İçeriğe geç

Masumiyet Yakası

Bölüm 2 · 10 dk okuma

Masumiyet Yakası

Bölüm 2

MY-2

İkinci bölüm: Beklenmedik sürpriz "Belki bizi de kötü yapan karşımızdaki acımasızlıklardı." Gözlerimi araladığımda saatin kaç olduğunu anlamaya çalışıyordum. Havanın karanlık olması gece olduğunu düşündürürken telefonumun bu saatte titremesi beynimi sarsan bir işkence gibi rahatsız ediyordu. Yutkunmaya çalıştığımda boğazımın acısı yüzümü ekşitiyordu. Israrla çalan telefonumu zorla uzanarak komidinden çektikten sonra gözüm ekrandaki isme takıldı. Asil. Ekranı açtıktan sonra gelen bildirimlere hızla göz attım. Neredeyse 12 adet mesaj gelmişti. Hepsi de Asildendi. Hızla mesajlara girdikten sonra aceleyle okumaya başladım. "Vera." "Şş, napıyorsun sen?" "Uyudun mu?" "Bu saatte uyumazsın sen hadi cevap ver." "Kesin yine şarjda unuttun." "Kızım hadi gideceğiz seni bekliyoruz." "Hadiiiii."  "İyi eğlenceyi kaçırdın sen bilirsin." Ve benzeri birkaç mesajı daha es geçip hızla rehbere girdim ve Asil'i aradım. Çaldı, çaldı... çaldı. "Alo, neredesin kızım sen?" dediğinde sesi gergin geliyordu. "Ne oluyor gece gece ya, birine bir şey mi oldu? İnsanı panik ettiriyorsun?" dediğimde gülmeye başlayınca istemsizce yüzümü ekşittim. "Ne gülüyorsun?" "Ne gecesi Vera? Saat akşam 9." dediğinde şaşkınlıkla telefonu kulağımdan uzaklaştırıp ekranda görünen 21:09 rakamlarını görünce gözlerim kocaman açıldı. "Oha, uyuyakalmışım. Tabii ya, pardon yemekten sonra dinlenirken uyumuşum." "İyi neyse ki çok geç açmadın, hadi gidiyoruz." "Nereye?" "Biz bugün birini kaçırdık hatırladın mı?" "Evett, eğlence zamanı mı?" dedim sessizce kahkaha atarak. "Evvet bebeğim, eğlence zamanı!" diye haykırdığında ikimizde büyük bir maceraya atılıyormuşuz gibi sevinçliydik. "Hemen geliyorum." dedikten sonra hızla kapattım ve siyah taytımı hiç çıkarmadan üstüme beyaz sweatimi geçirdim ve aynanın karşısına geçtim. Uyurken rimelim aktığı için elime makyaj temizleme suyumu ve pamuğumu hızla aldım ve silmeye başladım. Sildikçe siyahlığı giden göz altlarımın yerini yorgun morluklar aldı. Beyaz masamın üzerinden göz altı kapatıcısını alıp hafifçe göz altlarıma dağıttım ve şeker aromalı dudak nemlendiricimi de sweatimin cebine attım ve hızla odamdan çıktım. "Anne ben çıkıyorum." diye seslendim ama annemden ses çıkmadı. Merakla odaları gezindiğimde odasında uyuduğunu görünce ne kadar da masum göründüğünü ve bunun bana hiç geçmemiş olduğuna bir nebze üzüldüm. Evden çıktığımda Asil kapının önünde siyah gösterişli motorsikletiyle beni bekliyordu. Asil'in farklı bir havası vardı, görünüşünden hiçbir şey kaybetmiyor, gün geçtikçe daha da karizmatik görünüyordu. "Sonunda geldin, hadi." dedi elindeki kafasından çıkardığı kaskı bana uzatarak. "Sen niye takmıyorsun şu kaskı?" dedim göz devirerek. Her seferinde aynı şeyi yapıyordu. "Üşütme diye. Hadi Meteyle Ada geçmiş bile bizde gidelim." dediğinde kafamı öne doğru sallayıp kaskı taktım ve hızla arkasına binip elimi beline doladım. "Hızlı gitme." dediğimde güldüğünü kıkırdadığından anlayabiliyordum. "Neden?" "Korkuyorum