Yiğit telefonu elinde tutarak uzun süre olduğu yerde kaldı.
Ekrandaki mesaj hâlâ açıktı.
“Şimdi onu bul.”
Babası kaçırılmıştı.
Abisi öldürülmüştü.
Mert öldürülmüştü.
Ve bütün bunların arasında, yıllar öncesine ait bir fotoğraf vardı.
Fotoğraftaki küçük kız...
Yiğit onu tanıyordu.
Bundan emindi.
Ama hafızasının bir yerinde, o kıza ulaşmasını engelleyen bir boşluk vardı.
Telefonunu cebine koydu.
Polislerle daha fazla konuşmanın şu an hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini biliyordu.
Arabaya doğru yürüdü.
Tam kapıyı açacakken durdu.
Cebindeki fotoğrafı çıkardı.
Küçük kızın yüzüne tekrar baktı.
“Sen kimsin?”
Fotoğraf elinde kaldı.
Sonra aklına bir yer geldi.
Kafe.
Oradaki genç kız...
Daha önce birkaç kez konuşmuştu onunla.
Şimdiye kadar onunla yaptığı konuşmaları düşündü.
Kızın sakin tavrı.
Çevredeki insanları tanıması.
Şehir hakkında bilgisi.
Belki de yardım edebilirdi.
Yiğit arabasına bindi.
Motoru çalıştırdı.
---
Kafeye girdiğinde içerisi her zamanki gibiydi.
Birkaç masa doluydu.
Arka taraftan kahve kokusu geliyordu.
Genç kız tezgâhın arkasındaydı.
Yiğit'i görünce başını kaldırdı.
“Yine geldin.”
Yiğit cevap vermeden tezgâha yaklaştı.
“Seninle konuşmam lazım.”
Kız onun yüzündeki ifadeyi görünce ciddileşti.
“Bir şey mi oldu?”
Yiğit cebinden fotoğrafı çıkardı.
Masaya bıraktı.
“Bu kızı tanıyor musun?”
Kız fotoğrafa baktı.
Bir süre hiçbir şey söylemedi.
Sonra başını hafifçe kaldırdı.
“Hayır.”
Yiğit gözlerini ondan ayırmadı.
“Emin misin?”
“Fotoğraf çok eski.”
Kız tekrar fotoğrafa baktı.
“Ne arıyorsun?”
Yiğit derin bir nefes aldı.
“Babam kayıp.”
Kızın yüzündeki ifade değişti.
“Ne?”
“Kaçırıldığını düşünüyorum.”
Kız birkaç saniye sessiz kaldı.
Yiğit cebinden gazete kupürünü çıkardı.
Kupürü masaya koydu.
“Bu haberi yazan kişiyi bulmaya çalışıyorum.”
Kız kupüre baktı.
Sonra başını kaldırdı.
“Gazeteci mi?”
“Evet.”
“Burada tanıdığım bir gazeteci var.”
Yiğit hemen ona döndü.
“Kim?”
“Adı Cem.”
Kız kupürü eline aldı.
“Eskiden yerel gazetede çalışıyordu. Eski olaylarla ilgili çok haber yapardı.”
“Bu haberi de o mu yazdı?”
Kız kupürün altındaki yazıya baktı.
“Büyük ihtimalle.”
Yiğit biraz daha yaklaştı.
“Bana nerede olduğunu söyleyebilir misin?”
Kız kısa bir süre düşündü.
“Bu tarafta, eski mahallede oturuyor.”
“Adresini biliyor musun?”
“Evet.”
Kız küçük bir kâğıda adresi yazdı.
Sonra kâğıdı Yiğit'e uzattı.
“Git onunla konuş. O yılları benden daha iyi bilir.”
Yiğit kâğıdı aldı.
“Teşekkür ederim.”
Kız ona baktı.
“Yiğit.”
Yiğit durdu.
“Dikkatli ol.”
Yiğit birkaç saniye ona baktı.
Sonra başını salladı.
“Olacağım.”
Kafeden çıktı.
Genç kız arkasından baktı.
Yüzündeki ifade birkaç saniye sonra değişti.
Ama Yiğit bunu görmedi.
---
Yaklaşık yarım saat sonra Yiğit, eski mahalleye ulaştı.
Adres onu iki katlı, eski bir binanın önüne getirdi.
