Dar koridor birkaç adımla aşıldığında, biraz daha geniş bir odayı serdi önlerine. Yarım bir duvarın arkasında bulunan mutfak, hemen hemen bütün olmuştu tek pencereli odayla. Sol duvarda devam eden koridor vardı fakat şu an için bu yerde durmuştu rehberlik eden melek. Ve onunla birlikte diğerleri de. Koyu bej duvarlar, küçük ama huzur verici bir yuvaya dönüştürmüş gibiydi burayı, h oşuna gitmişti Mahz'ın. Geldikleri evin büyüklüğüne kıyasla burada daha iyi hissetmişti. Bakışları, adını bildiği ve bilmediği her şeyin üzerinde dolaştığı sırada Aras'ın sesi duyuldu sakin bir tınıda.
"Sevdim." Etrafına bakındı. Bu yeni eve geçiş, gerçek bir insan gibi hissettirmişti. İlerleyip koltuklardan birine yasladığı parmaklarını sıktığı sırada ardına döndü yeniden. "Bizi sık sık ziyarete gelecek misin?"
Omuz silkip tebessüm etti melek. "Yalnız olmayacağıma emin olabilirsin."
"Fazlasıyla," dedi gülerek. "Fazlasıyla eminim. Zaten daha fazla yalnız olmak istemiyorum." Babasına baktı Mahz. Onun yüzünden uzun zamandır sevdiklerinden uzak kalmıştı hep. Belli etmese bile ne zaman onun üzüldüğünü görse fazlasıyla buruk hissediyordu. "Bu iş bittiğinde, oğlumla anılarını yaşatacağımız bir başka yerimiz oldu." Bu kez, açık kalmış, sızlayan yarayı dikti sözler. Bakışlarını o yöne çevirdiğinde, anlamını çözemese de güneş ışığı gibi ısıttığı söylenilen bir hisle dolmuştu ruhu. Babasının ona böyle bakması, içten içe düşündüğü her sallantılı düşünlere bir perde oluyordu.
"Giray," dedi Labezerin. Hitabını yakaladığında ise koltuklardan birini gösterdi. "Şu hayat okulundan mezun edelim seni."
Heyecanla parlar gibi oldu gözleri. Şişen göğsü, ilerleyen meleğin sırtını izlerken yavaşça indi. Nasıl bir şey olduğunu hiç bilmediği şeyleri birazdan hep biliyormuşçasına bilgi selinde yüzeceğinin haberiydi ona söylenilen. En garip hissiyatına inanarak merak ettiği ise şu an varlığından bile haberdar olmadığı bazı şeyleri benliğine kattığında nasıl bir haznede olacağıydı. İlerledi. Babasını da geçtiğinde meleğin arkasına yer aldığı koltuğa verdi yönünü. Oturması gerektiğini anladığında, üzerindeki kıyafeti de çıkarması istendi. Hızlı nefesini kontrol etmeye çalışırken yaptı denileni. Sıcacık tenini koruyan kumaş olmayınca küçük bir ürperti dolandı belinden sırtına doğru. Canım yanar mı, diye düşüncelere el verdiği anda koltuğa oturdu bastıramaya fırsat bulamadığı hissiyatıyla.
Ebyaz, hemen karşısına geçti Mahz'ın. Doğruca gözlerine bakınmasıyla rahat bir ifade çizdi yüz tuvaline. Hiçbir sorun olmadığını sözlerden ziyade takındığı ifadeyle aşılamak istedi. Çünkü sözler, her şeyi, her zaman söyleyebilecek kadar yalancıydı; ölürken bile sorun olmadığını mırıldanırdı. Oğuzhan gibi.
