Yiğit, abisinin çalışma odasının kapısında öylece duruyordu.
Masadaki dosya hâlâ açıktı.
SÖKEN GRUP.
Eski evin fotoğrafı.
Ve fotoğraftaki insanlar.
Yiğit'in bakışları tekrar abisine döndü.
— Sen o evdeydin.
Abisi cevap vermedi.
— Bana bakıp hâlâ hiçbir şey olmadığını söyleme.
— Bazı şeyleri bilmemek senin için daha iyi.
Yiğit kısa bir kahkaha attı.
— Bunu son birkaç gündür kaç kere duydum biliyor musun?
Tam o sırada telefonu çaldı.
Polis.
Yiğit telefonu açtı.
— Efendim?
Karşıdaki ses ciddiydi.
— Yiğit Bey, bir olay var. Söken Grup'un güvenlik ekibinden bir adamla ilgili.
Yiğit'in yüzü değişti.
— Nerede?
Konumu aldıktan sonra telefonu kapattı.
Abisine baktı.
— Bunu sonra konuşacağız.
— Yiğit...
Ama Yiğit çoktan kapıya yönelmişti.
Olay yerine vardığında sokağın başında üç polis aracı vardı.
Bant çekilmişti.
İnsanlar kaldırımda toplanmış, ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.
Yiğit arabadan indiğinde bir polis memuru onu durdurdu.
— Beyefendi, buradan geçemezsiniz.
— Ben Yiğit Söken'im. Beni siz çağırdınız.
Polis memuru birkaç saniye baktıktan sonra bandı kaldırdı.
— İçeride bekleyen ekip var.
Yiğit ilerledi.
Sokağın sonundaki küçük güvenlik kulübesinin kapısı açıktı.
İçeride polisler vardı.
Bir memur yere çömelmiş, çevreyi inceliyordu.
Yiğit kapının önünde durdu.
— Koruma nerede?
Polis memuru ona döndü.
— İçeride.
Yiğit birkaç adım attı.
Koruma görevlisini gördüğünde durdu.
Adam hareketsizdi.
Üniforması hâlâ üzerindeydi.
Yiğit onu tanıyordu.
— Bu bizim güvenlik ekibinden.
Polis memuru başını salladı.
— Kimliğini üzerinden bulduk. İsmi de şirket kayıtlarıyla eşleşiyor.
Yiğit etrafa baktı.
— Ne zaman olmuş?
— Kesin saat henüz belli değil. İlk incelemeye göre geceyle sabah arasında.
— Kamera?
Polis memuru kısa bir sessizlikten sonra cevap verdi.
— Kameralar çalışmıyor.
Yiğit kaşlarını çattı.
— Hepsi mi?
— Aynı anda kesilmiş gibi görünüyor.
Yiğit kulübenin dışına çıktı.
Kameranın bulunduğu direğe baktı.
Sonra yere.
Sonra tekrar kameraya.
Bir cinayet.
Çalışmayan kameralar.
Ve hiçbir görgü tanığı.
Fakat garip olan sadece bu değildi.
Adamın üzerinde hiçbir şey çalınmamıştı.
Cüzdanı duruyordu.
Telefonu duruyordu.
Anahtarları bile cebindeydi.
Yiğit polis memuruna döndü.
— Soygun değil.
— Biz de öyle düşünüyoruz.
— O zaman neden burada?
Polis memuru cevap vermedi.
Yiğit'in bakışları tekrar cesede kaydı.
Bir süre sessiz kaldı.
Sonra fark etti.
Korumanın eli hafifçe sıkılmıştı.
Sanki ölmeden önce bir şeyi tutmaya çalışmış gibiydi.
Polis memuru da bunu fark etmiş olacak ki eldivenli eliyle yakından baktı.
Parmaklarının arasında küçük, beyaz bir kâğıt parçası vardı.
Yiğit'in gözleri kâğıda takıldı.
— O ne?
Polis memuru kâğıdı dikkatlice çıkardı.
Üzerinde yalnızca birkaç rakam vardı.
4817.
Yiğit'in yüzü gerildi.
Bu rakamları daha önce görmüştü.
Ama nerede?
Hatırlayamıyordu.
