On ikinci bölüm: Rüya "Bir yangında alev alev yanarken bile, uğrunda kaybettiğim şeyleri bir an olsun düşünmedim." Çok korktum, korktuğum şey yalnız gördüklerim değil, hissettiklerim de içindeydi. Yüzme bilmeden denize girmekten zevk alan bir insandım ben. Ayağımı dalgaların arasına soktuğumda titreyen, ama girdikçe hazzı beni ısıtan. Aslında derinlere gitmeye cesareti olmayan, ama korkularını ölmeyi göze alarak kaybeden bir kızım. Ben korkularımla savaşmam, içine girer, beni öldürmesini beklerim. Her zaman böyleydim. "Vera, yüzüme bakar mısın? Titremeyi kes lütfen beni korkutuyorsun." dedi Asil eliyle çenemi hafif hareketlerle kavrarken. Okyanusu koyulaşmış gecenin karanlığına bürünmüştü. "Gördüm, çok korkunçtu." dediğimde herkes bana doğru eğilmiş, bir anlam aramaya çalışıyordu. "Ne gördün ya? Ben anlamıyorum. Biri mi geldi yanına?" dedi Mete. "Simsiyah giyinmişti, bana doğru geliyordu. O sırada siz gelince kaçtı." ürkek nefesim soluğumu tıkarcasına baskı yaparken kendimi bir yudum nefese tutunmak için bastırıyordum. "Nereye kaçtı? Erkek miydi?" dedi Ada elleriyle kollarımı sarmıştı. "Yok oldu, gördüm işte. Kayboldu adam. Öyle bir anda belirdi ve sonra yok oldu." dedim. Sesim soğuktan mı korkudan mı titriyordu emin değildim. "Vera, dışarıda kimse yoktu. Çok içtin, hayal görmüşsün işte. Korkma bak biz yanındayız." dediğinde gözlerimi Mete'nin gözlerine sabitledim. "Ya ne hayali ya? sen benimle dalga mı geçiyorsun? Gördüm diyorum adamı." dediğimde Asil, Mete'ye sertçe bakınca sustu. "Tamam birtanem, gel hadi uyutayım ben seni." dedi Asil. "Hayır, uyuyamam. Ya geri gelirse? O zaman ne bok yiyeceğiz?" dediğimde önüme diz çöküp elimi tuttu. "Ben varım burada, sence biri sana yaklaşmaya cesaret edebilir mi?" dediğinde kafamı hafifçe sağa sola doğru salladım. Onun yanında bana kimsenin dokunamayacağını defalarca söylese de ben ona zarar gelmesinden de korkuyordum. "Tamam bak, biliyorsun sende. Hadi gel güzelim." dedi ve bende elinden destek alıp kalktım. Asil elini belime doladı ve benimle yürümeye başladı. O kadar çok titriyordum ki, kendimi kontrol edemeyecek haldeydim. Yukarı çıktığımızda bana ayarladığı odaya girdik. Asil beni yatağın üzerine oturttu ve ışığı açıp kapıyı kapattı. "Ne giyeceksin? Çıkarayım." dediğinde koltuğun üzerine bıraktığım siyah kadife pijamalarıma baktım. Asil farkedince hızlı bir hareketle pijamalarımı alıp yanıma koydu. "Sen giyin ben bir lavaboya gireyim." dediğinde kafamı salladım. Ebeveyn lavabosu olduğu için odadan çıkmaması beni rahatlatmıştı. Başım döndüğü için kıyafetlerime bir süre bakıp, gözümde netleştiğinde üstünü dizlerimin üstüne çektim ve soyundum. Hızla pijamalarımı giydikten sonra yorganın altına girip oturdum ve sırtımı yatağın başlığına yasladım. Asil lavabodan çıkıp hızla yanıma oturdu. Yüzümü garip bir ifadeyle incelerken biraz çekinmiştim. "Daha iyi misin?" dediğinde hafifçe kafamı salladım. "İyiyim." dediğimde gözlerini şefkatle bakarak yumdu. "Uzan hadi, sen uyuyana kadar buradayım ben." dediğinde oturduğum yerden kaydım ve kafamı yumuşak yastığın üzerine koydum. "Işığı kapatmamı ister misin?" dediğinde gözüm pencereye kaydı. Issız görüntü içimi ürpertiyordu. "Hayır, kapatma lütfen." dedim. "Tamam, hiçbir şey düşünmeden sadece uyumaya çalış." dediğinde gözlerimi sıkıca yumdum. O karanlık cüsseli adam gözümün önüne geldiği anda hemen gözlerimi geri açtım. Asil bana endişeli bir şekilde bakıyordu. Savunmasızlığımı bütün hücrelerimde hissediyordum. Asil, kaşlarını hafifçe eğmiş, loş ışığın gölgesinde kirpikleri göz