Kapının yanında küçük bir isimlik vardı.
Cem Aydın.
Yiğit kapıyı çaldı.
İçeriden ayak sesleri geldi.
Kapı açıldı.
Karşısında ellili yaşlarında bir adam duruyordu.
“Buyurun?”
“Cem Bey?”
“Evet.”
Yiğit cebinden gazete kupürünü çıkardı.
“Bu haber sizin mi?”
Cem kupüre baktığı anda yüzündeki ifade değişti.
Kapıyı biraz daha açtı.
“İçeri gel.”
Yiğit içeri girdi.
Salonun bir duvarı tamamen gazete kupürleriyle doluydu.
Eski fotoğraflar.
Dosyalar.
Haber başlıkları.
Cem masanın üzerindeki koltuğu gösterdi.
“Otur.”
Yiğit oturdu.
Cem karşısına geçti.
“Bu haberi nereden buldun?”
“Bir depoda.”
“Kim verdi?”
Yiğit cevap vermedi.
Cem bunu fark etti ama üstelemedi.
“Demek sonunda biri o dosyayı tekrar açtı.”
Yiğit'in kaşları çatıldı.
“Ne demek istiyorsunuz?”
Cem eski kupüre baktı.
“Bu olay yıllar önce kapatıldı.”
“Nasıl?”
“Resmî kayıtlarda farklı şeyler yazıldı. Kayıp çocuklar, kaçaklar, aileleri olmayan çocuklar... O zamanlar kimse fazla soru sormadı.”
Yiğit sessizce dinliyordu.
“Peki bu ev?”
Cem'in bakışları değişti.
“Orası sıradan bir ev değildi.”
Yiğit'in kalbi hızlandı.
“Ne vardı orada?”
Cem birkaç saniye sustu.
“Çocuklar.”
Yiğit'in yüzü gerildi.
“Ne çocukları?”
“Çoğu kimsesizdi. Bazıları sokaktan toplanmıştı. Bazılarının ailelerine yardım edileceği söylenmişti.”
“Kim söylüyordu?”
Cem cevap vermeden önce Yiğit'e baktı.
“Erdem Söken'in çevresindeki insanlar.”
Yiğit'in nefesi kesildi.
“Babam mı?”
“Babanın adı o dönemde birkaç kez geçti.”
Yiğit ayağa kalkacak gibi oldu ama kendini tuttu.
“Ne yaptı?”
Cem başını salladı.
“Bunu kesin olarak söylemek zor. Ama o evle bağlantılı insanların çoğu Erdem Söken'in organizasyonuyla hareket ediyordu.”
“Çocuklara ne oldu?”
Cem gözlerini masadaki eski bir fotoğrafa çevirdi.
“Bazıları kayboldu.”
“Bazıları?”
“Bazıları çalıştırıldı. Bazıları başka insanlara gönderildi. Bazılarının nerede olduğunu hiçbir zaman öğrenemedik.”
Yiğit'in elleri sıkıldı.
“Peki bu kız?”
Fotoğrafı çıkardı.
Cem fotoğrafı görünce uzun süre konuşmadı.
Sonra fotoğrafı eline aldı.
“Bu kızın adı...”
Cümlesini tamamlamadan fotoğrafı tekrar inceledi.
“Onu nereden buldun?”
“Depoda.”
Cem derin bir nefes aldı.
“Adı Elif'ti.”
Yiğit'in gözleri büyüdü.
“Ne oldu ona?”
Cem bir süre sessiz kaldı.
“Yıllar önce o evde bulunan çocuklardan biriydi.”
Yiğit hiçbir şey söylemedi.
Cem devam etti.
“Sonra kayboldu.”
“Kaçtı mı?”
“Bilmiyoruz.”
“Nasıl bilmiyorsunuz?”
“Çünkü o evle ilgili kayıtların büyük kısmı ortadan kayboldu.”
Yiğit fotoğrafa baktı.
“Peki sonra?”
Cem masanın üzerindeki başka bir dosyayı açtı.
“Yıllar sonra bir genç kızın cesedi bulundu.”
Yiğit'in yüzü değişti.
“Eski evde mi?”
Cem başını salladı.
“Evet.”
Yiğit'in boğazı düğümlendi.
“Kimliği belli miydi?”
“İlk başta değildi.”
Cem dosyadan bir kâğıt çıkardı.
