On üçüncü bölüm: Yabancı "Karlar bizi üşüttüğünde, üstünde güneş gibi yanmaya hazırım." Gözlerimi araladığımda Asil'in yüzü göğsümde mışıl mışıl görünüyordu. Uyurken o kadar yakışıklı görünüyordu ki, herhangi bir kızın ona tutulmaması imkansızdı. Gerçi uyanıkken de pek bir farkı olduğu söylenemezdi. Kokusu odayı sarmış, benim tenime bile işlemişti. Kollarımı kendime doğru yaklaştırdığımda Asil'in uzuvlarımı harekete geçiren o kehribar kokusu yayılıyordu. Bu durumdan hiç şikayetçi değildim. Dün yaşanan olayı yine iki sene önceki gibi hiçe mi sayacaktık, yoksa bir şeylerin başlangıcı mı olacaktı bilmiyordum. Aslında şu anda böyle bir duruma hazır olduğumu sanmıyordum. Eminim ki o da benim gibi hazır değildi. Zaten bu başımızdaki belaların arasında ikimizin yaşayabileceği bir ilişki imkansızdı. Ona aşık mıyım, onu bile bilmiyordum. Kapı aniden gürültüyle açılınca Asil gözlerini huzursuz bir ifadeyle araladı. Ben aniden uzandığım yerden sıçrayınca Ada ve Mete karşımızda dikilmiş şaşkınlıkla bize bakıyorlardı. "O-o çıplak mı? Çok, çok özür dileriz. Çıkalım Mete." dedi Ada hararetli bir şekilde. "Ya saçmalamayın be. Çıplak falan değil. Kazağı yok sadece. Hey nereye gidiyorsunuz?" dediğimde çoktan kapıyı üstümüze kapatıp çıkmışlardı bile. Ada durumu öyle kötü göstermişti ki utancımdan yüzüme sıcaklık hücum etmişti. Asil'in umurunda bile olmamıştı, biraz kımıldandı, bana baktı ve kolunu üstüme atıp tekrar gözlerini yumdu. Onun bu hareketi yüzümde muzip bir gülümseyişe sebep olsa da utancımdan tepki bile vermeye çekiniyordum. "Asil." umursamıyordu. "Asil, hadi kalk." dedim elimle onu dürterek. "İnsan öperek uyandırır." diye mırıldanınca gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. "Hadi kalk artık." dediğimde bir heykel gibi asla kıpırdamadan yatması gözlerimi ondan kaçırmama sebep oluyordu. "Keyfim yerinde benim, sende homurdanacağına uzan. Tatile geldik." dediğinde onu sarsmaya başladım. "Ya hadi kalk, ben gidiyorum." dedim ve kolunu itip sürünerek yataktan kalktığımda beni aniden kolumdan yakalayıp yatağa geri yatırdı. "Ya, ne yapıyorsun?" dediğimde beni biraz öncekinden daha da sıkı bir şekilde kolunun altına aldı. "Gitme, sıcaklık veriyorsun." dedi dudağını hafifçe öne doğru büzerek. "Elektrikli ısıtıcın olmadığım kalmıştı." Bu sefer oda güldü. Gülüşünün beş saniye dengemi bozmasına sesimi çıkarmadım. Göz göze geldiğimiz an yerinde hızla doğruldu. "Aman iyi be. Kalk git." dedi ve sürünerek yataktan kalktı. Bakışım onu rahatsız mı etmişti? Bunu daha sonra düşünecektim. Kazağımı ve pantolonumu koltuğun üstünden aldıktan sonra banyoya doğru ilerledim. "Yanlış anladılar zaten, off." diye mırıldandığımda Asil'den ses gelmeyince dönüp göz ucuyla baktım. Bana sert sert bakıyordu. Uykulu haliye o sert bakışı bile yumuşuyordu. "Neyi yanlış anladılar?" dedi ve ayağa kalkıp yanıma geldi. "Ya senin üstün falan yok ya." dedim gözlerimi muazzam görünen vücudundan kaçırmaya çalışarak. "Ee, yanlış olan ne?" dediğinde gözlerimi devirdim. Sanki her konuştuğu kelimede daha da yaklaşıyordu. Elimle onu biraz itekleyince hacıyatmaz edasıyla daha da yaklaştı. "Ne sence? Yanlış olan ne olabilir? Bizi beraber olduk sandılar." dediğimde küstah bir tavırla