Birinci bölüm: Küçük bir eğlence
“İnsan, kendi hatalarından doğar.”
"Vera, biraz bekler misin lütfen?" dediğinde somurtarak bakışlarımı ona çevirdim. Göz altları ben yorgunum diye bağırırken onu böyle acele ettirmek biraz da olsa üzülmeme sebep olmuştu. "Tamam, gel hadi. Yine kendimi kaptırdım." dedim duraksayıp. "Sınav haftası geldiğinde hep böyle oluyorsun. Aşırı gergin ve saldırgan bir civciv gibi." dediğinde Meteye bakıp kahkaha attım. "Sanırım haklısın. Biliyorsun ki bu cuma olacak sınava katılabilmem için önce bunları geçmem gerekiyor. Cuma büyük gün, ya kan ya ölüm." gözlerimi kısarak onu süzdüğümde gülerek bana yetişti ve elini omuzuma attı. "Tamam dostum, en başarılı sensin. Bunu zaten bilmeyen mi var, seni sınava sokmayacak hocanın aklından şüphe ederim ben." dediğinde derin bir iç çektim. "Umarım..." Okulun önüne geldiğimizde koca binalar sanki üstüme üstüme geliyordu. Duvarın tam ortasına sabitlenmiş Saral Koleji yazısını çift gördüğüme nedense emindim. Bu sene üniversiteye bir yıl kala başarı sınavına giriyoruz. Birinci olan kişi İstanbul'un en güzel üniversitesine gitmeye hak kazanıyor. Başarı benim için her zaman vazgeçilmez olmuştur. Annemden öğrendiğim kadarıyla hep en iyisi olmak zorundaydı, ikinci ve üçüncü olmanın benim hayatımda bir yeri yok. Birinci ve en yüksek başarılı öğrenci olarak yıllardır eğitim hayatımı sürdürüyorum. Çok ders çalıştığım söylenemez ama daha okula başlamadan alfabeyi kendi kendime söktüğüm için ailem Iq testine götürmüş ve normal insanlardan biraz daha zeki olduğum ortaya çıkmış. Başarım biraz da mükemmelliyetçi bir insan olmamdan da kaynaklı tabii. Merdivenleri aşıp sınıfa girdiğimde Ada'yı yine cam kenarına kurulmuş, vazgeçilmez romanını okurken buldum. Ağır adımlarla yanına gittiğimde irkilip gözlerini gözlerime dikti. "Neredesin sen? O kadar erken kaldırıp gelmemek de ne demek?" dediğinde dudağımı dişledim ve suçlu bir ifadeyle gülümsemeye çalıştım. "Uyuyakalmışım, lütfen beni affeder misin?" dedim ve yanına oturdum. Ne kadar sinirli olsa da iki şirin hareketime gardını indiriyordu. "İyi, ben hallettim zaten. Dua et ki benim gibi bir arkadaşın var." dediğinde hızla kollarımı Ada'ya sardım. "Sen var ya, sen birtanesin. Senden başka yok canım arkadaşım benim." dediğimde beni eliyle itip gülmeye başladı. "Tamam tamam. Yalakalık yapma, beni bu kadar erken kaldırmanın bedelini ödeyeceksin." dedi ve sandalyeye asılı duran çantasından tam da ihtiyacım olan şeyi çıkardı. Uğurlu bilekliğim. Dün gece gittiğimiz mekanda, lavaboda unutmuştum. Neyse ki kimse çalmadan getirmişti. Uğurlu bilekliğim olmadan asla normal bir gün geçiremezdim. Üstünde buz mavisi taşı olan kelebek şeklinde zarif bir bileklikti. Annem ilk dişimi çektirdiğimde bana hediye olarak almıştı. O günden beri de bileğimden çok nadir çıkarmıştım ve çıkardığım zaman başıma bir uğursuzluk geleceğine inanıyordum. "Sınav kaçıncı ders?" dediğinde Mete'ye döndüm. "İlk ders." gözlerini kocaman açıp paniklediğinde gülmemek için kendimi zor tuttum. "Kalem var mı kalem? Hoca gelecek şimdi." dedi endişeli bir şekilde ayağa kalkıp yanıma geldi. "Imm, bir düşüneyim. Yok." dedim ve göz