İçeriğe geç

MASKELERİN ARKASI

Bölüm 4 · 2 dk okuma

MASKELERİN ARKASI

Bölüm 4

4. Bölüm: Filtresiz Kahve

"Yarım saat ara!"

Işık şefinin sesi stüdyoda yankılandığında, omuzlarımdaki görünmez yükün hafifçe hafiflediğini hissettim. Spot ışıklarının sıcaklığı altındaki iki saatlik gergin kurgu, beni zihnen tamamen tüketmişti. Kuzey’in her "Ezberi bırak," deyişinde içimde bir şeyler kırılıyor, yine de profesyonelliğimi bozmamak için direniyordum.

Herkes bir kenara dağılırken, stüdyonun arka tarafındaki küçük, teras katına açılan kapıya doğru yöneldim. Serin havanın yüzüme çarpmasına ihtiyacım vardı. Kapıyı açıp dışarı çıktığımda, ahşap zemindeki adımlarımın sesini bastıran bir rüzgâr karşıladı beni. Şehrin gürültüsü aşağıdan boğuk bir uğultu halinde yükseliyordu.

Korkuluklara tutunup derin bir nefes aldım. Gözlerimi kapatıp rüzgârın tenimi serinletmesine izin verdiğim sırada, hemen yanı başımda bir metal sesi duyuldu.

"Sade mi, sütlü mü?"

Gözlerimi açtığımda, Kuzey’in elinde iki seramik kupayla yanımda durduğunu gördüm. Üzerindeki o mesafeli, buyurgan fotoğrafçı kimliği gitmiş; yerine daha sakin, neredeyse yorgun bir adam gelmişti.

Kupalardan birini bana doğru uzattı. Bir an tereddüt ettim ama kahvenin sıcak kokusu o kadar davetkardı ki, uzatıp aldım. "Sade," dedim kısık bir sesle. "Teşekkürler."

Kuzey arkasını dönüp korkuluklara yaslandı, bakışlarını şehir manzarasına çevirdi. Bir süre ikimizden de ses çıkmadı. Sadece kahvelerimizden yükselen dumanlar ve rüzgârın sesi vardı aramızda. Stüdyonun içindeki o sert ego savaşı, bu küçük terasta yerini tuhaf bir sessizliğe bırakmıştı.

"İçeride sana çok yükleniyorum, farkındayım," dedi Kuzey, sessizliği bölen ilk kişi olarak. Ses tonu bu kez hiç olmadığı kadar yumuşaktı. "Ama amacım seni küçümsemek ya da zor duruma düşürmek değil."

Kahvemden bir yudum alıp ona döndüm. "Peki amacın ne o zaman? Çünkü içeride resmen benimle kişisel bir derdin varmış gibi davranıyorsun."

Kuzey acı bir tebessümle başını salladı. Gözlerini şehirden ayırıp doğrudan bana çevirdi. "Kişisel bir derdim yok Arya. Sadece... potansiyeli olan insanların kendilerini sahte bir illüzyonun içinde harcamasına katlanamıyorum. Milyonlarca insan senin o fotoğraflardaki kusursuzluğuna bakıyor. Ama benim vizörümden bakınca, o kusursuzluğun arkasında büyük bir yorgunluk ve yalnızlık görünüyor. Ben sadece o kadını çekmek istiyorum. Gerçek olanı."

Duyduğum kelimeler göğsüme bir taş gibi oturdu. Haklıydı ve bunu bilmek canımı acıtıyordu. Kupayı tutan ellerimin hafifçe titrediğini fark edince bakışlarımı kaçırdım.

"O kadın..." dedim, sesim neredeyse bir fısıltı gibi çıkmıştı. "O kadının ekranda bir karşılığı yok Kuzey. İnsanlar acıyı, yorgunluğu ya da yalnızlığı satın almak istemiyor. Onlar parıltı istiyor. Ben onlara istediklerini vermezsem, yok olurum."

Kuzey bana doğru bir adım attı. Aramızdaki mesafe azaldığında, gözlerindeki o sert ifadenin yerini derin bir anlayışa bıraktığını gördüm.

"Belki de ilk kez başkalarının ne istediğini umursamayı bırakmalısın," dedi alçak bir sesle. "En azından bu stüdyoda, benim kameramın karşısındayken."

O an, rüzgâr saçlarımı yüzüme doğru savururken, Kuzey'in gözlerinde ilk kez hiçbir maskenin arkasına saklanma ihtiyacı hissetmedim. İçerideki tüm o gürültülü dünyaya inat, bu küçük terasta ikimiz için zaman yavaşlamış gibiydi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.