Beşinci bölüm: Kaçaklar "Yanan evin karşısında oturmuş, küllenen geleceğimizi seyrediyorduk." Bir sancı gibiydi yüreğimize işlenen şey. Korku gibiydi, ama aslında dehşetten başka bir şey değildi. O sancıyı hak etmiştik. O korkunun bizi ele geçirmesini de kabullenerek izlemiştik. Biz bir hatanın dört sebebiydik. Dört tane katilden bir adım gerideydik. Bazı günler vardı, dördümüz yan yana, huzurlu, sakin ve mutlu olduğumuz günler vardı. Şu anda zihnimden geçen şeyler sadece bunlardı. Bir akşam üstü sahilde uzanmış, otuz yıl sonra da yine böyle bir arada olacağımızı hayal ediyorduk. Yine el ele, sımsıcak, bazen tehlikeli ama masum. Biz birbirimize kenetliydik. Kimine göre masum, kimine göre suçluyduk. İşte şimdi her zaman olduğundan daha çok kenetlenmiştik. Biz artık arkadaş değildik, birbirimizin her şeyiydik. Birbirimizden başka kimsemiz yoktu ve bundan sonra da asla olmayacaktı, bunu en derinden hissediyor ve biliyordum. Dokunması yasak olan şey bizi her zaman cezbetmişti. Biz kurallara uymayı değil de yasakları işlemeyi sevmiştik. Ama hiçbir zaman bunun bize bu denli zarar vereceğini aklımızın ucundan bile geçirmemiştik. Hayatımız hep güzel gidecek diye düşünürken, bir uçurumun kenarında dört suçluyduk. Bunu başkası değil, Ahsen de değil biz yapmıştık. Kendi ellerimizle birbirimize yapabileceğimiz en büyük kötülüğü yapmıştık. ~ Ada biraz daha sakinleşmişti, ben de öyle. Öylece birbirimize bakıyorduk ama kimse konuşmuyordu. Sanki sessizlik yemini etmiş gibi sadece susuyorduk. Hava karardığında Asil yavaşça hareketlendi. Kalp ritmim her zamankinden daha hızlıydı. Daha korkunç bir şekilde atıyordu ve o hızlılık bütün vücuduma işleyip kramp girmesine sebep oluyordu. En çok da kendimi suçlu hissediyordum. Asil ne kadar tersini söylerse söylesin bu aptalca şakayı ben çıkarmıştım. Benim için hayati değeri olan sınav şu an bana dünyadaki en gereksiz ve en saçma şey olarak geliyordu. "Çocuklar." dedi Asil kısılmış sesini kontrol etmeye çalışarak boğazını sertçe temizledi. "Söyle kardeşim." dedi Mete üzgün bir ifadeyle. "Artık onu gömmemiz gerekiyor. Biliyorsunuz değil mi?" dediğinde hiç kimse cevap vermedi. "Mete, babanın arabasını getirebilir misin?" dediğinde Mete hafifçe kafasını salladı. "Getiririm kardeşim. Ada sen de benimle gel biraz hava alırsın. Hatta kızlar sizi eve bırakayım." dediğinde anında tereddüt ettim. "Hayır. Asla öyle bir şey olmayacak. Biz bu yola beraber girdik, beraber çıkacağız." dediğimde kaderine mahkum olur gibi kafasını yana doğru hafifçe eğdi. "Biz on beş yirmi dakikaya kadar geliriz. Geliyor musun Ada?" dediğinde Asil kafasıyla onayladı. Ada yerinden kalkıp Mete'nin koluna girdi ve hızlı bir şekilde dışarı çıktılar. Ben hiç yerimden kımıldamadım bile. Öylece oturmuş gözümü içinde bir ceset olan çuvala dikmiştim. Zihnimin içinde bir deprem oluyor, sarsıntısıyla beni yıkıyordu. Asil derin bir nefes çekip yanıma oturup arkasına yaslandığında hafifçe kafamı çevirip ona baktım. Kolunu kaldırıp eliyle göğsünü işaret edince yavaşça kolunun altına girip göğsünün üzerine başımı yasladım. Kendimi