da ondan." "O sert görünüşünün altında bir korkak yattığını benden başkası biliyor mu acaba?" dediğinde elimle bel boşluğuna sertçe vurdum. "Asil. Uzatma." dediğimde hafifçe inledi ve daha da hızlandı. Hızlandıkça ona resmen 404 gibi yapışmıştım ve gözlerimi sımsıkı kapatmıştım. Yükseklik ve hız benim en büyük korkularımdan biriydi. Aşırı hız olduğunda arabanın içinde bile nefesim kesiliyordu. Mekanın önüne geldiğimizde motordan inip kapıyı iki kere tıklattım. Kapıyı açan Ada'yı görünce gülümseyerek içeri adımımı attım ve ona sarıldım. "Naber bebek?" dediğimde zoraki bir şekilde gülümsedi. "İyiyim, senden naber?" dediğinde ona aldırış etmeden hızla cevap verdim. "İyiyim. Neredeymiş bizim kız?" derken koltukta oturan Mete'ye göz kırpıyordum. Aslında tam da önümde tir tir titriyordu. "Gözlerini açmadın değil mi?" dediğimde Mete kaşlarını kaldırdı. "Naber Ahsen?" dedim sesimi hafif kısarak. Beni çok tanımasa da sesimi mutlaka çözebilirdi. "Aa konuşamıyorsun değil mi? Çünkü ağzın bantlı nasıl konuşacaksın?" dedim kahkaha atarak. Bantın altından inlemeleri yükseldiğinde bizimkilere döndüm hepsi koltukta yayılmış beni bekliyorlardı. "Ee plan ne?" dedim onlara doğru yürüyüp. "Plan yok. Kafana göre." dediğinde geri döndüm ve Ahsen'in ağzındaki bantı çektim. "Sakın bağırma. Seni burada kimse duyamaz." dediğimde yeltendiği saniyede durdu. Dudakları titriyordu, elleri, bacakları, o titredikçe daha çok gülesim geliyordu ve bu hazzı durduramıyordum. "Ne istiyorsunuz benden?" dediğinde kısık bir sesle güldüm. "Birkaç gün bizimle kalman lazım, sonra bırakacağız seni merak etme." diye cevapladım. "İyi de neden? Bakın ben kimseye zarar vermem, size bir yararımda olmaz lütfen bırakın beni." dediğinde ona acıyan bakışlarımla baktım. "Olmaz." "Benim için şu birkaç gün çok önemli ne olur. Ne isterseniz yaparım." dediğinde Mete gülerek ayağa kalktı. "Aa dur bir dakika, ne isterseniz yaparım mı dedin?" dediğinde Mete'yi izliyordum. Etrafında deli gibi dönmesi komiğime gitmişti. "Ne isterseniz, nolur." "Tamam o zaman. Bize Serhatla ne işin olduğunu anlat." dediğinde kız duraksadı. "H-hangi Serhat?" dediğinde bilerek yaptığının farkındaydım. Saçlarını elime doladığımda dudaklarını sıkıyordu. "Sen hangi Serhattan bahsettiğimizi çok iyi biliyorsun." dedim. "Benim onunla bir işim yok. Sadece karşılaştık ve geçmişte aynı sınıfta okuduğumuz için konuştuk o kadar." dediğinde Mete kahkaha attı. "Senin onunla karşılaşınca bile konuşacak neyin olabilir ki?" dediğinde kızın yüz hatları oldukça gerilmişti. Dişlerini sıkıyordu. "Öyle diyorum neden anlamıyorsunuz?" farklı bir tedirginlik vardı üstünde sanki bir şey anlatmaktan değil de anlatacaklarından korkuyor gibiydi. "Neyse tamam üstüne gitmeyin." dediğimde Mete bana hayretle bakarken istemsizce kıkırdadım. "Bunu sen mi söylüyorsun Vera?" dedi ellerini ağzına götürüp ayıplarmış gibi. "Ne alakası olabilir sadece bir dakika mantıklı düşünür müsün?" dediğimde ellerini dizlerine vurup yenilgiyi kabul eder gibi bir hareketle yanıma geldi. "Bırak da biraz eğlenelim, değil