Her adımı gibi yine sakinliğinin üzerine titreyerek kaldırdı elini Labezerin. Mahz'ın kürek kemikleri arasına koyduğu parmakları, adeta yağmurda ıslanan birisinin, şöminenin karşısında ısınmaya durması gibiydi. İki denizin kesiştiği o ince çizgiydiler. Gerginliği hissetti. Öyle ki, düşüncelerinden yayılan akış özünü bir kalkana almıştı adeta. Kaldırdığı elini bu kez omuzlarına koyduğunda, kapattığı gözlerini açtı. Küçük bir molaya girerek, "Korkma," diye duyurdu sesini. Genç, sol yanına bir hareketle döner gibi olsa da hemen durdu. Bedeni rahatlamaya çalışsa da bir şeyleri düşündüğünü hissediyordu melek. Aras'a baktı daha sonra. Onun da Mahz'ın gerginliğini hissettiğini farkettiğinde, usulca salladı başını. Bedenine dokunmayı bırakıp, önüne adımladı. Güven duygusunun tadını alabilse de haklı bir gerginlik vardı üzerinde. Özel dokunuşlarda ise saf bir teslimiyet gerekliydi; bu, hiçbir hataya yer vermemek ve teması kestiğinde yeniden özgün bırakabilmek için en önemli etkendi. "Özüne dokunacağım; hayatın boyunca kimseye kolay kolay açmaman gereken, çok özel olan o yere." Bizzat bakındı bal rengi gözlerine. Bileğinden tuttu şefkatle. "Önce inse bir sızı hissedeceksin, daha sonra ilk olarak sıcaklığı, daha sonra buz keskinliğinde bir serinliği tadabilirsin. Elimden geldiğince nazik olacağım ama canın da yanacak Mahz. Sana karşı dürüst olmak istiyorum." Sözleri sırasında babasına; korku hissettiği anda sığınabileceği ilk limanına baktı genç. Bu sırada Yeryüzü Meleği, "Annene hızlı kavuşmak istiyorsun, değil mi?" diye cesaret verebilecek bir konuya başlangıç yaptı.
Yeniden ona bakan Mahz, "Evet," dedi sadece. Zaten en büyük arzusunun bu olduğunu biliyor olmalıydılar.
"Sana, teker teker dünyadaki her şeyi öğretmemi ister misin? Daha sonra fâni yaşama ayak uydurmuş şekilde dikkat çekmeden, bizi bekleyen tüm görevleri yerine getiririz." Gülümsedi. "Ya da birkaç dakika içinde her şeyi bilmek mi istersin?"
Dudakları nefes neşteriyle aralandı. "Zafer yolunda, canım her an yanmaya hazır hale gelecek zaten," dedi ilk olarak. "Bu acı nasıl bir şeyse dayanabilirim." Meleğin parmakları arasından çekti bileğini. Toparladığı ilk yoğun cesaretin yakalarına sıkı sıkıya tutunduğunda gülümseyip, hazır olduğunu sergilemek isterken, "Hadi," dedi. "Hazırım."
"Erelim gibisin," diye sakince atıldı Aras. Söylenilen sözler kendisini bile ustaca ikna etmişti.
"Hayır," cevabı geldi ayağa yeniden kalkandan. "O burada olsaydı bakışı bile yeterdi." Hareketleri eski konumuna ulaştığı sırada Melez'in iki dudağı arasından sesli bir şekilde nefesleyip, onu doğruladığını duydu.
O andan sonra her şey aniden sessizliğe gömüldü bir kez daha. Gözlerini kapatarak, olacaklara kendini bırakan Mahz, daha önce özüne dokunulurken canının nasıl yandığını hatırlayan Ebyaz ve en titiz şekilde hareket etmeye çalışırken serin bedenine rağmen terleyen Labezerin...
Uzun parmakları, kürek kemikleri arasına usulca yerleştikten sonra ensesine doğru yol aldı. Kapalı gözleri altında artık tamamen enerjiyi ve özü arıyordu. İlerledikçe parmakları teker teker kalktı. Işık, ortaya çıktıkça yoğunluk da arttı. Geriye çekilmesi gereken tüm dokunuşlar durduğunda, sadece işaret ve orta parmak, tene baskı halinde kaldı. Görüyordu artık. Karanlık geceyi ışıklarıyla yarıp, geçen parlak bir dolunay gibi ruhunun en güzel noktasında duruyordu üç ırk melezliğini taşıyan özü. İlk defa böylesine şahit oluyordu melek. Hatta daha önce kimsenin böyle bir öze el uzatmadığına tüm benliğiyle emindi. Ama bu taşıyıcı melez ruhta eksik bir şey vardı. Rengindeki parlaklık, sadece iki ırkı ziyadesiyle güçlü kılıyordu. Beşer özü zayıf kalmıştı, hem de fazlasıyla... Öyle ki, diğer iki renk arasında neredeyse gözükmüyordu bile.
Ve şimdi sırada ona ulaşmak vardı.
Tüm ilerlediği anlardan daha titiz olmak için bir süre durdu melek. Kendi göğsü ortasında doğan bir ışık, fâni bedendeki kol damarlarına nüfuz ederek silindiğinde, Melez'in Oğlu'na temas ettiği noktaya kadar ince yollarda sihirli bir şekilde parlayarak kendini gösterdi. Görebildiği kadarıyla bile hayranca bakıncı bu duruma Ebyaz. Nasıl bir görüntüyle devam ettiği konusunda meraklansa da kılını kopartmayı bile düşünmüyordu şu anda. Dikkat dağıtacak ya da yanlış sonuçlara sonuç olacak bir şeyin kendisinden gelmesinden çekiniyordu. Tam da o anda Mahz, kapattığı gözlerini, dişleri arasından sesli şekilde çektiği ani nefesle sıktı. Boğazındaki damarlar anında kendini daha iyi şekilde göstermeye başlamıştı. Aynı şekilde gözlerini kapatan melek, çenesini de hafifçe sıktığı an, asıl akış başlamıştı artık.
