İçeriğe geç

MASKELİNİN CİNAYET LİSTESİ

Bölüm 8 · 6 dk okuma

MASKELİNİN CİNAYET LİSTESİ

Bölüm 8

SİLİNEN KAYIT

Yiğit'in duyduğu son cümle hâlâ kulaklarındaydı.

“Sıradaki kişiyi öğrenmek ister misin?”

Bir an boyunca ne yapacağını bilemedi.

Elindeki telefon titriyordu. Mert'in evinden gelen ses kaydı hâlâ açıktı. Ardından kayıt cihazından yalnızca cızırtı gelmişti.

Yiğit hemen polisi aradı.

“Polis mi? Mert'in evinde biri var. Arkadaşımın evinde. Bir şey oldu... Hemen gelmeniz gerekiyor.”

Telefonu kapatır kapatmaz arabasına koştu.

Motoru çalıştırırken ellerinin titrediğini fark etti.

Mert'in söylediği söz aklına geldi.

“Benim ölmemi de göze alabilecek misin?”

“Dayan,” diye mırıldandı Yiğit. “Ne olur dayan.”

Arabayı olabildiğince hızlı sürdü.

Mert'in apartmanına vardığında sokağın başında birkaç polis aracı vardı. Üst komşu kapının önünde bekliyor, polis memurlarına bir şeyler anlatıyordu.

Yiğit arabadan iner inmez apartmana koştu.

“Ne oldu?”

Bir polis memuru önünü kesti.

“Yiğit Bey, lütfen geride durun.”

“İçeride Mert var!”

“Biliyoruz.”

“Kapıyı açın o zaman!”

Polisler kapının önünde toplanmıştı. Kapı kilitliydi.

Yiğit ileri atılmak istedi fakat iki memur onu tuttu.

“Bırakın beni!”

“Yiğit Bey, sakin olun.”

“İçeride arkadaşım var!”

Üst komşu titreyen sesiyle konuştu.

“Sesler duydum. Bağırıyordu. Sonra bir şeyler devrildi. Polisi ben aradım.”

Yiğit'in yüzü bir anda bembeyaz oldu.

Mert'in az önceki sesi zihninde yankılandı.

“Bırak!”

Kapı açıldı.

İçeri giren polislerden biri birkaç dakika sonra dışarı çıktı.

Yüzündeki ifade Yiğit'in içini daha da kötü yaptı.

Polis ona yaklaştı.

“Yiğit Bey...”

Yiğit nefesini tuttu.

“Mert Bey öldürülmüş.”

Sanki apartmandaki bütün sesler bir anda kesildi.

Yiğit hiçbir şey söylemedi.

Sadece duvara yaslandı.

“Hayır...”

Polis devam etti.

“Yanında bir not bulunmuş.”

“Ne yazıyordu?”

Polis memuru kısa bir tereddütten sonra notu söyledi.

“‘Çok şey öğrendin.’”

Yiğit'in gözleri boşluğa kaydı.

Mert'in sesi tekrar zihninde belirdi.

“Benim ölmemi de göze alabilecek misin?”

Yiğit yavaşça yere oturdu.

Mert bunu sormuştu.

O da cevap vermişti.

“Ben seni korurum.”

Ama koruyamamıştı.

Mert, Yiğit gittikten sonra öldürülmüştü.

Üstelik üzerinden yarım saat bile geçmemişti.

Yiğit ellerini yüzüne kapattı.

“Ben gitmemeliydim...”

Polis memuru yanında durdu.

“Yiğit Bey, kendinizi suçlamayın. Olayla ilgili ifadenizi almamız gerekiyor.”

Yiğit cevap vermedi.

Bir süre sonra olay yeri inceleme ekipleri geldi. Apartmanın önü hareketlendi. Polisler girip çıkıyor, fotoğraflar çekiliyor, Mert'in evinden çeşitli eşyalar çıkarılıyordu.

Yiğit hâlâ aynı yerde oturuyordu.

Bir polis memuru yanına gelip notun fotoğrafını gösterdi.

“Bu notu daha önce gördünüz mü?”

Yiğit başını kaldırdı.

“Hayır.”

“Bunu yazabilecek biri hakkında bir fikriniz var mı?”

Yiğit notun fotoğrafına baktı.

“Var.”

Polis bekledi.

Yiğit'in sesi kısıktı.

“Bunu yapan kişi... Mert'in konuştuğu kişi.”

“Maskeli kişi mi?”

Yiğit cevap vermedi.

Çünkü artık bundan emin olduğunu hissediyordu.

Polis bir süre daha soru sordu. Ardından Yiğit'e eve gitmesini söyledi.

Yiğit ayağa kalktı.

Apartmandan çıkarken son kez Mert'in kapısına baktı.

Kapı artık polis şeridiyle çevrilmişti.

