Yiğit, apartmanın önünde birkaç saniye öylece durdu.
Az önce arkasından gelen ses hâlâ kulaklarında yankılanıyordu.
“Mert'i arıyorsan çok geç kaldın.”
Altıncı bölümde duyduğu bu cümle, şimdi daha da anlamsız görünüyordu.
Mert içerideydi.
En azından öyle olması gerekiyordu.
Yiğit başını kaldırıp apartmana baktı.
Sonra yeniden içeri girdi.
Merdivenleri çıkıp Mert'in kapısının önünde durdu.
Kapıyı çaldı.
Cevap yoktu.
Bir kez daha çaldı.
— Mert?
Sessizlik.
Yiğit tam tekrar kapıya vuracakken üst kattaki kapılardan biri açıldı.
Yaşlı komşu başını dışarı çıkardı.
— Birini mi arıyorsun?
Yiğit ona döndü.
— Mert'i. Evde mi?
Adam birkaç saniye düşündü.
— Evdeydi.
— Ne zaman gördünüz?
— Yarım saat kadar önce. Eve geldiğini gördüm.
Yiğit'in kaşları çatıldı.
— Emin misiniz?
— Eminim. Hatta elinde bir poşet vardı.
— Teşekkür ederim.
Komşu kapısını kapattı.
Yiğit yeniden Mert'in kapısına döndü.
Kapıyı çaldı.
Bu kez içeriden hafif bir hareket sesi geldi.
Ardından Mert'in uykulu sesi duyuldu.
— Kim?
— Benim.
Kısa bir sessizlik oldu.
Kapı açıldı.
Mert karşısındaydı.
Saçları dağınıktı. Üzerinde ev kıyafetleri vardı.
Yiğit ona baktı.
— Uyuyor muydun?
— Evet.
— Gerçekten mi?
Mert kaşlarını çattı.
— Evet, Yiğit. Ne oldu?
Yiğit cevap vermeden içeri girdi.
Mert kapıyı kapattı.
Yiğit birkaç saniye etrafa baktı.
Sonra Mert'e döndü.
— Sen ne yaptığını sanıyorsun?
Mert'in yüzü değişti.
— Ne?
— Sürekli bir şeyler oluyor.
Yiğit'in sesi yükseldi.
— Ortalık kaynıyor. İnsanlar ölüyor. Tehditler geliyor. Ve bunların hepsi bizim etrafımızda oluyor. Sen burada oturup uyuyabiliyor musun?
Mert derin bir nefes aldı.
— Ne yapmamı istiyorsun?
— Bir şey yapmanı!
— Ben hiçbir şey yapmıyormuşum gibi konuşma.
— Öyle görünüyorsun.
— Çünkü her şeyi sana anlatmıyorum.
— Neden?
Mert sustu.
Yiğit bir adım yaklaştı.
— Neden, Mert?
— Çünkü bazı şeyleri bilmemek senin için daha iyi.
— Hepiniz aynı şeyi söylüyorsunuz.
— Kim?
— Babam. Abim. Sen...
Yiğit'in sesi sertleşti.
— Herkes bir şey biliyor ama kimse bana bir şey söylemiyor.
Mert başını iki yana salladı.
— Sen gerçekten anlamıyorsun.
— O zaman anlat.
— Ne anlatayım?
— Baran'ı.
Mert'in yüzü değişti.
— O geceyi.
Mert sustu.
— Maskeli kişiyi.
Mert bakışlarını kaçırdı.
Yiğit'in sesi daha da sertleşti.
— Her şeyi anlat.
Mert birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra:
— Sen Söken Grup'un oğlusun.
Yiğit kaşlarını çattı.
— Bunun benimle ne ilgisi var?
Mert'in sesi titredi.
— Çok ilgisi var.
— Ne demek istiyorsun?
— Senin yanında insanlar var. Paran var. Gücün var. Bir şey olduğunda arayabileceğin insanlar var.
Mert yutkundu.
— Benim hayatım tehdit altında.
Odadaki hava bir anda değişti.
Yiğit birkaç saniye ona baktı.
Mert gözlerini kaçırdı.
— O gece...
Yiğit hemen ona döndü.
— Ne oldu o gece?
Mert derin bir nefes aldı.
— Evet.
Başını kaldırdı.
— Onunla karşılaştım.
Yiğit'in bakışları sertleşti.
— Maskeli kişiyle mi?
Mert çok hafif başını salladı.
Yiğit bir adım yaklaştı.
— Ne oldu?
