Erdem'in çalışma odasında saatlerdir hiçbir şey değişmemişti.
Masanın üzerindeki evraklar aynı yerde duruyor, odadaki saat sessizce ilerliyordu.
Derken telefon çaldı.
Ding.
Erdem başını kaldırdı.
Ekranda Bilinmeyen Numara yazıyordu.
Aramayı reddetti.
Telefon birkaç saniye sonra yeniden çaldı.
Ding.
Erdem bu kez ekrana daha uzun baktı.
Açmadı.
Telefon sustu.
Ardından tekrar çaldı.
Bir kez.
İki kez.
Üç kez...
Erdem'in yüzündeki ifade giderek gerildi.
Altıncı aramada sonunda telefonu eline aldı.
Bir süre ekrana baktı.
Sonra aramayı açtı.
Karşı taraftan değiştirilmiş, anlaşılması güç bir ses geldi.
“Geçmişinin izlerini görmeye hazır mısın?”
Erdem'in yüzü bir anda soldu.
“Sen kimsin?”
Karşı taraf cevap vermedi.
Erdem telefonu hemen kapattı.
Telefonu masaya bıraktığında eli titriyordu.
Yaklaşık beş dakika geçti.
Sonra telefonunun ekranı art arda bildirimlerle dolmaya başladı.
Bir banka bildirimi.
Ardından başka biri.
Sonra şirket hesaplarıyla ilgili uyarılar.
Erdem ekrana baktıkça nefesi sıklaştı.
Şirket hesaplarında ciddi bir problem vardı.
Bazı ödemeler durmuştu.
Borç bildirimleri peş peşe geliyordu.
Erdem bilgisayarına geçti.
Sisteme girmeye çalıştı.
Erişim sağlanamadı.
“Hayır...”
Telefon yeniden çaldı.
Bilinmeyen Numara.
Bu kez Erdem hiç beklemeden açtı.
“Sen neler yaptın böyle?!”
Karşıdaki ses sakindi.
“Bunu bana sen yaptırdın.”
“Sen yaptın, değil mi? Hesaplarıma giren de, şirketi bu hâle getiren de sensin!”
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra ses tekrar duyuldu.
“Telefonu yüzüme kapatmanın bedelini ödedin.”
Erdem dişlerini sıktı.
“Benden ne istiyorsun?”
“Henüz hiçbir şey.”
“Öyleyse neden—”
“Bir dahaki aradığımda bu telefon açılacak.”
Ses bir anda sertleşti.
“Yoksa sıradaki isim, senin yüzünden daha acı çekecek.”
Erdem'in yüzü gerildi.
“Sen kimsin?”
Telefon kapandı.
Erdem birkaç saniye boyunca telefonu kulağında tuttu.
Sonra yavaşça indirdi.
Tam o sırada kapı açıldı.
Yiğit içeri girdi.
“Baba?”
Erdem başını kaldırdı.
Yiğit birkaç saniye onu izledi.
“Kim aradı seni?”
“Kimse.”
Yiğit kaşlarını çattı.
“Kimse seni böyle yapmaz.”
“Yiğit, çık odadan.”
“Bir şeyler oluyor.”
“Dedim ya, çık.”
Yiğit masanın üzerindeki telefonu gördü.
“Şirketle ilgili bildirimler de geliyor. Ne işler çeviriyorsun sen?”
Erdem cevap vermedi.
“Baba?”
“Bu seni ilgilendirmiyor.”
“Benim ailemi ilgilendiriyor.”
Erdem ayağa kalktı.
“Her şeyi bilmek zorunda değilsin.”
Yiğit tam karşılık verecekken kapı çaldı.
Tak. Tak. Tak.
Erdem bir anda sustu.
Yüzündeki gerginlik daha da arttı.
“Kim o?” diye sordu.
Yiğit ona baktı.
“Ben bakarım.”
“Dur.”
Erdem'in sesi bu kez çok daha sertti.
“Kim olduğunu sor.”
Yiğit kapıya doğru ilerledi.
“Kim o?”
Kapının ardından bir ses geldi.
“Benim.”
Yiğit kapıyı açtı.
Karşısında abisi vardı.
Yiğit şaşkınlıkla gülümsedi.
“Sen hoş geldin—”
Abisi tek kelime etmeden içeri girdi.
Doğrudan Erdem'in yanına yürüdü.
