İçeriğe geç

MASKELİNİN CİNAYET LİSTESİ

Bölüm 5 · 4 dk okuma

MASKELİNİN CİNAYET LİSTESİ

Bölüm 5

ŞÜPHE

Yiğit gözlerini açtığında ilk fark ettiği şey tavandı.

Birkaç saniye boyunca nerede olduğunu anlayamadı.

Sonra başının üzerindeki beyaz ışığı, odanın köşesindeki koltuğu ve karşısında duran kişiyi gördü.

Abisi.

Yiğit doğrulmaya çalıştı.

“Ne oldu?”

Abisi ellerini cebine soktu.

“Bayılmışsın.”

Yiğit etrafına baktı.

Kendi odasındaydı.

Son hatırladığı şey, kapıları kilitlenmiş bir araç ve yükselen sıcaklıktı.

Sonrası yoktu.

Bir süre abisine baktı.

“Beni nasıl buldun?”

Abisi cevap vermeden önce kısa bir an duraksadı.

“Şans eseri.”

Yiğit kaşlarını çattı.

“Şans eseri mi?”

“Evet.”

“Benim nerede olduğumu bilmiyordun.”

“Bilmiyordum.”

“Peki nasıl buldun?”

Abisi bakışlarını kaçırdı.

“Telefonunun konumundan.”

Yiğit'in aklına telefonu geldi.

Telefonunu cebinden çıkardı.

Ekran açıldı.

Konum geçmişine baktı.

Bir şey dikkatini çekti.

Telefonunun konumu olaydan sonra bir süreliğine kapalı görünüyordu.

Yiğit başını kaldırdı.

“Telefonumun konumu kapalıymış.”

Abisi sessiz kaldı.

Odadaki hava bir anda ağırlaştı.

“Nasıl buldun beni?”

Bu kez abisi cevap vermedi.

Sadece:

“Önemli olan seni bulmuş olmam.”

dedi.

Sonra odadan çıktı.

Kapı kapandığında Yiğit uzun süre yerinden kıpırdamadı.

Şans eseri.

Bu iki kelime kafasının içinde dönüp duruyordu.

Ertesi sabah ev normalden daha sessizdi.

Erdem kahvaltıya bile inmemişti.

Yiğit mutfağa girdiğinde abisini gördü.

Adam kahvesini içerken telefonuna bakıyordu.

Yiğit karşısına oturdu.

“Babam nerede?”

“Çalışma odasında.”

“Dün gece neden kavga ediyordunuz?”

Abisinin eli fincanın üzerinde durdu.

“Ne kavgası?”

“Sizi duydum.”

“Şirketle ilgili bir meseleydi.”

Yiğit gözlerini ondan ayırmadı.

“Benimle ilgili miydi?”

Abisi ilk kez doğrudan ona baktı.

“Hayır.”

Cevap fazla hızlı gelmişti.

Yiğit bunu fark etti.

Ama bir şey söylemedi.

Kahvaltısını bitirip odasına çıktı.

Kapıyı kapattı.

Bir süre yatağının kenarında oturdu.

Sonra aklına Mert geldi.

Telefonunu çıkardı.

Mert'i aradı.

Bir kez.

Cevap yoktu.

İkinci kez aradı.

Yine yoktu.

Üçüncü kez...

Telefon kapandı.

Yiğit tam telefonu bırakacakken ekrana bir mesaj düştü.

Mert:

Beni artık arama.

Yiğit'in kaşları çatıldı.

Mesajın altında birkaç saniye boyunca hiçbir şey gelmedi.

Sonra telefon tekrar titredi.

O gece gördüğüm şeyi unutmaya çalışıyorum.

Yiğit'in yüzündeki ifade değişti.

Parmakları ekranın üzerinde hareketsiz kaldı.

O gece ne görmüştü?

Yiğit hemen cevap yazdı.

Neyi gördün?

Mesaj gönderildi.

Okundu.

Fakat cevap gelmedi.

Bir dakika.

İki dakika.

Beş dakika.

Sonunda Mert'in çevrim içi olduğu da kayboldu.

Yiğit telefonu masaya bıraktı.

Ama artık emindi.

Mert bir şey biliyordu.

Ve bunu ondan saklıyordu.

Aynı saatlerde şehrin başka bir yerinde...

Mert odasının perdelerini kapatmış, yatağının kenarında oturuyordu.

Telefonu hâlâ elindeydi.

Yiğit'in mesajına bakıyordu.

Cevap vermek istemiyordu.

Çünkü vereceği her cevap yeni bir soruya dönüşecekti.

Gözlerini kapattı.

O geceyi hatırladı.