Mert birkaç saniye ona baktı.
— Sen bunu anlamayacak kadar aptalsın.
Yiğit'in yüzü değişti.
— Ne dedin?
— Ben orada canımdan korkarken sen hiçbir şey bilmiyordun.
Mert'in sesi titriyordu.
— Ben tehdit edilirken sen ortalıkta dolaşıyordun. Ne olduğunu anlamaya çalışıyordun ama benim ne yaşadığımı bilmiyordun.
— Mert...
— Hayır. Gerçekten bilmiyorsun.
Mert ellerini saçlarının arasından geçirdi.
— Baran ölürken ben yanındaydım.
Yiğit dondu.
— Ne?
— Baran ölürken ben yanındaydım.
Mert'in sesi kısıldı.
— Ne yapacağımı bilemedim. Tehdit ediliyordum. Kafam allak bullaktı. Bir tarafta Baran'ın söyledikleri vardı, diğer tarafta bana gelen tehditler...
Başını eğdi.
— Ne yapacağımı bilmiyordum.
Yiğit birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra sesi sakinleşti.
— Anlat.
Mert cevap vermedi.
— Ne olduğunu anlat.
Mert'in gözleri yere indi.
— Peki ben bunları anlatırsam...
Durdu.
— Benim ölmemi de göze alabilecek misin?
Yiğit hiç düşünmeden cevap verdi.
— Ben seni korurum.
Mert acı bir gülümsemeyle başını salladı.
— Bunu söylemek kolay.
— Ciddiyim.
— Ben de ciddiyim.
Mert gözlerini Yiğit'e çevirdi.
— Sen beni koruyamazsın.
— Neden?
— Çünkü karşındaki insanların kim olduğunu bilmiyorsun.
Yiğit'in çenesi gerildi.
— O zaman kim olduklarını söyle.
Mert cevap vermedi.
— Mert.
— Bazı şeyleri bilmen seni korumaz.
— Ama bilmezsem hiçbir şey yapamam.
— Bazen hiçbir şey yapmamak hayatta kalmanın tek yoludur.
Yiğit cevap verecekken Mert'in telefonu çaldı.
İkisi de aynı anda telefona baktı.
Ekranda Bilinmeyen Numara yazıyordu.
Mert'in yüzündeki ifade bir anda değişti.
Yiğit bunu fark etti.
— Aç.
Mert telefonu eline aldı ama cevap vermedi.
— Kim?
— Bilmiyorum.
— Aç o zaman.
— Hayır.
— Neden?
Mert ekrana bakmaya devam etti.
— Çünkü açarsam...
Telefon çalmaya devam ediyordu.
Yiğit yaklaştı.
— Ne?
Mert gözlerini kapattı.
— Eğer açarsam ve sana anlatırsam...
Yiğit bekledi.
— Sen bu işin içinden çıkamazsın.
— Zaten içindeyim.
Mert başını kaldırdı.
— Hayır. Değilsin.
— Aç şu telefonu.
Mert parmağını ekrana götürdü.
Tam cevaplayacakken telefon sustu.
İkisi de ekrana baktı.
Arama sona ermişti.
Yiğit birkaç saniye sessiz kaldı.
— Kimdi?
Mert telefonu cebine koydu.
— Bilmiyorum.
— Yalan söylüyorsun.
— Yiğit...
— Neden polise gitmedin?
Mert sustu.
— Neden bana anlatmadın?
— Çünkü anlatacak kimsem yoktu.
— Neden polise gitmedin?
Mert bu kez doğrudan Yiğit'in gözlerinin içine baktı.
— Gittim.
Yiğit'in yüzü değişti.
— Ne?
— Gitmedim mi sanıyorsun?
Mert'in sesi titremeye başladı.
— Gittim.
— Kime?
— Bir polise.
Yiğit sustu.
— Her şeyi anlattım.
— Neyi?
— Baran'ı. Tehditleri. Bana söylenenleri. Bildiğim her şeyi.
Mert nefesini tuttu.
— O polis beni dinledi.
Yiğit dikkatle baktı.
— Sonra?
Mert'in yüzündeki korku daha da belirginleşti.
— Bugün polisler seni aradığında gittin ya...
Yiğit'in aklına olay yeri geldi.
Güvenlik kulübesi.
Yerdeki adam.
Çalışmayan kameralar.
Mert devam etti.
— Bugün bir cesedin yanına gittin.
Yiğit'in yüzü gerildi.
— Evet.
Mert yavaşça başını salladı.
— O ceset kimin sanıyorsun?