Nefesi hızlandı. Bedenindeki sıcaklık giderek arttı. Her ne kadar kendini tutmaya çalışsa da acı, şakaklarındaki damarları bile meydana davet ediyordu. Bir inilti çıktı dudakları arasından. Ardından acıyla homurdanış eklendi. Labezerin ne kadar ince iş yapmaya çalışırsa çalışsın, sırtından içeriye akın eden demirler vardı. Onlardan yayılan dikenler bedenine olmasa bile tüm benliğini sarıp sarmalayan bir şeye sarılıyor ve ince ince doğruyordu sanki! Daha önce böylesini hissetmemişti. İlerisi bilinmez ama böylesini bir daha hissetmeyeceğine de şimdiden emindi. Alnından akan terler, çene köküne kadar inip, orada şişen damarlarındaki diğer su birikintilerine karıştılar. Koltukta bir yerde sabitlediği parmaklarını öylesine sıkıyordu ki, tüm kanlar geriye kaçmış, boğumları bembeyaz olmuştu.
Kaybettiği bir şey yok ama umarım, kanatlarımın alındığı o an kadar acı çekmiyordur, diye düşünen babası, dolu dolu gözlerle takip etti her şeyi çaresizce. Kendi özüne de dokunulmuştu daha önce fakat şu anki durum çok daha farklıydı sanki. Ya da bizzat kendi oğlu olduğu için mi böyle hissediyordu? Neden dünyadaki tüm varlıklardan da çaresiz ve yetersiz hissediyordu ki?
Acılı ses duyuldukça saniyelerin değeri kendisini bir kez daha kanıtladı. Elden hiçbir şey gelmediği anlarda bir ömürden de uzun oluyordu saniyeler. Ne kadar zıttı mutlu olduğumuz anlara göre...
Biraz daha acı ve biraz daha güç.
Soğuk ve sıcağın kucaklaşması, ikisinin de buhar olduğu o anda son buldu.
Yorgun şekilde birkaç adım geriye yalpalanarak duran Labezerin, olduğu yere bitap şekilde düşen Mahz ve gözlerindeki cehennemi söndüren dolgun tuzlu suyla onların iyi olduğuna emin olmaya çalışan Ebyaz. O, ayağa kalktığı sırada, "Bitti," dedi göz göze geldiği isim. Aradaki mesafeyi yeniden kapatıp, baygın gencin saçlarını sevdi usulca. "Oldukça yorgun düştü ama iyi. Bırakalım, fâni özünün gölgesindeki ilk dolu dolu uykusunu yaşasın."
Adımları, yeniden yön değiştiği sırada fazla uzaklaşmamıştı ki, "Melek," dedi Aras. Duruşunun ardından göz göze geldiler. "Peki ya sen? Sen nasılsın?"
Mimikleri düşünceyle biraz durulsa da yeniden ima dolu bir ifadeye tutundu. "Dersinden çıkmış bir öğretmen gibi." Gülümsedi Aras. Bu sıfatı her daim ustaca kullanması hoşuna gitmeye başlıyordu artık. "Benim için endişelenme," diye yeniden konuşmaya başladı melek bu sırada. "Ben her zaman iyiyim ve iyi olacağım."
Sola kıvrıldı Melez'in dudağı. İçi gerçekten rahattı artık. Şu an ise eski günlerdeki tadı almak ve biraz da bazı şeyleri içten içe oturtmaya çalışıyordu. "Söz ver."
"Söz."
Usulca baş sallayıp, ona doğru ilerleyerek tam karşısında durdu. Alacağı cevaptan bu kez emin olmamakla birlikte aklına gelen şeyi yapmak istiyordu sadece. İki yana açtığı kollarını doğruca ona doladı. Labezerin, ilk birkaç saniye bir hareket sergilemese de en sonunda karşılık verdi bu ani sarılışa. Aslında mutlu da olmuştu ama ondan beklenebilecek bir hareket değildi de. Merak etmişti ister istemez. Biraz sonra sarılış sonlandığında, cevabı öğrenmeyi amaçlayarak bakındı yüzüne.