kırptım. "Off, ne bok yiyeceğim şimdi ben?" dedi ve ellerini saçlarının arasına karıştırıp ileri geri dağıttı. "Mete, bende kalem var al istersen." diyen kıza gözlerimi devirdim. En öndeki sıradan hızla arkasını dönmüştü ve heyecanlı bir şekilde gülümsüyordu. Mete bana dönüp onay almak istercesine baktığında hızla çantamdan yedek kalemimi çıkarıp Meteye uzattım ve kıza gözlerimi devirdim. "Çok fenasın ya. Madem var neden beni bu eziklerle muhattap ettiriyorsun?" "Olmadın ki." "Az kalsın oluyordum ama." dediğinde dudaklarımı birbirine hızla bastırıp bakınca Mete hemen ellerini havaya kaldırıp gülümsedi ve sırasına döndü. "Kız iyilik yapıyor. Çok fenasınız ya." dediğinde Adaya yüzümü buruşturup hızla önüme döndüm. Fazla iyimserdi. Sınavımı on beş dakika da bitirip hızla sınıftan çıktım. Benim için gayet kolay bir sınav olduğu için o süre içerisinde hem çözüp hem de üstünden tekrar geçmiştim. Koridorda ilerlerken bakışların üzerimde gezdiğini hissedebiliyordum. Her seferinde okula ilk defa gelmiş hissine kapılmak sinirlerimi bozuyordu. Arkamdan gelen sesleri duyunca hızla arkamı döndüm. Ada ve Mete hızla bana doğru geliyorlardı. Neyse ki onları beklemek zorunda kalmamıştım. "Bir şeyler yiyelim ben çok acıktım." dediğinde Ada'da Meteye dönüp kafasını salladı. "Ben de çok acıktım ya. Sınavın nasıl geçti Vera?" dediğinde dönüp keyifle göz kırptığımda gülümsedi. "Sormam hata." "Sizin nasıldı?" dediğimde Mete'nin sınavının kötü geçtiği mimiklerinden belli oluyordu. "Kötü. Yarısı boş zaten." dediğinde Ada'ya döndüm. Bakışlarımı yakaladığında kafasını hafifçe sağa sola götürdü. "Eh işte, idare eder. Nefessiz kaldım sınıfta o yüzden hızla çıktım. Zaten kalsam da daha fazla bir şey yapamayacaktım." "Olsun, yapacak bir şey yok." dedim ve kafeteryanın önündeki masalardan birine hızla yerleştim. "Mete, bana karışık tost al, biliyorsun domates olmayacak. Bir de su." dediğimde Ada'ya da sorup uzaklaştı. "Vera?" dediğinde meraklı bir şekilde bana bakıyordu. "Ne oldu?" dedim ve kaşlarımı çattım. "Asil nerede yine? Haberin var mı?" dediğinde gözlerimi devirdim. "Asil'i bilmiyor musun? Geç geliyor sürekli. Uyuyakalmıştır gelir birazdan." dediğimde dudağını büzdü. "Sınava giremedi yine." dediğinde dudağımı yana kıvırdım. "Okul amcasının, halleder." dediğimde gülümsedi. Kafamda çözdüğüm soruların doğruluk olasılığını hesaplarken birinin oturduğum sandalyemin ayağına çarpmasıyla resmen geriye itildim. Sertçe baktığım yüzü tanımıyordum. "Dikkat etsene, görmüyor musun?" dediğimde çocuk hafifçe gülümsedi. "Pardon, gözlerimde hafif sıkıntı var." dediğinde sesinden alay ettiği belli oluyordu. Tam ayağa kalkıp gürleyeceğim sırada biri çocuğu öyle bir geri çekti ki çocuk neredeyse yere kapaklanıyordu. Çocuk sarsılınca kimin yaptığını görmek beni aşırı rahatlattı. Asil'di. Çocuğun kolunu bırakıp boğazına yapışınca hızla kollarını tutup çekiştirmeye başladım ama o beni duymuyor aksine çocuğa tehditler yağdırıyordu. "Bana bak, bundan sonra ayağın öyle oraya buraya takılmayacak. Eğer takılırsa kırarım, anladın mı?" O kadar sert söylemişti ki çocuğun gözleri kanlanmış, dudakları hafifçe titriyordu. Çocuğu diğer tarafa