bir sığınağın içine girmiş, bu korkunç duvarların üstüme gelmesinden koruyor gibi hissetmiştim. Yaklaşık beş dakika hiç konuşmadan birbirimizin nefes sesini dinledik. Onun da benimki gibi kesik kesik çıkıyordu. İkimizinde konuşmaya mecali kalmamıştı çok yorgunduk. Asil omuzumda duran elini saçıma götürüp hafifçe saç tellerimin arasında gezdirmeye başladı. Ne kadar kötü bir durumda olsam da böyle olması ve soğuk birden birleşince uykum gelmişti. "Biraz daha iyi misin canım?" dediğinde zorla çıkan sesimle cevap vermeye çalıştım. "Bilmiyorum Asil, ne hissettiğimi bilmiyorum. Her şey çok karmaşık. Ben kendimi koskoca bir enkazın altında sıkışıp kalmış gibi hissediyorum. Sence bu normal mi?" dediğimde beni kollarıyla iyice sardı. "Ben de öyle hissediyorum biliyor musun? Sanki on yaş büyüdüm bu gün." dediğinde hafifçe kafamı salladım. "Korkuyorum." "Ben yanındayım. Ben olmadığım zaman korkabilirsin." Doğrulup yüzüne baktığımda göz altları yorgunluktan çökmüştü. O da benim gözlerime kenetlenmiş sesini çıkarmıyordu. Nefeslerimiz karışacak kadar yakınlaştığımızda kendimi ona teslim etmek istedim. Kendimi birine teslim edip bedenimden çıkıp ruhumla birlikte ortadan tamamen kaybolmak istedim. En içten istediğim şey buydu. Kapı aniden açıldığında hızla toparlanıp arkama döndüğümde Mete ve Ada'nın geldiğini fark ettim. "Geldiniz mi?" dedi Asil hızla ayağa kalkıp. "Evet kardeşim araba arka tarafta. Bahçeden çıkaralım. Yalnız şöyle bir durum var. Nedenini bilmiyorum ama her yer polislerle dolu." dediğinde gözlerim korkudan hızla yaşlarla doldu. "Çıkamayız buradan. Olmaz." dedim telaşla. "Korkulacak bir şey yok götüreceğiz. Yoksa burada çürümeye başlayacak. Ben halledicem tamam mı bana bırakın." dediğinde Asil'e hayretle baktım. "Ya nasıl götüreceğiz? Ya polis durdurursa bakmak isterse?" "Sizi durdurdu mu Mete?" dedi Asil. "Yok aga bizi durdurmadı da bilmiyorum vallahi bende korkmadım diyemicem." dedi gergin bir ifadeyle. "Tamam kızlar siz arabaya binin ve bagajı açık bırakın biz geliyoruz." dediğinde Ada'nın koluna girip arka bahçeden çıkışa doğru ilerledik. Siyah filmlerle kaplı füme gri arabanın bagaj kapağını açtım. Ada'ya arka kapıyı açıp yer verdikten sonra bende yanına bindim ve kapıyı kapattım. "Vera, ya yakalanırsak?" dedi Ada ellerimi sıkarak. "Asil'e güveniyorum. O bir şekilde halledecektir eminim. Sende güven lütfen, başka çaremiz yok." dediğimde gözünden yaşlar süzülmeye başladı. Sımsıkı sarılıp onu sakinleştirmeye çalıştım. O kızı da ben sürüklemiştim. O en hassasımızdı ve bunu yapmayı aslında hiç istememişti. Arkadan Asil ve Mete'nin sesi gelince hızla dönüp izlemeye başladık. Ahsen'in olduğu çuvalı tam arkamıza dibimize yerleştirip çuvalın üstünü siyah bir örtüyle örttüler. Hızla ön koltuklara yerleştiklerinde arabayı Asil kullanıyordu. Çalıştırmadan önce bize doğru döndü. "Kızlar, ağlamayı kesin ve normal görünün tamam mı? Eğer polis durduracak olursa sizi bu halde görürse bizi salmaz ve sorguya çeker. Beni anladınız mı?" dediğinde elimle hızla Ada'nın gözlerinde biriken yaşları sildim. "Tamam