İçeriğe geç

Masumiyet Yakası

Bölüm 10 · 13 dk okuma

Masumiyet Yakası

Bölüm 10

MY-10

Onuncu bölüm: Yollar "Uzakta arama, o çok yakında." Gözümü zorla açıyordum. Uykusuzluk bedenimi öyle bir ele geçirmişti ki, sinirden nefes alamıyordum. Dün gece gördüğüm türlü kabuslar yüzünden en az on on beş kere uyanmış, çoğunda da sıçrayarak kendime gelmiştim. Artık kendimi kontrol edemeyecek haldeydim. Sürekli aynı şeyleri görüyor, uyandığımda kafayı yedim diye oturup ağlıyordum. Annem sesimle kalkıp yanıma geldiğinde şok oluyordu. Bir şeyden korktuğumu anlamıştı -hatta defalarca kez sormuştu.- ama ben hiçbir şey söyleyememiştim. "Anneciğim biz birinin cesedini gömdük. Dolaylı yoldan katiller biziz." dersem kadın orada küt diye düşüp giderdi. Bunu içimden bile söylediğimde delirecek gibi oluyordum. Saate baktığımda sabah yedi buçuğu gösteriyordu. Bu saatte kalkmamızın amacı neydi onu da pek anlamış sayılmazdım. Sürüne sürüne yataktan çıktım ve kendimi duşa attım. Ilık suyu bedenimi ele geçirip gevşettiğimde bir nebze de olsa rahatlamıştım. Duştan çıkıp saçımı hafif kuruttum ve üstten hafif dalgalar yapıp bıraktım. Siyah sweatshirtimi giydikten sonra altıma da rahat siyah bir tayt giydim. Yüzüme hafif kapatıcı yedirip rimel de sürdükten sonra beyaz belde biten şişme montumu giydim. Hava çok soğuktu, ya da ben üşüyordum. Telefonumu elime aldığımda dün gece yazılan mesajlar dışında hiçbir bildirim yoktu. Odamdan dün gece hazırladığım çantamı alıp peşimden sürükledim ve salona getirdim. Çantayı kenara bıraktıktan sonra mutfaktan ses geldiğini duyunca kaşlarımı hafifçe çattım ve mutfağa doğru ilerledim. Mutfağa yaklaştıkça güzel kokular burnuma doluyordu. Kapıdan kafamı yavaşça uzattığımda annemin fırından bir şeyler çıkardığını görünce şaşkınlıkla onu izledim. Çok geçmeden beni farkedince samimi bir gülüşle beni süzdü. "Vay vay vay, benim güzel kızım uyanmış da hemen hazırlanmış." dediğinde telefonumu tezgaha bırakıp yanağına bir öpücük kondurdum. "Uyandım uyandım anneciğim de sen napıyorsun böyle sabah sabah?" dediğimde bana döndü. "Size börek ve kurabiye yaptım. Yolda acıkırsanız yersiniz. Orada da yersiniz aç kalmayın." dediğinde kollarımı kocaman açıp sarıldım. "Ya ben seni yerim, güzel annem. Neden uğraştın sabah sabah? Tatil gününde erkenden uyanmışsın." dediğimde küçük bir çocuğa bakar gibi bakıp yanağımı sıktı. "Sen benim güzel çocuğumsun. Kalkıp tatile gideceksin ve ben seni geçirmeyeceğim öyle mi? İnandın mı sen buna?" dediğinde şımarık bir ifadeyle gülünce eliyle beni hafif bir hareketle itti. "Şımarık, gel otur bakalım şuraya." dediğinde tereddüt etmeden karşısına geçip oturdum. "Noldu anneciğim?" dediğimde bir şey söyleyecek gibi oldu ama bir anda konuyu değiştirdi. "Ne zaman çıkacaksınız?" dediğinde dudağımı büzdüm. "Gelirler birazdan çıkarız herhalde bilmiyorum ki." dediğimde iki gözünü birden kırptı. "Vera, korktuğun bir şey yok değil mi kızım?" dediğinde şaşırdığım pek söylenemezdi. Bu soruyu daha