doğru itip oturunca ben de oturdum. Gözleri kan çanağı gibiydi. Sanki bütün gece ağlamış ve gözüne bir gram uyku sokmamıştı. "Asil, iyi misin?" dediğimde bakışları yüzümü donduracak cinsten soğuktu. Resmen ocak ayının rüzgarı yüzüme çarpıp beni dondurmuş gibiydi. "Bir daha, sakın şu gerizekalılarla laf dalaşına girme. Duydun mu?" dediğinde hızla karşılık verdim. "Sandalyem geriye gitti resmen. Nasıl çıkarmayayım?" dediğimde tek kaşını kaldırdı. Çenesindeki kemik sanki yüzüne yayılıyordu. "Vera, adi herif onu senle muhattap olmak için yapıyor zaten. Anladın mı?" dediği sırada Mete gelip araya girince gözlerimi kırpıştırıp önüme döndüm. "Nerdesin ya, açlıktan öldük." dedi Ada konuyu değiştirmeye çalışması gözümden kaçmamıştı. Ada hep olay olduğunda toparlamaya çalışan, biz üstüne gittikçe geri çekmeye çalışan ve bardağa neredeyse hep dolu tarafından bakan, aramızda en saf kalplimizdi. Mete de onun gibiydi ama o biraz daha acımasızdı. Asil farklıydı, ona kimse bir şey diyemiyordu. Kimseye kötülük yapacak biri değildi, onu iyi tanıyordum ama tavrı çok net bir insandı. Kötülüğe asla taviz vermez. Sevdiği insanları ölümüne sahiplenirdi. Bu yüzden ayağı takılan çocuğa aşırı tepki göstermişti. "Sınavı kaçırdın kardeşim." dedi Mete, tostundan bir ısırık alıp Asil'e baktı. "Sorun yok. Telafi ederim." dediğinde canı sıkkın görünüyordu. "Sen iyi misin? Gözlerin kanlanmış." dedi Mete. Asil gözlerini kaçırdığında üstelemememiz gerektiğini anlamıştık. "İyiyim kardeşim iyiyim. Uyuyamadım fazla ondandır." "Ben seni çok boşluyorum bu aralar. Seni teftiş etmenin zamanı geldi." dedi Mete gülerek. Asil de hafifçe gülümsediğinde yanağında ay şeklinde açılan gamzesi belli oluyordu. "Gel, kızların peşinde dolanacağına benle takıl." dedi gülerek. "Duydunuz mu kızlar? Beni bir salın." dedi bize göz kırpıp. "Tamam Meteciğim biz seni saldık sen merak etme." dedim ve hızla tostumdan kalan son parçayı da çiğneyip hızla yuttum. "Oo, Vera bak, en büyük rakibin geçiyor." dediğinde Meteye sinirli bir bakış atıp gözlerimi kemik gözlükleriyle meşhur olan Ahsen'e çevirdim. Yanımızdan geçerken bize kaçamak bir bakış atıp hızla içeri girdiğinde gözlerimi devirdim. "Aptal." dediğimde Asil güldü. "Ya seni geçip birinci olursa?" dediğinde dehşetle Asil'e baktım. "Saçmalama." dediğimde içimi garip ve korkutucu bir his kaplamıştı. Belli etmesem de o kız gerçekten rakibimdi. Okula geçtiğimiz sene gelmiş ve beni birincilikte bir kere geçmişti. O gün benim için ağır bir travma gibi olduğundan asla unutamıyordum. "Belli olmaz. Kaptırma sakın yoksa en iyi üniversiteye gitme hayalin uçar gider." dediğinde Asil'e sert bir bakış attım. "Sende bunu istiyorsun sanırım. Böyle konuştuğuna göre?" dediğimde gözlerini devirdi. "Seni gaza getiriyorum canımın içi. Birinci olacak tek kişi var oda sensin." dedi ve göz kırptı. "Tabii ki." dedim ve gözlerimi duvara bir savaştaymış gibi diktim. *** Üçüncü derse girdiğimizde Asil'in söyledikleri içime oturmuş, resmen bir öküz ağırlığında duruyordu. Böyle bir şeyi düşünmesem bile aklıma zorla sokmayı başarmıştı. Eğer bu sefer de beni geçerse bütün hayallerim boşa gider ve bütün herkese rezil