İçeriğe geç

Masumiyet Yakası

Bölüm 3 · 13 dk okuma

Masumiyet Yakası

Bölüm 3

MY-3

Üçüncü bölüm: Küçük yalancılar "Bir çığlık, bir sessizlik, bir yankı, her şey bir çığlığın kulaklarımızda çınlamasıyla başladı." 🖤 Güneşin kızıllığı gözlerime ışınlarını vururken gözümü kırptığımda simsiyah bir güneş görebiliyordum. Çocukluğumdan beri zararlı olmasını bildiğim halde güneşe hep bakmaya çalışırdım. Göreceğimden değil, kendimle savaşmak gibi bir şeydi bu. Dün olanlar için kendimi suçlu hissettiğim için bu sabah uzun bir yürüyüşe çıkmaya karar verdim. Okula gitmeme neredeyse bir saat vardı. Eve gidip hazırlanmam yarım saati geçeceği için tempomu arttırdım. Kulaklığımda çalan şarkı modumu düşürse de önemsememeye çalışıyordum. Aslında kötü bir insan olduğumu düşünmüyorum. Bu yaptıklarımızın dışarıdan bakılınca kötü gibi görüneceğinin farkındayım ama bence kötülük değildi. Ben hep böyleydim, belki de babam gittiğinden beri böyleydim bilmiyorum ama zamanla içimde oluşan kocaman sevgiyi yavaş yavaş parçalara bölünerek kaybetmiştim. Hiç kimseyi sevmek istemedim, kimseyi umursamadım. Sadece annem vardı o da benden ne kadar gizlemeye çalışırsa çalışsın hep mutsuzdu. Sevgisinin bütününü bana vermeye çalışsa da o hep yalnızdı, bende yalnızdım. Ne kadar ağzımızdan çıkmasa da birbirimize hiç yetemedik. Ahsen veya diğer kişiler, bugüne kadar kiminle eğlenmek için yola çıktıysak hep öyle oldu. Hiç sıkılmadım. Kendimi bu yöntemle tedavi ettim. Birilerinin acıyan yerlerinden vurduğumda hep daha da güçlendim. Neyse ki bizimkilerde benim gibiydi. Bunları bana babam öğretmişti. Tanıştığımız günden beri hiç tamamen yalnız hissetmedim. Ada her zaman kardeşim gibi oldu. Benim için öz kardeşim olsa bu kadar sevemezdim diyebileceğim tek kişi o. Onun tek eksi yanı var o da çok duygusal ve vicdanlı olması. Neyse ki çoğu zaman umursamaz olabiliyor. Mete beni sürekli güldürmesiyle meşhurdu. Ne zaman birimizin canı sıkkın olsa Mete hisseder gibi orada biter. Bütün sıkıntımızı üzerimizden alırdı. Herkesin derdine bir çözüm bulmaya çalışır, bulamazsa da espri yöntemleriyle hafifletirdi. Asil, o bambaşka. Onu da annesi terk etmişti. Asil hırçın, agresif ve soğuk görünürdü. Ama içinde yatan küçük masum çocuğu sadece biz bilirdik. Bize de yıllar sonra bir gün çok alkollüyken göstermişti. Duygularını göstermeyi asla sevmezdi. Onu diğer yarım gibi görüyorum, ben babam o annesi tarafından hiç sayılmıştı. Tek kişi olarak ailemizden yeterince sevgi görmemiştik. En azından benim annem benimle ilgilenirdi ama Asil'in babası onu umursamıyordu bile. Onun sinirinin hep babasına olduğunu düşünürdüm bu yüzden. Hayat bize iki tane yol sunuyordu. Biri aydınlık, biri karanlık. Aydınlığı seçtiğin zaman aydınlık olacağını düşünürsün ama öyle olmaz. Her ışığın karanlık bir gölgesi olduğu gibi aydınlığında bir karanlığı vardı. O yüzden aydınlığı hiçbir zaman sevmedim. Ya hep ya hiçti benim için. Karanlıkta kendimi daha rahat saklayabiliyordum. İçimde bir nokta kadar kalan ışığı kimseyle paylaşmak istemiyordum. Bende o yolu seçtim. Nasılsa hayat her zaman acımasızdı değil mi? Yumuşak olduğumda kaybedeceğime düştükçe dibe batmayı