altlarına düşmüştü. "Ne oldu?" dediğinde elini tuttum. "Gözümün önüne geliyor." dediğimde ellerimi sıkıca tuttu. "Ben buradayken hiçbir şey olmayacak, söz veriyorum. Başka bir şey düşün, güzel şeyler." dediğinde gözlerimi tekrar yumdum. Hiçbir şey düşünmemeye çalışmak gerçekten çok zordu. Kendimi sıktıkça düşünceler beynime daha çok hücum ediyordu. Kendimi serbest bırakmak için çabalarken aslımda daha çok sıktığımı yeni yeni farkediyordum. Gözümde karanlığa odaklanmış, boşluğa odaklanmak için çabalıyordum. Tahminen on beş dakika olmuştu, ama ben tam anlamıyla uykuya dalamamıştım. Yanımda bir şeyin kıpırdandığını hissettim ama umursamadım. Kapı sesi duyunca gözlerimi açıp hızla etrafa bakındım. Asil kapıyı açmış, odadan çıkıyordu. Onu öyle görünce birden huzursuzlandım. "Gitme." dedim kısık çıkan sesimle. Asil bana döndüğünde şaşkın bir şekilde bakıyordu. "Uyumadın mı sen?" dedi kapıyı örtüp yanıma gelirken. "Uyuyamadım." dediğimde huzursuz görünüyordu. "Kenara kay." ona uyup yatağın diğer ucuna kaydım. Asil yorganı kaldırıp yanıma uzanınca ona doğru döndüm. Tam uzanmamış, başını yatak başlığına yaslamıştı. Sık nefeslerinin sebebini bilmesem de beni de germeyi başarmıştı. "Burada kalacaksın değil mi?" dediğimde elini saçlarımda gezdirdi. "Gitmeyeceğim merak etme." dediğinde hafifçe tebessüm ettim. Asil üstündeki balıkçı yaka, siyah kazağını bir hamleyle bedeninden çıkardı ve yatağa tamamen uzandı. "Üşümüyor musun?" dediğimde başını salladı. "Ben üstümde bir şey olduğunda uyuyamıyorum." dedi kaçamak bakışlarla. "Olsun." dedim ve koluna yüzümü gömdüm ve gözlerimi yumdum. Asil'in teni o kadar sertti ki zırh varmış gibi hissetmiştim. Odunsu, kehribar kokusu genzimi yaksa da bu hoşuma gitmişti. O kadar hoş bir kokuydu ki nefes vermeyi bırakıp sadece nefes almak istiyordum, ama bu mümkün değildi. Asil'in sarhoş eden kokusuyla bir anda kendimi uykuya teslim ettim. Yine oradaydım. O ormanda tek başıma. Bu sefer üzerimde beyaz bir elbise vardı. Eteğin alt kısımları yırtılmış, üstü de omuzumdan düşmüş, dağılmıştı. Tek başıma koskoca ormanda bilmediğim bir boşluğa koşuyordum. Nereye koştuğumu da bilmiyordum ama içimdeki ses bana sadece, "koş, durma, kaçmazsan öleceksin." diyordu. Koştukça soğuk daha da bedenime yapışıyor, titrememe sebep oluyordu. Adımlarımı hızlandırdığımda ısınıyordum, kendi vücut ısım yükseliyor, beni gevşetiyordu. Hakim olmadığım bir duygu beni sürekli ele geçiriyordu. Koştum, koştum ve koştum. Etrafıma baktığımda farkettim ki ben hep aynı yeri dönüp koşuyorum. Koştukça uzaklaştığımı zannederken, aslında bir çember çizdiğimi yeni farkediyordum. Bir an durdum elimi dibimde duran büyük gövdeli ağaca yasladım. Bir anda yapışkan bir şey hissettiğimde elimi kaldırıp üstüme sürdüm. Beyaz elbisem bir dokunuşla kan içinde kaldığında gözlerim kocaman açıldı. Kanım çekildi, sustum. Neden burada dönüyorum diye düşünürken toprağın altından bir el çıkınca Ahsen'in mezarının etrafında koşturduğumu anlayıp içimden kopan en büyük çığlığı attım. Boşluktaydım. "Vera, Vera bana bak, şşh, kızım buradayım güzelim. Bak bana." Nefes nefeseydim, gözlerim bir fırıldak gibi dönüyor, nerede olduğumu çözmeye çalışıyordum. Asil ellerini yüzüme koymuş bana korku dolu bakışlarla bakıyordu. Onu görünce birden kendime geldim. Hemen üstüme baktım, beyaz bir elbise yoktu. Ellerimde de kan yoktu. Duygu yüklemesine dayanamayıp gözümde dolan yaşları serbest bıraktım. "Vera, rüya gördün güzelim. Hiçbir şey yok, bak ben buradayım. Korkulacak bir durum yok." diyordu Asil. Birden hareketlenince