "Tamam geliyorum birazdan." "Tamam aşkım öptüm seni." dedim ve telefonu kapattım. Asil de Meteyi arayıp çağırdıktan sonra çok geçmeden gelmişlerdi. Biz de kapı sesiyle birlikte aşağı inip onları karşılamıştık. İkisi de o kadar yorgun görünüyordu ki hiç uyumadıklarına neredeyse emindim. Mete'yi ilk defa böyle mutsuz görüyordum. Daha önce hiç böyle suratı asık bir şekilde karşılaştığımızı hatırlamıyorum. Aramızda sakinliğini en çok koruyabilen Asil'di. Resmen gözlerimize bakarak bizi sakinleştirmeye çalışıyordu. "Hoş geldiniz çocuklar." dedim gülümsemeye çalışarak. "Hoş bulduk." dedi Mete yanağımı sıkarak. Annemin yanına geçip muhabbet etmeye başladılar ama Ada'nın muhabbeti çok sürmedi. Kendinde değil gibiydi. "Ada, iyi misin canımın içi?" dedi Asil. "İyi olmaya çalışıyorum ama pek becerdiğim söylenemez. Siz nasılsınız?" dediğinde Asil bana baktı. "Vera çok kötü bir kabus gördü, zorla uyandırdık ama idare ediyoruz işte." dediğinde Ada bana kocaman gözlerle baktı. "Onu mu gördün?" dediğinde kafamı salladım. "Hem de ormanda." dediğimde yüz ifadesi çok rahatsız görünüyordu. "Allah korusun. Rüya falan görürsem tamamen deliririm." dediğinde Asil elini Ada'nın omzuna şefkatle koydu ve burnunu sıktı. "Korkacak bir şey yok, iyiyiz. Kötü düşünmeyin tamam mı?" dediğinde Ada gülümsedi. "Tamam babacığım." dediğinde üçümüz de son yirmi dört saattir ilk defa gülmüştük. Yemeklerimizi yerken annemin gözü hep bir şey arar gibi üzerimizde geziyordu. "Çocuklar siz iyi misiniz?" dediğinde hepimiz aynı anda cevap verdik. "İyiyiz." "Evet niye?" "İyiyiz ya." "Gayet iyiyiz." Bu cevaplar annemin kafasını daha da karıştırmıştı. "Bilmiyorum artık pek iyi görünmüyorsunuz da o yüzden dedim." dedi tek kaşını kaldırmış, imalı bir şekilde konuşuyordu. "İyiyiz Melek teyze. Yorgunuz sadece biraz." dedi Asil seri bir şekilde. "Normalde böyle şen şakrak haldesiniz ya korkutuyorsunuz beni." dediğinde gülmeye başladım. "Anne ne zamandır böyle dedektif gibi davranmaya başladın sen?" "İyi iyi karışmıyorum. Dün kaçta geldin eve sen? Akşama kadar uyuduğuna göre geç gelmişsin." dediğinde dudaklarımı birbirine bastırdım. "Beraberdik biz. Biraz gezelim dedik o yüzden sabaha karşı bıraktım kızları eve merak etmeyin gözlerim hep üzerindeydi." dedi Asil. Beni yine bir dertten kurtarmıştı. "Ah Asil, sende olmasan ben bu kızı öyle rahat bırakmam da, neyse." dediğinde ters ters baktım. "Neden anneciğim neyimi gördün?" "Aykırısın Vera. Bilmiyormuş gibi konuşma. Başında biri olmasa kendi kendine hakim olamazsın." dediğinde bizimkiler kıkırdadı. "Tamam anneciğim. Bir şey demedim." dediğimde bana ufak bir çocuğa kızar gibi kafasını salladı. Saat onbir olduğunda çocuklar eve gitmek için toparlandılar. Bugün hiçbir şey konuşamamıştık. Annem sürekli başımızda durduğu için bizi rahat bırakmamıştı. Herkes evine gittikten sonra bende odama geçtim. Uyumaya gerçekten korkuyordum. O kabustan sonra on gün uyuyamasam ancak üstümden atabilirdim. Telefonum titrediğinde elime alıp gelen mesajlara baktım. Gruptan gelmişti. Asil: Napıyorsunuz? Mete: Aga vallahi ben uyuyamıyorum. Kızı gömdük lan. Ciddi ciddi kızı gömdük. Ada: Susun artık. Psikolojim çok bozuldu benim. Yemek bile yiyemiyorum artık. Asil: Evet zor bir şeydi ama yapmak zorundaydık. Ada: Bizim yüzümüzden bir insan öldü ne zoru Asil. Asil: Biz de gidip kendimizi öldürelim olur mu Ada? Gergin bir konuşmanın