olurdum, en çok da kendime. Zil çaldığında biz hariç sınıftaki herkesin çıkmasını bekledim. Çoğu kişinin çıkmasına rağmen iki kişi oturmuş telefonuyla oynuyordu. "Mete." dediğimde hemen bana döndü. "Efendim?" "Çıkar şunları." dedim gözlerimi onlara dikerek. "Ne?" dediğinde baygın bakışlarımı Mete'ye doğrulttum. "Şunları sınıftan çıkar, konuşacağız." dediğimde kafasını salladı ve çocukları tek cümleyle dışarı çıkardı. "Ne oluyor?" dedi Asil gözlerinde anlamsız bir ifade belirdi. "Ben düşündüm de, benim bu kızdan kurtulmam lazım." dediğimde üçü de boş boş bana bakıyordu. "Ne diyorsun ya? Kimden?" dedi Ada meraklı bakışlarını üzerimde gezdiriyordu. "Ahsen'den. O kız son sefer olduğu gibi bu sefer de ayağıma takılırsa kıyameti kopartırım." dediğimde Asil gülmeye başladı. "Yaa, sana da mantıklı geldi değil mi?" dediğinde kafamı salladım. "Onun sınavlara girmesini engellememiz lazım." dediğimde Mete karşıma oturdu. "Nasıl engelleyebiliriz ki? Sınava geç kalmasını mı sağlasak?" dedi. "Olmaz, alırlar onu." dedi Ada elini çenesine yerleştirip. "Kaçıralım." dediğinde üçümüz birden Asil'e döndük. "Ne kaçırması ya?" dedi Ada korku dolu gözlerle. "Bir dakika, nasıl yani?" dediğimde Asil yayıldığı yerden doğrulup bana dikkatle bakmaya başladı. "Kızı büyük sınav gününe kadar bizim mekanda saklayacağız." dediğinde anlamsızca baktım. "Saçmalama oğlum. Ailesi ne olacak, polis gelirse bittik. Başımıza bela açmayalım durduk yere." dedi Mete ayağa kalkıp. "Hiçbir şey olmayacak. Kız anneannesiyle yaşıyor. Anneannesine birkaç gün arkadaşında kalacağını söyleyeceğiz. Yani o söyleyecek, mesaj atıp. Zaten alz hastası, hatırlamaz bile." dedi ve göz kırptı. "Saçmalamayın, bu yaşta cezaevine girmek istemiyorum. Hem bizi yakalarlarsa yanarız." dediğinde Adaya sinirle baktım. "Sus bi." dediğimde dudağını kemirmeye başladı. "Polisler kızı aramayacak bile, çünkü kimse kızın kaçırıldığını bilmeyecek. Öğretmenleri ben hallederim. Anneannesine bakacağı için gelemeyeceğini raporla sınava tekrar gireceğini söylerim." dediğinde hala gözlerim açık bir şekilde Asil'e bakıyordum. "İnanırlar mı?" dediğimde Asil çok önemli bir şey keşfetmiş gibi güldü. "Son gün kızı bırakırız. Zaten önceki sınavlara giremediği için son sınavda da başarılı olamaz. Ve sen kazanmış olursun, biz de biraz eğleniriz fena mı?" dediğinde mantıklı gelmeye başladı. Çok geçmeden ellerimi birbirine vurup gülmeye başladım. "Tamamdır." dediğimde Ada'ya dönüp gülümsedim. "Biraz rahatla, regl mi oldun anlamadım." dediğimde gülmeye başladı. "Kar maskesi falan mı takacağız? Kızı nasıl kaçırmayı planlıyoruz?" dedi Mete. "Çıkışta takip edip tenha bir sokağa girmesini bekleyeceğiz. Etrafta kimse olmadığı sırada hemen bayıltıp arabayla mekana götüreceğiz. Bende bende siz merak etmeyin." dediğinde gülümsedim ve heyecanla önüme döndüm. Uzun zamandır böyle eğlenceli bir şey yapmamıştık ve bu bizi uzun süre tatmin edeceğe benziyordu. Son ders kulaklığımı takıp tarih dersinden sıyrılmaya çalıştım. Öğretmenimiz namı diğer ağır vasıta adı üstünde o kadar ağır ve aniden bayılacakmış gibi konuşuyordu ki. Çıkışa kalacak enerjimi emmemesi için onu dinlememeye karar verdim. Kafamı