---

Arabaya bindiğinde uzun süre motoru çalıştırmadı.

Direksiyonun başında oturup boşluğa baktı.

Mert'in sözleri...

Telefon...

Ses kaydı...

Ve o ses.

Hepsi birbirine karışıyordu.

Sonunda arabayı çalıştırdı.

Bir süre sonra kırmızı ışıkta durdu.

Tam o sırada gözü karşı kaldırıma takıldı.

Aynı kafe.

Sarı ışıklar.

Camların ardından görünen masalar.

Ve içeride, tezgâhın arkasında duran o genç kız.

Yiğit birkaç saniye boyunca ona baktı.

Sonra arabayı kenara çekti.

Kafeye girdi.

Kız onu fark etti.

“Hoş geldiniz.”

Yiğit cevap vermeden bir masaya oturdu.

“Bir kahve alabilir miyim?”

“Tabii.”

Kız birkaç dakika sonra kahveyi getirdi.

“Başka bir isteğiniz var mı?”

Yiğit fincana baktı.

“Var.”

Kız bekledi.

Yiğit gözlerini kaldırdı.

“Bana ağır kesici getir.”

Kızın yüzündeki ifade bir anlığına değişti.

“Onu veremem.”

Yiğit kısa bir gülümseme gösterdi.

“Zaten vermeyeceğini biliyordum.”

Kız da hafifçe gülümsedi.

“İyi.”

Tam o sırada kapı açıldı. Yeni bir müşteri içeri girdi.

Kız hemen ona döndü.

“Hoş geldiniz. Afiyet olsun.”

Yiğit kahvesinden bir yudum aldı.

Bir süre hiçbir şey düşünmeden oturdu.

Telefonunu masanın üzerine bıraktı.

Kız masaların arasında dolaşıyor, müşterilere servis yapıyordu.

Bir ara Yiğit'in masasına tekrar geldi.

“Başka bir şey ister misiniz?”

Yiğit başını iki yana salladı.

“Hayır.”

Kız masadaki boş bardağı alırken Yiğit'in telefonu elinin yanında kaldı.

Kız telefonu yalnızca bir anlığına gördü.

Sonra bardağı alıp uzaklaştı.

Yiğit fark etmedi.

Bir süre sonra telefonunu cebine koydu.

Kahvesini bitirdi, hesabı ödedi ve kafeden çıktı.

Kız, camın ardından onun uzaklaşmasını izledi.

Yüzündeki hafif gülümseme birkaç saniye sonra kayboldu.

---

Yiğit eve döndüğünde hava kararmıştı.

Kapıdan girer girmez abisini gördü.

Abi ayağa kalktı.

“Mert için üzgünüm.”

Yiğit durdu.

Sonra güldü.

Ama bu gülüşte hiçbir sıcaklık yoktu.

“Yalan söylüyorsun.”

Abisinin yüzü değişti.

“Ne?”

“Yalan söylüyorsun.”

“Yiğit...”

“Bu evde herkes bir şey saklıyor.”

“Şu an kafan çok karışık.”

“Babam ne yapıyor? Sen ne yapıyorsun? O eski evde ne oldu? Neden herkes aynı şeyleri söyleyip duruyor?”

Abi sustu.

Yiğit ona doğru birkaç adım attı.

“Bana bir şey söyleyin artık.”

“Bu gece olmaz.”

“Ne zaman olacak?”

“Yarın konuşuruz.”

“Bunu kaç kere söyledin?”

Abi cevap vermedi.

“Git yat, Yiğit. Gerçekten iyi görünmüyorsun.”

Yiğit başını tuttu.

Şiddetli bir baş ağrısı başlamıştı.

“Ben iyi değilim zaten.”

Abi bir şey söylemeden odasına gitti.

Yiğit de odasına çıktı.

O gece doğru düzgün uyuyamadı.

---

Sabah uyandığında başı hâlâ ağrıyordu.

Aşağı indiğinde ev sessizdi.

Babası da abisi de yoktu.

Mutfaktaki görevliye sordu.

“Babam nerede?”

“Abinizle birlikte şirkete gittiler.”

Yiğit saate baktı.

Evde kalmak için hiçbir sebebi yoktu.

Ama zihninde başka bir yer vardı.

Kafe.

Genç kız.

Dün geceki kısa konuşma.

Yiğit ceketini aldı ve evden çıktı.

---

Kafeye girdiğinde kız yine oradaydı.

Onu görünce başıyla selam verdi.

“Yine kahve?”

“Evet.”

Yiğit bu kez pencere kenarındaki masaya oturdu.

Kız kahveyi getirdi.

Yiğit uzun süre kafeden ayrılmadı.

Bazen konuşuyorlar, bazen sessizce oturuyordu.

Kız onun Mert'in ölümünden dolayı kötü durumda olduğunu anlamıştı.