güldü. Gamzesi gel beni öp diye bağırırken kendimi sıkarak dizginledim. "Vera, dün hiçbir şey yaşanmadı mı sence?" dediğinde gözlerimi yüzünden kaçırdım. "Hayır, bir şey olmuş gibi konuşma istersen." dediğimde çenemden tutup başımı yukarı kaldırdı. Yüzünü dudaklarıma iyice yaklaştırdığında geri geri gidip hızla banyoya girdim ve kapıyı ardımdan kilitledim. Bu saçma hareketi neden yaptım bilmiyordum ama ona da saçma geldiği sesinden belli oluyordu. "Ne kaçıyorsun kızım? Yedik sanki." dediğinde kendi kendime gülmeye başladım. Ona cevap vermeden hızla duşa girdim ve çıktım. Saçlarımı kurulayıp tepeden topladıktan sonra hızla giyindim ve banyodan çıktım. Asil giyinip çoktan çıkmıştı bile. Yatağı toparladıktan sonra bende telefonumu aldım ve odadan çıktım. Aşağı indiğimde bizimkiler masaya oturmuş kahvaltı yapıyordu. Her şey gayet normal göründüğü için rahatlamıştım. "Günaydın." dedim kısık bir sesle. "Günaydın Vera." "Günaydın." dediklerinde gülümseyerek masaya Ada'nın yanına oturdum. Asil o kadar hızlı yiyordu ki kafasını bile kaldırmıyordu. "Bana çay koyar mısın Mete?" dediğimde Mete elimdeki bardağı alıp bana bir çay koydu ve bana uzattı. "Ee bugün bir şeyler yapıyor muyuz? Boş boş oturmaktan sıkıldım." dediğimde Ada bana döndü. "Sen iyi misin kuzum. Dün biraz kötüydün ama belli ki birileri seni iyileştirmiş." diye zarf atınca Mete de güldü. Bakışlarındaki tatlı imayı anlamamak için kör olmak gerekirdi. "Saçmalamayın, gece çok kötüydüm. Asil de yanımda kaldı. Hepimiz yıllardır beraberiz, çok yakınız. Böyle düşünmeyin." Asil bardağındaki çayı kafasına dikip bardağı sertçe masaya vurdu ve kalktı. Hepimiz gözümüzle onu seyrederken kızdığını anlayamayacak kadar salak değildim. Montunu alıp giymeyi bile beklemeden dışarı çıkınca bizimkilerin gözü benim üstüme çevrildi. "Asil bu kadar kızdığına göre-" "Sus Ada. Cıvıttınız artık." dedim ve bende masadan kalktım. O sırada Mete beni durdurdu. "Tamam kanka, siz niye bu kadar sinirlendiniz ben onu anlamadım. Gel otur şuraya birazdan çıkar dolaşırız." dediğinde oturdum. Bana kızmıştı, kırılmıştı. Onu kırmıştım ve bu beni incitmeyi başarıyordu. Asil'in verandada sigara içtiğini karşımda duran ahşap pencereden görebiliyordum. Sağa sola gidip duruyor, gergin görünüyordu. Onun böyle olmasının sebebi bendim ve bu beni huzursuz etmişti. Bizimkilerle masayı topladıktan sonra evden çıktık. Asil verandada durmuş bizi bekliyordu. Bizi görünce hiç umursamadan önden yürümeye başladı. "Asil kardeşim neyin tribindesin sen ya?" dediğinde Asil hızla Meteye döndü. Yanağını dolduran dili onu daha da sinirli gösteriyordu. "Ne tribi? Trip atar mıyım sence ben hiç?" dediğinde Mete teslim olur gibi ellerini havaya kaldırdı ve ağzına fermuar çeker gibi yapıp yanında yürümeye devam etti. Burası cennetin karlı köşesi gibiydi. Yukarıdan gelen güneş, karın üstünü renkleriyle boyuyordu. İlerledikçe birkaç ev daha görmüştük. Onlar da Asil'in evine benziyor gibiydi ama onun kadar güzel olamazlardı. O ev bambaşkaydı. Küçük bakkal gibi bir yer görünce işaret ettim. "Aa bakın bakkal var." dediğimde Asil bana gerizekalıymışım gibi baktı. "Hayatında hiç bakkal görmemiş gibi konuşma istersen." deyip neşemi kaçırdığında ona tavırlı bir şekilde