Polis memuru kâğıdı delil poşetine koydu.
— Bunu incelemeye göndereceğiz.
Yiğit başını salladı.
Ama gözleri hâlâ o rakamlardaydı.
4817.
Sanki biri ona bir şey söylemeye çalışıyordu.
Yiğit olay yerinden ayrıldığında doğrudan arabasına gitmedi.
Sokağın karşısında birkaç dakika durdu.
Kafasını kaldırıp güvenlik kulübesine baktı.
Sonra telefonunu çıkardı.
Mert'i aradı.
Çalmadı.
Tekrar aradı.
Bu kez telefon kapalıydı.
Yiğit'in içindeki huzursuzluk büyüdü.
Arabaya bindi.
Tam kontağı çevirecekken polis memuru camına yaklaştı.
— Yiğit Bey.
Yiğit camı indirdi.
— Efendim?
— Bir şey daha var.
— Ne?
— Ölen korumanın telefonunda son aranan numara kayıtlı değil.
— Nasıl yani?
— Kayıt silinmiş.
Yiğit'in yüzü asıldı.
— Kim silmiş?
— Bilmiyoruz.
Polis uzaklaşınca Yiğit direksiyona yaslandı.
Bir cinayet daha.
Silinen bir arama.
4817.
Ve Mert'in suskunluğu.
Artık bunun tesadüf olduğuna inanmıyordu.
Akşam saatlerine doğru Yiğit yeniden yola çıktı.
Mert'in evine gitmeye karar verdi.
Ama birkaç sokak sonra trafik ışığında durdu.
Kırmızı ışık yanıyordu.
Yiğit düşüncelere dalmışken gözleri karşıdaki kafeye kaydı.
Kafenin önünde genç bir kız duruyordu.
Sarı ışık camlardan dışarı vuruyordu.
Yiğit'in bakışları istemeden kızın üzerinde kaldı.
Neden baktığını bilmiyordu.
Kız da başını kaldırdı.
Yiğit birkaç saniye boyunca gözlerini ondan alamadı.
Korna!
Yiğit irkildi.
Arkasındaki araç tekrar korna çaldı.
Işık yeşile dönmüştü.
— Ne yapıyorum ben...
Arabayı hareket ettirdi.
Kız aynada birkaç saniye daha göründü.
Sonra kayboldu.
Yiğit Mert'in sokağına girdiğinde hava iyice kararmıştı.
Arabayı evin biraz uzağında bıraktı.
Evin önünde kimse yoktu.
Kapıya yaklaştı.
Tam zile basacakken içeriden hafif bir ses duydu.
Yiğit durdu.
Tak.
Sonra sessizlik.
Kapıya baktı.
— Mert?
Cevap yoktu.
Tekrar seslendi.
— Mert, benim.
Yine sessizlik.
Yiğit birkaç saniye bekledi.
Sonra kapı koluna uzandı.
Kapı kilitliydi.
Telefonunu çıkardı.
Mert'i aradı.
Bu kez telefon içeriden çaldı.
Yiğit'in yüzü değişti.
Telefon sesi kesildi.
Sonra içeriden başka bir ses geldi.
Bir şey yere düşmüş gibiydi.
Yiğit geri çekildi.
Polisi aramaya hazırlanırken arkasından bir ses duydu.
— Yanlış kişiye bakıyorsun.
Yiğit hızla döndü.
Sokak boştu.
Sadece köşeden uzaklaşan bir gölge vardı.
Yiğit peşinden koştu.
Köşeyi döndüğünde karşısına çıkan yol daralıyordu.
Birkaç metre sonra ise...
Çıkmaz sokaktı.
Gölge yoktu.
Kimse yoktu.
Yiğit nefes nefese kaldı.
Sonra cebindeki telefonu çıkardı.
Ekranda yeni bir mesaj vardı.
“Mert'i arıyorsan çok geç kaldın.”
Yiğit'in yüzündeki bütün ifade kayboldu.
Telefonu yavaşça indirdi.
Çıkmaz sokağın karanlığına baktı.
Ve ilk kez gerçekten anladı:
Bu cinayetler birbirinden bağımsız değildi.
Biri onları tek tek seçiyordu.
BÖLÜM SONU FOTOĞRAFI