tamam sıkıntı yok. Gezmeye gidiyoruz. Değil mi Ada?" dediğimde Ada nazikçe başını salladı. Mete modumuzun tam tersi eğlenceli bir müzik açtıktan sonra Asil arabayı çalıştırıp ilerlemeye başladı. Neyse ki orman yolu buraya çok uzak değildi. Beş dakika sonra ilerde bir çevirme olduğunu görünce birden telaşlandık. Herkes bir şekilde sakin kalmaya çabalıyor ama pek beceremiyorlardı. "Sakin." dedi ve polis memurunun yanında yavaşlayarak durdu Asil. Camı hafifçe indirip polis memuruna gülümsedi. "İyi akşamlar gençler. Ehliyet ruhsat alayım." dediğinde Asil hızla ehliyetini çıkardı ve torpidodan ruhsatı alıp memura uzattı. "Tamamdır. Alkol var mı?" dediğinde Asil gayet rahat bir şekilde cevap verdi. "Yok memur bey isterseniz bakın. Gezmeye çıkmıştık şimdi eve dönüyoruz." dediğinde memur kafasını sallayıp bize eliyle yol verdikten sonra derin bir nefes aldım. "Eyvah, işaret yapıyor dur diye." dediğinde hepimiz hareketlenmeye başladık. Memur tekrar camın önüne geldiğinde Asil'e ehliyeti uzattı. "Hiç demiyorsun memur bey ehliyetimi geri vermediniz diye." dediğinde Asil yalandan bir kahkaha attı. "Dalmışım memur bey kusura bakmayın, teşekkür ederim." dedi ve yavaşça sürmeye devam etti. O an kalbim yerinden çıksa çıkardı o derecede korkmuştum. "Tamam sakin olun. İki dakikaya ormana giriyoruz. Mete bir süre elimizde taşıyacağız haberin olsun." dediğinde Mete başıyla onayladı. "Sıkıntı yok kardeşim." Ormana girdiğimizde yolun kenarına arabayı park ettik ve indik. O kadar korkunç görünüyordu ki bir an ürperdim. "Kızlar etrafta kimse yok değil mi?" dedi Asil. Hızla etrafa göz gezdirip aynı anda "Yok." dedik. Mete ve Asil çuvalın birer ucundan tutmuş önden ilerliyorlardı. Ada da kürekle yanımda yürüyordu. Gece orman o kadar karanlıktı ki neredeyse önümüzü göremiyorduk. Ürkütücü baykuş sesleri ve rüzgarın arasında hışırtı çıkaran ağaç yaprakları ürpermeme sebep olmuştu. Yaklaşık on beş dakika sürdüğünü düşündüğüm yolculuğun sonunda ormanın en derinliklerinde bir yere gelmiştik. Telefonumun fenerini açıp titreyerek Asil ve Meteye doğrulttum. Gözümün önünde yaşanan şeyler dehşet vericiydi. Kazdılar.. kazdılar belki iki saat olmuştu. Ada ve ben ağlamayı hiç kesmemiştik. Birkaç dakika daha kazdıktan sonra Ahsen'in içinde bulunduğu çuvalı sürükleyip oluşan derin çukurun içine yerleştirdiler. Toprağı cesetin üstüne atmaya başladıklarında gözlerim hep etraftaydı. Burada bizi öldürseler, Ahsenin yanına gömerlerdi ve bizim ruhumuz bile duymazdı. Toprakla örttükleri çukur iyice yerini alıp kapandıktan sonra Mete telefonu elimden alıp kontrol etmeye başladı. Kusursuz olması gerekiyordu, buradan kimse geçmezdi ama geçerse burada bir şeyin yattığını asla anlamamalıydı. İyice kontrol ettikten sonra küreği Ada'nın eline tutuşturup yere çöktü. Asil'in hiç sesi çıkmıyor öylece orada duruyor, kapanan çukura bakıyordu. "Bitti." dediğinde aslında bizim bittiğimizi söylemek istiyordu. Biz bir ceset gömmüş, onun başında durup yıkılışımızı canlı canlı izliyor, görüyorduk.
Bölüm 5
MY-5
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.