"Ah..." dedi Aras. "Bilirsin, şu teşekkür işini pek beceren ya da uygulayan taraf değilim. Ben de bu yüzden, belki bu şekilde sa-"
"Rica ederim," diyerek böldü sözünü. Ona göre bu zaten en samimi teşekkürdü ve özellikle durumu boş vermek yerine bir anlam hissettirme çabasında olması da babalığıyla birlikte onu olgunlaştıran bir durumdu. Omzuna koyduğu destek vuruşundan sonra, "Artık, biraz daha rahat olacaksın: İlk başta alışkanlık gereği şeyler yapsan da oğlunun artık her şeyi bildiğini anlayacaksın fakat sadece, bu yaşantıyı aşıla. Bilmek ve uygulamak aynı şeyler değildir."
"Ne yapmam gerekiyor?"
Dudak büzdü. "İblis özü de taşıyorsun. Melek özlülerden daha fazla hakim değil misin bu konuya?" Değinmece yaparak gülümsedi en dostane şekilde. Bu sözlerin altında nelerin yattığını anlayabiliyordu her ikisi de.
"Anladım," diyerek onayladı. Aklına gelen ufak çaplı şeyleri, oğlu iyice dinlenip, uyanana kadar şimdilik rafa kaldırdı. Asıl görevleri başlayana kadar bu adımın eğlenceli olacağını hissediyordu.
"Gitmeliyim," sözüyle yeniden hareket kazanan Yeryüzü Meleği, saygın bir tavırla bir adım geriye çekilen Aras'tan sonra biraz geri çekilip, Mahz'a da son bir kez daha bakarak ayrıldı mekandan. Yeni evlerinde, baba ve oğul bir kez daha baş başa kalmışlardı. Tek fark vardı ki, bu kez biraz daha rahattı içi. Oğlu, zor bir görevin yorgun savaşçısı olarak hemen yanındaydı fakat bu yorgunluk zaferinin nişanesiydi.
Daha şimdiden bir fâni olarak ne yapacaklarını bulmuştu Aras. Dünyaya yeniden geldiği ilk anda yapmak istediği şeyi de rahat bir şekilde yapabileceklerdi. Belki bu sayede biraz daha rahat olurdu benliği, özlem duygusu biraz daha hafiflerdi?
Oğluna doğru yön verip, yanına ilerlediği sırada elleri arasında oluşturduğu yumuşak battaniyeyi yavaşça örttü üzerine. Terleyen alnını sıvazlayıp, saçlarına öpücük kondurdu. Sırtını dikleştirdikten hemen sonra bulundukları dört duvara ve diğer kutulara yol sunan koridora bakındı. Merak bile etmiyordu nasıl bir yerde olduklarını. Oysa Açelya'nın üniversitedeki evinde defalarca gezerdi her yeri ezberlemesine rağmen... O zaman bakındığı her yere ilk kez gibi bakabiliyorken şimdi, sanki doğduğundan beri buradaydı.
Pencereye ilerledi. Diğer binalara ve görebildiği kadarıyla insanlara bakındığında uzakta bir köşede market tarzı bir işletme çarptı gözüne. Taşıdığı anılarla titrekçe gülümsedi dudakları. Oğlunu götüreceği ilk durağın adresi değişirken daha da ileriye dönük düşünmeye çalıştı.
Zaman ilerledi, gökyüzü bulutları kendi halince trafik kurdu. Çarpışan bulutlar bir karartı sunsa da akrep ve yelkovan daha akşam saatlerinden epeyce uzaktı. Salona düşen gölgeden midir bilinmez bedeninin ağırlaştığını hissetti Aras. Fâni formda fâni aleminde olmak onu gerçekten de onlardan biri yapıyormuşçasına uykusunu getiriyordu. Sahi, en son ne zaman uyumuştu?
Yere eğdiği bakışlarını bir kez daha oğluna çevirdiğinde çehresindeki bozuk ifadenin daha da rahat hal aldığını görünce kontrolü dışında derin bir nefes doldu ciğerlerine. Hemen karşısındaki kotluğa yeniden yer alınca önünde bağladığı kollarından sonra sağ omzuna düşürdü başını. "Çok yakında bir arada olacağız Kızıl Güzeli. Her neredeysen iyi kalmaya devam et."
Ve usulca kapandı bal rengi gözleri. Dakikalar içinde iyice uykuya düşmesiyle gevşedi bedeni.
Oğlu uyusun diye çok fazla gece vazgeçmişti kendinden, o iyice doysun diye çok fazla vazgeçti herkesle yarıştığı yemekten. O gülsün diye çok fazla vazgeçti kendi dolgun kahkahalarından.
Ve çok daha fazla şeylerden...