Yiğit cevap veremedi.
— Benim anlattığım polis.
Sessizlik.
— Ne?
— Sana bugün cesedi gösterilen kişi...
Mert'in sesi titredi.
— Benim anlattığım kişiydi.
Yiğit'in gözleri büyüdü.
— Sen ona her şeyi anlattın?
— Evet.
— Ve öldü.
Mert başını salladı.
— Evet.
Bir süre ikisi de konuşmadı.
Mert duvara yaslandı.
— Tek bir kişiye anlatmıştım.
Gözlerini kapattı.
— Tek bir kişiye.
Sonra Yiğit'e baktı.
— O da artık öldü.
Yiğit'in zihninde bütün parçalar birbirine bağlanmaya başladı.
Baran.
Tehditler.
Maskeli kişi.
Ölü polis.
Ve Mert.
Mert kapıya doğru yürüdü.
— Git.
Yiğit ona baktı.
— Daha bitmedi.
— Benim için bitti.
Kapıyı açtı.
— Kendine iyi bak.
Yiğit yerinden kıpırdamadı.
— Mert...
Mert başını kaldırdı.
— Seni korumaya çalışıyordum.
— Beni mi?
— Evet.
Mert birkaç saniye sustu.
— Ama boşuna.
Sonra başını iki yana salladı.
— Çok şey öğrendin zaten.
Yiğit dışarı çıktı.
Mert kapıyı kapattı.
Klik.
Yiğit koridorda kaldı.
Kapıya birkaç saniye baktı.
Sonra merdivenlerden aşağı indi.
Apartmandan çıktı.
Arabaya bindi.
Motoru çalıştırdı.
Eve doğru yola çıktı.
Fakat Mert'in haberi yoktu.
Yiğit, konuşmaları sırasında evin içinde küçük bir dinleme cihazı bırakmıştı.
Ve cihaz hâlâ çalışıyordu.
---
Yiğit birkaç dakika sonra telefonunun titrediğini fark etti.
Ekranda küçük bir bildirim vardı.
Bağlantı aktif.
Yiğit'in kaşları çatıldı.
Arabayı yolun kenarına çekti.
Telefonunu eline aldı.
Kulaklığını taktı.
Uygulamayı açtı.
Önce yalnızca hafif bir cızırtı duyuldu.
Sonra Mert'in sesi.
— Alo?
Yiğit doğruldu.
Mert bir süre karşı tarafı dinledi.
— Ne oldu?
Sessizlik.
— Özür dilerim.
Yiğit'in bakışları sertleşti.
— Onu anlatmak istememiştim.
Kısa bir sessizlik daha.
— Mecbur kaldım.
Yiğit kulaklığı kulağına daha sıkı bastırdı.
— Hayır. Ona her şeyi anlatmadım.
Bir süre sonra:
— Sadece bazı şeyleri biliyor.
Karşı tarafın sesi duyulmuyordu.
Mert tekrar konuştu.
— Hayır...
Sessizlik.
— Özür dilerim.
Sonra telefon kapandı.
Yiğit birkaç saniye hareketsiz kaldı.
Tam kulaklığı çıkaracakken...
Kapı çaldı.
Yiğit'in gözleri büyüdü.
Mert'in sesi duyuldu.
— Git buradan.
Kapı yeniden çaldı.
— Lütfen.
Mert'in sesi titriyordu.
— Bir şey olmayacak. Sadece git.
Cevap yoktu.
— Özür dilerim.
Kısa bir sessizlik.
— Söylemek istememiştim.
Mert'in nefesi duyuldu.
— Ama mecburdum.
Bir anda kapının açılma sesi geldi.
Ardından içeriden sert bir hareket duyuldu.
Bir eşya yere düştü.
Mert'in sesi yükseldi.
— Bırak!
Yiğit doğruldu.
— Mert?
Kulaklıktan boğuk sesler geliyordu.
Bir sandalye sürüklendi.
Bir şey devrildi.
Mert yeniden bağırdı.
Sonra...
Şşşşşş...
Yoğun bir cızırtı yükseldi.
Yiğit'in nefesi kesildi.
— Mert!
Cevap yoktu.
Sadece parazit.
Sonra cızırtının arasından bir ses duyuldu.
Sanki biri dinleme cihazına doğru eğilmişti.
Ses sakindi.
Soğuktu.
Ve ardından fısıldadı:
— Sıradaki kişiyi öğrenmek ister misin?
Cızırtı kesildi.
Yiğit'in elindeki telefon titremeye devam etti.