on kere soracaktı, çok iyi biliyordum. "Ne gibi anne?" "Uyuyamıyorsun. Farketmedim sanma. Yaklaşık bir iki haftadır sürekli çığlık çığlığa, kan ter içinde uyanıyorsun. Sürekli kabuslar görüyorsun sence bunlar normal mi?" dedi bir anlam bulmaya çalışarak. "Yani bende bilmiyorum, ama doğru. Değişik rüyalar görüyorum, aman boşversene anne ne önemi var?" dediğimde yanağımı koparacakmış gibi sıktı. "Delirme Vera. Korkutuyorsun beni. Sen öyle bağırarak uyandığında benim aklım gidiyor. Eğer bir şey varsa ve benden saklıyorsan öğrendiğimde külahları değişiriz." dediğinde kafamı salladım. O sırada telefonum çalınca hızla tezgahın üzerinden alıp kimin aradığına bile bakmadan açtım. "Alo?" dediğimde Asil'in sesi kurtuluşum olmuştu. "Vera, biz beş dakikaya kapıdayız. Çık." dedi yüksek sesle. "Ne bağırıyorsun? Tamam çıkarım." dediğimde güler gibi bir ses çıkardı. "Hoparlör açık ondan. Hazırsın değil mi sen?" dediğinde güldüm. "Hazırım hazırım. Hadi gelin." dedim ve kapattım. Kalkıp annemin sorularından kaçarcasına alnına minik ve uzun bir öpücük kondurdum. "Geliyorlar mı?" "Geliyorlarmış beş dakikaya. Çıkayım ben." dediğimde beni eliyle durdurdu. "Dur şunları bi saklama kabına koyayım, öyle çık." dediğinde tezgaha yaslanıp beklemeye başladım. İki tane saklama kabı çıkarıp kurabiyeleri ve börekleri koyduktan sonra ağızlarını kapatıp iyice kontrol etti ve bir poşete koyup bana uzattı. "Al bakalım. Ben çantanı getireyim." dediğinde göz kırpıp mutfaktan çıktım ve kapıya yöneldim. Bir şey unuttum mu diye düşünüyordum. Umarım unutmamışımdır çünkü hep yola çıktıktan sonra aklıma gelirdi. Kapıyı açıp kendimi dışarı attım ve ilerlemeye başladım. Annem de peşimden geliyordu. "Annem, dikkat et bak. Aklım sende kalmasın." dediğinde güldüm. "Asıl sen dikkat et anneciğim. Çok düşüyorsun üstüme bu aralar korkuyorum bak." dedim ve kafamı imalı bir şekilde salladım. "Ee sen benim kızımsın. Başka kimin üstüne düşeceğim. Yürü hadi önden." dedi ve gülerek yürümeye debam ettim. Sokağa geldiğimizde Asil'in arabası gözüme çarpınca dudaklarımı birbirine bastırdım. Canlı siyah renkte olan lüks arabası çok uzaktan bile fark ediliyordu. "Hah, geldiler." dedim ve annemin boynuna atılıp sıkıca sarıldım. O da bana öyle sarılıyordu ki kendimi şehir dışına üniversiteye gidiyor gibi hissetmiştim. Asil arabasıyla yanımızda durduğunda annem camdan el salladı. Asil annemi fark edince hemen arabadan indi ve elindeki çantayı aldı. "Nasılsın Ayşe sultan." dedi güler yüzlü bir şekilde. "İyiyim oğlum sen nasılsın?" "İyiyim bende." O sırada diğerleride arka camdan kafasını uzattı. "Ayşe teyze napıyorsun?" dediklerinde annem güldü. "İyiyim çocuklarım siz napıyorsunuz?" dedi. "İyiyiz, Vera bana emanet merak etme Ayşe teyzeciğim." dedi Mete sinir olcağım bir ses tonuyla. "İyi iyi o zaman içim rahat gidebilirsiniz." dediğinde Asil, Mete'ye komik bir surat ifadesi yaptı ve çantayı arabanın bagajına koydu. "Gidelim mi?" dedi Asil bana bakarak. "Olur gidelim." "Ayşe