Yiğit bütün gece doğru düzgün uyuyamamıştı.
Gözlerini kapattığında Baran'ın yüzü, polislerin soruları ve o kısa cümle tekrar tekrar aklına geliyordu.
Hepiniz bunun bedelini ödeyeceksiniz.
Telefonu yeniden çaldığında irkildi.
Arayan polislerden biriydi.
“Yiğit Bey, kamera kayıtlarıyla ilgili bazı gelişmeler var. Şimdilik kesin bir sonuca ulaşamadık. Görüntüleri tekrar incelememiz gerekiyor.”
Yiğit yatağından kalktı.
“Ne demek kesin bir sonuca ulaşamadınız?”
“Görüntülerde olayın nasıl gerçekleştiğine dair bir kayıt var. Fakat kayıtlar ilk bakışta olayın intihar olabileceğini gösteriyor.”
Yiğit birkaç saniye sessiz kaldı.
“Baran kendi kendine böyle bir şey yapmaz.”
“Bunu anlıyoruz. Ama elimizdeki görüntüler şu an için başka bir şey göstermiyor.”
Telefon kapandı.
Yiğit pencerenin önüne geçip dışarı baktı.
İçinde bir şeylerin yanlış olduğunu hissediyordu.
Hem de fazlasıyla.
Öğleden sonra Yiğit, Mert'in evine gitti.
Kapı açıldığında Mert'in yüzündeki ifade hemen dikkatini çekti.
Sanki Yiğit'i beklemiyordu.
“Ne işin var burada?”
Yiğit içeri girmeden önce birkaç saniye ona baktı.
“Baran hakkında konuşacağız.”
Mert'in yüzü gerildi.
“Daha ne konuşacağız?”
“Onu en son ne zaman gördün?”
Mert gözlerini kaçırdı.
“Görmedim.”
Yiğit kaşlarını çattı.
“Hiç mi?”
“Hayır.”
“Peki telefonla konuştunuz mu?”
Mert bir an durdu.
“Evet.”
“Ne zaman?”
“Gece.”
“Ne hakkında?”
Mert ellerini birbirine kenetledi.
“Normal şeyler. Biraz konuştuk.”
Yiğit'in bakışları sertleşti.
“Normal şeyler yüzünden mi senden yardım istedi?”
Mert başını kaldırdı.
“Bunu nereden biliyorsun?”
Yiğit cevap vermedi.
Mert birkaç saniye sustuktan sonra konuştu.
“Beni aradı. Yardım istedi. Ben de ne olduğunu sordum. Ama sonra...”
“Sonra ne oldu?”
“Telefon bir anda kesildi.”
“Sesini duydun mu?”
“Evet.”
“Ne dedi?”
Mert'in yüzündeki ifade değişti.
“Tam hatırlamıyorum.”
Yiğit bir adım yaklaştı.
“Hatırlamıyorsun?”
“Hayır.”
“Başka anlatman gereken bir şey var mı?”
Mert cevap vermedi.
Yiğit birkaç saniye onu izledi.
“Bir şey saklıyorsun.”
“Hiçbir şey saklamıyorum.”
“Öyleyse neden gözümün içine bakamıyorsun?”
Mert cevap vermedi.
Sonunda kapıyı işaret etti.
“Gitmem gerekiyor.”
Yiğit şaşkınlıkla ona baktı.
“Ne?”
“Git.”
Mert kapıyı açtı.
Yiğit dışarı çıktıktan sonra arkasına dönüp son kez baktı.
Mert kapıyı hemen kapattı.
Yiğit merdivenlerden inerken düşüncesi artık daha da netleşmişti.
Mert bir şey biliyordu.
Ama ne olduğunu söylemiyordu.
Eve döndüğünde Yiğit daha kapıdan girerken bir şeylerin değiştiğini fark etti.
Bahçede normalden fazla koruma vardı.
Girişte iki adam bekliyor, evin çevresinde başka görevliler dolaşıyordu.
Yiğit durup etrafa baktı.
“Ne oluyor burada?”
Kimse cevap vermedi.
İçeri girdiğinde doğrudan babasının çalışma odasına yöneldi.
Erdem masasının başındaydı.
“Baba.”
Erdem başını kaldırdı.
“Geldin.”
Yiğit odadaki korumaları işaret etti.
“Güvenliği neden artırdın?”
“Tedbir.”
“Ne için?”
Erdem sandalyesinden kalktı.
“Son zamanlarda bazı şeyler değişti. Tedbiri elden bırakmayız.”
“Baran'ın ölümüyle mi ilgili?”
Erdem kısa bir süre sustu.
“Her şeyle ilgili olabilir.”
Yiğit babasının yüzünü inceledi.
“Benden bir şey mi saklıyorsun?”
“Hayır.”
Cevap fazla hızlı gelmişti.
Yiğit bunu fark etti.
Erdem devam etti:
“Bundan sonra yalnız dışarı çıkmayacaksın.”
“Baba, ben çocuk değilim.”
“Bunun çocuklukla ilgisi yok.”
“Öyleyse neyle ilgisi var?”
Erdem cevap vermek yerine başka bir konuya geçti.
“Abin geliyor.”
Yiğit şaşırdı.
“Abim mi?”
“Evet.”
“Niye?”
“Şirketle ilgili bazı işleri var. Bir süre burada olacak.”
“Amerika'dan mı geliyor?”
Erdem başını salladı.
“Evet.”
Yiğit bir süre sessiz kaldı.
“Ne zaman?”
“Yakında.”
Erdem masasına geri döndü.
“Şimdilik söylediklerimi yap. Yalnız dolaşma.”
Yiğit cevap vermeden odadan çıktı.