mi?" dediğinde gözlerimi devirip Meteyi başımı sallayarak onayladım. "Tamam. Ee Ahsen, duyduğuma göre yaklaşık beş senedir psikolojik tedavi görüyormuşsun. Bize biraz anlatmak ister misin?" dedim heyecanlı bir şekilde. "Nereden biliyorsunuz bunu?" dediğinde sesinin titremesinden gerildiğini ve bunu hiç kimsenin bilmediğini anlamıştım. Bizimkiler de şaşkın bakışlarla bana bakıyordu. "Hadi ama, bilmeyen mi var?" dedim küstahça kıkırdayarak. "Sizi ilgilendirmez. Buradan kurtulduğumda ilk işim sizi polislere teslim etmek olucak." dediğinde herkes bir ağızdan "Oooo." diyerek gülmeye başlayınca ufak bir kahkaha patlattım. "Ahsenciğim. Annen senin odana ufacık bir not bırakıp seni terk etmiş. Canın çok acıdı mı?" dediğimde cevap vermedi. Sessizliği beni biraz huzursuz etmişti. "Amaan klasik doğurup sokağa atan anne travması gibi bir şey. Onu bunu bırak da içmek ister misin şimdi kederlenmişsindir." dedi Mete ve kız daha ağzını açmadan başından aşağı bir şişe birayı boşalttı. Ahsen'in korkudan içine kaçan çığlığı tiz bir ses çıkarmıştı. Gözlerimi kocaman açarak Meteye bakarken gülmemi de durduramıyordum. "Yeter, benden ne istiyorsunuz bilmiyorum ama bunun bedeli çok ağır olacak haberiniz olsun." diyerek ağlıyordu. Mete'nin biraz acımasız olduğunu düşünürken gözüm diğerlerine takıldı. Asil koltukta yayılmış bir elinde alkol bir elinde sigara pervasızca bizi izliyordu. Kılını bile kıpırdatmak istemediği her halinden belliydi. Ada tam tersiydi. Koltuğun köşesine kıvrılmış, dizlerini göğsüne çekmiş ve gergin bir şekilde bize bakıyordu. Ona kaçamak bir bakış attığımda kafasını 'yapmayın.' dercesine sallıyordu. Ada aslında bu kadar da saf değildi. Onu tanımasam kıza bir zaafı var diyecektim o derece vicdanlı davranıyordu. Kızın ağlamasına dayanamayıp Asil ve Ada'nın arasına yayıldım ve masadan bir şişe bira aldıktan sonra gözlerimi Ada'ya doğru çevirdim. "Aşkım, iyi misin sen?" dedim kaşlarımı hafifçe çatıp. "İyiyim, sadece bu yaptıklarımız bana biraz saçma geliyor. Çocuk gibi hareketler yapıyoruz ama başımıza bir iş açılacak gibi hissediyorum, o yüzden huzursuzum." dediğinde elimi saçlarına uzatıp oynamaya başladım. "Boşuna korkuyorsun, küçük bir şaka işte. Uzun zamandır eğlenceli aktivitelerimizden yapmadığımız için sen biraz unutmuşsun sanki?" dediğimde hafifçe tebessüm edip bana doğru döndü. "Vera, gerçekte- dediğinde onu sesimle bastırdım. "Yeter, yeter Ada. Gerçekten çok sıkıcı olmaya başladın. Seni bir doktora götürelim acaba bir senede on yaş yükselme durumu falan mı oldu araştırsınlar bi." dediğimde tekrar geri çekilip ayağa kalktı ve dolanmaya başladı. "Canım sıkıldı." diyen Asil'e kafamı çevirip garip bir bakış attım. "Pardon, beyefendimiz nasıl bir şey ister acaba?" dediğimde garip bir surat ifadesiyle taklidimi yaptı. Onu öyle görünce gülme isteğimi durduramadım. "Gerçekten sıkıcısınız." dediğinde gözleriyle bana Ahsen'in olduğu tarafı işaret edince hızla kafamı çevirip o tarafa baktım. Ada, Ahsen'in karşısında dikilmiş vücuduna dokunuyordu. Ahsen itiraz edince, Mete araya girdi. "Nasıl