tercih ederim. Evin sokağına geldiğimde markete girip bir paket sigara aldım. Fazla içmezdim ama canım sıkkın olduğunda arada bir tane içerdim. Ada da öyleydi. Ama Asil ve Mete çok içerdi. Biz bile onlar sayesinde alıştık diyebilirim. Marketten çıktığımda renkli şemsiyeler asılı sokağı yürümeye başladım. Köşeyi döndüğümde eve varacaktım. Saate baktığımda dersin başlamasına 45 dakika kaldığını görünce adımlarımı hızlandırdım. Köşeyi döndüğümde Asil'i duvara yaslanmış sigara içerken gördüğümde şaşırdım. Kaşlarımı çatıp beni farketmeden yanına doğru yürüdüm. "Asil, ne yapıyorsun burda?" dediğimde boş bakışları hiç değişmedi. "Seni bekliyordum. Sen nereden geliyorsun sabah sabah?" dediğinde alnında oluşan çizgilere gözüm takılmıştı. "Alo?" dediğinde kendime geldim. "Ha, şey yürüyüşe çıkmıştım ben. Şimdi geldim. Hayret senden beklemediğim hareketler erken kalkmışsın, beni almaya gelmişsin şaşırıyorum bak." dedim gülerek. "Bugün öyle oldu. Hadi git giyin de gel ben bekliyorum." "Dışarıda mı bekleyeceksin? Gel içerde bekle duşa gireceğim daha." dediğimde hareketlendi. Eve girdiğimizde annem çoktan işe gitmişti bile. "Kahve al mutfaktan ben birazdan gelirim." dediğimde kafasıyla onayladı. Asil salona geçince hızla odama çıktım. Üstümdeki gri eşofmanımdan kurtulup hızla duşa girdim. Sıcak suyu açtım su bedenime sızılarak yayılırken derin bir nefes aldım. Bu rahatlatıcı hissi seviyordum. Duştan çıktığımda kafama sarılı olan havluyla saçımı kuruttum ve sandalyemin üzerine fırlattım. Zorla taranan inatçı saçımı hızla taradım ve yatağımın üzerine koyduğum siyah çamaşırlarımı hızla giyindim. Üstüme siyah crop boğazlı bir kazak giydim. Siyah pantolonumu da giydikten sonra gözlerime hafif bir rimel sürdüm ve nemlendiricimle tamamladım.  Aşağı indiğimde Asil'i göremeyince balkona göz gezdirdim. Demirlere yaslanmış sigara içiyordu. Balkonun kapısını açtığımda bana döndü. "Hadi gidelim, hazırım ben." dediğimde gözleriyle beni nazikçe süzdü. "Saçların ıslak." dediğinde anlam veremeyen bir ifadeyle baktım. "Ee?" dediğimde gözlerini devirdi. "Hava çok soğuk farkındasın değil mi?" "Farkındayım Asilciğim ama vaktimiz yok. Geç kalacağız." dediğimde beni kolumdan sürüklemeye başlayınca gözlerimi kocaman açtım. "Ne yapıyorsun sen?" "Gir şuraya." dedi ve bana banyoyu işaret etti. Ellerimi kendimi teslim eder gibi havaya kaldırıp gülmeye başladım. Asil kurutma makinesini alıp prize taktı ve sıcaklığını kontrol edip ellerini saçlarımda gezdirerek kurutmaya başladı. Asil'i böyle göreceğimi tahmin bile edemezdim ama o kadar nazik davranıyordu ki, canımın yanmasından korkuyor gibi bir hali vardı. Aynadan göz göze geldiğimizde güldüğümü farkedip makineyi hafifçe kafama vurduğunda hızla koluna vurdum. "Rahat dur be kızım." dediğinde ellerimi göğsümde birleştirip saçımı kurutmasına izin verdim. İyice kuruttuktan sonra makineyi prizden çıkarıp yerine koydu. Bende tarakla saçımı üstten taradım ve hızla peşine düştüm. Asil hep böyleydi, sanki bizimle bile zorla konuşuyordu. Ama hep çok düşünceliydi, kendinden çok beni düşündüğüne yemin edebilirdim. Evden çıktıktan sonra kapıyı kilitledim ve Asil'in motoruna doğru