kendimi o kadar inandırmıştım ki yola çıktım.
Eve doğru gidiyordum.
Havanın karanlık mı, aydınlık mı olduğu umurumda değildi. Zaten daha uyuyamamıştım bile. Gözlerim yorgundu ama zihnim durmuyordu.
Evin yolu tam bir saat sürdü.
Arabanın altından çakıl taşlarının sesi geliyordu. Farların aydınlattığı yol dışında hiçbir şey görünmüyordu.
Sonunda eve vardım.
Karşımda geniş, terk edilmiş bir arazi vardı. Evin çevresinde hiçbir yaşam belirtisi yoktu.
Arabadan indim.
Bir süre sadece eve baktım.
Sonra kapıya doğru yürüdüm.
Bahçeye girdiğim anda gözümün önünde bazı görüntüler belirmeye başladı.
Bir çocuk...
Bir masa...
Bir kadın sesi...
Bir odanın köşesi...
Ama hiçbirini tamamlayamıyordum.
Hepsi birkaç saniyeliğine beliriyor, sonra dağılıyordu.
Başımı iki yana salladım.
"Hatırlamalıyım."
İlerledim.
Evin camlarının çoğu kırılmıştı. Yerlerde cam parçaları vardı.
Ayağımı attığımda camların çıtırdama sesi sessizliği böldü.
İçeri girdim.
Mutfak Amerikan mutfaktı ve doğrudan salona açılıyordu.
Salondaydım.
Etrafı incelemeye başladım.
Bir cevap arıyordum.
Sonra gözüm bir işarete takıldı.
06.
Duvarın köşesinde silik bir şekilde duruyordu.
Başka bir noktaya baktım.
18.
Sonra merdivenlerin yakınında üçüncü işareti gördüm.
24.
Bir anda durdum.
06 - 18 - 24.
Elimdeki kâğıdı hatırladım.
Bunlar tarih değildi.
Bir yerleri gösteriyordu.
Üç işaretin de ortak noktası aynıydı.
Bodrum.
Merdivenlere yöneldim.
Her basamakta evin içindeki sessizlik biraz daha ağırlaşıyordu.
Aşağı indim.
Bodrum kat karanlıktı.
Telefonumun ışığını açtım.
Tam o sırada arkamdan çok hafif bir ses geldi.
Döndüm.
Bir şey göremedim.
Bir adım attım.
Sonra...
Başımın arkasına sert bir darbe aldım.
Gözlerim karardı.
---
Gözlerimi açtığımda ellerim bağlıydı.
Soğuk zeminin üzerinde oturuyordum.
Başımı kaldırdım.
Karşımda bir adam vardı.
Bir an nefesim kesildi.
"Baba..."
Erdem.
Yaşıyordu.
Yüzü yorgundu. Ellerinde bağlar vardı. Bana bakıyordu ama konuşmuyordu.
Sonra arkamdan bir ses geldi.
"Uyandın."
Başımı çevirdim.
Maskeli kişi karşımdaydı.
Ayağa kalkmaya çalıştım ama bağlı olduğum için hareket edemedim.
"Sen kimsin?"
Cevap vermedi.
"Bunu neden yapıyorsun?"
Sessizlik.
"Babamı neden kaçırdın?"
Maskeli başını hafifçe yana eğdi.
"Çok soru soruyorsun."
Bir adım yaklaştı.
"Buraya kadar gelebildiğin için kendini zeki mi sanıyorsun?"
"Bıraktığın izleri takip ettim."
Maskeli birkaç saniye sustu.
"Sen kendin geldin."
Sonra Erdem'e baktı.
"Şimdi sonuna kadar dinleyeceksin."
Erdem ilk kez konuştu.
"Oğlumu bunun dışında bırak."
Maskeli ona döndü.
"Senin oğlun bazı şeyleri bilmiyor."
Sonra tekrar bana baktı.
"Ama artık öğrenecek."
Boğazım düğümlendi.
"Neyi?"
Maskeli yavaşça konuşmaya başladı.
"Bu evde yıllar önce çocuklar vardı."
Bir an başımın içinde bir uğultu başladı.
"Sokakta kalan, kimsesi olmayan çocuklar. Onlara yardım edileceği söylendi."
Erdem gözlerini kapattı.
"Ama yardım edilmedi."
Maskeli'nin sesi sertleşti.
"Çocuklar birbirlerinden ayrıldı. Bazıları çalıştırıldı. Bazıları başka insanlara verildi. Bazılarından ise bir daha haber alınamadı."
O an eski fotoğraf gözümün önüne geldi.
Çocuklar.
Ev.
Babam.
Baran.
Mert.
Hepsi aynı yerdeydi.
"Elif..."
Maskeli ilk kez tamamen sustu.
Sonra bana baktı.
"Elif benim kız kardeşimdi."
Nefesim kesildi.
Fotoğraftaki kızın yüzünü tekrar hatırladım.
"O burada mıydı?"
Maskeli başını salladı.
"Evet."