Fakat babasının yüzündeki endişe aklından çıkmıyordu.
Kamera Kayıtları
O gece Yiğit telefonunu eline aldı.
Polisi aradı.
“Kamera kayıtlarını görmek istiyorum.”
Karşı taraftaki ses birkaç saniye sustu.
“Yiğit Bey, bu kayıtlar soruşturma kapsamında.”
“Baran benim arkadaşımdı.”
“Yine de—”
“Görüntüleri görmek istiyorum.”
Ertesi gün karakola gitti.
İçeri girdiğinde görevli polislerden biri önünü kesti.
“Buradan geçemezsiniz.”
Yiğit kaşlarını çattı.
“Ne?”
“Yetkimiz yok.”
Tam o sırada başka bir polis yaklaştı.
“Bir dakika...”
Yiğit'e baktı.
Sonra yüzündeki ifade değişti.
“Bu... Yiğit Bey.”
Bir süre sonra başkomiser koridora çıktı.
“Ne oluyor burada?”
Polislerden biri durumu anlatmaya çalıştı.
Başkomiser Yiğit'e baktı.
Sonra diğerlerine döndü.
“Siz kiminle konuştuğunuzu bilmiyor musunuz?”
Polisler sessizleşti.
Başkomiser Yiğit'e döndü.
“Kusura bakmayın Yiğit Bey. Buyurun.”
Yiğit hiçbir şey söylemeden içeri geçti.
Kayıtların inceleneceği odaya girdiler.
Ekran açıldı.
Görüntüler ilerlemeye başladı.
Yiğit dikkatle izliyordu.
Bir süre sonra yüzü gerildi.
Görüntülerde Baran'ın yalnız olduğu görülüyordu.
Olayın dışarıdan biri tarafından gerçekleştirilmiş olduğunu gösteren hiçbir şey yoktu.
Kayıtlar, ilk bakışta kendi kendine gerçekleştirilmiş bir olay izlenimi veriyordu.
Yiğit başını iki yana salladı.
“Hayır.”
Başkomiser ona baktı.
“Ne oldu?”
“Baran böyle bir şey yapacak biri değildi.”
“Bunu daha önce de söylediniz.”
“Bir insan neden hiçbir sebep yokken gelip böyle bir şey yapsın?”
Başkomiser sessiz kaldı.
Yiğit ekrana baktı.
Bir şey gözüne takılmıştı.
Görüntü fazla düzgündü.
Sanki olması gereken bir şey eksikti.
“Bu kayıtların tamamı mı?”
“Evet.”
“Başka bir kamera yok mu?”
“Var. Onları da inceliyoruz.”
Yiğit derin bir nefes aldı.
“Ben bu işin ucunu bırakmayacağım.”
Başkomiser cevap vermedi.
Yiğit kapıya yöneldi.
“Bir bilgi daha bulamazsanız, ben kendim bulacağım.”
Mektup
Eve döndüğünde bir görevli onu durdurdu.
“Babanız sizi çalışma odasına çağırıyor.”
Yiğit içeri girdi.
Erdem masasının başında oturuyordu.
Bu kez yüzü her zamankinden daha ciddiydi.
“Ne oldu?”
Erdem cevap vermeden masanın üzerindeki zarfı aldı.
“Bunu bulduk.”
Yiğit zarfı aldı.
“Kim gönderdi?”
“Bilmiyorum.”
Zarfın içinden bir kâğıt çıktı.
Ve eski bir fotoğraf.
Yiğit fotoğrafı eline aldığında birkaç saniye hiçbir şey söyleyemedi.
Eski bir ev.
Yıpranmış duvarlar.
Kapısının önünde yıllar öncesine ait olduğu belli olan bir görüntü.
Yiğit kâğıdı açtı.
Üzerinde yalnızca birkaç cümle vardı:
“Bazı evler yıkılmaz.
İçinde yaşananlar insanın peşinden gelir.”
Yiğit'in gözleri fotoğrafa kaydı.
“Bu ev neresi?”
Erdem cevap vermedi.
“Baba?”
Sessizlik.
Yiğit babasına döndü.
“Sen bu evi tanıyorsun.”
Erdem bakışlarını kaçırdı.
Yiğit'in sesi bu kez daha sert çıktı.
“Baba, bu kişi bizim geçmişimizi nereden biliyor?”
Erdem hâlâ susuyordu.
Yiğit fotoğrafı tekrar inceledi.
İçine garip bir his çöktü.
Yoksa yalnızca bizi mi hedef alıyordu?
Tam o sırada başka bir yerde...
Maskeli
Karanlık bir odada telefon çaldı.
Maskeli kişi masanın başında oturuyordu.
Telefonu eline aldı.
Ekrana baktı.
Bilinmeyen Numara.
Aramayı açtı.
Karşı taraftaki kişinin sesi duyulmuyordu.
Maskeli sessizce dinledi.
“Demek yanına geldi.”
Kısa bir sessizlik.
“Tamam.”
Karşı taraf yeniden konuştu.
Maskeli'nin bakışları masanın üzerindeki fotoğrafa kaydı.
“Hayır. Şimdilik dokunma.”
Bir süre daha dinledi.
“Ne kadarını öğrendiğini bilmi
yoruz.”
Sessizlik.
“Tamam. Sonra konuşuruz.”
Telefonu kapatmadan önce son kez konuştu:
“Yine haber bekliyorum.”
Telefon kapandı.
Maskeli, masanın üzerindeki fotoğrafa baktı.
Fotoğrafta Erdem vardı.
Oyun daha yeni başlıyordu.
BÖLÜM SONU FOTOĞRAFI