Şimdi buradaydılar işte. Aynı çatı altında olmasalar da aynı gökyüzünü kaldırıyorlardı başlarını. Açelya yaşadığı müddetçe onlar için en önemli detay da buydu zaten. Zamanın iyileştirdiği yaralar kabuk tuttukça yapboz parçaları tamamlanacak ve yollar birbirlerine çıkacaktı.
Az daha zaman.
Bolca sabır.
Ve emin adımlar...
İhtiyaç duydukları bunlardı.
Sürekli başa sayan sayaçlar zamanı iyice ileriye taşıdığında, yerinde hafifçe oynayarak birkaç kez kırpıp araladığı gözleriyle hemen karşısına bakındı Ebyaz. Oğlunu uyuduğu konumda bulamayınca olduğu yerden aniden fırladığı sırada, sol tarafında gelmekte olan Mahz, hiç beklemediği ve hesaba katamadığı hareketle kocaman açtığı gözleriyle korkup geriye birkaç adım kaçındı. Kaldırdığı ellerini indirirken kendisine karışık ifadelerle bakınan babasını süzdü. "Ödüm koptu..." Midesi üzerine koydu elini. "Neye öyle zıpladın? Rüya falan mı gördün baba?"
"Ah..." dedi en sonunda Aras. Kendi dileğiyle uyanmamıştı ama yaşadığı telaş sebebiyle artık tamamen gitmişti uykusu. "Karşımda seni göremeyince..."
"Hee..." Güldü. "Eve bakınmıştım. Şimdi de pencereye gidiyordum. Trafik sesleri geliyor. İnsanlar işten dönüyor olmalı."
Aras'ın hâlâ daha endişesinin gölgesinde saklanan ifadesi, duyduğu sözlerle buz gibi eridi usulca. Biraz evvel duyduğu sözleri, kendisi öğretmemişti. Bu da demek oluyor ki, Labezerin'in öze dokunuşu ciddi anlamda başarıyla sonuç vermişti. "Evet," dedi hiç çaktırmadan. Daha önce neyi bilip, neyi bilmediğini ona söylerse kafa karışıklığı oluşturabilirdi belki, bu yüzden sadece kendisi farketse yeterdi. "Bu saatler mesai değişimi, okul çıkışı vesaire oluyor. Karışık düzen, hiçbir zaman anlamaya çalışmadım."
"Bizi fazla ilgilendirmiyor zaten," cevabını ileriye sürdü Mahz. Üzerine yeniden giydiği kıyafetinin eteklerini tutarak bedenine serinlik verdiği sırada daha önce söylediği yere gitti. Serin havaya kucak verecek pencereyi açtığında, "Hep bu kadar sıcak mıydı?" diye sormadan edemedi hissettiği yangınla. Daha önce böylesini taşımamıştı derisi.
"Sanmıyorum," dedi Ebyaz. "Benden parça taşıyorsun, tenindeki bu ateş parçası zaman zaman yükselişler yapabiliyor."
"Bir nedeni var mı?"
Omuz silkip, yeniden oturdu koltuğa. "Anına göre değişir. Hangi duygunda nasıl olduğun sana bağlı. Şu an nasıl hissediyorsun?"
Hiç düşünmeden cevap verdi o an. "Huzurlu."
Tenindeki yangına rağmen serin bir okyanus tarafından kucaklandığını hissediyordu. Cevaptan aldığı enerji kendisini de huzura teslim ettiğinde, yüz tuvaline gamze olan bir fırça darbesi kondu. "Huzurlu olduğunda, sıcaklığı fazlaca hissediyorsun. Bunu aklında tut."
"Tamam." Düz hizada bastırdığı dudaklarıyla bir kez eğdi başını. Babasının öğretmen yanı her zaman onlarla beraberdi, bu da Mahz için çok özel ve güzeldi. Şehrin yaygarasına doğru, fazla açık olmasa da kısmi manzaraya sahiplik eden pencereye döndü. Pervaza yasladığı elini birkaç dakika sonra kaldırıp, esen rüzgara uzattı. Saniyeler içinde tarifsiz bir duyguyla doldu içi. Boşlukta dolanan bir itiş sonucu oluşan rüzgarlar ne de güzel yön alıyordu böyle. Parmaklarına sarıldıklarını hissedebiliyordu. Biraz daha yaklaşıp, diğer elini de uzattı. Görülmeyen bir şeyle oynar gibi havada dans eden elleri, yüzündeki güzel bir tebessümün sanatçısı oldu. Yanan tenine rağmen dokunduğu bu görünmez serinlik dalgası, hiç olmayacak kadar rahatlatıyordu.