ortasına daldım. "Sakin olabilir miyiz? Yaptıklarımızın bedelini çok ağır bir şekilde ödedik işte olan bu." Ada: Hiç bu kadar zor bir şey yaşayabileceğimizi düşünmemiştim. Kendimi katil gibi hissediyorum. "Onu biz öldürmedik. O yüzden için rahat olsun. Yarın ara tatile gireceğiz. Okula gidecek miyiz?" Asil: Şu an herkes kızı arıyordur. Mecburen gidip bir kontrol ederiz. Mete: Gidicez mecbur. Ben çok yorgunum yatıyorum. İyi geceler. "İyi geceler." dedim ve bende telefonu kapatıp şarja taktım ve yatağıma uzandım. Güneşin kızıl rengi gözümün içine girip zorla göz kapaklarımı açtırdığında ağlamak istiyordum. Gece bin kere uyanıp geri uyumuştum. Bütün uykum zehir zıkkım olmuştu. Telefonuma baktığımda okul saatine yaklaşık bir saat vardı. Hızla kalkıp kendimi duşa attım ve bedenimi sıcak suya teslim ettim. Su bedenime değdikçe titriyordum. Sıcacık su bana buz akıyor gibi hissettiriyordu. Duştan çıkıp saçlarımı iyice kuruttum ve düzleştiriciyle üstten düzleştirdim. Göz kapaklarıma hafif kahverengi bir far sürdükten sonra rimelimle tamamladım. Üstüme siyah küçük puantiyeleri olan bluzumu geçirdikten sonra koyu renk kot pantolonumu giydim. Siyah topuklu botlarımıda ayaklarıma geçirdikten sonra aynanın karşısına geçip kendime baktım. Hiç olmadığım kadar çaresiz görünüyordum. Kendimi hep güçlü, istediği her şeyi elde edebilen bir kız gibi görüyordum ama bugün tam tersiydi. Korkak bir kız çocuğundan halliceydim. Siyah zincir saplı çantamı da alıp odamdan çıktım. Annem çoktan işe gittiği için etrafa bakınmaya gerek duymadan evden çıktım. Asil'in yine motoruyla karşımda durduğunu görünce istemsizce gülümsedim. Yine beni bekliyordu. Nedense Asil'i her gördüğümde kendimi bir kara deliğin içinden tutup çekiyormuş gibi hissediyordum. O benim çocukluk arkadaşımdı belki de kıyaslanma gibi bir durum olsa en çok o derdim. Karşıya geçip yanına doğru ilerledim. Beni farkedince rahatlamıştı. Buruk bir gülümseme yüzüne yayılınca bende karşılık verdim. "Yine gelmişsin." dediğimde göz kırptı. "Gelmeyeyim mi?" "Öyle bir şey demedim." "Sorgulama o zaman." dediğinde şımarık bir çocuk gibi güldüm. Kaskı bana uzattığında başıma geçirdim ve beline sıkıca sarıldım. Yavaş yavaş sürme hızı gittikçe hızlanıyordu. "Böyle sıkıcağın kadar hızlı sürmüyorum bence." "Korkuyorum." "Düşersen tutarım merak etme." "Her zaman beni korumak zorunda mısın sen?" "Değilim. İstiyorum." dediğinde kafamı sağa çevirip yolu izlemeye başladım. Söyledikleri garip hissettiriyordu. Babam bile bu kadar sahip çıkmamıştı bana. Öz babam bile beni terk ederken birinin beni bu denli korumak zorunda olduğunu hissetmesi hoşuma gidiyordu. Okulun önüne geldiğimizde motordan inip kaskı Asil'e verdim ve beraber girişe doğru yürümeye başladık. Mete ve Ada girişin köşesine yaslanmış bizi bekliyorlardı. Onları görünce adımlarımızı hızlandırdık. "Günaydın." dedim gülümseyerek. "Günaydın." "Günaydın canım." dedi Ada. "Hayırdır bir şey mi var? Garip görünüyorsunuz?" dedi Asil. Mete göz devirerek Asil'e cevap verdi. "Sence normal olan bu değil mi? Neyse Ahsen'in babaannesi dört gündür kızın ortada olmadığını söylemiş müdüre, polise falan haber verilmiş bütün okul onu konuşuyor." dediğinde kalp ritmim yine hızlanmaya başladı. "Tamam sıkıntı yok. Normal davranın. Yapacak bir şey yok." dedi Asil. "İyi tamam." dedi Mete ve sınıfa doğru yürümeye başladık. Sınıfa girdiğimizde