sultan bir şey olursa hemen bir telefon et biz geliriz. Bir ihtiyacın var mı?" "Yok oğlum, size yolluk bir şeyler de yaptım. Ne olur dikkat edin yolda tamam mı?" dediğinde Asil masum bir şekilde gülümsedi. "Tamamdır annem sağ ol, kendine iyi bak." dedi ve arabaya bindi. Bende anneme sıkıca sarıldım ve Asil'in yanındaki ön koltuğa yerleşip kemerimi taktım. "Naber çocuklar?" dedim arkamı dönüp hafifçe tebessüm ederek. "Biz iyiyiz canım. Sen tam anne kuzusu oldun ha." Dedi Mete gıcık bir ifadeyle. "Sen sus len, yok Vera bana emanet falan. Yolda kedi görsen korkacaksın, bir de bana emanet diyorsun." dediğinde Adayla ben aynı anda gülmeye başladık. Mete bozulmuştu. "Hatırlatırım geçen gün ceset gömdük. Kediden mi korkarım artık ben." dediğinde gözlerimi devirdim. "Yani Mete, dönüp dolaşıp yine normal bir şey olmuş gibi söylüyorsun ya ben kafayı yiyorum vallahi." dediğimde Asil elime yumruğunu uzatıp beni destekledi. "Tamam be. Ben uyuyorum ses çıkarmayın." dediğinde sinsice gülümsedim. "İyi sen uyu. Biz de annemin yaptığı börekleri yeriz." dediğimde yayıldığı yerden aniden sıçradı. "Ne? Börek mi? Nerede?" dedi seri bir şekilde. Çok komik göründüğü için hepimiz gülüyorduk. "Sen uyumayacak mıydın ya?" dediğimde saçımı çekti. "Ah, ne yapıyorsun be?" dediğimde hırslı bir şekilde elimdeki poşete bakıyordu. "Ver o böreği bana." dedi ciddi bir şekilde. "Şaka yaptım ben, börek falan yok." dediğim anda öne doğru aniden atılıp elimdeki poşeti çekti. "Yok artık ya, sakin ol ayı." dedi Ada gözlerini devirip. "Tamam tamam. Yiyin hadi. Kurabiye de var." dediğimde Mete yağlı ağzıyla yanağımı öpünce hemen elimle silip arkama döndüm ve tiksinç bir şekilde ona baktım. "Yapma ya, pis ağzınla öpmezsin ya." dediğimde ağzı doluydu. Zorla gülmesini tuttuğunda daha komik görünüyordu. "Vera." dediğinde gözümü arkadan ayırıp Asil'e döndüm. "Efendim?" dediğimde bana kaçamak bir bakış attı. "Börekleri Mete yesin diye yetirdin sanırım." dediğinde gülüp arkaya uzandım ve kabın içinden peçete aldım ve bir böreğe sarıp Asil'in yüzüne doğru götürdüm. "Hımm... ellerinle yedireceksin. Öyle mi?" dediğinde kolumu indirdim. "Şansını zorlama istersen, kolum ağrıdı bak daha fazla tutamam." dediğimde hızla eğilip bir ısırık aldı. Bir insan yemek yerken bile nasıl karizmatik görünebilirdi? Bunun kanıtı Asil'di. Yerken çene kasları belirginleşiyor, seksi duruyordu. Resmen çocuğu börek yerken seksi görüyordum. Kendimi salak gibi hissetmeden edemedim. Asil, elimden son parçayı da kopardığında bana döndü. "Beni mi izliyorsun sen?" dediğinde aniden dondum kaldım. "Ee dökülücek diye bakıyorum." dediğimde dudaklarını birbirine bastırarak güldü. Yine kısacık gülmüştü. Bu çocuk kahkaha atsa şoka girecek üç gün çıkmayacaktım. "Dökülecek diye izliyorsun yani?" dediğinde kafamı aceleyle salladım. "Ay ne izleyeceğim seni be. Yeme aç kal." dedim ve peçeteyi kenara koydum. "Huu huu." dediğinde gözlerimi kısıp Mete'ye korkunç bir ifadeyle baktım. Beni öyle görünce