baktım. "Hadi size çikolata ısmarlayayım." dediğinde Mete'nin beline sıkı sıkı sarıldım. "Cansın sen can. Keşke herkes senin gibi olsa." dediğimde Asil güldü ama gülüşünü saklamaya çalışırcasına kafasını farklı yöne doğru çevirdi. Bakkala girdiğimizde şirinliği gözüme çarptı. Ufacık ve sıcacıktı. Duvarlar açık maviydi ve küçük bir ısıtıcı yaşlı adamın dizlerinin önünde duruyordu. "Hoşgeldiniz çocuklar." dedi güleryüzlü adam. "Hoşbulduk amcacığım. Biz şu çikolatalardan alalım." dedi Mete elindeki çikolataları adama uzatıp. "Altı tl verseniz yeterli." dedi. "Sağ ol amcacım." dedi ve dışarı çıkmak için ilerledik. O sırada amca seslenince hızla döndük. "Siz yeni misiniz buralarda?" dediğinde Asil yaşlı amcaya döndü. "Yok amca benim ev ileride. Arada geliyoruz." dediğinde yaşlı amca güldü. "Kerem'in arkadaşları mısınız siz?" dediğinde hepimiz kaşlarımızı çatıp adama baktık. "Kerem? Hangi Kerem?" dedi Asil. "Kerem Tunç, oda benim komşum sayılır. On beş metre ötede oturuyor." dediğinde hepimiz şok olmuştuk. Kerem Tunç dediği bizim Kerem'di. "Arkadaşımız bizim. O burada mı? Hiç karşılaşmadık." dediğinde yaşlı amca güldü. "Burada ya, uğrayın isterseniz. Evdeydi ben çıkarken." dediğinde teşekkür edip çıktık. Biraz ilerledikten sonra Asil bize döndü. "Bu herif bizi mi takip ediyor?" dediğinde biraz düşündük. Benim kafamı nedense çok kurcalamıştı. Kerem kafayı bize takmış olabilirdi. "Oo gençler, siz ne yapıyorsunuz burada ya?" dedi kollarını açarak bize doğru gelen Kerem. Kerem tam karşımızda durmuş tip tip bize bakıyordu. "Selam Kerem bey, asıl siz ne arıyorsunuz burada?" dedi Asil. Kerem güldü. "Valla benim ev burada. Arada geliyorum böyle. Partilemeye, anlarsınız ya?" dedi göz kırparak. Gözlerimi devirdim. O sırada Ada beni dürtünce ona gözlerimi kocaman açtım. Yakalatacaktı beni. "İyi, bizde ondan geldik. Değil mi çocuklar?" dedi Asil. "Aynen kardeşim." dedi Mete elini Asil'in omzuna atarak. "Sen nasılsın Vera?" dedi Kerem bana yaklaşarak. Gözlerim kocaman açıldı. Asil ve Mete gözlerini dikmiş bize bakıyordu. "İyiyim Kerem. Sen nasılsın?" dediğimde gülerek kulağıma doğru eğildi. "Seni özlemişim." dediğinde huzursuzca olduğum yerde kıpırdandım ama sesimi çıkarmadım. Eğildiği yerden kalkınca gözüm Asil'in bakışlarına takıldı. Buz gibi bakıyordu. "İyiyim güzelim. Neyse akşam bana gelsenize." dediğinde Asil sinirli bir tavırla güldü. "Bu mu senin ev?" dedi ilerde duran evi göstererek. "Ta kendisi. İşiniz yoksa akşam bekliyorum." dedi ve bana göz kırptı. Çocuklara da el sallayıp bizden uzaklaştı. Asil öylece durmuş bana öfkeyle bakıyordu. Kerem iyice uzaklaşınca bana doğru gelip kolumdan tuttu ve kendine çekti. Öyle hızlı çekti ki bedenine sarsılarak çarptım. Bakışları yine zehrine bulanmış, beni zehriyle yakarak öldürecek gibi bakıyordu. O an çevremde kim varsa yok oldu. Ağaçlar bile. Sadece biz kaldık. "Ne işin var senin o herifle?" dediğinde kolumu kurtarmaya çalıştım. "Hiçbir şey. Ne alakası var? Sadece nasılsın diye sordu." dediğimde Asil gözlerini kısarak bakmaya devam etti. İnanmadığı yüzünün kıvrımlarından haykırırcasına bağırıyordu. "Görüşeceğiz seninle." İşte şimdi işim bitmişti.
Bölüm 13
MY-13
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.