masaya gömüp müziğe odaklanmaya başladığımda içimde deli gibi bir kıpırtı vardı. Hem biraz korkutucu hem de aşırı eğleneceğimiz bir şey yapıyorduk ve bu benim birinci olmam da önümde hiçbir engel kalmaması anlamına da geliyordu. Tabii ki en büyük ve en önemli olan konu da o. Dürtülmeyle yumduğum gözlerimi aralayıp bana endişeyle bakan Ada'yla göz göze geldim. Yüzünde aşırı sinir bozucu bir ifadeyle geziniyor benim de moralimi bozuyordu. Ada normal de bu kadar takılan biri değildi ama bugün onda ayrı bir şey vardı eminim. "Ne var?" dediğimde kaşlarını kaldırıp bana doğru eğildi. "Ne bağırıyorsun ya? Herkes bize baktı." dediğinde derin bir nefes çektim. "Kulaklık var ne bileyim ben. Ne oldu?" dedim ve kulaklığı kablosundan hızla çekip kulaklarımdan çıkardım. "Bak kızacaksın biliyorum ama, biz çok şey yapıp eğlendik zamanında. Ama bu onlardan biri değil. Bunu da onun gibi görmeniz bana saçma geliyor. Birini kaçırıyoruz resmen." dediğinde içimden Ada'ya ne gelirse sövüyordum. "Ya biz hiç mi suç işlemedik? Eninde sonunda yırtıyoruz zaten. Bu sefer öyle olmayacak rahat ol sen." dediğimde buruk bir şekilde gülümsemeye çalıştı. "Bilmiyorum, içimde garip bir sıkıntı var." dedi elini açık kumral saçlarının arasında gezdirirken. "Korktuğun için o. Diyorum ya kesin regl oldun sen ondan böylesin." "Off Vera ya, tamam sustum bir şey demiyorum. Ama bir şey olursa hatırlatıcam sana bu konuşmayı." dedi gözlerini kısarak. Bende aynı şekilde gözlerimi kısıp onun aksine gülümsedim. "Sen bana güvenmiyor musun?" dediğimde hafifçe kafasını sallayınca elimle kolundan ittim. "Pislik." dediğimde güldü ve bana omuzlarımdan sarıldı. "Şu hayatta en güvendiğim insan sensin. Şımar diye söylemiyorum hemen şımarıyorsun ama gerçekten öyle. Ben her şeye karşı böyle dimdik durabiliyorsam senin arkamda olduğunu bildiğimden." dediğinde gözlerimin ışıldadığını hissedebiliyordum. Doğrulup ona sarıldım. "Manyak ya, duygulandırıyorsun bak beni." dediğimde gülmeye başladı. "Sen ve duygu? Yan yana çok garip duruyor ama neyse." dediğinde gülümsedim ve başımın sağ tarafını tekrar sıraya yaslayıp zilin çalmasını beklemeye başladım. Artık benim için geri dönüş yoktu ve içimde hiç korkudan eser yoktu. Çıkış zili çaldığında kalbim olduğundan daha da hızlı atıyordu. Dönüp Asil'e baktığımda bana gülümserken bulmam daha da heyecanlanmama sebep oldu. Asil ve ben aşırı heyecanlıydık. Mete de bizim gibiydi. Bir tek Ada biraz sorunluydu o da nasılsa eğlence başlayınca geçerdi. Okulun çıkış kapısının arkasında kızın çıkmasını beklemeye başladık. Kaçırmamak için biraz acele etmiştik ama zaten yavaş ve sakin bir kızdı ve sınıfı bizim üst katımızdaydı. Yani her hangi birimize yetişmesi pek de mümkün görünmüyordu. Birkaç dakika geçmişti ama okuldaki herkes hala yığınla çıkıyordu. Aradan bir yerden sızar da giderse diye ödüm kopuyordu. Yaklaşık bir dakika daha bekledikten sonra Mete'nin sesiyle irkildim. "Geliyor." geliyordu. Bize doğru, asla olmaması gereken kişilere doğru. "Ayy, geliyor ne yapacağız şimdi." dedi Ada endişeyle sağa sola gidip geliyordu. "Siz bize bırakın. Biz meteyle planı tam yaptık son ders." dedi Asil. "Kimse duymadı