Sesi ilk kez titredi.
"Ben onu koruyamadım."
Gözlerinden bir yaş süzüldü ama hemen sildi.
"Baran ona yıllarca zarar verdi. Mert ise olanları gördü ve sustu."
Yutkundum.
"Mert'i sen öldürdün."
Başını eğdi.
"Evet."
"Polisi de?"
"Mert'in anlattığı polis."
Bir süre sessizlik oldu.
"Güvenlik görevlisini de sen öldürdün."
"Evet."
Sonra gözlerini Erdem'e çevirdi.
"Hepsi onun yüzünden başladı."
Erdem bağırdı.
"Yeter!"
Maskeli ona döndü.
"Hayır. Daha bitmedi."
Bir adım attı.
"Sen insanlara yardım ettiğini söyledin."
Erdem hiçbir şey söylemedi.
"Hayır."
Maskeli'nin sesi buz gibiydi.
"İnsanları sattın."
Erdem başını kaldırdı.
"Bunun ne anlama geldiğini bilmiyorsun."
Maskeli acı bir gülümsemeyle baktı.
"Tam olarak biliyorum."
Sonra bana döndü.
"Abin de biliyordu."
İçimde bir şey koptu.
Abim.
Mert.
Polis.
Güvenlik görevlisi.
Hepsi aynı listenin parçalarıydı.
"Abimi de sen öldürdün."
Başını salladı.
"Evet."
Gözlerim doldu.
"Neden?"
Maskeli birkaç saniye bana baktı.
"Çünkü o da bu evde olanların bir parçasıydı."
Erdem'in yüzündeki ifade değişti.
Maskeli ona yaklaştı.
"Ve şimdi sıra sende."
Erdem geri çekilmeye çalıştı.
"Benden ne istiyorsun?"
"Hatırlamanı."
Maskeli cebinden küçük bir fotoğraf çıkardı.
Fotoğrafı bana doğru tuttu.
Çocukların olduğu eski fotoğraftı.
"Bu evde sen de vardın, Yiğit."
Kaşlarımı çattım.
"Ben..."
Fotoğrafa baktım.
Sonra bir görüntü geldi.
Bir çocuk.
Bir kız.
Bir oda.
Gülüşmeler.
Koşan iki çocuk.
Ve sonra...
Bir ses.
Camın kırılma sesi.
Bir vazo.
Piyano şeklinde eski bir süs vazosu.
Gözlerimi kapattım.
Başım ağrımaya başladı.
"Hayır..."
Maskeli bana baktı.
"Hatırladın."
Başımı kaldırdım.
Kızın yüzü yavaş yavaş belirginleşti.
Elif.
Çocukken birlikte oynadığım kız.
Vazo yere düşmüştü.
Ben korkmuştum.
Ve...
"Ben..."
Sesim titredi.
"Seni suçlamıştım."
Maskeli'nin gözleri doldu.
"Evet."
O an her şey yerine oturdu.
Elif'in suçlandığı an.
Sonra onu götürmeleri.
Ağlaması.
Bağırışlar.
Ve o gecenin sonunda bir daha onu görememem.
Ben sadece çocuktum.
Ama söylediklerimin sonucunu bilmiyordum.
Maskeli gözlerimin içine baktı.
"Sen çocuktun."
Bir an sustu.
"Ama benim kardeşim de çocuktu."
Erdem araya girdi.
"Bunu onun önünde yapma."
Maskeli ona döndü.
"Senin önünde yeterince çocuk öldü."
Odanın içinde ağır bir sessizlik oluştu.
Sonra Maskeli silahını Erdem'e doğrulttu.
Erdem bana baktı.
"Yiğit..."
Sesinde ilk kez korku vardı.
"Ne olursa olsun..."
Cümlesini tamamlayamadı.
Bir silah sesi bodrumun duvarlarında yankılandı.
Erdem'in sesi kesildi.
Başını yana çevirdi.
Hareket etmedi.
Babam ölmüştü.
Gözlerim doldu.
Yıllardır peşinden koştuğum bütün cevaplar önümdeydi.
Ama cevapların sonunda babam yoktu.
Sadece sessizlik vardı.
Maskeli silahını indirdi.
Sonra bana baktı.
Bir süre hiçbirimiz konuşmadık.
Ben ona baktım.
O bana baktı.
Sonunda fısıldadım:
"Beni neden sona bıraktın?"
Maskeli'nin gözlerinden yaşlar süzüldü.
"Çünkü seni en sona sakladım."
Başını hafifçe kaldırdı.
"Kız kardeşimin acısı bugün son bulacak."
Ellerini kaldırdı.
Ben ona baktım.
Elindeki silahı gördüm.
Son kez birbirimize baktık.
Ve silah sesi duyuldu.
Gözlerim yavaş yavaş kapanıyordu.
Sesler uzaklaşmaya başladı.
Artık hiçbir şey düşünemiyordum.
Gözlerim tamamen kapandı.
Ve bir daha açılmadı.