İçeriğe geç

MASKELERİN ARKASI

Bölüm 3 · 2 dk okuma

MASKELERİN ARKASI

Bölüm 3

3. Bölüm: Stüdyodaki Yüzleşme

Stüdyonun yüksek tavanından sarkan devasa softbox ışıkları, mekanı adeta bembeyaz bir sahneye çeviriyordu. Etrafta hummalı bir çalışma vardı; asistanlar kabloları düzenliyor, askılardaki tasarım kıyafetler son kez ütüleniyor ve arka planda kısık sesli bir indie müzik çalıyordu.

Aynanın karşısında otururken, makyaj sanatçısının fırça darbelerini yüzümde hissetmiyordum bile. Gözlerim, aynanın yansımasından stüdyonun diğer ucundaki o hareketliliği izliyordu.

Kuzey, boynunda dün geceden aşina olduğum o siyah gövdeli kamerasıyla, ışık şefine sert ve net direktifler veriyordu. Üzerinde yine dünkü gibi düz, siyah bir tişört vardı. Çevresindeki herkes onun iki dudağının arasından çıkacak kelimelere bakıyordu. Dün gece loş bir koridorda karşıma çıkan o pervasız adam, kendi çöplüğünde tam bir lidere dönüşmüştü.

"Arya Hanım, saçınız ve makyajınız hazır. İlk kombin için çekim alanına geçebiliriz," dedi asistanlardan biri kibarca.

Derin bir nefes aldım. Üzerimdeki parıltılı, asimetrik kesim ceket elbiseyi düzelterek doğruldum. Omuzlarımı dikleştirdim, çenemi yukarı kaldırdım ve profesyonel adımlarla stüdyonun ortasındaki beyaz fona doğru yürüdüm. Atılan her adımda, içimdeki o kırılgan Arya'yı geride bırakıp milyonların hayran olduğu o kadına bürünüyordum.

Fona geçtiğim an, Kuzey arkası dönük bir şekilde ışık ölçümü yapıyordu. Adımlarımı fark edince yavaşça arkasına döndü. Göz göze geldik. Bakışlarında en ufak bir şaşkınlık emaresi yoktu; ajans listesinde adımı gördüğünden ve bu karşılaşmanın yaşanacağından zaten emindi.

Kamerayı yavaşça gözüne kaldırdı, vizörden bana baktı ve ilk deklanşör sesi stüdyoda yankılandı. Klik.

"Işık güzel," dedi soğuk bir sesle, kamerayı gözünden indirmeden. "Ama yüzündeki o ifade dün geceden kalma bir ezber. Bana poz verme Arya. Sadece dur."

Etraftaki asistanların ve menajerimin bakışlarının üzerimizde toplandığını hissettim. İçimde biriken o öfke ve savunma mekanizması anında devreye girdi. Flaşların altındaydım, burası benim krallığımdı ve onun beni insanların önünde bu şekilde küçümsemesine izin veremezdim.

Kuzey’e doğru iki adım attım, aramızdaki mesafeyi kapatarak fısıltıyla ama keskin bir tonda konuştum: "Sana işini öğretmen gerekmiyor Kuzey. Sen vizörün arkasından bakıp deklanşöre basacaksın, ben de markanın benden istediği o kusursuz görüntüyü vereceğim. Bizim işbirliğimiz bundan ibaret."

Kuzey kamerayı tamamen göğsüne indirdi. Gözlerimin içine o kadar dikkatli ve derin baktı ki, bir an için üzerimdeki tüm o ağır makyajın ve pahalı kıyafetlerin silinip gittiğini hissettim.

"Ben kusursuz olanı değil, yaşayanı çekerim," dedi, sesindeki o sarsılmaz sakinlikle. "Eğer buraya sadece bir vitrin mankeni gibi durmaya geldiysen, yanlış fotoğrafçıyla çalışıyorsun. Şimdi, o ezberlediğin gülüşü bir kenara bırak ve yeniden başla."

Arkasını dönüp asistanına ışıkları biraz daha yumuşatmasını söylerken, ben stüdyonun ortasında, spot ışıklarının altında ilk kez bu kadar çıplak ve savunmasız kalmıştım. Maskem, daha ilk dakikadan çatlamaya başlamıştı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.