değil mi?" dedim hızla. "Saçmalama hayatım." dediğinde hızla Ahsen'in geldiği yöne döndüm. Yaklaştığını görünce bizimkilere işaret edip yavaş yavaş yürümeye başladık. Gideceği yönü Asil bildiği için o yönden gidiyorduk. Neyse ki çok geçmeden önümüze geçmişti ve onu daha rahat takip edebilecektik. "Konuşsanıza, bu sessizlik iyi değil." dedi Asil. "Sen niye konuşmuyorsun?" dediğimde beni omzumdan tutup kendine çekti. "Bu kadar istediğini bilseydim daha önce konuşurdum." dediğinde gülümseyip onu göğsünden ittim. O kadar sertti ki sanki vücudu taştandı. "Asil." dedim iyimser bir şekilde bakmaya çalışarak. Sanki bir şeyler olacağını o da hissediyordu bunu bakışlarından anlamıştım. "Efendim?" "Şey..." duraksadım. "Çok eğleneceğiz değil mi?" dedim ani bir şekilde gülümseyerek. Ada beni de kendine benzetmeye çalışıyor ve az kalsın başarıyordu. "Tabii ki çok eğleneceğiz kızı öldürecek değiliz korkma." dedi kolu beni şefkatle sararken. "Yoo, hiç de korkmuyorum. Bu benim işime yarayacak." dediğimde dudağının kenarından güldü. "Umarım..." İki caddeyi geçtikten sonra bir markete girdi ve hemen bizde arkasında kalan bir mağazaya girdik. Bizi farkederse farklı şeyler düşünebilirdi. Mağazanın kapısından kafamızı öyle bir uzatmıştık ki alışveriş yapan insanlar ve personeller bize garip garip bakıyordu. Hemen kendimi toparlayıp onlara küçük ve yapmacık bir gülücük attım. "Hadi hadi çıktı, devam edelim." deyince hızla önden yürüyen Mete'yi takip ettik. Mete sanki bir savaşa girecekmiş gibi sağa sola omuz atarak yürüyordu. İstemsizce kıkırdayınca Asil de gülmeye başladı. Aramızdaki en sempatik insan oydu. Hepimiz ilkokulda tanışıp o zamandan beri hep beraber olmuştuk. Aramıza yurtdışına gittiğimiz yaz tatilleri bile girememişti. Hatta tatilden döndüğümüz saat koşa koşa toplanıp bütün yaz neler yaptığımızı birbirimize anlatırdık. Hayatımda sevdiğim sayılı insan vardı ve Mete, Ada ve Asil onlardan biriydi, diğeri de Annem zaten. "Durun, biriyle konuşuyor. Çocuğun yüzünü görebilen var mı?" dediğinde Ada'nın omuzundan uzanıp çocuğun yüzünü isabetlemeye çalıştım. Saçları kumraldı, bu belliydi ama yüzü ağaca yaslandığı için görünmüyordu. Çocuk hareketlenip bizim olduğumuz yöne doğru geldiğinde yüzünü gördüm ve kaskatı kesildim. Bizimkilerinde aynı durumda olduğuna emindim. Ahsen'in bizim okuldan atılan alkolik Keremle ne işi vardı anlamamıştım. Yavaşça hareketlenip yürümeye başladık ve çocuk çok geçmeden yanımızdan geçip gitti. Yüzümüze göz ucuyla bile bakmaması içimi rahatlatmıştı. "Gördünüz mü? Neydi şu çocuğun adı? Kerem miydi?" dedi Ada araya girip. "Evet Kerem, hani şu okulda sürekli alkol içtiği için atılan çocuk. Benim de en nefret ettiğim insanlardan biri." dedi Asil soğukkanlı bir ifadeyle. "Sizce onla ne işi vardı?" dedim hızla. "Çok zıt karakterler. Ahsen tam bir inek diğeri de tam bir psikopat. Bir araya gelme sebeplerini bende aşırı merak ediyorum açıkçası." dediğinde Meteye kafamı sallayarak onay verdim. Haklıydı. Kafelerin olduğu sokağı geçtikten sonra neyse ki bir ara sokağa girmişti. O anda kafama dank eden soruyla hızla Asil'e döndüm. "Asil, araba nerede?" dediğimde boş boş yüzüme