Ne yaptığını izleyen Aras, hem güldü hem de merak içine düştü. İlgisini de çekmişti. Güzel bir his olmalıydı yangın yeri diye hitap ettiği tenine iyi gelen bir şeyle raks etmek.
Tam o saniyelerde küçük bir gürültü hakim oldu mekana. Mahz, yumuşak bakışlarını anında bozup, şaşkın bakışlarıyla tuttu karnını. Şu ana kadar yemeğe ihtiyaç duyduğumu anlamamıştı bile. "Acıkmışım." Kahkaha attı Aras. Sesten ziyade, söylenilen söz fazlaca eğlendirmişti onu. Arkasına döndüğünde, "Baba, dolapta yiyecek var mı?" diye sordu hemen. İki yana, olumsuza sallanan kafa işaretinden aldığı cevaptan sonra omuzlarını düşürdü. "Ne zaman olur?"
"Gidip, alışveriş yaptığımızda."
Birkaç kez kırptı göz kapaklarını. "Sen ciddi misin?" Heyecanlandı kalbi. İnsanlar içine çıkacaklarını söyleniyordu. Dünyanın gök perdesi altına bizzat çıkacaklar, diğer insanlar gibi dolaşacaklar ve alışverişi bizzat elden yapacaklardı!
"Evet," diye yanıt aldı yıldız dolu bakışlar. "Üzerine farklı bir şey giy. Tamamen kendi istediğin bir tarza bürün."
Bu da bir ilkti Mahz için. Nerede tam olarak ne giymesi gerektiğine daha önce kendisi karar vermemiş ve bunu sorgulamamıştı da. Şimdi ise gerçek bir birey gibi fikirleri ve zevki sahne alabilirdi. Önceden öğrendiğini getirdi aklına. İste, gücüne ulaş ve emret. Bir süre için kapattı gözlerini. Nasıl görünmek istediğine karar verdiği an sıradan fânilerin günlük yaşamına da ters kaçmayacak bir kombinde olduğunu hayal edip, gücüne emretti. Biraz serin biraz da gıdıklayıcı hisle süpürülen teninden hemen sonra gözlerini açarak kendine bakındığı ilk an, "Baba yaptım!" diye yüksek sesle konuştuğu sırada heyecan içinde sertçe yutkundu.
"Tabii ki yapacaksın," şeklinde kıvrıldı Aras'ın dudakları. "Sen, benim oğlumsun." Aynı şekil gülümsedi genç. "Yakışmış," diye yeniden sesini duyurduğunda, "Ne kadar yakışıklı bir oğlansın. Babana mı benzedin?" diye sonlandırdı sözlerini.
Mahz, üst üste duyduğu sözlerden sonra dolgun bir kahkaha bıraktı dışarıya. Sözler onu öylesine eğlendiriyordu ki, bunu her yaptığı sırada başkalarının olmasını ve onların da tepkilerini görmeyi iple çekiyordu artık. Daha evvel birkaç kez, meleklerin ve Özge adındaki arkadaşlarının, Aras'ın bu davranışına maruz kalmaktan ötürü yakındığının hikayesini duysa da üstün körü anlatılandan ziyade bizzat şahit olmak daha güzel olacaktı.
"Nereye gideceğiz?"
Pencere tarafına kaçamak bir bakış yolladı Melez. "Yakınlarda market tarzı bir yer görmüştüm. Sanırım mahallenin işletmesi. Oraya gideriz."
"Para?"
Cebine attığı elini çıkardı. "Kıyafeti bedenine geçirebiliyorsun ama parayı mu soruyorsun?" Çıt sesleri bıraktığı sırada iki yana salladı başını. "Doğru, sen de haklısın. Sonuçta annenden de gen aldın." Çıkışa doğru yol aldıklarında, cebine sıkıştırdı anahtarları. "Bu söylediğimi annen duymasın."
"Söz vermeyeceğim." Omuz silkip, Aras'ınkiler gibi kıvrıldı dudakları.
Dışarıya çıkmadan evvel adımlarını durdurup, ona doğru bakındığında, "Seni kendime yanlışlıkla fazla mı benzettim ben?" diye sordu. Sözlerin yerini sıcak kıkırdamalar yeniden aldığında nihayetinde ayrıldılar evden. Kilitledikleri kapıdan sonra cebine attığı anahtardan sonra beton yola kadar yürüdüler. Birkaç kuşun sesi vardı semada. Gökyüzünde, bulutlar ardında yer alan uçağın uğultusu da onlara eşlik ediyordu. Marketi gördüğü yere doğru rota çizildiğinde, Aras'ın temkinli izlenimlerine oranla çok daha sakin ve mutluydu Mahz'ın bakışları. Şu an için böylesi de daha iyiydi.