dokunuşlarım güzel mi?" dedi ve gülerek bize baktı. Kız Ada'nın dokunduğundan bir haberdi. Ada, bir tek sigara yakıp dumanı resmen kızın ciğerlerine dayadı. Kızın rahatsız olduğu vücut dilinden belli oluyordu. Çıkardığı hıçkırık sesleri beni nedense cezbediyordu. "Siz eğlenmeyi bilmiyorsunuz, salaklar." dedi ve ayaklandı Asil. Ada sıkıldığı için gelip yerini geri aldı. Asil kıza doğru yürürken eğlenmemem imkansızdı. "Ahsen, sana bir şey söylemek istiyorum." dediği sırada Ada bir anda bağırınca hepimiz etrafımıza bakmaya başladık. "O ses ne?" dedi Ada birden ayaklanıp. Hızla inip yükselen ses kulaklarımda bir çığlığın acımasız yankısı gibi öylece çınlıyordu. "Siren sesi mi o?" dedim endişeyle bahçeye koşarak. Elim ayağım birbirine dolanmıştı. "Eyvah, polisler geliyor." diye bağırdığımda herkes telaşla ayaklandı ve sağa sola gitmeye başladı. "Ne bok yiyeceğiz şimdi?" diye bağırdı Mete. "Yürüyün." dedi Asil, asil bir şekilde bahçe kapısına doğru yürüyerek. "Ee kız ne olacak?" dediğimde beni elimden tutup sürüklemeye başladı. Mete ve Ada korkudan hızla kaçmıştı. Arka kapıdan ses çıkarmadan hızla çıktık ve koşmaya başladık. Asil motorunu alıp bize yetişeceği için onu arkamda bırakmıştım. Korkudan midem yanıyordu ve sakinleşmek için durmam gerekiyordu. Duramadığım için nefesim daha da kesik kesik çıkıyor, beni çaresiz bırakıyordu. Sokağın sonunda köşeye dönüp kendimi hızla yere attım. O kadar korkmuştum ki, böyle bir şeyin nasıl olabileceğini düşünmekten kafayı yiyordum. Ada ve Mete de acele ettiği için panik halinde kendimi toparlamaya çalışıyordum. Onlar önden koşarken Asil motorla yanımda belirdi. Eliyle yaptığı aceleci harekete uyup hızla motora bindim. O kadar hızlı sürüyordu ki caddeye geldiğinde nefesimi kontrol etmek için beline sımsıkı sarılıp yüzümü sırtına yasladım. Rüzgar bedenime öyle sert çarpıyordu ki kendimi uçurumun köşesinde savruluyor gibi hissediyordum. Korkudan titreyen dudaklarım birbirine çarpıyor, içimde dizginleyemediğim varlığımı ortaya çıkarıyordu. Asil beni evin önüne getirdiğinde telaşlı bir şekilde bir şeyler anlatmaya başladı. "Çabuk eve gir. Sakın çıkma. Ben Ada'yı almaya gidiyorum. Sonra konuşacağız." dediğinde anlamsız bir şekilde kafamı bir kere salladım. Korkudan ve soğuktan hissetmediğim yüz mimiklerim karşılık vermemi engelliyordu. "Anladın mı Vera?" dediğinde yükselen sesi tokat gibi yüzüme çarpmıştı. "Anladım tamam." dedim ve hızla arkamı dönüp eve girdim. Eşyalarımı portmantoya bıraktıktan sonra odama doğru ilerlemeye başladım. Salona girdiğimde annem ayakta durmuş, ellerini göğsünde birleştirmiş, bir cevap bekler gibi bana bakıyordu. "Anne?" dedim kaşlarımı hafifçe kaldırıp masum şekilde görünmeye çalışarak. Ama pek bir işe yaradığını sanmıyordum. "Neredesin sen Vera?" dediğinde bir an sesim çıkmadı. Korkudan içime kaçmış gibiydi. "Hiç, Ada'daydım. Neden?" dediğimde gözlerini kıstı. Duruşunda hiçbir değişiklik yoktu. "Sen saatin kaç olduğunun farkında mısın?" dedi sert bir tavırla. "Kaç? Bilmiyorum. Oturduk kalkasım gelmedi. Anca