yürümeye başladık. Binip kaskı bana uzattığında hızla aldım ve kafama geçirdim. "Bundan sonra geceleri duşa gir." dediğinde kaşlarım ip gibi gerildi. "Neden?" "Hava soğuk çünkü. Duşa girip dışarı çıktığında üşütürsün." dediğimde elimi alnıma götürdüm. "Emredersiniz Asil bey." dedim ve gülerek arkasına bindim. Okula gidene kadar hiç konuşmamıştık. Ben biraz üşüdüğüm için ona koala gibi sarılmış, öyle gelmiştim. Motordan indiğimde kaskı ona uzattım ve yürümeye başladım. "Bu arada dün gelen polisler bizim için gelmemiş." dediğinde gözlerimi sevinçle açıp ona baktım. "Gerçekten mi?" dediğimde başını sallayarak beni onayladı. "Ee nereden biliyorsun?" "Suç mahalline geri döndüm ve biraz izledim. Bizle alakası yok yani. Boşuna telaş yapmışız." dediğinde elimi göğsüme götürüp derin bir iç çektim ve bıraktım. "İyi bari. Dün korkudan nefesim kesildi resmen." dediğimde güldü. Fazla gülmediği için güldüğünde hep yüzünü incelerdim. Yine aynı şekilde oldu. Benim izlediğimi farkettiği an gülümsemesi soldu. "Ne oldu yine? Gülüyordun ne güzel." dediğimde suratıma mantıklı bir cevap arar gibi baktı. "Güldüğüm zaman sokakta vinç izleyen komşular gibi yüzüme bakıyorsunuz çünkü. Sebebini daha anlayabilmiş değilim." dediğinde bu sefer ben gülmeye başladım. "Vinç, evet. Bizim insanımız işte." dediğimde gülümsememek için kendini zorladı.  Sınıfın önüne geldiğimizde ders çoktan başlamıştı bile. Asil kapıyı bir kere tıklatıp hızla açtı ve içeri girdik. Ders anlatan öğretmenimiz konuşması yarıda kesildiği için ölümcül bakışlarını biz oturana kadar üzerimizden çekmedi. Hızla Ada'nın yanına oturdum ve çantamı sıramın kenarına astım. "Nerede kaldın?" dediğinde Ada'ya baktım. "Yürüyüşe çıkmıştım sabah eve gelip duşa girip hazırlanana kadar anca yetiştim. Asil de beni almaya gelmişti. O gelmese daha da geç kalırdım." dediğimde anladığını belli eden bir ifadeyle gülümsedi. "Dün ki olay ne olacak? Ben çok korkuyorum Vera." dediğinde kocaman gülümsedim. "Merak etme polisler bizim için gelmemiş." dediğimde gözleri parıldadı. "Gerçekten mi?" dedi heyecanlı bir ifadeyle. "Gerçekten." "Ee sen nereden biliyorsun?" dedi kaşları hafifçe çatıldı. "Asil dün gece oraya geri gitmiş. İzlemiş bir süre. Başka bir mevzu için gelmişler yani bizle alakası yok." dediğimde oh çekip kafasını sıraya gömdü. "Birazdan beden dersi var. Bir şeyler getirdin değil mi? Bu sefer de getirmediysen bizi haşlayacak kadın." dediğinde suratımı ekşittim. "Unuttum." "Aferin canım benim. Azarı işiteceğiz yine. Kadın zaten bize takmış kafayı." "Kim takmamış ki?" dedim umursamaz bir şekilde. "Benim dolabımda spor için taşıdığım tişörtüm ve taytım var onu giyersin." dediğinde mahcup bir şekilde gülümsedim. "Sen hep benim hayatımı kurtarmak zorunda mısın?" dediğimde gülümseyerek beni hafifçe kolumdan itti. "Kızlar, muhabbet edecekseniz dışarıya alayım sizi." dediğinde gözümü gıcık matematik hocasına çevirdim. Sabahın köründe matematik işlediği yetmiyormuş gibi bize bulaşıyordu. "Önemli bir konu var da onu konuşuyoruz." dediğimde sınıftan kıkırdama sesleri yükselip uğultu oluşturunca öğretmen sertçe masaya vurdu. "Çık o zaman." dediğinde beni öldürecek