baktı. "Bir saattir arkamızdan geliyor, görmüyor musun?" dediğinde hızla arkamı döndüm ve Asil'in kuzeni Can ile göz göze gelince içim rahatladı. "Ay iyi bari, bir an korktum." dedim ve Ahsenin biraz uzaklaşmasını bekleyip ara sokağa girdik. Bu sokak her zaman böyle boş olurdu. Dar ve düz kirli beyaz duvardan başka hiçbir şeyin olmadığı bir sokak. Gündüzleri kimse olmazdı, geceleri ise tinerciler ile dolu olurdu. Bazı sokaklar gece yaşardı. Bu da o sokaklardan biriydi. "Ben hallediyorum canlarım, bu anı bir saattir bekliyorum." dedi ve hızla ilerlemeye başladı. Asil, Meteye seslense de umrunda bile olmamıştı. Hem yürüyor hem cebinden bir şeyler çıkarıyordu. "Elinde ne var?" dedim aceleyle. "Bayıltmak için bir ilaç." dediğinde Asil'e gözlerimi kocaman açarak imalı imalı baktım. Bu kadar kısa sürede bunları nasıl planladılar anlayamamıştım. Mete, Ahsen'in arkasından mendili hızlı bir şekilde yüzüne yapıştırınca tiz bir ses parlayıp sönmüştü. O kadar heyecanlanmıştım ki, içim uzun zamandır böyle kıpır kıpır olmamıştı. En son yaptığımız olaydan sonra bir hafta bedel ödediğimiz için bu hissi uzun zamandır tatmamıştım böyle olacağını bilsem daha önce yapardım diye düşünüp gülmeye başladım. Asil bana doğru dönünce onların arabaya biniyor benim de olduğum yerde öylece kaldığımı farkedip hızla peşlerinden gidip arabaya bindim. Ahsen yüzünden sıkış tepiş olmuştuk. Neyse ki Asil kuzenini göndermişti de bir sıkıntı olmadan gidebiliyorduk. "Ay resmen kız kaçırdık." diye kahkaha atınca hepimiz Mete'ye dönüp gülmeye başladık. Mekanın önüne geldiğimizde etrafa bakıp kimsenin olmadığından emin olduk. Mete, Ahsen'i kucağına alıp hızla içeri soktuğunda biz de arkasından girip kapıyı kilitledik. Burası bizim mekanımızdı, henüz 9 yaşındayken burayı keşfetmiştik. Eskiden küçük bir kitapçı olduğu için ilgimizi çekmiş, sürekli gelmeye başlamıştık. Sahibi Nejat amcaydı, her gün geldiğimiz için biz ona oda bize alışmıştı ve bir aile gibi olmuştuk. Dört sene sonra oğlunun yanına taşınmaya karar verdiğinde burayı bize emanet etmişti. O günden beri burayı hiç terk etmedik, arada bizi arar sorardı. O yüzden bağımız hiç kopmamıştı. Nejat amca gitmeden dükkanın adı . Biz de hiç değiştirmedik ve hep öyle söyledik. Arkada küçük bir bahçesi vardı Ada'yla orayı düzeltmek için o kadar uğraşmıştık ki şimdi içinde salıncağı olan tatlı bir yere dönüştürmüştük. "Bahçenin kapısını kapat Mete." diye emir verdi Asil. Mete kapıyı kapatıp gelince hepimiz koltukta uzanan ve mışıl mışıl uyuyan Ahsen'e bakıyorduk. Hiçbir şeyden haberi olmayan ve uyandığında korkudan ne yapacağını şaşıracak bir kız. Bu bizim için sadece küçük bir şakaydı ve şakanın dozunu asla kaçırmazdık. "Ee gençler." dediğinde sıralandığımız hizada dönüp Mete'ye baktık. "Evet." dedik keyifle gülerek. "Başlıyor muyuz?" "Kız uyanmadan başlasak iyi olur bence." dedi Ada gülmeye devam ederek. "Başlıyoruz o zaman." dedim ve gözlerimi kısarak Ahsen'e baktım. Bu bir savaş değildi, bir yarış da değildi. Sadece bir şakaydı ve bu şaka tam da istediğim şekilde sonuçlanacaktı. Kötü değildik, kötü olmanın ne olacağını bilmeyecek kadar gamsızdık. Bizi biz yapan tam da buydu.