eliyle ağzına fermuar çekti ve yüzünü astı. "Ay doydum ben. Vera sende ye. Kalırsa sonra yeriz." dediğinde Ada'nın elinden aldım ve bir tane alıp yemeye başladım. Karnım acıktığı için ikinci böreği de elime alıp iştahla yedim ve parmaklarımı yaladım. O sırada bir kıkırdama sesi gelince hemen sol tarafıma döndüm. Asil kendi kendine sırıtıyordu. Normalde çocuğa yalvarsak bu kadar gülmezdi. "Hayırdır Asil, bugün çok güler yüzlüsün bakıyorum." dediğimde sırıtmaya devam ediyordu. "Ne gülüyorsun be?" dedim cevap vermeyince gerilmiştim. "Sanane ya. Aklıma bir şey geldi ona gülüyorum." dedi somurtarak. "Beni izliyorsun değil mi?" dediğimde hafifçe yan bir gülüş attı. "Komik mi?" "Ben sen miyim yemek yerken insanları inceleyeyim?" dediğinde cevap vermedim. Beni izlediğini inkar etmemişti. "Siz ne atışıyorsunuz bugün ya?" dedi Mete arkadan uzanarak. "Atışmıyoruz o da nereden çıktı?" dediğimde gözlerini kıstı. "İyi öyle olsun bakalım." dedi. "Müzik falan açsanıza ya daha çok yolumuz var sıkıldım." dedi Ada. "Açalım. Kablo nerede ben açacağım." dediğimde Asil gözleriyle torpidoyu işaret etti. Torpidoyu açıp birkaç kağıt ve ıslak mendili kaldırdıktan sonra mavi kabloyu çıkardım ve telefonuma taktım. "Ver ben açacağım." dediğinde Asil'i duymamazlıktan gelip Youtube'a girdim ve gezinmeye başladım. "Ne açayım?" dediğim anda Asil telefonu elimden çekti. "Ya napıyorsun?" dedim aniden irkilip. "Ben açacağım." dediğinde gözlerimi devirdim ve sesimi çıkarmadım. Bugün çok uyuzdu. Her zamankinden daha çok. Çok geçmeden bir müzik tınlamaya başladığında Ada bağırdı. "En sevdiğim." dediğinde gülümsedim. Bu şarkıyı bende çok seviyordum. Asil'in elimden alıp en sevdiğim şarkıyı açması da garipti. Ada şarkıya eşlik etmeye başlayınca ben ve Mete'de katıldık. Şarkıyı o kadar içten söylüyorduk ki gerçek sahibi bizmiş gibi sahiplenmiştik. Bir muharebe meydanındayım Bağırıyorum adına şarkı diyorlar Yara bere hep gözüm Kaşım özlemindeyim bak. Beni çete gibi kıstırıyorsun, Ve haracıma şarkı diyorlar. Seni öpüyor gibi bir şey şarkı söylemek.. aah Senin için teslim olmadım Kafa tutup cihana kalktım geldim İşim de yok bir gidişim de yok Ama düşümle kabuslarla geldim Aç bağrını yaslayayım yorgun başımı Senin için teslim olmadım Kafa tutup cihana kalktım geldim İşim de yok bir gidişim de yok Ama düşümle kabuslarla geldim Aç bağrını yaslayayım yorgun başımı Sokağı yazarım apartmana Kolonlar taşır duvarlar yazar Yaşarım rezil olmadan Ve seni üzmeden utandırmadan Hırsım yok inadım var Biraz şanım var ama geçicidir Aç bağrını yalnızım yine bezmişim bu kaçıncıdır Senin için teslim olmadım Kafa tutup cihana kalktım geldim İşim de yok bir gidişim de yok Ama düşümle kabuslarla geldim Aç bağrını yaslayayım yorgun başımı. Şarkı bitene kadar bağırarak söylemiştik. O kadar seviyordum ki bende farklı hisler uyandırdığını kabul etmeliydim. Bu şarkı bana nedensizce iyi geliyordu. "Ayy çok güzel. Emir Can İğrek müthiş bir insan." dediğinde Adaya elimi yumruk