“Baba. Yukarı çıkıyoruz.”
Erdem birkaç saniye oğluna baktı.
Sonra onunla birlikte merdivenlere yöneldi.
Yiğit olduğu yerde kaldı.
Üst kattan kısa süre sonra sesler gelmeye başladı.
Önce alçak konuşmalar...
Sonra sesler yükseldi.
Yiğit ne söylendiğini anlayamıyordu.
Bir ara abisinin sesi belirgin şekilde duyuldu.
Ardından Erdem'in öfkeli sesi geldi.
Sonra tekrar sessizlik.
Yiğit merdivenlere bakarken kapı yeniden çaldı.
Bu kez daha sertti.
Tak. Tak. Tak.
Yiğit kapıyı açtı.
Karşısında Erdem'in korumalarından biri duruyordu.
“Yiğit Bey, babanız evde mi?”
“Yukarıda.”
Koruma içeri adım atacakken durdu.
“Yiğit Bey, benimle gelir misiniz?”
“Neden?”
“Baran'la ilgili yeni bir haber geldiğini söylediler.”
Yiğit'in yüzü değişti.
“Polisler bana haber verecekti.”
“Bilmiyorum efendim. Bana böyle bir bilgi ulaştı.”
Yiğit birkaç saniye düşündü.
Sonunda başını salladı.
“Peki.”
Araca bindiklerinde hava çoktan kararmıştı.
Yiğit camdan dışarı bakıyordu.
İlk birkaç dakika normal yoldan ilerlediler.
Sonra araç başka bir sokağa saptı.
Yiğit başını kaldırdı.
“Buradan gitmiyoruz.”
Koruma cevap vermedi.
“Beni nereye götürüyorsun?”
Sessizlik.
“Duyuyor musun beni?”
Araç ilerlemeye devam etti.
Yiğit'in sesi sertleşti.
“Arabayı durdur.”
Koruma hâlâ konuşmuyordu.
Bir süre sonra dar bir sokağa girdiler.
Sokak gittikçe daraldı.
Sonunda araç durdu.
Yiğit etrafına baktı.
“Burası neresi?”
Koruma motoru kapattı.
Sonra Yiğit'e döndü.
“Yiğit Bey...”
Yiğit onun yüzüne baktı.
“Ne?”
Korumanın sesi titriyordu.
“Özür dilerim.”
Kapıların kilitlendiği duyuldu.
Yiğit'in yüzü bir anda değişti.
“Ne yapıyorsun sen?”
Koruma cevap vermedi.
Yiğit kapıyı açmaya çalıştı.
Açılmadı.
“Kapıyı aç!”
Koruma gözlerini kaçırdı.
Yiğit tekrar kapıya asıldı.
Tam o sırada aracın içinde garip bir koku yayıldı.
Ardından dışarıdan küçük bir çıtırtı sesi geldi.
Yiğit camdan dışarı baktı.
Aracın ön tarafında duman yükseliyordu.
“Hayır...”
Duman hızla yoğunlaştı.
Yiğit bütün gücüyle kapıya yöneldi.
“Yardım edin!”
Sokağa baktı.
Kimse yoktu.
“YARDIM EDİN!”
Cevap gelmedi.
Sonra dumanın arasından alevler görünmeye başladı.
Yiğit yeniden kapıya yöneldi.
Tam o sırada uzaktan bir araç sesi duyuldu.
Farlar sokağın duvarlarına vurdu.
Bir araç hızla yaklaştı ve durdu.
Kapı açıldı.
Yiğit şaşkınlıkla baktı.
Abisi.
Abisi koşarak araca geldi.
Kapıyı açmaya çalıştı ve Yiğit'i dışarı çıkardı.
Yiğit birkaç adım uzaklaştıktan sonra nefesini toparlamaya çalıştı.
Abisine baktı.
“Sen... burada ne yapıyorsun?”
Abisi cevap vermedi.
Sadece arkasındaki araca baktı.
Yiğit'in zihninde birkaç dakika önceki görüntüler yeniden canlandı.
Babasıyla gizli konuşması.
Ardından korumanın gelmesi.
Kendisinin buraya getirilmesi.
Ve şimdi...
Abisinin tam zamanında ortaya çıkması.
Yiğit'in bakışları değişti.
İlk kez abisine karşı içinde gerçek bir şüphe oluştu.
Çünkü bazı tesadüfler fazla kusursuzdu.