Yol boyu rastladığı her şeyi zihninde iyice not ederek ilerleyen genç, uzak bir köşede gördüğü köpekle gülümseyerek eğdi başını. Annesinin Tüylü adındaki köpeği aklına geldiğinde, Melis adındaki teyzesini de düşünmeye başladı aniden. O nasıl bir görünüme sahipti acaba?
Nihayetinde bir yerden içeriye girdiklerinde, raf raf dizili ve her yanı paketli yiyecekler girdi görüş açısına. Ufaktan duyulan bir melodi, tepeden gelen aydınlatma, bu yeri oldukça ilgi çekici kılıyordu. "Hoş geldiniz," dedi bu sırada hoş bir ses tınısı. Mekandaki tüm bakışlarını toplayıp, sesin sahibine döndüklerinde masa başındaki genç bir kızın, kendilerine gülümsediğini gördü.
"Hoş bulduk," dedi Aras. Kenardan aldığı bir market arabasıyla rafların arasına ilerlediğinde, kıza bir tebessüm yollayıp, hızla arkasından yol aldı Mahz. Yanaklarının ve kulakalarının kızardığını hissediyordu anlamsızca. İlk defa tanımadığı fâni bir insanla iletişime geçmişlerdi. Daha da doğrusu babası geçmişti.
Kendisi de geçmek istiyordu. Çekinik ve sessiz olmak istemiyordu. "Baba," diye çağırdı kıyafetinin eteğini tuttuğunda.
Aras, aniden ona döndüğünde tedbirle bakındı çevresine. "Baba değil."
"Ne demek baba değil?"
"Aramızda on küsür yaş var gibi gözüküyoruz, insanlar aleminde bizim baba, oğul olmamız biyolojik olarak imkansız. Detaylı şekilde sonra anlatacağım, şimdilik ağabey de."
Düşünceli ifadesiyle onay verdi beden diliyle. "Anladım, merak etme." Derin bir nefesle raflardaki şeylere bakındı. "Ben de sohbet etmek istiyorum."
"Ne? Kasiyer kızla mı?"
"Evet." Gülümsedi. "İlk defa normal bir insanla karşı karşıyayız. Yani buraya gelirken yolda yürüyenleri saymazsak, he bir de arabayla geçenleri. Etkileşim sağlamak istiyorum, fâni alemine daha da bağdaşmak istiyorum."
Merakla dinledikten sonra hoş bir tebessümle okşadı gencin saçlarını. "Nasıl istersen Giray Arıkan."
"Giray ne?"
"Arıkan. Aras Arıkan." Olduğu yerde eğilip, iki eline aldığı paketler arasında tercih yapar gibi bakındı. "Annenin soy adı Altay. Açelya Altay. AA. Ben de AA olmak istedim. Aklıma da bu geldi."
"Ben neden GA oldum?"
Güldü ve alttan yukarıya alaycı bir sırıtış gönderdi. "Bunu Erelim'e sormak ister misin?"
Gerçek olmayan bir tebessüm çizildi yüzüne. İsmi bile çekinip, gerilmesini sağlamıştı. Bir de karşısına geçip bunu soramazdı elbette. "Farklılık iyidir. GA güzel."
Kıkırdayıp, ayağa kalktı Ebyaz. Tercih yapmak için bakındığı her iki paketi de arabanın içine atınca, "İstersen gidip konuş," dedi. "Ya da ödeme işini sen yap, zemini kur. Daha sonra gelir, durumu ilerletirsin?"
"İkinci seçenek..." Yanaklarını saniyelik şişiren hızlı bir nefes alıp, verdi. Evet, çekingen olmak istemiyordu ama durduk yere birinin yanına gidip ani sohbet edebilecek kadar cesur da değildi.
Dakikalarca süren market dolaşması sırasında, aklına gelen her anlatılanı bulundukları yerde hayal etti. Annesinin almak istediği şeyin yerini unutması, Uriel'in bulup getirmesinden tüm olaylar bittikten sonra market içinde annesinin market arabasından gezdirilmesine kadar. Ferda ile babasının market içinde hızlı alışveriş yapma yarışında bile gezdikleri her yeri o andaymış gibi düşündü. Ne kadar eğlenceli olduğunu zorlanmadan tahmin edebiliyordu.
Aldıkları kahve paketlerini de arabaya atan Aras, en sonunda Giray'a bıraktı her şeyi. Kendi cebinden çıkardığı paraları, gencin üzerindeki ilk dört düğmesi açık gömleğin cebine koyduğunda, göz kırpıp geriye çekildi.
