Merve olarak motoruma atlayıp evin yolunu tuttum. Ancak dikiz aynasından gördüğüm üç siyah motorlu, huzurumu kaçırmaya yetti. Beni takip ettiklerinden emin olmak için aynı güzergahta birkaç kez tur attım; şüphelerimde haklıydım. Akıncı ile iş birliği yaptığımı bir şekilde öğrenmişlerdi ve belli ki amaçları beni sorguya çekmekti. Şehir merkezinden uzaklaşıp izimi kaybettirmeye çalışırken motorlulardan ikisi yolda ayrıldı, peşimde sadece bir tanesi kalmıştı. Onu şehir dışına, ıssız ormanlık alana doğru çekmeye başladım. 'Bakalım derdi neymiş, bir sorayım,' diye düşünürken adam aniden arbaletini çıkardı ve lazer benzeri bir enerji oku ateşlemeye başladı. Anlaşılan derdi sormak değil, direkt işimi bitirmekti! Ağaçların arasından hızla süzülüp birkaç kez manevra yaparak atışlardan kurtulmayı başardım. O sırada ikimiz de hızın etkisiyle önümüzdeki devasa duvarı fark etmemiştik. Son saniyede asfalta asılıp fren yapmayı başardım; lastiklerden çıkan o yanık kokusu ciğerlerime doldu. Ancak peşimdeki adam benim kadar şanslı ya da maharetli değildi. Motoru büyük bir gürültüyle duvara çarptı, saniyeler içinde paramparça olan araçtan yoğun dumanlar yükselmeye başladı." "söyle bana bana bu saldırının amacı ne?"
"sana 2 seçenek sunuyorum ya benimle gel yada zorluk çıkart"
Oldu paşam, başka? Niye gelmişiz, nereye gidecekmişiz?" diye seslendim dumanların arasından çıkarken. Adamın üzerinde gri bir kıyafet vardı; siyah maskesinin içinden bana öyle bir bakış fırlattı ki, niyetinin hiç de iyi olmadığı belliydi. "Bunu sen istedin," dedi buz gibi bir sesle ve üzerime atıldı. Garip bir şeyler vardı... Her hamlemi, her manevramı sanki saniyeler öncesinden biliyormuş gibi karşılık veriyordu. Hareketlerimi önceden kestirmesi neredeyse imkansızdı ama her seferinde bir adım önümdeydi. Nasıl olabilirdi bu? Bir süre sonra geri çekilir gibi yaptı ama bu sadece bir tuzaktı. Aniden küçük, jilet keskinliğinde bıçaklar fırlatmaya başladı. Onu tam köşeye sıkıştırmışken, fırlattığı jiletlerden birkaçı karnıma saplandı. Yaralar çok derin değildi ama keskin ve yakıcı bir acı tüm vücuduma yayıldı. Acının etkisiyle olduğum yere, dizlerimin üzerine çöktüm; ellerimle kanayan yaramı tutarken nefesimi düzene sokmaya çalışıyordum.
Adam gitmişti... Canım çok yanmasına rağmen zar zor motoruma binmeyi başardım. Tek istediğim bir an önce eve ulaşmaktı. Sonunda eve vardığımda anahtarları çıkarıp kapıyı açtım. 'İyi bok yedin çatı katına taşınarak,' diye söylendim kendi kendime, merdivenleri çıkarken. Yaralarımın kanaması durmuştu ama o ağır kan kokusu genzime vuruyordu; gerçekten iğrençti. Hemen banyoya girip alkollü pamukla pansumanımı yaptım, ardından sıcak bir duş aldım. Ilık suyun altında nihayet biraz rahatlama şansı bulmuştum. Duştan sonra kendime bakım yapıp yaralarımı güzelce sardım. Sonunda başımı huzurla yastığa koyabildim. Gözlerimi kapattığımda aklımda tek bir düşünce vardı: Akıncı bana çok tanıdık geliyordu. Gamzeleri... Neredeyse Fatih'inkilerle aynıydı. Fatih uzun boylu, güler yüzlü ve şakacı biriydi; ama o gamzelerin aynısı Akıncı'da da vardı. Gerçekten hakkını yiyemem, çocuk yakışıklılığın vücut bulmuş haliydi. Belli ki beyaz yaka çalışanıydı ama ona karşı düşüncelerim yavaş yavaş değişmeye başlıyordu."