Ama fazla soru sormadı.

Bu, Yiğit'in hoşuna gidiyordu.

Öğleden sonra Yiğit sonunda ayağa kalktı.

“Teşekkür ederim.”

Kız başını salladı.

“Rica ederim.”

Yiğit kafeden çıktı.

Doğruca polis merkezine gitti.

---

Komiser onu görünce dosyayı kapattı.

“Yiğit Bey.”

“Dün geceyle ilgili bir şeyi kontrol etmem gerekiyor.”

“Buyurun.”

“Mert'in evindeki güvenlik kameraları.”

Komiser birkaç saniye ona baktı.

“Onları zaten inceledik.”

“Ben de görmek istiyorum.”

Komiser işaret etti.

Kayıtlar açıldı.

Yiğit ekrana baktı.

Mert'in apartmanının giriş kapısı görünüyordu.

Kayıt ilerledi.

Yiğit'in gelişi.

Apartmana girişi.

Sonra çıkışı.

Ve ardından...

Hiç kimse.

Yiğit kaşlarını çattı.

“Sonra kimse girmemiş mi?”

“Görüntülere göre hayır.”

“Bu mümkün değil.”

“Üst komşu da sizden sonra kimseyi görmediğini söyledi.”

Yiğit'in yüzü gerildi.

“Ben bir ses duydum.”

“Ne sesi?”

“Biri Mert'le konuşuyordu.”

“Kim?”

“Maskeli kişi.”

Komiser arkasına yaslandı.

“Bunu kanıtlayabilir misiniz?”

Yiğit hemen telefonunu çıkardı.

“Ses kaydı vardı.”

Kaydı açtı.

Dosyayı bulamadı.

Bir kez daha baktı.

Sonra tekrar.

Yoktu.

Yiğit'in yüzündeki ifade değişti.

“Hayır...”

“Ne oldu?”

“Buradaydı.”

“Ne vardı?”

“Ses kaydı.”

Komiser telefonu aldı.

“Bulamıyor musunuz?”

Yiğit başını kaldırdı.

“Ben dün gece bunu dinledim.”

“Peki şimdi neden yok?”

Yiğit cevap veremedi.

Komiser birkaç saniye sessiz kaldı.

“Yiğit Bey, dün gece Mert'in evine giden son kişi sizsiniz.”

“Ben onu öldürmedim.”

“Bunu söylemiyorum.”

“Ama öyle düşünüyorsunuz.”

Komiser dosyaya baktı.

“Şu an elimizde sizin oraya gittiğinizi gösteren görüntüler var. Mert'le görüştüğünüzü biliyoruz. Evde başka birinin olduğuna dair görüntü yok. Ve bahsettiğiniz ses kaydı da artık mevcut değil.”

Yiğit sustu.

Komiser devam etti.

“Bu yüzden prosedür gereği bu gece karakolda kalmanız gerekiyor.”

Yiğit sandalyesine yaslandı.

Bir an gözlerini kapattı.

Her şey yine aynı noktaya dönmüştü.

Mert ölmüştü.

Kayıt yoktu.

Ve şimdi herkes ona bakıyordu.

---

Geceyi karakolda geçirmek zorunda kaldı.

Saatler sonra abisi geldi.

Yiğit onu görünce ayağa kalktı.

“Beni çıkarmaya mı geldin?”

“Evet.”

“Nasıl?”

Abi cevap vermedi.

Gerekli işlemler kısa sürede tamamlandı.

Yiğit arabaya bindiğinde uzun süre konuşmadı.

Eve vardıklarında abi sonunda dayanamadı.

“Sen yine ne işler çeviriyorsun?”

Yiğit ona döndü.

“Fazla kurcalıyorum, değil mi?”

Abi sustu.

“Bana her şeyi anlatsaydınız bunların hiçbirini kurcalamak zorunda kalmazdım.”

“Şimdi uyuman gerekiyor.”

“Her seferinde aynı şeyi söylüyorsun.”

“Çünkü gerçekten uyuman gerekiyor.”

Yiğit başını tuttu.

Baş ağrısı yeniden başlamıştı.

Bu kez daha ağırdı.

Merdivenleri yavaşça çıktı.

Odasına girdi.

Yatağa uzandı.

Gözlerini kapattı.

Mert'in sesi yeniden zihninde belirdi.

“Benim ölmemi de göze alabilecek misin?”

Yiğit cevap vermek istedi.

Ama artık Mert yoktu.

Bir süre sonra düşünceleri bulanıklaştı.

Uykuya dalmadan hemen önce aklına tek bir şey geldi:

Ses kaydı vardı.

Bundan emindi.

Telefonunda vardı.

Dinlemişti.

Ama şimdi yoktu.

Ve Yiğit, o kaydın kaybolmasının tesadüf olmadığını henüz bilmiyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.