Baran'ın evinden ayrılmadan önce duyduğu sesi...

Sonra karanlık.

Bir gölge.

Yüzü kapalı biri.

Mert'in nefesi kesilmişti.

Maskeli kişi ona doğru yaklaşmıştı.

Mert geri çekilmişti.

“Sen kimsin?”

Cevap gelmemişti.

Sadece birkaç saniye süren sessizlik.

Ardından soğuk bir ses:

“Bunu kimseye anlatma.”

Mert konuşamamıştı.

Maskeli kişi arkasını dönüp gitmişti.

Mert ise olduğu yerde kalmıştı.

O günden beri tek bir şeyi düşünüyordu.

Bir sonraki isim kim olacaktı?

Yiğit öğleden sonra tekrar bilgisayarının başına geçti.

Baran'ın telefonunu çıkardı.

Mesajları yeniden incelemeye başladı.

Daha önce fark etmediği ayrıntıları arıyordu.

Silinen konuşmaların arasında garip boşluklar vardı.

Bazı mesajların tarihleri görünüyordu.

İçerikleri yoktu.

Bir tanesinin yanında ise yalnızca son dört rakam görünüyordu.

4817.

Yiğit ekrana yaklaştı.

Bu dört rakamı bir yerden hatırlıyordu.

Telefonunu açtı.

Kişilerine baktı.

Sonra eski arama kayıtlarını kontrol etti.

Hiçbir şey.

Bir süre düşündü.

Tam vazgeçecekken aklına başka bir şey geldi.

Babası.

Erdem'in ofisinde birkaç kez gördüğü eski evrakların üzerindeki dosya numaraları...

Yiğit hızlıca bilgisayarına döndü.

4817.

Arama yaptı.

Hiçbir sonuç çıkmadı.

Ama bu kez vazgeçmedi.

Çünkü artık bir şeyden emindi.

Baran'ın ölümü tek başına değildi.

Her şey bir yere bağlanıyordu.

Ve o yer...

eski evdi.

Gece yarısına doğru Yiğit evin koridorunda sessizce ilerledi.

Herkes uyuyordu.

Babası çalışma odasındaydı.

Kapının altından ışık sızıyordu.

Yiğit durdu.

Sonra kendi kendine:

“Bir dakika.”

dedi.

Çalışma odasının kapısını yavaşça açtı.

Erdem içeride değildi.

Masaya yaklaştı.

Çekmeceleri tek tek kontrol etti.

Belgeler.

Şirket evrakları.

Eski sözleşmeler.

Hiçbiri aradığı şey değildi.

Son çekmece kilitliydi.

Yiğit birkaç saniye düşündü.

Sonra çekmecenin anahtarını masanın üzerindeki küçük kutunun içinde buldu.

Kilidi açtı.

İçeride eski, kalın bir dosya vardı.

Üzerinde yalnızca iki kelime yazıyordu.

SÖKEN GRUP

Yiğit dosyayı çıkardı.

Sayfaları çevirmeye başladı.

Şirket kayıtları...

Eski toplantılar...

İsimler...

Tarihler...

Sonra bir fotoğraf düştü.

Yiğit eğilip fotoğrafı aldı.

Eski ev.

Aynı ev.

Fotoğrafı ters çevirdi.

Arkasında birkaç isim vardı.

Yiğit okumaya başladı.

Birinci isim...

İkinci isim...

Üçüncü isim...

Sonra gözleri bir yerde durdu.

Baran.

Yiğit'in nefesi kesildi.

Altındaki isim...

Mert.

Bir sonraki isimde eli titredi.

Çünkü o isim...

abisine aitti.

Yiğit fotoğrafı tekrar çevirdi.

Fotoğrafın önünde eski ev duruyordu.

Ve evin önünde birkaç genç adam vardı.

Babası da oradaydı.

Abisi de.

Yiğit fotoğrafı elinden düşürecek gibi oldu.

“Hayır...”

Tam o sırada arkasından bir ses geldi.

“O dosyayı neden açtın?”

Yiğit dondu.

Yavaşça arkasını döndü.

Kapının önünde abisi duruyordu.

İkisi birkaç saniye boyunca birbirlerine baktılar.

Yiğit fotoğrafı kaldırdı.

“Sen...”

Sesi titredi.

“Sen o evde miydin?”

Abisi cevap vermedi.

Sadece fotoğrafa baktı.

Sonra Yiğit'e.

Ve yüzündeki ifade, Yiğit'in şimdiye kadar ondan gördüğü hiçbir ifadeye benzemiyordu.

Bu kez Yiğit, cevap alamamaktan değil, alacağı cevaptan korktu.

BÖLÜM SONU FOTOĞRAFI

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.