onu izlemeye başladım. Yatağın baş ucunda duran sehpadan bir bardak su alıp bana uzatınca hiç düşünmeden aldım ve yavaşça doğrulup suyu içtim. Boğazım o kadar kurumuştu ki, uyurken kendimi çok sıktığımı o zaman farketmiştim. Nefes bile almamıştım, gerçekten almamıştım. Asil, yarısına kadar içtiğim suyu elimden alıp sehpaya geri bıraktı. "İyi misin?" dediğinde kafamı geriye attım ve gözlerine baktım. Endişeli gözleri yine zehrine bulanmış, beni inceliyordu. "İyiyim. Sadece çok korktum." "O gördüğün şey yüzünden kabus görmüş olabilirsin. Korkma ben yanındayım." "Her gece aynı rüyayı görüyorum Asil." dediğimde kaşları aniden çatıldı. "Ne?" dedi kafasını sallayarak. Merakla bana bakıyordu. "Evet, her gece ormandayım. Ahseni gömdüğümüz yerin tam üstünde, tek başımayım. Çok korkuyorum artık. Uyumak bile istemiyorum." dediğimde ellerini yüzümde gezdirdi. "Korktuğun için seni ele geçiriyor. Korkmayacaksın, o senden korkacak. Sen korkarsan o seni korkutmak için hazırda bekliyor zaten." dediğinde gözümden bir yaş daha aktı. Eliyle hemen o yaşı silince nefes alış verişlerim biraz daha sakinleşmişti. "Ne yapmamı istiyorsan, senin için yaparım. İyi hissediceksen çıkalım balkonda oturalım. Ne istersen." dediğinde bir süre cevap vermedim. "Sadece uyuyabilmek istiyorum. Huzurlu bir şekilde." dediğimde yüzümdeki eli yavaşça aşağı indi, ve geri çekti. "Uyuyalım." dedi ve yanıma uzandı. Yüzümü ona döndüğümde zehir gözleri, gözlerimden bir an olsun ayrılmıyordu. Hiçbir şey konuşmuyorduk, sadece birbirimize derin bir anlam arayarak bakıyorduk. Korku yüzüme yayılmış olsa da şu anda eriyip gittiğine emindim. Asil'in sıcak nefesi bedenimi gevşetmeyi başarıyordu. Gözünü bir an bile yüzümden ayırmaması beni utandırdığı için ne yapacağımı bilemiyordum. Bana biraz daha yaklaştığında bir ip gibi gerilmiştim. "Çok farklısın." dediğinde gözlerimi kıstım. "Nasıl?" dediğimde gözleri hala gözlerimdeydi. "Çok cesur görünüyorsun, korkusuzsun, kimse sana bir laf bile edemez, dışarıdan öyle görünüyorsun. Ama içinde yolunu bulamayan küçük bir kız çocuğu var. Bunu ben bile yeni yeni görebiliyorum. Kimseye göstermiyorsun, sadece bana bir kere gösterdiğin için ben görebiliyorum." dediğinde öylece ona bakıyordum. Okyanusundaki hareler geceye yakışır bir şekilde karardı. Kokusu beni sarhoş ettiği için tek odaklandığım şey oydu. "Asil, yanlış görmüşsün. Benim içimdeki çocuk çoktan öldü." dediğimde eliyle saçlarımı geriye atıp, yüzüme dokunmaya başladı. Gözlerime, burnuma, dudaklarıma. "Sen öyle hissetmek istediğin için öyle hissediyorsun. Öyle görmek istediğin için öyle görüyorsun, bambaşkasın." dediğinde dudaklarımın üstündeki elini hafifçe öptüm. Asil birden elini çekip burnunu burnuma değdirdiğinde hiç sesimi çıkarmadım. Soluklarımız coşkulu bir şekilde birbirimizinkine karışıyordu ve bedenim istemsizce ona itiliyordu. Andaydık, anı yaşıyorduk ve bundan hiç şikayetim yoktu. Dudaklarını benim dudağımın üstüne hafifçe örttüğünde vücudumdaki sıcaklık on kat arttı. Elim yanağındaydı, kemikli yüzünün kasıldığını avuçlarımda hissedebiliyordum. Artık çıkarmak istediğim bir sesim bile yoktu. Dudaklarının arasında sonsuz nefesimi almak ve bedenimi çarpan o sert rüzgarları teniyle yumuşatmak istiyordum. Hafif öpüşü dudaklarımda muazzam bir tat bırakıyordu. Geri çekildiğinde gözlerine bakamadım. Öylece durduk, o anda kendi dünyamı bir ihtimal de olsa bir parıltıya teslim edebilmiştim. Belki de karanlık da o parıltıya muhtaçtı, bizim gibi.
Bölüm 12
MY-12
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.