herkes garip bir şekilde bize bakıyordu ya da ben çok korktuğum için öyle hissediyordum. Sıralarımıza geçip oturduktan sonra sınıftakilere kulak kesildim. Herkes Ahsen'in nasıl kaybolduğunu konuşuyor, teoriler üretiyordu. İstemsizce gerilmiştim. "Asil, naber?" dedi uyuz Selen. Bu arada Selen sınıfta her fırsatta Asil'e asılan kızımız. "İyiyim Selenciğim, sen nasılsın?" gözlerimi devirerek çaktırmadan onları izliyordum. "İyiyim bende. Duydun mu Ahsen kaybolmuş." "Ahsen kim?" dediğinde 'yok artık' dercesine Asil'e baktım. "Bizim okuldan bir kız işte üç dört gündür falan ortalarda yokmuş. Çok korkunç değil mi?" dediğinde Asil zorla gülümsedi. "Genç kız, yaramazlık peşindedir." "Ay saçmalama. Ya başına bir şey geldiyse?" "Bilmiyorum Selen. Umarım bulunur. Kötü düşünme." "Peki." dedi ve sırasına geri gitti. İçten içe kıza sinir olmuştum. Derdimiz başımızdan aşkındı, bir de onunla uğraşıyorduk. "Vera nereye bakıyorsun?" deyince hızla Ada'ya döndüm. "Hiç, dalmışım öyle." dediğimde elimi tuttu. "Ben geceleri uyuyamıyorum Vera." "Ben de uyuyamıyorum. O ilk gördüğümüz an, sonra yaşananlar... bahsetmek bile yüreğime öküz oturmasına sebep oluyor." dediğimde üzgün bir şekilde boşluğa bakıyordu. "Bende. Neyse bunları burada konuşmayalım. Biri duyarsa işimiz biter." dediğinde onu onayladım. "Kesinlikle." Sabah sabah yine ilk ders matematikti. Öğretmen sınıfa girdiğinde çantasını masaya bırakıp bize döndü. "Günaydın çocuklar. Haberi duydunuz mu?" dediğinde herkes aynı anda kafasını sallayınca biz de salladık. Kendimi hiç böyle pislik gibi hissetmemiştim. Normal gibi davranmaya çalışmak çok zordu. "Biz kızın büyük ihtimalle kaçırılmış olduğunu düşünüyoruz. Bilmiyoruz tabii ama şimdi kızın sınıfındakileri sorguya alıyor polis memurları." dediğinde gözlerimi birkaç kez kırpıştırıp ayağımı Ada'nın ayağına hafifçe vurdum. Oda aynı şekilde tepki verince korkudan dizlerim titriyordu. "Hocam o kız çok kendi halinde biri ya ben birinin onu kaçırabileceğini düşünmüyorum." dedi arkadan adını bile hatırlamadığım çocuk. "Öyledir mutlaka ama babaannesi evde hiçbir sorununun olmadığını, gayet rahat ve mutlu olduğunu söyledi. Kendisinin kaçabileceğini de düşünmüyorum. Hem organ mafyası diye bir gerçek var maalesef. O tarz bir şey de olabilir." dediğinde içimden ağlıyordum. "Neyse çocuklar. Eğer bir şey bulunmazsa herkesi sorguya alabilirler." "Ee araya giriyoruz hocam." "O zamana kadar bulunmazsa o zaman yaparlar büyük ihtimalle ama umarım bir an önce bulunur." "Kesinlikle hocam. Allah korusun." dedi Asil üzgün bir şekilde. Keşke hiç ağzını açmasaydı dedim içimden. "Evet çocuklar ama gerçek bunlar yapacak bir şey yok. Şimdilik bekleyip olanları göreceğiz." dedi ve ders anlatmaya başladı. Kafamı cama doğru çevirip kolumun üstüne uzandım. Kafeste gibi hissediyordum. Bir kafesin içine tıkılı kalmış, kaçış yolu bulamayan bir kuş gibiydim. Uçmaya çalışsam demirlere çarpıyor, yere düşüyordum. Başka bir yol da bulamıyor, birinin beni o lanet kafesten çıkarmasını bekliyordum. Oysa ben sahipsiz bırakılmış bir kuştum ve uzun bir süre kimsenin beni o kafesten çıkaramayacağını çok iyi biliyordum. Bu yüzden bir yanım hep dalgındı. Çaresiz ve hissiz. Bir gün çıkarılacaktım, onu da biliyordum. Umut edince her şey sanki biraz daha yoluna giriyordu ama şimdilik bir hiçti.
Bölüm 6
MY-6
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.