gelebildim." dediğimde karşısında bir aptal varmış gibi gülmeye başladı. "Bu saate kadar orada kaldın da neden şimdi eve geldin. Orada yatsaydın. Hem bana haber bile vermeden çıkıp gitmişsin." dediğinde ilk sorduğu sorudan kaçmaya çalışıyordum. "Uyuyordun sen, uyandırmak istemedim." dedim masum bir şekilde bakmaya çalışarak. "Vera, neden orada kalmadın?" yine aynı soruya gelmiştik. "Ne bileyim. Haber vermedim diye işte. Ne kadar soru sordun anne ya. Sanki evden kaçıp gidecekmişim gibi korkuyorsun." diye sitem ettiğimde bakışları sertleşti. "Umarım, umarım yine bir işler karıştırmıyorsunuzdur. Bir süredir kafamız rahattı ama yine eskisi gibi değilsinizdir inşallah." dediğinde gülümsedim. Neden gülümsediğimi bende bilmiyordum ama çok aptalca bir gülümsemeydi ondan eminim. "Hayır anneciğim. Sen merak etme. Hadi ben yatıcam artık sende yat. Boşuna ayakta kalmışsın bunca saat." dedim ve hafifçe sarıldım. Tek eliyle belimi sıktığında ağzımdan ufak bir inilti çıktı. "Büyüdün artık. Çocuksu hareketler istemiyorum. Yoksa katı kurallarımız geri gelir." dediğinde sinirli ifademi saklayıp geri çekildim ve hafifçe dudak kıvırıp odama doğru ilerledim. Odama geldiğimde hızla telefonumu elime aldım ve Ada'yı aradım. Çaldı... çaldı... çaldı.. ve açtı. "Ada? İyi misin?" dediğimde sesi zor çıkıyordu. "İyiyim evdeyim. Asil bıraktı şimdi." dediğinde rahatladım. "Kimse görmedi sizi değil mi?" dedim endişeli bir ifadeyle. "Sanmıyorum, seni eve bırakana kadar ben ve Mete oradan çoktan uzaklaşmıştık. Umarım bize gelmemişlerdir Vera. Eğer bize geldiyseler başımız çok büyük dertte ben sana söyliyeyim." dediğinde sabırsızca tırnak etlerimi kemiriyordum. "Hayır, bize gelmediler ben inanıyorum. Hem ne sebeple gelebilirler ki? Kızın arkadaşı bile yok. Hem bizden şüphelencekleri bir durum bile yok. Anladın mı?" dedim gerginliğim karşı tarafa geçmişti eminim. "Tamam, umarım öyledir. Yarın gayet normal bir şekilde okula gidiyoruz. Kimseye garip bir tavır sergilemiyoruz. Tamam mı?" dediğinde hızla cevapladım. "Tamam merak etme. Sakin ol artık sende. Çok korktun." "Tamam, iyi geceler." dediğinde sesi bize kızgın olduğunu gayet açık bir şekilde belli ediyordu. "İyi geceler kuşum." dedim ve telefonu kapatıp yerimden kalktım. Dolabımdan siyah geceliğimi çıkarıp hızla üstüme geçirdim ve yatağa girdim. Çok üşümüştüm. Hava resmen tırnaklarını etime geçirmiş gibi bırakmıyordu. O sırada baş ucumda duran telefonum titrediğinde hızla elime aldım. Asilden mesaj gelmişti. "İyi misin?" yazdığını görünce hızla tuşlara bastım. "İyiyim, merak etme." dedim ve telefonu tekrar yerine koyacakken bir mesaj daha geldi. "Renkli rüyalar gör." yazdığını görünce gülümsedim. Hep böyle derdi. "Sende, lütfen." dedim ve gülümseyerek gönder tuşuna bastım ve telefonu bir kenara fırlatıp üstümü iyice örttüm. Kendimi bir girdabın içinde hissediyordum. O girdap beni sonsuz bir şekilde içine çekmiş, ne yaparsam yapayım oradan çıkamıyordum. Başka bir hayatım yoktu. Benim için sadece onlar vardı. O girdabın içinde onlar da benimle sürükleniyordu.

Bölüm sonu

2 yorum