gibi baktığı için gülme isteğimi zor bastırmıştım. "Tamam hocam bitmişti zaten, sizdeyiz." dediğinde Ada'ya da sinirli bir bakış atıp anlatmaya devam etti. Teneffüs zili çaldığında rahatladım ve hızla yerimden kalktım. "Spor salonuna gitmeden sana eşofmanımı vereyim, öyle gidelim." dedi Ada. "Tamam bebeğim." Omuzuma sarılan elden irkilip soluma döndüğümde Mete komik bir şekilde sırıtıyordu. "Dün fena macera yaşadık ama polis beylerin derdi bizimle değilmiş. Hadi yine paçayı kurtardınız." dediğinde güldüm. "Sanki sen kurtarmadın da." "Ben korkmadım ki, siz kıyameti kopardınız." dediğinde onu itip Ada'nın dolabının önünde durdum. Dolaptaki poşeti bana uzatınca hızla aldım ve spor salonuna gittik. Soyunma odasına girip hızla giyindikten sonra alana gidip tırabzanlara geçip oturduk. Asil ve Mete daha gelmemişti. Kesin bahçede gizli gizli sigara içiyorlardı. "Hadi voleybol oynayalım. Derse on dakika var daha." dediğinde Ada'ya ayak uydurup kalktım. "Oynayalım bakalım." Geldiğimizde okuldan bir grup çocuk topu çoktan kapmışlardı bile. "Hadi gençler yeterince oynadınız. Topu alalım." dediğinde çocuk Ada'ya küstah bir biçimde bakıp gülmeye başladı. "Çok mu istiyorsun?" dediğinde Ada sinirlenmişti. "Ver şunu." dediğinde diğer çocuk da yanımıza geldi. "Ne bakıyorsun? Ver şu topu hadi." dedim gergin bir şekilde. "Siz bu okuldaki her şeye sahipsiniz sanıyorsunuz değil mi?" dedi sonradan gelen çocuk. "Sen ne saçmalıyorsun be?" dedim sinirli bir şekilde. "Çok istiyorsan çabalaman lazım. Gel elimden al." dediğinde sinir bozucu bir şekilde gülmeye başladım. "Git başka top al." dediğimde o da güldü. İyice gerilmiştim. "Alamayacağını bildiğin için yeltenmiyorsun bile." dediğinde hızla çocuğun üstüne atıldım ama refleksleri öyle güçlüydü ki hızla topu havaya kaldırdı. Normalde asla uğraşmazdım ama biri beni gaza getirdiğinde kendimi durduramıyordum. "Ver şunu bak çok kötü olucak." dediğimde gülerek sabit bir şekilde durmaya devam etti. Çocuğun ayağına basıp topu almaya çalıştığımda inledi. "Ah, sakin ol güzelim. Bu kadar istediğini bilsem verirdim." dedi ve elini tam yüzüme götüreceği sırada bir el çocuğun bileğini öyle sert çevirdi ki çocuk acıyla inledi. Asildi. Şaşırmış mıydım? Asla. "Kız sana topu ver dedi. Ne bok yemeye vermiyorsun?" dediğinde çocuğun bileğini hala sıkı sıkı tutuyordu. Çocuk resmen iki büklüm olmuştu. "Bırak şu kolumu." "Sana soru sordum lan!" diye bağırdığında Asil'i kolundan tuttum. "Tamam boşver. İstemiyorum top falan. Hoca gelecek şimdi." dediğimde Asil çocuğun bileğini bırakıp öyle sert itti ki çocuk hızla yere savruldu. "Senin ben ananı sikerim lan." diyerek Asil'in üstüne atladığında gözlerim kocaman açıldı. Çocuk bir tane yumruk sallamaya çalıştığı an Asil öyle bir tokat attı ki çocuğun kalkmasıyla geri düşmesi bir oldu. Hızlı bir hareketle çocuğun üstüne çıkıp yumruklarını savurdu. Mete üzerine atılıp geri çekmeye çalışsa da başaramıyordu. Çocuğun yüzü resmen kan içinde kaldığında hocanın sesini duymamızla irkildik. "Sıçtık. Çok fena sıçtık." dediğinde yüzümü ekşitip Adaya döndüm. "Offf." "Ne oluyor burada? Ne oluyor dedim size?" dedi hoca bağırarak. Asil