yapıp uzattım ve oda yumruğunu benimkiyle birleştirdi. "Hadi kızları anladım da Mete sen nasıl kendini kaptırdın öyle ya." dedi Asil. Ada ve ben gülmekten kıpkırmızı olmuştuk ama Mete hiç hoşnut görünmüyordu. "Siz bugün bana oynuyorsunuz değil mi?" dediğinde ona dönüp kafamı salladım. "Yoo, ne alakası var?" dediğimde saçımı tekrar çekince eline sertçe vurdum ama hızla geri çekti. "Bak saçımı çekip durma. Çok pis döverim seni." dediğimde uzaktan öpücük atınca gülmem geri gelmişti. "Şş, ileride çevirme var. Rahat dursanıza biraz." dediğinde Asil'i dinleyip sessizce oturduk. Polis memuru neyse ki bizi durdurmadığı için yolumuza rahatça devam etmiştik. "Ay ben polis gördüğümde aşırı korkuyorum ya." dedi Ada. "Normal canım. Benim bile nutkum tutuluyor. O gece durduran polis yüzünden polislerden korkuyorum artık." dedi Mete. "Evet ya, tam giderken bizi geri çağırmıştı ya orada bende çok korktum." dedim. "Gülüyoruz ediyoruz da ne bok yiyeceğiz acaba biz?" dedi Mete. "Mete, kızlar zaten korkuyor. Sende bilerek üstlerine gidiyorsun." dediğinde Mete dudağını büzüp ellerini göğsünde birleştirdi. "Sadece kızlar mı korkacak yani? Ben ne yapacağım? Beni düşünen yok tabii." "Ne yapmamı bekliyorsun Mete. Gel geceleri koynumda uyu olur mu?" dediğinde Mete elini uzatıp Asil'in yanağını sıktı. "Hımm, demek ki benim için cinsel tercihlerini değiştiriyorsun bebeğim." dediğinde gülmemek için dudaklarımı birbirine sertçe bastırdım. "Mete, arabayı durdurayım mı?" dediğinde Mete hemen atıldı. "Tamam tamam. Bir şey demedim kanka, sende hemen kızıyorsun." dediğinde Asil cevap bile vermedi. "Birazdan varacağız. İleride benzinlik var. Orada durup bir şeyler alalım. Evde pek yiyecek bir şey yok." dedi Asil. Hepimiz onaylayınca benzinliğin orada durdu. Hepimiz arabadan indiğimizde Asil beni kolumdan tuttu. "Ben arabaya mazot atacağım. Sen yemek için birkaç dondurulmuş pizza falan al, bir de yağ makarna tarzı şeyler." dediğinde kafamı salladım. "Tamamdır." "Mete sende neler alacağını biliyorsun." dediğinde Mete baş üstüne dercesine elini alnına götürdü ve göz kırptı. İçeri girdiğimizde ben reyonları gezip birkaç paket makarna aldım ve elimdeki sepete koydum. Biraz sıvı yağ ve dolaptan hazır yiyecekler aldım. Birkaç abur cubur tarzı şeyler de aldım ve Mete'nin yanına gittim. "Ben aldım. Sen neler alıyorsan sepete koy ben bir lavaboya gideceğim." dedim ve sepeti ona doğru uzattım. "Ada da orada git, gerisi bende." dedi ve göz kırptı. Kulağına hafifçe yaklaştım. "Sigara da al." dediğimde vazo kıran küçük çocuğa bakar gibi baktı. "Merak etme, seni gidi kaçak." dediğinde güldüm ve lavaboya gittim. "Ada, burada mısın?" diye seslendiğimde kabinlerden ses geldi. "Buradayım kanka, çıkıyorum." "Tamam bende gireyim gidelim." "Tamam canım." dedi ve çıktı. Bende işlerimi hallettikten sonra lavabodan çıkıp içeri geçtik. Mete sepeti ağzına kadar doldurmuş kasiyere tek tek uzatarak yardım ediyordu. "Hadi biz çıkalım, Mete halleder." dediğimde Ada