Terastaki o tuhaf, ffiltresiz sessizlik, stüdyonun kapısının sertçe açılmasıyla bölündü. İçeriden gelen topuklu ayakkabı sesleri ve ajansın o gergin havası, rüzgârın tenimizde bıraktığı sakinliği bir anda silip süpürdü. Gelen, Arya'nın kariyerini bir satranç tahtası gibi yöneten menajeri Handan'dı. Elindeki tablete hararetle bakarken, teras kapısında durup bizi süzdü. Bakışlarındaki memnuniyetsizlik gözle görülür cinstendi.
"Arya, tatlım, aran bitti," dedi Handan, sesindeki o sahte sevecenlikle. "Yarım saat dedik ama markanın yönetim kurulu başkanı çekimleri canlı izlemek istiyor. Ayrıca... baban aradı. Çekimden sonra seni eve getirmesi için Hakan’ı göndermiş. Aşağıda bekliyor."
'Baban' kelimesini duyduğum an, içimdeki tüm o sıcak kahve kokusu buz kesti. Kuzey, elimdeki kupayı sıkıca kavrayışımı ve yüzümün bir anda kireç gibi bembeyaz oluşunu kaçırmadı. O keskin gözleri yine üzerimdeydi, ruhumun en derinindeki o korkuyu okumaya çalışıyordu.
"Tamam Handan, geliyorum," dedim, sesimin titrememesine özen göstererek. Kahve kupasını Kuzey’e uzatırken gözlerimi ondan kaçırdım. "Teşekkürler. Kahve için."
Kuzey kupayı alırken parmakları hafifçe parmaklarıma değdi. O kısacık temas, içimdeki o titremeyi durdurmaya yetecek kadar sıcak ve sarsıcıydı. "İçeride bekliyorum," dedi alçak bir sesle. "Maskeni takmayı unutma."
Stüdyoya geri döndüğümüzde çekimler bu kez çok daha farklı bir havada geçti. Kuzey’in terastaki sözleri zihnimde dönüp duruyordu: "Ben kusursuz olanı değil, yaşayanı çekerim." Bu kez vizöre baktığımda karşımda beni yargılayan bir düşman değil, beni çözmeye çalışan bir sırdaş görüyordum. Bedenim gevşedi, bakışlarımdaki o katı, ezberlenmiş ifadeler yerini daha derin, hüzünlü ve gerçek bir kadına bıraktı. Patlayan her flaşta, aramızdaki o profesyonel mesafe biraz daha daralıyordu. Kuzey de bunu fark etmişti; deklanşöre basma ritmi hızlanmış, gözlerindeki o tatmin duygusu belirginleşmişti.
[Geçmişe Dönüş - 12 Yıl Önce / Arya'nın Çocukluğu]
Fırtınalı bir İstanbul gecesi. Devasa malikanenin koridorlarında yankılanan bardak kırılma sesleri ve bağırışlar... 10 yaşındaki küçük Arya, yatağının içinde dizlerini kendine doğru çekmiş, kulaklarını elleriyle sıkıca kapatmıştı. Babasının o gürleyen, tehditkar sesi duvarları titretiyordu.
"Bu evden çıkarsan, o belgelerle birlikte seni bu şehirde yaşatmam Aylin!"
Annesinin ağlama sesleri, ardından hızla kapanan bir dış kapı... Ve o geceden sonra annesine dair hafızasında kalan tek şey; komodin üzerinde bırakılmış, kırık camlı bir çerçeve ve annesinin o son, çaresiz bakışıydı. Ertesi gün babası ona sadece, "Annen bir kaza geçirdi, artık bizimle olmayacak. Ve bu evde bir daha onun adı anılmayacak," demişti. Arya o gün anlamıştı: Bu ailede hayatta kalmanın tek yolu, babasının çizdiği o kusursuz, sessiz itaatin arkasına saklanmaktı.
[Günümüz]
Çekim bittiğinde üzerimdeki ağır tasarım kıyafetleri çıkarıp kendi siyah kotumu ve deri ceketimi giydim. Aynada kendime baktığımda, az önceki o parıltılı kadından geriye sadece gözlerindeki yorgunluğu saklamaya çalışan bir silüet kalmıştı. Çantamı alıp stüdyonun çıkışına doğru yürüdüm.
Stüdyonun ağır dış kapısını açıp sokağa çıktığımda, gri gökyüzünden çiseleyen yağmur yüzüme vurdu. Ve tam karşımda, kaldırımın kenarında bekleyen o simsiyah, camları filmli lüks jipi gördüm. Arabanın arka kapısına yaslanmış, kollarını göğsünde kavuşturmuş bir şekilde beni bekleyen adamı görmemle adımlarım yavaşladı.
Hakan.
Babamın sadece şoförü değil; gölgesi, sırdaşı ve gerektiğinde en kirli işlerini halleden sağ koluydu. Uzun boylu, kalıplı, yüzünde hiçbir duygu kırıntısı taşımayan, otuzlu yaşlarının ortalarında tehlikeli bir adamdı. Beni gördüğünde arkasına yaslandığı kapıyı açtı ama gözleri doğrudan benim arkama, stüdyonun kapısında beliren Kuzey’e dikildi.
Kuzey, elinde ekipman çantasıyla arkamdan çıkmış, keskin bakışlarını Hakan’a sabitlemişti. İki adam arasındaki o sessiz, erkeksi güç savaşı havayı bir anda elektriklendirdi. Hakan’ın elini hafifçe ceketinin içine, beline doğru götürdüğünü fark ettiğimde içimi büyük bir panik kapladı. Babamın dünyasında kurallar yoktu ve Kuzey’in benim etrafımda dolanması onun için bir tehdit olarak algılanabilirdi.
"Arya Hanım, babanız sizi evde bekliyor. Hemen çıkmamız gerek," dedi Hakan, sesi bir robottan farksızdı ama gözleri hala Kuzey’deydi.
"Tamam Hakan, geliyorum," dedim aceleyle. Kuzey’e dönüp "Sonra görüşürüz," demek istedim ama Hakan’ın varlığı kelimelerimi boğazıma tıkadı. Sadece Kuzey’e kısa bir bakış fırlatıp arabanın arka koltuğuna bindim. Kapı üzerime kapandığında, stüdyonun önünde tek başına duran Kuzey’in dik dik arabayı izlediğini gördüm.
Araba hızla hareket ederken, kalbimin göğüs kafesimi dövdüğünü hissediyordum. Çantamdan telefonumu çıkardım. Ekrana düşen bildirimleri temizlemek üzereydim ki, bilinmeyen bir numaradan gelen SMS mesajıyla donakaldım. Mesajda sadece tek bir cümle ve bir fotoğraf vardı.
Mesaj: "Maskenin arkasına saklanmak seni babanın günahlarından koruyamaz, Arya. Sıra sana geliyor."
Fotoğraf ise... Az önce stüdyonun önünde, araca binerken çekilmiş bir fotoğrafımdı. Birisi beni, bizi, tam o anda uzaktan izliyordu. Başımı hızla arkaya çevirip dikiz aynasına baktım. Arkamızda, bizi belli bir mesafeden takip eden plakası çamurla kapatılmış siyah bir motosiklet vardı.
Korkuyla yutkundum. Telefonu elimde sıkıca tutarken, bu karanlık sarmalın içine Kuzey’i de çekmiş olma düşüncesi içimi kemirmeye başlamıştı.