yavaşça yerden kalkıp silkelenince hoca yerde yatan çocuğun yüzüne hayretler içinde baktı. Kadın resmen şok geçiriyordu. "Ne yaptın sen?!" diye Asil'e bağırdı ve hızla yerde yatan çocuğun yanına oturup çocuğu yavaşça kaldırdı. "Revire gidiyoruz, ders falan yok. Defolun gidin." dediğinde sakin hareketlerle kapıya doğru yürümeye başladık. "Asil! Sen bekle." dediğinde Asil umursamaz bir tavırla cevap verdi. "Bekleyecek bir şey yok. Kızları taciz ediyordu." dediğinde hoca daha da üsteledi. "Bekle diyorum, çok oldun artık sen." "Uzatmaya gerek yok hocam. Lütfen sizde abartmayın." dediğinde işaret parmağını Asil'e sertçe salladı ve çocuğu alıp götürdü. Spor salonundan çıkıp üstümüzü giyindik ve sınıfa gittik. Sınıftaki çocuklar Asil'e canavar görmüş gibi bakıyordu. Biz bile korkmuştuk. Gözü döndüğünde onu hiçbir şekilde durduramıyorduk. Bu hiç iyi değildi. "Ben gidiyorum." dediğinde kaşlarımı çatıp Asil'e baktım. "Nereye?" "Ne yapacağız burada? Yürüyün hadi." dediğinde anlamsızca mantıklı gelen düşüncesine uyup çantamı aldım. Hep beraber sınıftan çıktığımızda spor salonunda olan herkes bize bakıyordu. Kendimi yine berbat bir durumun içine düşürmeyi başarmıştım. Hep bu inadım yüzündendi. Resmen gazla çalışıyordum. Asil'in etrafta olacağını bilsem asla yeltenmezdim bile. Biri bana veya Ada'ya karıştığında içindeki şeytan ortaya çıkıyordu resmen. "Nereye gidiyoruz?" dedi Ada okuldan çıktığımızda. "Biraz takılırız, sonra da gider şu kıza bakarız. Açlıktan ölmesin." "Aa doğru ya. Unuttuk kızı. Tuvaleti geldiyse etrafa yapmamıştır umarım." dediğinde Mete'nin dediğine istemsizce kahkaha patlattım. "Umarım etrafta bir hasar yoktur. Güzelim yerimiz mahvolmasın." dediğimde Ada gözlerini kocaman açıp bana baktı. "Çok acımasızsınız." "Sahile gidelim. Mete al şu parayı bize birer bira al gel." dediğinde Mete sokağın sonundaki tekele girip elinde siyah bir poşetle çıktı. Sahile geldiğimizde çimlere oturup iyice yayıldık. Birayı açıp yudumlarken gözüm Asil'in ellerini görünce kocaman açıldı. Hızla elimdeki şişeyi bırakıp Asil'in elini tuttum. "Elin çok kötü olmuş." dedim telaşla yüzüne bakıp. "Bir şey yok." dedi elimi iterek. "Asil, elin çok kötü diyorum." dediğimde sert bir ifadeyle bana baktı. "Karışma Vera." dediğinde sinirli bir şekilde ona baktım. "Herkese saldırmayı bırak artık. Okuldan atıcaklar hepimizi, kendine de zarar veriyorsun." dediğimde öfkesi birden katlandı. "Sende bir top için adamın kucağına düşmeseydin." dediğinde ortama yoğun bir sessizlik hakim oldu. Sessizliğin sesi vardı bildiğin ve çığlık atıyordu. "Çok adisin." dedim ve çantamı yerden alıp hızla oradan uzaklaşmaya çalıştım. Bir süre yürüdüm ama arkamdan hiç ses gelmemesi sinirimi bozmuştu. Kimsenin umrunda olmadığımı anladığım zamanlardan birindeydim. Asil'in dediği şey kalbimi resmen parçalara ayırmıştı. Bana böyle bir cümle kuracak bir insan değildi o. İlk defa böyle saçmaladığını görüyordum ve gerçekten canım çok yanmıştı. Caddeyi geçip ara sokağa girdiğimde arkamdan bir el koluma sarılıp beni durdurdu. "Nereye gidiyorsun sen?" diyen sese döndüğümde Asil olduğunu görünce hiç cevap vermeden kolumu ellerinden kurtarıp