bana hiç bakmadan kasiyere döndü. "Televizyonun sesini açar mısınız?" dediğinde kız garip bir şekilde baksa da sesini açtı. Bende hızla duvarda asılı olan televizyona döndüğümde kanım çekilir gibi oldu. Ekranda Ahsen vardı. Muhabir, "on yedi yaşındaki lise öğrencisi Ahsen Yılmaz on gündür kayıp. Yaşlı anneannesiyle yaşayan kızı kimin kaçırdığı bilinmiyor. Alınan bilgilere göre bir erkek arkadaşı da bulunmuyor. Aranan kızı görenler lütfen hemen polisleri arasın." dediğinde dizlerimin bağı çözülür gibi olmuştu. Bir an beyin fonksiyonlarım durdu, hiçbir tepki veremedim. "Tanıyor musunuz?" dediğinde hızla kasiyer kıza döndüm. Ben ağzımı açamadan Ada cevap verdi. "Bizim okuldaydı." dediğinde kasiyer kız üzgün bir şekilde baktı. "Gerçekten mi? Çok üzüldüm. Umarım bulunur. Çok zor bir durum." dediğinde Ada hızla kafasını salladı. "Teşekkür ederiz, umarım. Hallettin mi Mete." dediğinde Mete göz kırptı ve poşetlerin birazını bize uzattı. Kasiyer kıza teşekkür etti ve çıktık. "Aldınız mı? Ne oldu?" dedi Asil bize bakarak. "Aldık. Bir şey yok hadi arabaya geçeliö bir an önce dedim ve kapıyı açıp koltuğa yerleştim. Herkes bindiğinde Asil bana dikkatle bakıyordu. "Ne oldu dedim Vera? Yüzün bembeyaz olmuş." dediğinde ona temkinli bir şekilde baktım. "Ahsen haberlere çıkmış." dediğimde göz çevresi birden genişledi. "Ne diye?" "Kayıp, aranıyor tarzı haber işte." dedi Ada araya girip. "On gündür kayıp olan kız bulunamadı falan dedi ya kötü oldum." dediğimde Asil parmağını yanağımda gezdirdi. "Sakin ol. Hiçbir sorun çıkmayacak." dedi. "Sen ne kıza sesi açar mısınız falan diyorsun? Siz öyle dikkatli izleyince kız size tip tip baktı." dedi Mete. "Ne var bunda? Arkadaşımız belki merak ettik." dedi Ada öfkeyle. "Aman tamam be ne haliniz varsa görün." "Şş, hayırdır ya ne gerildiniz bu kadar?" dedi Asil araya girip. "Ne bileyim kanka ya gerildik. O kızın adı bile geçince tokat yiyor gibi hissediyorum. Ama ben bir şey çaktırmadım en azından kızlar gibi. Hiç dönüp televizyona bakmaya tenezzül bile etmedim." dediğinde Ada koluna bir tane sertçe vurdu. "Ay sus artık ya. Kızı biz öldürdük dedik sanki. Ne mal mal konuşuyorsun?" dedi Ada. "Aman tamam be ne kızıyorsun?" "Tamam susun hadi. Geldik, iki dakikaya ordayız." Dedi Asil. Çok geçmeden karla kaplanmış yolu aştık ve iki katlı ahşap evin bahçesinden girdik ve önünde durduk. Etrafı ağaçlarla kaplı ev bana sıcak bir hissi anımsattı. Buraya daha önce hiç gelmemiştik. Ev çok büyüktü ve çok güzel bir verandası vardı. Dışı bu kadar güzelse içini tahmin bile edemiyordum. Soğuk havanın aksine eve baktığınızda birden içiniz ısınıyordu. Kar çok yağdığı için veranda da buzlar vardı. Hava soğuk olmasına rağmen nedense hiç üşümemiştim. Asil'e hayranlıkla bakarken gülümsedi. "Tatil başlıyor. Sizi en sevdiğim yere getirdim, değerimi bilin." dediğinde gülümsedim. "Burası gerçekten mükemmel." dediğimde bizimkiler de bana bakışlarıyla hak verdi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.