“Sonra kimliği tespit edildi.”
Yiğit'in gözleri kâğıda takıldı.
Cem ismi söyledi.
“Elif.”
Oda sessizleşti.
Yiğit elindeki fotoğrafa baktı.
Küçük kız.
Yıllar önce.
Ve yıllar sonra aynı kızın cesedi.
“Nasıl öldü?”
Cem başını hafifçe eğdi.
“Dosyada birçok şey yazıyor. Ama olayın tamamı hiçbir zaman ortaya çıkarılmadı.”
Yiğit'in sesi kısıldı.
“Babam biliyor muydu?”
Cem doğrudan cevap vermedi.
“Babanın bu olaydan haberi olmadığını söylemek zor.”
Yiğit'in yüzü gerildi.
“Başka kim vardı?”
Cem dosyaya baktı.
“Bazı isimler vardı.”
“Kim?”
Cem birkaç isim söyledi.
Yiğit'in yüzü her isimde biraz daha değişti.
Sonunda bir isimde tamamen sustu.
Baran.
Bir diğeri.
Mert.
Yiğit gözlerini kapattı.
İki isim.
İki ölüm.
Ve şimdi geçmişten çıkan bir kız.
“Ben bu kızı neden tanıyorum?”
Cem ona baktı.
“Çünkü sen de o dönemde o çevrenin içindeydin.”
Yiğit'in kaşları çatıldı.
“Ben çocuktum.”
“Biliyorum.”
Cem fotoğrafı ona geri verdi.
“Çocukken gördüğün bazı şeyleri hatırlamaman normal.”
Yiğit fotoğrafı aldı.
Kızın yüzüne tekrar baktı.
Bir şey hatırlamaya çalıştı.
Bir ev.
Çocuk sesleri.
Koridor.
Ama hiçbir şey net değildi.
Sadece kısa, bulanık görüntüler.
Sonra yine kayboldu.
“Başka bir şey var mı?”
Cem başını salladı.
“Dosyanın tamamı bende değil.”
“Kimde?”
“Bilmiyorum.”
Yiğit ayağa kalktı.
“Erdem'in nerede olduğunu bulmam gerekiyor.”
Cem ona baktı.
“Eğer gerçekten babanı arıyorsan, bu dosyanın peşine düşmek yetmez.”
“Ne yapmam gerekiyor?”
Cem cevap vermeden önce eski gazete kupürlerinden birini masaya bıraktı.
“Bu olayın başladığı yere dönmen gerekiyor.”
Yiğit kupüre baktı.
Eski ev.
Yine aynı yer.
Aynı bina.
Aynı geçmiş.
Ama bu kez elinde bir isim vardı.
Elif.
Yiğit fotoğrafı cebine koydu.
Kapıya yöneldi.
Cem arkasından seslendi.
“Yiğit.”
Yiğit döndü.
“Bu dosyayı açan herkes bir şey kaybetti.”
Yiğit birkaç saniye sustu.
Sonra kapıyı açtı.
“Ben zaten kaybettim.”
Ve evden çıktı.
---
Arabaya bindiğinde fotoğrafı tekrar çıkardı.
Elif.
Artık onun kim olduğunu biliyordu.
Yıllar önce o evde bulunan çocuklardan biri.
Sonra kaybolmuştu.
Ve yıllar sonra cesedi aynı evde bulunmuştu.
Babası bu olayın içindeydi.
Baran'ın adı dosyadaydı.
Mert'in adı dosyadaydı.
Abisinin adı da geçmişin bir yerinde karşısına çıkabilirdi.
Ama Yiğit'in bilmediği bir şey daha vardı.
Kafede kendisine yardım eden genç kız, bütün bu konuşmanın başlamasını zaten planlamıştı.
Ve Yiğit'in eline verdiği adres, onu geçmişe götüren son ipucu değildi.
Asıl ipucu çok daha yakındaydı.
Yiğit arabayı çalıştırdı.
Gözleri dikiz aynasına kaydı.
Kafeye doğru baktı.
Sonra yola çıktı.
Geçmiş artık saklanmıyordu.
Ama Yiğit henüz geçmişin neden özellikle onun karşısına çıkarıldığını bilmiyordu.
Ve bilmediği en önemli şey şuydu:
Fotoğraftaki kız, onun hatırladığından çok daha fazlasını biliyordu.