yürümeye devam ettim. "Dur şurada da bir konuşalım. Neden kaçıyorsun?" dediğinde hiç cevap vermeden yürüdüm. "Vera?" diye seslense de duymamazlıktan geliyordum. Çok saçma bir cümle kurmuştu. Onunla konuşasım gelmiyordu. "Vera sana dur dedim." dedi ve beni önüme geçip durdurdu. Sağa sola gitmeye çalışsam da başaramadım. Beni kollarımdan tutup yüzümün hizasına gelmek için eğildi. "Özür dilerim." dediğinde gözlerine bakmamak için çabalıyordum. "Gerek yok." dediğimde beni sarstı. "Hey, yüzüme bakar mısın? Lütfen." dediğinde kaçamak bakışlar attım. "Seninle konuşmak istemiyorum şu anda. Biraz yalnız kalmak istiyorum." dediğimde beni kendine çekip sıkıca sarıldı. "Sinirliydim. Çocuğa gerçekten o kadar çok sinir olmuştum ki sana patladım. Söylediğim cümlenin hiçbir anlamı yok. Yemin ederim. Ben sana öyle demeyi bırak hiç öyle bir şeyi aklımdan geçirir miyim sence?" dediğinde geri çekilip babası balon almayınca küsen küçük bir kız çocuğu gibi yüzüne baktım. "Ben kimsenin kucağına atlamadım." dediğimde eliyle yanağımı sıktı. "Biliyorum güzelim. Sen hiç öyle bir şey yapar mısın? Şaka yaptım ben." dedi şefkatli bir ifadeyle. Onu ilk defa böyle görüyordum. Kocaman demir gibi adam benim gönlümü almak için şekilden şekile girmişti. "Tamam neyse." dediğimde gülmeye başladı. "Bak." dediğinde kafamı sağa sola sallayıp anlamsız bir şekilde yüzüne baktım. "Bakabilirsin, hadi." dedi. "Neye bakıcam ya?" dediğimde gülmesi ikiye katlandı. "Gülüyorum işte. Gülerken beni izlemeye bayılıyorsun ya. Sana büyük şans bir daha bu kadar çok gülmem bak." dediğinde istemsizce tebessüm ettim. Gülmeyi hiç sevmeyen adam ben güleyim diye zorla gülümsüyordu. Sırf benden bir güzel söz duymak için. Onun şefkati gülüşünde saklıydı, biliyordum. Onu sadece gülerken gösterebilmesi benim için bir mucizeden farksızdı. "Bak sende güldün." dedi ve tekrar yanağıma götürdü elini. Elini tutup yavaşça indirdim ve gülümsedim. "Tamam affettim." dediğimde elini omuzuma attı. "Gerçekten mi?" dediğinde kafamı salladım. "Evet, uzatma kızıcam bak." dediğimde eliyle ağzına fermuar çekiyor gibi yapıp sustu. "Gel şuradan yara bandı falan alalım." dediğimde hiç sesini çıkarmadan benimle geldi. Marketten yara bandı alıp kutusundan iki tane çıkardım ve elinin arka tarafına hafifçe yapıştırdım. Ben yapıştırırken o da beni izliyordu. "Annem gibisin." dediğinde hafif şaşkın bir ifadeyle ona baktım. "Nasıl?" "Onun gibi üstüme düşüyorsun." dediğinde gülümsedim ve yara bandını çantama koydum. "Hadi çocukları çağırayım da şu kıza bakmaya gidelim." dediğinde kafamı salladım. Biz yavaşça ilerlerken çocuklar da bize yetişmişti. "Barıştınız mı?" dedi Ada gülerek. "Barıştık barıştık." dedi Asil bana göz kırparak. "Durun da şuradan yiyecek bir şeyler alıp geleyim." dediğinde durup Mete'yi bekledik. Çok geçmeden yanımıza geldiğinde bir on dakikalık yürüyüşten sonra deponun önüne gelmiştik bile. Asil kapıyı açtığında hızla içeri girdik. O an herkes sustu, adımlarımız bile sustu. Nefesimiz kesildi ve karşımızdaki dehşet görüntüye odaklandık. Ahsenin alnında bir delik ve süzülüp kuruyan kan. O an dünya durdu, bir daha hiç dönmemek üzere.

Bölüm sonu

2 yorum