Kasaya geldiklerinde, ödeme hesabından geçmesi üzerine tek tek masanın üzerine koydu her şeyi. Genç kız, çehresindeki samimi tebessümü eşliğinde görevini yaptığı sırada, "Sizi ilk defa görüyorum," diye ani bir sohbet başlattı.
Fırsatı anında yakalayan Aras, hemen Giray'a bakınıp, bir cevap vermesi için işaret yolladı. Genç, aralık dudaklarını kapatmadan önce, sakin kalmak isterken daha da heyecanlanmasına yol açan babasından kaçırdı gözlerini. "Evet, buraya yeni taşındık."
"Aaa..." Kendisine bakındığında göz göze geldiler anlık olarak. "Umarım burayı seversiniz. Genelde mesai işi çalışan memurlar olduğundan sessiz bir yer. Fakat bazı günlerde gerçekten çok gürültülü de olabiliyor."
"Bu hiç sorun değil," dedi Mahz. "İnsanlarla iç içe olmak güzel."
Dudak büzdü kız. "Bu kişiden kişiye değişir, kafa dengin birisi varsa güzeldir ama ortamın enerjisini düşüren kişiler, kelimenin tam anlamıyla neşe celladı."
Başını usulca sallayıp, son sözü kendi kendine tekrar etti Aras. Neşe Celladı. Bu tabiri sevmişti.
"Haklısın." Arabayla işi bittiğinde babasına doğru ilerletip, kızın en başta kenara koyduğu poşetlerden birisini alıp, içini doldurmaya başladı.
Ortam aniden sessizleştiğinde, arkadaki işi halledip, poşetleme bahanesiyle Giray'ın yanına gelen Aras, kızın kendilerine bakmadığına emin olduktan hemen sonra kolunu dürttüğü gencin kendisine bakmasını sağladıktan sonra dudak hareketleriyle konuştu. "Adını sor."
Aynı şekilde karşılık geldi hemen. "Neden?"
Aniden anlamsız bir yüz ifadesiyle kaşlarını çatıp, "Sor işte," diye kızı işaret etti kaşlarıyla.
"570 tl 50 kuruş."
Hemen önüne döndü genç. Poşetlemeyi bırakıp, cebindeki paraları hesap ederek uzattıktan sonra, kasa işlerine yönelen kızın çehresinde gezdirdi gözlerini. Koyu renk saçlarını bir kalemle topuz yapmıştı. Şaşırmadan edemese de çok da hoş gözüküyordu. "Adın ne?" diye sordu en sonunda. Ama öylesine ani olmuştu ki bu, rahatsız edici olmasından çekinmeden de edemedi. "Yani öğrenmemin bir mahsuru yoksa," diye ekledi hemen. "Burada tanıdığım kimse yok, arkadaş edinmek güzel olurdu."
Kız, korktuğunun aksine güzel bir tebessümle baktı ona. Kasada bitirdiği işlerinden sonra para üzerini Giray'ın avucuna bıraktığı sırada, "Turna," diye cevapladı. "Elbette, arkadaş edinmek her zaman güzeldir." Eli, bu kez selamlaşmak için uzandığında, "Senin adın ne?" diye sordu.
Paraları pantolonunun cebine sokuşturup, uzatılan eli tuttu hemen. "Giray."
"Giray... Ne kadar hoş bir adın var."
"Teşekkür ederim. Karşılıklı övgü amacında değilim ama seninki de çok güzel."
Gülümsedi Turna. "Teşekkür ederim."
"Rica ederim." Birkaç adım geriye çekildikten sonra, iyi günler dileklerinde bulunup, döndü arkasını. Aras, poşetlerin birkaçını ona uzattıktan sonra hemen yanında yer aldığında ayrıldılar oradan.
Dışarıya çıktıkları ilk an başını gökyüzüne kaldırdı Mahz. Ve hemen ardından Ebyaz. Adımları sessizlikle ilerlemeye devam ettiği her anda içten içe oğlu için sevindi. Bu kadar iyi sohbet başlangıcı yapacağını düşünmemişti. Çok da iyi değildi elbette fakat çekingen birisi için son derece güzeldi. Onu, tamamen normal bir fâni yaşamı içinde görmenin bu kadar güzel olacağını tahmin edemezdi.
Bu, aslında başka önemli bir adımdı. Beşeri özü fazlasıya iyi besleniyordu ve en güzel olanı ise Mahz, onu nasıl besleyeceğini de iyi biliyordu.
Artık günden güne hatta dakikadan dakikaya çok daha yaklaşıyorlardı arzularına. Belki kendisi için daha zor günler vardı ama kendisinden çok düşündüğü masum ruh için, zor günler arkada kalıyordu.

